İçeriğe geç

Ders 13.5 · Seviye 2 · Arapça 2: Sarf ve Nahiv

Merfûlar

1.878 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta İhlâs suresini harekeli bir mushaftan okudun ve dammeyle biten kelimeleri listeledin: أَحَدٌ, اللّٰهُ, الصَّمَدُ ve son ayetteki أَحَدٌ. Her birinin cümlede bir şeyin kendisini mi, yoksa onun hakkında söyleneni mi bildirdiğini tahmin ettin. Son ayete bakarken de dammeyle bitmeyen bir kelime buldun: كُفُوًا. Bu kelimenin neden fethalı olduğunu düşündün. Ders 13.4'te i'rabın dört hâlini ve alametlerini öğrenmiştin; merfû kelimenin dammeyle ya da onun yerine geçen bir alametle geldiğini biliyorsun. Ama bir kelimenin neden merfû olduğunu, yani cümlede hangi görevi üstlendiği için ref aldığını henüz sistemli olarak görmedin. Bu ders o sistemi kuruyor. Merfû isimlerin bütün türlerini göreceksin: fiil cümlesinde fâil ve nâib-i fâil; isim cümlesinde mübteda ve haber; kâne ve kardeşlerinin ismi; inne ve kardeşlerinin haberi; ve bunlara uyan merfû tâbiler. Her türü Kur'an örnekleriyle tanıyacak, fiil ile fâil arasındaki uyum kurallarını, meçhul fiil ile nâib-i fâil ilişkisini ve mübteda ile haberin yer değiştirmesini göreceksin.

Ana anlatım

İki cümle türü. Arapçada cümleler, ilk kelimelerine göre ikiye ayrılır. Bir fiille başlayan cümleye fiil cümlesi (cümle-i fi'liyye), bir isimle başlayan cümleye isim cümlesi (cümle-i ismiyye) denir. Ders 7.4 ve 7.5'te bu iki türü basit örneklerle tanımıştın. Merfû isimlerin büyük kısmı bu iki cümle türünün temel unsurlarıdır: fiil cümlesinin öznesi, isim cümlesinin öznesi ve yüklemi. Bu yüzden bir cümlede merfû kelimeleri bulmak, çoğu zaman o cümlenin iskeletini bulmak demektir.

Fâil. Fâil, fiil cümlesinde işi yapan ya da fiilin kendisine nispet edildiği isimdir ve her zaman merfûdur. Âyetü'l-kürsîde "لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ" (O'nu ne uyuklama tutar ne uyku, Bakara 2/255) ifadesinde سِنَةٌ, تَأْخُذُ fiilinin fâilidir ve dammelidir; نَوْمٌ ona atfedilmiştir. Aynı ayette "وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ" (Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır) cümlesinde كُرْسِيُّ fâildir; السَّمَاوَاتِ ise nesnedir ve Ders 13.4'te gördüğün gibi cem'-i müennes olduğu için nasb hâlini kesreyle gösterir. "وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا" (onları korumak O'na ağır gelmez) ifadesinde de حِفْظُ fâildir.

Fâilin yeri. Arapçada fâil, fiilden sonra gelir. Bir isim fiilden önce gelirse artık fâil değil, mübteda sayılır ve cümle bir isim cümlesine dönüşür. "قَالَ الرَّجُلُ" (adam dedi) bir fiil cümlesidir ve الرَّجُلُ fâildir; "الرَّجُلُ قَالَ" ise bir isim cümlesidir, الرَّجُلُ mübtedadır ve قَالَ, içindeki gizli zamirle birlikte, haber olan bir fiil cümlesidir. Anlam benzer görünse de vurgu değişir: ikinci cümle adamı öne çıkarır.

