Giriş
Hazırlıkta Müzzemmil suresinin 1–8. ayetlerini harekeli bir mushaftan okudun ve fethayla ya da iki üstün tenvinle biten kelimeleri buldun. Listen muhtemelen uzun oldu: اللَّيْلَ, قَلِيلًا, نِصْفَهُ, الْقُرْآنَ, تَرْتِيلًا, قَوْلًا, ثَقِيلًا, وَطْئًا, قِيلًا, سَبْحًا, طَوِيلًا ve تَبْتِيلًا. Özellikle 4. ayetteki "وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا" (Kur'an'ı tertil ile oku) ifadesine dikkat ettin: fiil رَتِّلْ, ardından gelen تَرْتِيلًا aynı kökten, aynı babdan bir masdar. Bir fiilin ardından kendi masdarının gelmesinin anlama ne katabileceğini tahmin ettin. Bu sure parçasında bu kadar çok mansûb kelime bulunması tesadüf değildir: Arapçada mansûb kelimelerin türleri, merfû ve mecrûr kelimelerinkinden çok daha fazladır. Ders 13.5'te merfû isimleri görmüştün; merfûlar cümlenin iskeletini kuruyordu. Bu derste göreceğin mansûblar ise çoğu zaman o iskelete eklenen ayrıntılardır: işin kime yapıldığı, nasıl, ne zaman, niçin yapıldığı, hangi durumda yapıldığı, neyin istisna edildiği ve kime seslenildiği. Her türü Kur'an örnekleriyle tanıyacak, özellikle hâl ile temyîzi ayırt etmeyi, istisnâ edatlarının hükümlerini ve münâdânın çeşitlerini göreceksin.
Ana anlatım
Mansûbların genel mantığı. Merfû isimler cümlenin temel unsurlarıyken, mansûb isimlerin çoğu cümleye ek bilgi katan tamamlayıcılardır; nahivciler bunlara fazla (fadla) unsurlar da der, çünkü cümle onlar olmadan da kurulabilir. Mansûb isimlerin bir grubu mef'ûl adını taşır ve fiilin etki alanını anlatır: mef'ûlün bih, mef'ûl-i mutlak, mef'ûlün leh, mef'ûlün fîh ve mef'ûlün maah. Öteki grup hâl, temyîz, müstesnâ ve münâdâdan oluşur. Bunlara ek olarak Ders 13.5'te gördüğün kâne'nin haberi, inne'nin ismi ve lâ-yı nefy-i cinsin ismi de mansûbdur.
Mef'ûlün bih. Mef'ûlün bih, fiilin etkisinin doğrudan üzerine düştüğü isimdir; Türkçedeki belirtili ya da belirtisiz nesneye karşılık gelir. Müzzemmil suresinin 4. ayetindeki "وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ" ifadesinde الْقُرْآنَ, رَتِّلْ fiilinin mef'ûlün bihidir. Bir fiil birden fazla mef'ûlün bih alabilir: Ders 13.2'de gördüğün "وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ" ifadesinde آدَمَ birinci, الْأَسْمَاءَ ikinci mef'ûldür. Mef'ûlün bih, vurgu için fiilden önce de gelebilir: Fâtiha'daki "إِيَّاكَ نَعْبُدُ" ifadesinde إِيَّاكَ öne alınmış bir mef'ûldür ve "yalnız sana" anlamındaki tahsis vurgusunu bu öne alma sağlar.
