İçeriğe geç

Ders 13.7 · Seviye 2 · Arapça 2: Sarf ve Nahiv

Mecrûrlar

1.890 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta besmeleyi düşündün: "بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ". Bu cümlede bir fiil olmadığını fark ettin. Başındaki بِ harfini "ile" anlamında düşündüğünde, "Allah'ın adıyla" ne yapıldığı sorusu cevapsız kalıyordu. Söylenmemiş bir fiil ya da isim takdir etmen gerekseydi hangi kelimeyi takdir edeceğini yazdın; belki "başlarım", belki "okurum", belki de "başlangıcım" gibi bir kelime önerdin. Farkında olmadan, nahivcilerin yüzyıllardır tartıştığı bir soruyu yeniden sordun: bir câr-mecrûr cümlede neye bağlanır? Ders 13.5'te "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" cümlesinin haberinin gizli bir kelimeye bağlandığını söylemiş, bu meseleyi bu derse bırakmıştık. Bu ders, i'rab hâllerinin sonuncusunu, cer hâlini işliyor ve Modül 13'ün nahiv bölümünü tamamlıyor. Önce bir ismi mecrûr yapan iki yolu, yani harf-i ceri ve izafeti göreceksin. Sonra en sık kullanılan harf-i cerlerin, bâ, min ve lâmın anlamlarını Kur'an örnekleriyle tanıyacak, izafetin lafzî ve mânevî türlerini ayıracaksın. Ardından şibh-i cümlenin neye müteallak olduğu sorusuna geçecek, son olarak dört tâbiyi toplu olarak tekrar edeceksin.

Ana anlatım

Cerin iki yolu. Bir isim iki yoldan mecrûr olur. Birincisi, önüne bir harf-i cer gelmesidir: "فِي الْبَيْتِ" (evde) ifadesinde الْبَيْتِ, فِي harfinden dolayı mecrûrdur. İkincisi, bir tamlamanın ikinci öğesi olmasıdır: "كِتَابُ اللّٰهِ" (Allah'ın kitabı) ifadesinde اللّٰهِ, tamlanan (muzâfün ileyh) olduğu için mecrûrdur. Bunlara ek olarak, mecrûr bir kelimeye uyan tâbiler de mecrûr olur. Fâtiha'nın ilk ayeti bu üç durumu birlikte gösterir: لِلّٰهِ harf-i cerle, الْعَالَمِينَ izafetle, رَبِّ ise لِلّٰهِ'ye tâbi olarak mecrûrdur.

Harf-i cerler. Arapçada çok sayıda harf-i cer vardır; en sık kullanılanları şunlardır: بِ (ile, -de), مِنْ (-den), إِلَى (-e), عَنْ (-den, hakkında), عَلَى (üzerine), فِي (içinde), لِ (için, -e ait), كَ (gibi) ve حَتَّى (-e kadar). Bu harflerin her biri birden fazla anlam taşır ve hangi anlamda kullanıldığı bağlamdan anlaşılır. Harf-i cerlerin anlamları, fıkıh ve tefsirde hükme doğrudan etki edebildiği için usul kitaplarında da ayrıca incelenir. Aşağıda en sık kullanılan üç harfin başlıca anlamlarını göreceksin.

Bâ harfinin anlamları. بِ harfinin temel anlamı ilsâktır, yani bitişme, temas: bir fiilin nesnesine değmesi. Mâide 5/6'daki abdest ayetinde "وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ" (başlarınızı mesh edin) denir. Ders 10.2'de bu ayetin zannî unsurlarını incelerken mesh miktarı meselesini görmüştün; bu tartışmanın bir kısmı tam da buradaki بِ harfinin anlamı üzerinedir: bazı fakihler onu ilsâk için, bazıları başın bir kısmını ifade eden bir anlam için okumuştur. İkinci anlamı istiânedir, yani bir aletle yardım almak: "كَتَبْتُ بِالْقَلَمِ" (kalemle yazdım). Üçüncü anlamı musâhabedir, yani birliktelik: Hz. Nûh'a söylenen "اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا" (Bizden bir selametle in, Hûd 11/48) ifadesinde بِ, inişin selametle birlikte olduğunu bildirir. İsrâ 17/1'deki "أَسْرَى بِعَبْدِهِ" (kulunu gece yürüttü) ifadesinde ise بِ, nesnesiz bir fiili nesneli kılan ta'diye harfi olarak kullanılır; Ders 13.2'deki if'âl babının ta'diyesine benzer bir işlev görür.