Fiil ile fâil uyumu. Fiil, fâiliyle cinsiyette uyar: fâil dişilse fiil çoğu zaman dişil ت alır. Ama sayıda uyum farklıdır: fiil, fâilinden önce geldiğinde, fâil ikil ya da çoğul olsa bile tekil kalır. Hucurât 49/14 bu iki kuralı birlikte gösterir: "قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا" (Bedeviler "İnandık" dediler). Fâil الْأَعْرَابُ çoğuldur, ama fiil tekildir: قَالُوا değil, قَالَتْ. Fiilin dişil ت alması ise fâilin kırık çoğul, yani cem'-i teksîr olmasından kaynaklanır; bu tür çoğullarda fiil hem müzekker hem müennes gelebilir. Nitekim Yûsuf 12/30'da kadınlardan söz edilirken fiil müzekker gelir: "وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ" (Şehirde bir takım kadınlar dedi). Aynı ayet grubunda, anlam dişil olduğu hâlde fiilin müzekker gelmesi, uyum kurallarının kelimenin dil bilgisel yapısına bakarak işlediğini gösterir.

Meçhul fiil ve nâib-i fâil. Arapçada fiilin failini söylemeden işin kendisini öne çıkarmak için meçhul fiil kullanılır. Meçhul fiilde fâil düşer ve onun yerine, normalde nesne olan isim geçer; buna nâib-i fâil, yani fâilin vekili denir ve o da merfûdur. Mazi meçhul fiilin ilk harfi dammeli, sondan bir önceki harfi kesrelidir: كَتَبَ (yazdı) fiilinden كُتِبَ (yazıldı). Kur'an'da orucun farz kılınışı bu yapıyla anlatılır: "كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ" (Oruç size farz kılındı, Bakara 2/183). Burada الصِّيَامُ nâib-i fâildir ve merfûdur. Ayette farz kılanın açıkça söylenmemesi, dikkati hükmün kendisine yöneltir; meçhul yapının bu vurgu işlevi, Kur'an'da sık karşılaşılan bir üsluptur.

Mübteda ve haber. İsim cümlesinin iki temel unsuru mübteda ve haberdir. Mübteda, hakkında bir şey söylenen isimdir; haber, onun hakkında söylenendir. İkisi de merfûdur. Mübtedanın asıl yapısı belirli (marife) olmasıdır; haber ise çoğunlukla belirsizdir. İhlâs suresindeki "اللّٰهُ الصَّمَدُ" (Allah Samed'dir) cümlesinde اللّٰهُ mübteda, الصَّمَدُ haberdir. Hazırlıktaki ilk sorunun cevabı budur: mübteda bir şeyin kendisini, haber ise onun hakkında söyleneni bildirir. İhlâs'ın ilk ayetindeki "هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ" ifadesi ise nahivciler arasında farklı biçimlerde i'rab edilmiştir: bir görüşe göre هُوَ bir mübtedadır ve اللّٰهُ أَحَدٌ cümlesi onun haberidir; başka görüşlere göre ise اللّٰهُ haber, أَحَدٌ ikinci bir haber ya da bedeldir. Bu ihtilaf, i'rabın bazen tek bir doğru cevabı olmayan, gerekçeli yorumlara açık bir tahlil olduğunu gösterir.

Haberin türleri. Haber tek bir kelime olabileceği gibi bir cümle ya da bir şibh-i cümle de olabilir. Haber bir cümle olduğunda, o cümle kendi içinde tamdır ve mübtedaya bir zamirle bağlanır. Âyetü'l-kürsînin başındaki "اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ" (Allah, O'ndan başka tanrı yoktur) ifadesinde اللّٰهُ mübtedadır ve "لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ" cümlesi onun haberidir; cümledeki هُوَ zamiri mübtedaya döner. Haber bir şibh-i cümle, yani bir câr-mecrûr ya da bir zarf da olabilir. Fâtiha'nın ilk ayetindeki "الْحَمْدُ لِلّٰهِ" cümlesinde الْحَمْدُ mübteda, لِلّٰهِ ise haberdir; nahivciler bu câr-mecrûrun, "sabittir" ya da "vardır" anlamında gizli bir kelimeye bağlandığını söyler. Bu bağlanma meselesine, yani şibh-i cümlenin neye müteallak olduğuna Ders 13.7'de döneceğiz.