Mef'ûl-i mutlak. Mef'ûl-i mutlak, fiilin kendi masdarının, ya da onun anlamındaki bir masdarın, fiilden sonra mansûb olarak gelmesidir. Hazırlıktaki sorunun cevabı buradadır. Mef'ûl-i mutlak üç işlev görür. Birincisi te'kiddir, yani fiilin anlamını pekiştirmek: "وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسَى تَكْلِيمًا" (Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu, Nisâ 4/164). Buradaki تَكْلِيمًا, konuşmanın mecazî değil gerçek olduğunu vurgular; kelamcılar bu ayeti, Ders 11.6'da gördüğün kelâm sıfatı tartışmasında sık sık anmıştır. Müzzemmil'deki "وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا" ifadesi de bu türdendir: tertil emrini pekiştirir, "gereği gibi, hakkını vererek tertil et" anlamını katar. İkinci işlev nev'dir, yani işin türünü bildirmek: "فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ" (Onları güçlü ve her şeye gücü yeten birinin yakalayışıyla yakaladık, Kamer 54/42). Üçüncü işlev adeddir, yani işin sayısını bildirmek: "فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً" (bir çarpışla birbirine çarpıldı, Hâkka 69/14). Ders 13.3'te gördüğün merre masdarının burada bir mef'ûl-i mutlak olarak kullanıldığına dikkat et.
Mef'ûlün leh. Mef'ûlün leh, işin niçin yapıldığını, yani sebebini ya da amacını bildiren mansûb masdardır. "يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ" (Yıldırımlardan dolayı ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar, Bakara 2/19) ayetinde حَذَرَ الْمَوْتِ, parmakların kulaklara tıkanmasının sebebini bildirir: ölümden sakınmak için. Mef'ûlün leh çoğunlukla bir kalp hâlini, bir duyguyu ya da bir niyeti bildiren masdardır.
Mef'ûlün fîh. Mef'ûlün fîh, işin zamanını ya da yerini bildiren mansûb isimdir; nahivciler buna zarf da der. Müzzemmil'in 2. ayetindeki "قُمِ اللَّيْلَ" (geceleyin kalk) ifadesinde اللَّيْلَ, kalkmanın zamanını bildiren bir zarftır; "gecede" anlamını bir harf-i cer olmadan, yalnızca nasb hâliyle taşır. Türkçede "gece kalk" dediğimizde "gece" kelimesinin ek almadan zaman bildirmesine benzer. Yer bildiren zarflara örnek olarak أَمَامَ (önünde), خَلْفَ (arkasında), فَوْقَ (üstünde) ve تَحْتَ (altında) sayılabilir.
Mef'ûlün maah. Mef'ûlün maah, "ile birlikte" anlamındaki bir vavdan sonra gelen ve işin kiminle ya da neyle birlikte yapıldığını bildiren mansûb isimdir. Nahiv kitaplarının klasik örneği "سِرْتُ وَالنِّيلَ" (Nil ile birlikte yürüdüm) cümlesidir: burada vav bir atıf vavı değildir, çünkü Nil yürümez; "ile birlikte" anlamı taşır ve ardından gelen isim mansûb olur. Bu tür Kur'an'da seyrektir ve geçtiği yerler çoğu zaman farklı i'rab görüşlerine açıktır.
Hâl. Hâl, işin yapıldığı sırada fâilin ya da mef'ûlün hangi durumda olduğunu bildiren mansûb isimdir; "nasıl?" ya da "hangi hâlde?" sorusunun cevabıdır. Hz. Mûsâ'nın Mısır'dan çıkışı anlatılırken "فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ" (Oradan korka korka, etrafı gözeterek çıktı, Kasas 28/21) denir. Burada خَائِفًا, Hz. Mûsâ'nın çıkış anındaki hâlini bildirir. Hâlin temel özellikleri şunlardır: çoğunlukla belirsizdir, çoğunlukla bir ism-i fâil ya da sıfat gibi türemiş bir kelimedir ve durumunu bildirdiği unsur, yani sâhibü'l-hâl, çoğunlukla belirlidir. Hâl, bir kelime yerine bir cümle de olabilir: aynı ayetteki يَتَرَقَّبُ fiili de ikinci bir hâl olarak i'rab edilir.
Temyîz. Temyîz, bir ifadedeki belirsizliği gidermek için gelen ve "neyi bakımından?" sorusuna cevap veren mansûb isimdir. Hz. Zekeriyyâ'nın duasında "وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا" (Baş ağarıklık bakımından tutuştu, yani saçım ağardı, Meryem 19/4) denir. "Baş tutuştu" ifadesi tek başına belirsizdir; شَيْبًا, tutuşmanın neyle, hangi bakımdan olduğunu açıklar. Temyîz sayılardan sonra da gelir: "on bir yıldız" gibi ifadelerde sayılan şeyin ne olduğunu bildiren kelime temyîzdir.