Min harfinin anlamları. مِنْ harfinin temel anlamı ibtidâdır, yani başlangıç noktası: "مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى" (Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya, İsrâ 17/1). Aynı ayette إِلَى harfi de varış noktasını, yani intihâyı bildirir. İkinci anlamı teb'îzdir, yani bir bütünün bir kısmını göstermek: "وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ" (kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler, Bakara 2/3). Buradaki مِنْ, rızkın tamamının değil, bir kısmının infak edildiğini anlatır; müfessirler bu harften, infakta ölçülü olmanın bir işaretini de çıkarmıştır. Üçüncü anlamı beyândır, yani önceki kelimenin cinsini açıklamak: "فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ" (Pislikten, yani putlardan kaçının, Hac 22/30). Burada مِنْ, pisliğin bir kısmını değil, pisliğin ne olduğunu açıklar: kaçınılması gereken pislik putlardır.

Lâm harfinin anlamları. لِ harfinin temel anlamlarından biri mülktür, yani sahiplik: "لِلّٰهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ" (Göklerde olanlar Allah'ındır). İkincisi ihtisâstır, yani bir şeyin birine özgü olması: "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" ifadesindeki lâm, hamdin Allah'a ait ve O'na özgü olduğunu bildirir; hamd bir mülk gibi sahip olunan bir şey değildir, ama yalnız O'na yakışır. Üçüncüsü ta'lîldir, yani sebep ya da amaç bildirmek: "كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ" (İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır, İbrâhîm 14/1). Buradaki lâm, Kur'an'ın indirilme amacını bildirir; Ders 13.4'te muzariyi nasbeden edatlar arasında gördüğün أَنْ, bu lâmdan sonra takdir edilir ve fiili mansûb yapar.

Harflerin birbirinin yerine geçmesi. Harf-i cerlerin anlamları bazen beklenenden farklı görünür ve nahivciler bunu iki farklı yolla açıklamıştır. Hz. İsâ'nın havarilerine sorduğu "مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللّٰهِ" (Allah yolunda yardımcılarım kimdir, Âl-i İmrân 3/52) sorusunda إِلَى harfi alışılmış "-e doğru" anlamına tam uymaz. Kûfe nahivcilerine nispet edilen bir yaklaşıma göre burada bir harf başka bir harfin yerine geçmiştir: إِلَى, "ile birlikte" anlamındaki مَعَ yerine kullanılmıştır. Basra nahivcilerine nispet edilen yaklaşıma göre ise harf kendi anlamında kalır, ama önceki kelime, bu harfle kullanılan başka bir fiilin anlamını da içine alır; buna tazmin denir: "Allah'a yönelerek bana yardım edecekler kimdir?" Bu tartışma, bir harfin anlamını sözlükten okumakla yetinmenin yeterli olmadığını, cümlenin bütününe bakmak gerektiğini gösterir.

İzafet. İzafet, iki ismin birleşerek bir tamlama oluşturmasıdır. Birinci isme muzâf, ikinci isme muzâfün ileyh denir. Muzâfün ileyh her zaman mecrûrdur. Muzâf ise cümledeki görevine göre her i'rabı alabilir, ama iki şeyden soyulur: tenvinden ve başındaki el takısından. كِتَابٌ tek başına tenvinli gelir; tamlama olduğunda كِتَابُ اللّٰهِ olur ve tenvin düşer. Aynı şekilde الْكِتَابُ اللّٰهِ denmez; el takısı tamlamada kullanılmaz. Ders 13.4'te gördüğün tesniye ve cem'-i müzekker sâlimin sonundaki nûn da izafette düşer: Mâide 5/95'teki "ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ" (sizden iki adaletli kişi) ifadesinde ذَوَا kelimesi hem ikildir hem de tamlama olduğu için nûnsuz gelir.