Takdim ve tehir. Mübteda normalde haberden önce gelir, ama bazı durumlarda haber öne geçer. Bunun en yaygın durumu, haberin bir şibh-i cümle, mübtedanın ise belirsiz bir isim olmasıdır. Âyetü'l-kürsîde "لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ" (Göklerde ve yerde olan her şey O'nundur) cümlesinde لَهُ öne alınmış haber, مَا ise sonraya bırakılmış mübtedadır. Haberin öne alınması burada bir vurgu da taşır: göklerde ve yerde olanların sahibinin yalnızca O olduğu vurgulanır. Arap belâgati, takdim ve tehirin bu tür anlam inceliklerini ayrıca inceler; bu konuya Seviye 3'te, Modül 20'deki belâgat derslerinde döneceksin.

Kâne ve kardeşleri. Bazı fiiller, isim cümlesinin başına gelerek onun zamanını ya da durumunu değiştirir; bunlara nâkıs fiiller denir ve en bilineni كَانَ'dir. Kâne ve kardeşleri, isim cümlesinin mübtedasını merfû olarak bırakır, haberini ise mansûb yapar. Merfû kalan unsura kâne'nin ismi, mansûb olana kâne'nin haberi denir. "وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا" (Allah bağışlayandır, merhamet edendir, Nisâ 4/96) cümlesinde اللّٰهُ kâne'nin ismidir ve merfûdur; غَفُورًا ise haberdir ve mansûbdur. Hazırlıktaki ikinci sorunun cevabı da buradadır: İhlâs'ın son ayetindeki "وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ" (Hiçbir şey O'na denk değildir) ifadesinde يَكُنْ, kâne'nin muzarisidir; أَحَدٌ onun ismidir ve merfûdur; كُفُوًا ise haberidir ve bu yüzden mansûbdur. Haber burada ismin önüne geçmiştir. Kâne'nin kardeşleri arasında صَارَ (oldu), أَصْبَحَ (sabahladı, oldu), لَيْسَ (değildir) ve مَا زَالَ (hâlâ ...dir) gibi fiiller vardır.

İnne ve kardeşleri. Kâne'nin tersini yapan bir grup edat da vardır: إِنَّ ve kardeşleri. Bu edatlar isim cümlesinin başına gelerek mübtedayı mansûb yapar, haberi ise merfû bırakır. Mansûb olana inne'nin ismi, merfû kalana inne'nin haberi denir. Hucurât 49/14'ün sonundaki "إِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ" (Doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder) cümlesinde اللّٰهَ inne'nin ismidir ve mansûbdur; غَفُورٌ ise haberdir ve merfûdur. Bu cümleyi Nisâ 4/96'daki kâne cümlesiyle yan yana koyduğunda, aynı iki kelimenin, önlerindeki âmile göre i'rabının nasıl yer değiştirdiğini açıkça görürsün. İnne'nin kardeşleri arasında أَنَّ, لٰكِنَّ (ama), كَأَنَّ (sanki), لَيْتَ (keşke) ve لَعَلَّ (umulur ki) vardır.

Lâ-yı nefy-i cins. İnne'ye benzer biçimde çalışan bir edat daha vardır: bir cinsin tamamını olumsuzlayan لَا, yani lâ-yı nefy-i cins. Bu edat da ismini mansûb yapar, haberini merfû bırakır. Kelime-i tevhiddeki "لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ" ifadesinde إِلٰهَ bu edatın ismidir ve tenvinsiz bir fethayla gelir; haber ise söylenmemiş, takdir edilmiştir. Nahivciler bu haberi çoğunlukla "vardır" ya da "hak olarak vardır" anlamında bir kelimeyle takdir eder: hak ilah yoktur, ancak Allah vardır. Âyetü'l-kürsîdeki "لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ" ifadesi de aynı yapıdadır. Takdir edilen bir haberin bile merfû sayılması, i'rabın yalnız görünen kelimeleri değil, cümlenin bütün yapısını hesaba kattığını gösterir. Bu edatın ismini Ders 13.6'da mansûblar arasında yeniden göreceksin.