Hâl ile temyîzin farkı. Hâl ve temyîz, ikisi de çoğunlukla belirsiz ve mansûb olduğu için sık karıştırılır. Ayırt etmek için iki soru sorulabilir. Birincisi, kelime bir durumu mu bildiriyor, yoksa bir belirsizliği mi gideriyor? Hâl "nasıl?" sorusuna, temyîz "neyi bakımından?" sorusuna cevap verir. İkincisi, kelime türemiş mi, câmid mi? Hâl çoğunlukla bir ism-i fâil gibi türemiş bir kelimedir: خَائِفًا (korkan). Temyîz ise çoğunlukla câmid bir isimdir: شَيْبًا (ağarıklık). Müzzemmil'in 6. ayetindeki "أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا" ifadesi bu ayrımı sınamak için iyi bir örnektir: أَشَدُّ ve أَقْوَمُ, Ders 13.3'te gördüğün ism-i tafdîl kalıbındadır ve "daha etkili", "daha doğru" derken neyin bakımından olduğunu ardından gelen mansûb kelimeler açıklar. Uygulamada bu kelimelerin türünü kendin belirleyeceksin.
Müstesnâ ve istisnâ edatları. Müstesnâ, bir hükümden çıkarılan, istisna edilen isimdir. En yaygın istisnâ edatı إِلَّا'dır. Cümle olumlu ve istisna edilen şeyin çıkarıldığı bütün cümlede anılmışsa, müstesnâ mansûb olur: "فَشَرِبُوا مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ" (İçlerinden pek azı hariç, ondan içtiler, Bakara 2/249). Müzzemmil'in 2. ayetindeki "إِلَّا قَلِيلًا" ifadesi de bu türdendir. Ama cümle olumsuzsa ve istisna edilen şeyin çıkarıldığı bütün anılmamışsa, إِلَّا'dan sonraki kelime cümledeki asıl görevine göre i'rab alır: "وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ" (Muhammed ancak bir peygamberdir, Âl-i İmrân 3/144) ayetinde رَسُولٌ merfûdur, çünkü haber görevindedir. Bu ikinci türe müferrağ istisnâ denir. غَيْرُ ve سِوَى ile yapılan istisnada ise istisna edilen kelime bu edatlara tamlanan olarak mecrûr olur; غَيْرُ kelimesinin kendisi, إِلَّا'dan sonra gelecek kelimenin alacağı i'rabı alır.
Münâdâ. Münâdâ, kendisine seslenilen isimdir ve asıl hâli nasbdır. Ama münâdânın türüne göre i'rabı değişir. Tek kelimelik bir özel isim ya da belirli kılınmış bir isim ise dammeli olarak mebnî olur ve mahallen mansûb sayılır: "يَا نُوحُ" (Ey Nûh). Bir tamlamanın ilk öğesi ise açıkça mansûb olur: "رَبَّنَا" (Rabbimiz). Ders 13.4'ün hazırlığında sorduğun sorunun cevabı buradadır: Fâtiha'da mecrûr olan رَبِّ kelimesi, dualarda münâdâ olarak mansûb gelir ve bu dualarda seslenme edatı يَا çoğu zaman düşer. Kur'an'da sık geçen "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا" (Ey iman edenler) kalıbında ise münâdâ أَيُّ kelimesidir ve dammeli olarak mebnîdir; ardından gelen isim ona uyar.