Mânevî ve lafzî izafet. İzafet iki türlüdür. Mânevî izafet, muzâfa bir belirlilik ya da tahsis kazandırır ve anlamca üç harf-i cerden birini gizli olarak taşır. Lâm anlamında olanı sahiplik ya da özgülük bildirir: كِتَابُ اللّٰهِ, "Allah'a ait kitap". Min anlamında olanı cinsi bildirir: خَاتَمُ حَدِيدٍ, "demirden yüzük". Fî anlamında olanı zamanı ya da yeri bildirir: Sebe' 34/33'teki "بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ" ifadesi, "gecede ve gündüzde kurulan tuzak" anlamını taşır. Lafzî izafet ise bir ism-i fâil ya da benzeri bir sıfatın, kendi nesnesine tamlanmasıdır; bu izafet muzâfa belirlilik kazandırmaz, yalnızca söyleyişi hafifletir. Mâide 5/95'teki "هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ" (Kâbe'ye ulaşacak bir kurban) ifadesi bunun klasik örneğidir: بَالِغَ الْكَعْبَةِ tamlama biçimindedir, ama belirsiz bir isim olan هَدْيًا'ya sıfat olmuştur; bu da tamlamanın bir belirlilik kazandırmadığını, yani lafzî olduğunu gösterir.

Şibh-i cümle ve müteallak. Câr-mecrûr ve zarf, tek başına tam bir anlam taşımaz; "evde", "kalemle", "geceleyin" gibi ifadeler, bir fiile ya da fiil anlamı taşıyan bir kelimeye bağlanmadıkça eksik kalır. Bu yüzden onlara şibh-i cümle, yani cümle benzeri denir ve bağlandıkları kelimeye müteallak denir. "كَتَبْتُ بِالْقَلَمِ" cümlesinde بِالْقَلَمِ, كَتَبْتُ fiiline müteallaktır. Cümlede bağlanacak bir fiil ya da fiil benzeri kelime yoksa, nahivciler onu takdir eder. Ders 13.5'teki "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" cümlesinde لِلّٰهِ, "sabittir" ya da "vardır" anlamında gizli bir kelimeye müteallaktır ve bu gizli kelimeyle birlikte haber olur. Müteallakı bulmak, klasik i'rab kitaplarında her câr-mecrûr için sorulan temel sorudur; bir sonraki derste göreceğin gibi, i'rab tahlillerinde en sık yapılan hatalardan biri bu soruyu atlamaktır.

Besmelenin müteallakı. Hazırlıktaki sorunun cevabı da buradadır. Besmelede بِسْمِ ifadesinin bağlanacağı bir fiil ya da isim görünmez; bu yüzden takdir edilmesi gerekir ve nahivciler bu takdirde ayrılmıştır. Bir görüşe göre takdir edilen bir fiildir: "أَبْدَأُ" (başlarım). Bir başka görüşe göre takdir edilen bir isimdir: "اِبْتِدَائِي" (başlangıcım). Üçüncü bir görüş, takdir edilen fiilin, besmeleden sonra yapılan işe göre değiştiğini söyler: okumaya başlayan için "أَقْرَأُ" (okurum), yemeğe başlayan için "yerim" gibi. Bu görüşler, takdir edilen kelimenin besmeleden önce mi sonra mı düşünüleceği konusunda da ayrılır ve bu ayrılığın anlamda bir vurgu farkı doğurduğu ileri sürülmüştür. Uygulamada bu görüşleri kaynaklarından bulup karşılaştıracaksın. Buradaki asıl ders şudur: i'rabın bir sorusu, bir kelimenin söylenmemiş bağlantısını bile sorar ve bu soruya verilen cevap cümlenin anlamına bir renk katar.