Merfû tâbiler. Bazı kelimeler, kendilerinden önceki bir kelimeye uyarak onun i'rabını alır; bunlara tâbi denir. Dört tâbi vardır: sıfat (na't), atıf (atf), pekiştirme (te'kîd) ve bedel. Uyduğu kelime merfûysa tâbi de merfû olur. Âyetü'l-kürsîde "وَلَا نَوْمٌ" ifadesindeki نَوْمٌ, fâil olan سِنَةٌ'ye atfedildiği için merfûdur. Ayetin sonundaki "وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ" (O yücedir, büyüktür) cümlesinde الْعَلِيُّ haberdir; الْعَظِيمُ ise nahivcilerin bir kısmına göre onun sıfatı, bir kısmına göre ikinci bir haberdir ve her iki durumda da merfûdur. Tâbileri Ders 13.7'de toplu olarak tekrar edeceğiz.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe "إِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ" cümlesinde اللّٰهَ kelimesinin neden fethalı olduğunu sorar; ona göre cümlenin öznesi olduğu için merfû olmalıydı. Hocası إِنَّ edatının isim cümlesinin mübtedasını mansûb yaptığını, haberi ise merfû bıraktığını anlatır. Talebe, özne olmanın her zaman ref demek olmadığını, i'rabın önce âmile bakılarak belirlendiğini fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Nisâ 4/96'daki "وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا" ile Hucurât 49/14'teki "إِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ" cümlelerini yan yana yazar. Birinci cümlede اللّٰهُ merfû, غَفُورًا mansûb; ikincisinde اللّٰهَ mansûb, غَفُورٌ merfû olduğunu tespit ederler. Grup, aynı kelimelerin i'rabının kâne ve inne âmillerine göre tam tersine döndüğünü ve bu iki grubun birbirinin aynası gibi çalıştığını not eder.
  • Gerçek hayat: Ramazan'da orucun farziyetini anlatan ayeti okurken "كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ" ifadesine dikkat edersin. كُتِبَ fiilinin meçhul olduğunu, الصِّيَامُ kelimesinin nâib-i fâil olarak merfû olduğunu çözersin. Ayette farz kılanın açıkça anılmamasının, dikkati hükmün kendisine, orucun farz oluşuna yönelttiğini fark eder ve her yıl okuduğun bir ayeti yeni bir gözle okursun.

Uygulama

Şimdi sıra sende: İhlâs suresini ve Bakara 2/255'in, yani Âyetü'l-kürsînin ilk yarısını, "وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ" ifadesine kadar, harekeli bir mushaftan al. Bu iki metindeki bütün merfû kelimeleri bul. Her kelime için bir satır aç ve şu sütunları doldur: kelime, merfû olduğunu gösteren alamet (damme, tenvin ya da başka bir alamet), merfû türü (fâil, nâib-i fâil, mübteda, haber, kâne'nin ismi, inne'nin haberi ya da tâbi) ve bu türü belirleyen âmil ya da yapı. Mebnî olup mahallen merfû olan kelimeleri, örneğin zamirleri, ayrı bir işaretle göster. İ'rabı nahivciler arasında tartışmalı olan kelimelerde, örneğin İhlâs'ın ilk ayetindeki هُوَ ve أَحَدٌ kelimelerinde, en az iki görüşü birer cümleyle yaz. Hedef: Merfû isimlerin bütün türlerini gerçek bir Kur'an metninde tespit edebilmek, her birinin âmilini gösterebilmek ve i'rabı tartışmalı olan kelimelerde farklı görüşleri gerekçeleriyle aktarabilmek.