Âmillerin mansûbları. Ders 13.5'te gördüğün üç yapı da mansûb bir unsur taşır ve bunlar mansûbların listesini tamamlar. Kâne ve kardeşlerinin haberi mansûbdur: "وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا" ifadesinde غَفُورًا. İnne ve kardeşlerinin ismi mansûbdur: "إِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ" ifadesinde اللّٰهَ. Lâ-yı nefy-i cinsin ismi de mansûbdur ve tekil olduğunda tenvinsiz bir fethayla gelir: "لَا رَيْبَ فِيهِ" (onda şüphe yoktur, Bakara 2/2) ifadesinde رَيْبَ. Bu üç yapıda mansûb unsuru belirleyen şey, kelimenin anlamı değil, başındaki âmildir. Bu yüzden bir cümlede fethalı bir kelime gördüğünde, önce önünde böyle bir âmil olup olmadığına bakmak, onu yukarıdaki mef'ûl türlerinden biri sanmaktan korur.
Mansûbu tespit etmenin yolu. Harekeli bir metinde mansûb bir kelimeyle karşılaştığında şu sırayı izleyebilirsin. Önce kelimenin başında kâne, inne ya da lâ gibi bir âmil olup olmadığına bak; varsa tür bellidir. Yoksa kelimenin fiile bağlı olup olmadığını sor: fiilin nesnesi mi, kendi masdarı mı, zamanı ya da yeri mi, sebebi mi? Bunların hiçbiri değilse, kelimenin bir durumu mu bildirdiğini (hâl), bir belirsizliği mi giderdiğini (temyîz), bir istisnadan mı sonra geldiğini (müstesnâ), yoksa bir seslenme mi olduğunu (münâdâ) sor. Bu sıra her durumu çözmez, ama tahmin yerine bir yöntemle ilerlemeni sağlar ve i'rab kitaplarının gerekçelerini okurken onların hangi soruyu sorduğunu anlamana yardım eder.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسَى تَكْلِيمًا" ayetindeki تَكْلِيمًا kelimesini gereksiz bir tekrar sanır. Hocası mef'ûl-i mutlakın te'kid işlevini anlatır ve bu kelimenin konuşmanın gerçek olduğunu vurguladığını, kelamcıların kelâm sıfatı tartışmasında bu ayeti neden sık andığını gösterir. Talebe, Arapçada tekrarın bir anlam taşıyabileceğini fark eder.
- Orta: Bir çalışma grubu, خَائِفًا (Kasas 28/21) ile شَيْبًا (Meryem 19/4) kelimelerini karşılaştırır. İkisinin de mansûb ve belirsiz olduğunu, ama birincisinin "nasıl çıktı?" sorusuna, ikincisinin "neyi bakımından tutuştu?" sorusuna cevap verdiğini tespit ederler. Birincisinin türemiş bir ism-i fâil, ikincisinin câmid bir isim olduğunu da görürler ve hâl ile temyîzi ayırt etmek için bu iki soruyu bir kontrol listesine yazarlar.
- Gerçek hayat: Bir duada "رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً" dendiğini duyarsın. رَبَّنَا kelimesinin bir tamlama olarak münâdâ olduğu için mansûb geldiğini, حَسَنَةً kelimesinin ise آتِ fiilinin ikinci mef'ûlü olduğunu çözersin. Her gün tekrarladığın bir duanın içinde iki ayrı mansûb türünü tanımış olursun.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Müzzemmil 73/1–8 ayetlerindeki mansûb kelimeleri türleriyle tespit et. Hazırlıkta bulduğun listeyi başlangıç noktası olarak kullan. Her kelime için bir satır aç ve şu sütunları doldur: kelime, ayet numarası, mansûb olduğunu gösteren alamet, mansûb türü (mef'ûlün bih, mef'ûl-i mutlak, mef'ûlün fîh, hâl, temyîz, müstesnâ, inne'nin ismi ya da başka bir tür) ve bu türü seçmenin gerekçesi. Şu kelimelere özellikle dikkat et: 2. ayetteki اللَّيْلَ ve قَلِيلًا, 3. ayetteki نِصْفَهُ, 6. ayetteki وَطْئًا ve قِيلًا, 7. ayetteki سَبْحًا ve 8. ayetteki تَبْتِيلًا. Son kelime için şunu da düşün: تَبْتِيلًا, önündeki تَبَتَّلْ fiiliyle aynı kökten ama aynı babdan değildir; bunun mef'ûl-i mutlak olmasına engel olup olmadığını bir cümleyle yaz. 1. ayetteki münâdânın i'rabını da ekle. Hedef: Mansûb isimlerin türlerini gerçek bir Kur'an metninde ayırt edebilmek, özellikle hâl ile temyîzi, mef'ûlün bih ile mef'ûl-i mutlakı ve zarfı gerekçeli olarak birbirinden ayırabilmek.