Tâbiler. Dört tâbi, uydukları kelimenin i'rabını alır; bu yüzden merfû, mansûb ya da mecrûr olabilirler. Sıfat (na't), niteleyen kelimedir ve nitelediği isme i'rabda, belirlilikte, cinsiyette ve sayıda uyar: besmeledeki الرَّحْمٰنِ ve الرَّحِيمِ, اللّٰهِ lafzına sıfat olarak mecrûrdur. Atıf, bir bağlaçla bir önceki kelimeye bağlanan kelimedir: Fâtiha'daki "وَلَا الضَّالِّينَ" ifadesinde الضَّالِّينَ, önceki mecrûr kelimeye atfedilmiştir. Te'kîd, önceki kelimeyi pekiştiren kelimedir: "فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ" (Meleklerin hepsi topluca secde etti, Hicr 15/30) ayetinde كُلُّهُمْ ve أَجْمَعُونَ, fâile uyarak merfûdur. Bedel, önceki kelimenin yerine geçen ve onu açıklayan kelimedir: "اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ" ifadesinde ikinci صِرَاطَ, birincinin bedelidir ve onun gibi mansûbdur.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe "وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ" ayetini "kendilerine verdiğimizi infak ederler" diye çevirir. Hocası ona مِمَّا ifadesindeki مِنْ harfini gösterir ve bu harfin teb'îz, yani "bir kısmı" anlamında olduğunu açıklar. Talebe, ayetin rızkın tamamının değil bir kısmının infakından söz ettiğini ve tek bir harfin çeviride nasıl bir fark yarattığını fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Mâide 5/6'daki "إِلَى الْمَرَافِقِ" (dirseklere kadar) ifadesini inceler. إِلَى harfinin varış noktasını bildirdiğini, ama varış noktasının hükme dahil olup olmadığının fakihler arasında tartışıldığını hatırlarlar. Grup, Ders 10.2'de gördüğün zannî delâlet kavramının burada bir harf-i cerin anlamına bağlandığını ve harf-i cer bilgisinin fıkıh okurken neden gerekli olduğunu not eder.
  • Gerçek hayat: Yemeğe başlarken besmele çekersin ve bu dersi hatırlarsın. Söylemediğin ama kastettiğin fiilin "yerim" olduğunu, bu yüzden besmelenin her işte o işe özgü bir anlam kazandığını düşünürsün. Günde defalarca söylediğin bir cümlenin, nahivcilerin gözünde her seferinde farklı bir gizli fiille tamamlandığını fark edersin.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Besmelenin i'rabını yapan ve بِ harfinin neye müteallak olduğu hakkındaki görüşleri karşılaştıran kısa bir not yaz. Notun iki bölümü olsun. Birinci bölümde "بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ" cümlesindeki her kelimenin i'rabını yaz: بِ harfinin türü, اسْمِ kelimesinin neden mecrûr olduğu, اللّٰهِ lafzının izafetteki yeri ve الرَّحْمٰنِ ile الرَّحِيمِ kelimelerinin tâbi türü. İkinci bölümde üç takdiri karşılaştır: "أَبْدَأُ", "اِبْتِدَائِي" ve "أَقْرَأُ". Her takdir için, takdir edilen kelimenin fiil mi isim mi olduğunu, besmeleden önce mi sonra mı düşünüldüğünü ve bu tercihin anlama nasıl bir vurgu kattığını birer cümleyle yaz. Bu görüşleri bir tefsirin ya da bir i'rab kitabının besmele bahsinden kontrol et. Notun sonuna, üç takdirden hangisini daha ikna edici bulduğunu gerekçesiyle iki cümleyle ekle. Hedef: Bir câr-mecrûrun müteallakını sorabilmek, takdir edilen bir kelimenin anlama kattığı farkı görebilmek ve nahivciler arasındaki bir görüş ayrılığını gerekçeleriyle aktarabilmek.