Mini test

  1. Fiil cümlesi ile isim cümlesi arasındaki fark nedir? Bir ismin fâil mi mübteda mı olduğunu ne belirler?
  2. Fiil ile fâil arasındaki sayı uyumu kuralı nedir? Hucurât 49/14'ten örnek ver.
  3. Nâib-i fâil nedir? Bakara 2/183'ten örnek ver.
  4. Kâne ve inne gruplarının i'rab üzerindeki etkisi nasıl farklıdır?
  5. İhlâs'ın son ayetindeki كُفُوًا kelimesi neden mansûbdur?
Cevapları göster
  1. Fiil cümlesi bir fiille, isim cümlesi bir isimle başlar. İsim fiilden sonra gelirse fâil, fiilden önce gelirse mübteda olur.
  2. Fiil fâilinden önce geldiğinde, fâil ikil ya da çoğul olsa bile tekil kalır: "قَالَتِ الْأَعْرَابُ" ifadesinde fâil çoğul olduğu hâlde fiil tekildir.
  3. Meçhul fiilde düşen fâilin yerine geçen ve merfû olan isimdir: "كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ" ifadesinde الصِّيَامُ nâib-i fâildir.
  4. Kâne ve kardeşleri ismi merfû bırakır, haberi mansûb yapar; inne ve kardeşleri ismi mansûb yapar, haberi merfû bırakır.
  5. Çünkü يَكُنْ fiili kâne'nin muzarisidir; أَحَدٌ onun ismi olarak merfû, كُفُوًا ise haberi olarak mansûbdur ve burada isimden önce gelmiştir.

Özet

  • Arapçada cümle fiille başlıyorsa fiil cümlesi, isimle başlıyorsa isim cümlesidir; merfû isimler çoğunlukla bu cümlelerin iskeletidir.
  • Fâil fiilden sonra gelir ve merfûdur; fiil fâiliyle cinsiyette uyar, ama önde geldiğinde sayıda tekil kalır.
  • Meçhul fiilde nâib-i fâil merfûdur; isim cümlesinde mübteda ve haber merfûdur, haber kelime, cümle ya da şibh-i cümle olabilir ve öne geçebilir.
  • Kâne ve kardeşleri ismi merfû, haberi mansûb; inne ve kardeşleri ismi mansûb, haberi merfû yapar.
  • Tâbiler uydukları kelimenin i'rabını alır; bazı kelimelerin i'rabı nahivciler arasında tartışmalıdır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 13.6'da mansûb isimleri işleyeceğiz: mef'ûlün bih, mef'ûl-i mutlak, hâl, temyîz, istisnâ ve münâdâ gibi fethayla gelen bütün isim türlerini göreceksin. Hazırlık: Müzzemmil suresinin 1–8. ayetlerini harekeli bir mushaftan oku. Bu ayetlerde fethayla ya da iki üstün tenvinle biten kelimeleri bul. Özellikle 4. ayetteki "تَرْتِيلًا" kelimesine dikkat et: bu kelime, önündeki fiille aynı kökten geliyor. Bir fiilin ardından kendi masdarının gelmesinin anlama ne katabileceğini iki cümleyle tahmin et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 13.5

Fâil, nâib-i fâil, mübteda, haber, kâne ve kardeşlerinin ismi, inne ve kardeşlerinin haberi ve merfû tâbiler işlenir. Fiil cümlesinde fâilin fiilden sonra gelme kuralı, fiilin fâile uyumu (müzekker-müennes, tekil-çoğul durumları) ve meçhul fiil ile nâib-i fâil ilişkisi Kur'an örnekleriyle gösterilir. Mübteda-haberde takdim-tehir ve haberin cümle ya da şibh-i cümle olması durumları öğretilir. Uygulama: İhlâs suresi ve Bakara 2/255'in (Âyetü'l-kürsî) ilk yarısındaki bütün merfû kelimeleri bulup türünü yazmak.