Mini test
- Mef'ûl-i mutlakın üç işlevi nedir? Her biri için bir Kur'an örneği ver.
- Mef'ûlün leh ile mef'ûlün fîh arasındaki fark nedir?
- Hâl ile temyîz nasıl ayırt edilir?
- إِلَّا'dan sonra gelen kelime hangi durumda mansûb olur, hangi durumda cümledeki görevine göre i'rab alır?
- "يَا نُوحُ" ile "رَبَّنَا" münâdâlarının i'rabı neden farklıdır?
Cevapları göster
- Te'kid: "وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسَى تَكْلِيمًا" (Nisâ 4/164). Nev': "فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ" (Kamer 54/42). Aded: "فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً" (Hâkka 69/14).
- Mef'ûlün leh işin niçin yapıldığını, sebebini ya da amacını bildirir (حَذَرَ الْمَوْتِ); mef'ûlün fîh işin zamanını ya da yerini bildirir (اللَّيْلَ).
- Hâl "nasıl, hangi hâlde?" sorusuna cevap verir ve çoğunlukla türemiş bir kelimedir (خَائِفًا); temyîz "neyi bakımından?" sorusuna cevap verir ve çoğunlukla câmid bir isimdir (شَيْبًا).
- Cümle olumlu ve istisna edilen şeyin çıkarıldığı bütün anılmışsa müstesnâ mansûb olur (إِلَّا قَلِيلًا). Cümle olumsuz ve bu bütün anılmamışsa, kelime cümledeki görevine göre i'rab alır (إِلَّا رَسُولٌ).
- يَا نُوحُ tek kelimelik bir özel isim olduğu için dammeli olarak mebnîdir ve mahallen mansûbdur; رَبَّنَا bir tamlamanın ilk öğesi olduğu için açıkça mansûbdur.
Özet
- Mansûbların çoğu cümleye ek bilgi katan tamamlayıcılardır: işin kime, nasıl, ne zaman, niçin, kiminle, hangi durumda yapıldığını anlatır.
- Mef'ûlün bih nesne, mef'ûl-i mutlak fiilin kendi masdarı (te'kid, nev', aded), mef'ûlün leh sebep, mef'ûlün fîh zaman ve yer, mef'ûlün maah birliktelik bildirir.
- Hâl bir durumu, temyîz bir belirsizliğin giderilmesini bildirir; ikisi türemiş ve câmid oluşlarıyla da ayrılır.
- إِلَّا'dan sonra müstesnâ ya mansûb olur ya da cümledeki görevine göre i'rab alır; غَيْرُ ve سِوَى'dan sonra müstesnâ mecrûrdur.
- Münâdâ tek kelimelik belirli isimlerde dammeli mebnî, tamlamalarda açıkça mansûbdur.
Sonraki derse hazırlık
Ders 13.7'de mecrûr isimleri işleyeceğiz: harf-i cerleri ve anlamlarını, izafeti ve bir câr-mecrûrun cümlede neye bağlandığı sorusunu göreceksin. Hazırlık: Besmeleyi, "بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ" cümlesini düşün. Bu cümlede bir fiil olmadığını fark et. Başındaki بِ harfinin "ile" anlamında olduğunu düşünürsek, "Allah'ın adıyla" ne yapılıyor? Söylenmemiş bir fiil ya da isim takdir etmen gerekse, hangi kelimeyi takdir ederdin? Aklına gelen iki farklı takdiri yaz.