Mini test

  1. Bir isim hangi iki yoldan mecrûr olur? Fâtiha'nın ilk ayetinden örnek ver.
  2. بِ harfinin ilsâk, istiâne ve musâhabe anlamlarını birer örnekle açıkla.
  3. مِنْ harfinin teb'îz ve beyân anlamları arasındaki fark nedir?
  4. Muzâf hangi iki şeyden soyulur? Lafzî izafet ile mânevî izafet arasındaki fark nedir?
  5. Müteallak nedir? "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" cümlesinde لِلّٰهِ neye müteallaktır?
Cevapları göster
  1. Bir harf-i cerden sonra gelerek ya da bir tamlamanın ikinci öğesi olarak. لِلّٰهِ harf-i cerle, الْعَالَمِينَ izafetle mecrûrdur.
  2. İlsâk bitişme, temas bildirir: "وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ". İstiâne alet bildirir: "كَتَبْتُ بِالْقَلَمِ". Musâhabe birliktelik bildirir: "اهْبِطْ بِسَلَامٍ".
  3. Teb'îz bir bütünün bir kısmını gösterir: "وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ". Beyân önceki kelimenin ne olduğunu açıklar: "الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ", yani pislik putlardır.
  4. Tenvinden ve el takısından soyulur. Mânevî izafet muzâfa belirlilik ya da tahsis kazandırır; lafzî izafet bir sıfatın nesnesine tamlanmasıdır ve belirlilik kazandırmaz, yalnız söyleyişi hafifletir (هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ).
  5. Müteallak, bir câr-mecrûrun ya da zarfın bağlandığı fiil ya da fiil benzeri kelimedir. "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" cümlesinde لِلّٰهِ, "sabittir" ya da "vardır" anlamında takdir edilen gizli bir kelimeye müteallaktır.

Özet

  • İsim, bir harf-i cerden sonra ya da bir tamlamanın ikinci öğesi olarak mecrûr olur; mecrûra uyan tâbiler de mecrûrdur.
  • Bâ ilsâk, istiâne ve musâhabe; min ibtidâ, teb'îz ve beyân; lâm mülk, ihtisâs ve ta'lîl bildirir; bu anlamlar fıkıh ve tefsirde hükme etki edebilir.
  • İzafette muzâfün ileyh mecrûrdur, muzâf tenvinden ve el takısından soyulur; mânevî izafet belirlilik kazandırır, lafzî izafet kazandırmaz.
  • Şibh-i cümle bir fiile ya da fiil benzerine müteallak olur; bu kelime yoksa takdir edilir, besmelenin müteallakı hakkında farklı takdirler vardır.
  • Sıfat, atıf, te'kîd ve bedel uydukları kelimenin i'rabını alır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 13.8'de modülün bütün bilgilerini bir Kur'an pasajı üzerinde birleştireceğiz: önce sarf tahlili, sonra nahiv tahlili, sonra anlam. Hazırlık: Asr suresini harekeli bir mushaftan oku. Surenin üç ayetindeki her kelime için iki şey yaz: kökü ve i'rab hâli hakkındaki tahminin. Emin olamadığın kelimeleri işaretle. Özellikle ikinci ayetteki إِنَّ ile üçüncü ayetteki إِلَّا kelimelerinin, önceki derslerde gördüğün hangi yapılara ait olduğunu düşün.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 13.7

Harf-i cer ile mecrûr isim, izafet (muzâf ve muzâfün ileyh) ve mecrûr tâbiler; harf-i cerlerin anlamları (bâ: ilsâk, istiâne, musâhabe; min: ibtidâ, teb'îz, beyân; lâm: mülk, ihtisâs, ta'lîl) işlenir. Lafzî ve mânevî izafet ayrımı, muzâfın tenvin ve lâm-ı ta'rîften soyulması, şibh-i cümlenin (câr-mecrûr ve zarf) neye müteallak olduğu sorusu üzerinde durulur. Tâbiler (na't, atf, te'kîd, bedel) toplu olarak tekrar edilir. Uygulama: Besmele'nin i'rabı ve "bi" harfinin neye müteallak olduğu hakkındaki görüşleri (takdir: "ebdeü", "ibtidâî", "ekraü") karşılaştıran kısa not.