Giriş
Hazırlıkta Fâtiha suresini harekeli bir mushaftan açtın ve الْحَمْدُ, لِلّٰهِ, رَبِّ ve الرَّحْمٰنِ kelimelerinin son harekelerini yazdın: birincisinde damme, öteki üçünde kesre gördün. Sonra aynı kelimenin, örneğin رَبّ kelimesinin, başka bir ayette farklı bir son harekeyle gelebileceğini düşündün. Belki "رَبَّنَا" (Rabbimiz) diye başlayan duaları hatırladın ve orada kelimenin fethayla geldiğini fark ettin. Bu gözlem, Arapçanın en belirgin özelliklerinden birine, i'raba açılan kapıdır: bir kelimenin son harekesi, onun cümledeki görevine göre değişir. Türkçede bir ismin görevini ekler gösterir: "Rab", "Rabbi", "Rabbe", "Rabden". Arapçada bu görevi çoğu zaman kelimenin sonundaki bir hareke ya da harf taşır. Ders 13.1–13.3'te kelime yapısını, yani sarfı gördün. Bu dersle birlikte cümle yapısına, yani nahve geçiyoruz. Önce hangi kelimelerin i'rab alıp hangilerinin almadığını, sonra i'rabın dört hâlini ve bu hâllerin asıl ve fer'î alametlerini göreceksin. Ardından i'rabın harflerle ya da takdiren gösterildiği özel durumları bir tabloda toplayacak, son olarak muzari fiili nasbeden ve cezmeden edatları Avâmil sistemine giriş olarak tanıyacaksın.
Ana anlatım
İ'rab nedir? İ'rab, sözlükte açıklamak, açığa çıkarmak demektir. Nahiv terimi olarak, bir kelimenin sonunun, cümledeki görevine ve onu etkileyen unsura göre değişmesidir. Bu etkileyen unsura âmil denir. Örneğin "جَاءَ الرَّجُلُ" (adam geldi) cümlesinde الرَّجُلُ fiilin öznesi olduğu için dammelidir; "رَأَيْتُ الرَّجُلَ" (adamı gördüm) cümlesinde nesne olduğu için fethalıdır; "مَرَرْتُ بِالرَّجُلِ" (adamın yanından geçtim) cümlesinde bir harf-i cerden sonra geldiği için kesrelidir. Kelime aynıdır, görevi değişir, sonu da değişir. Bu yüzden i'rab bilmeden Arapça bir cümleyi okumak, Türkçe bir cümleyi ekleri silinmiş hâlde okumak gibidir.
Mu'reb ve mebnî. Arapçada her kelime i'rab almaz. Sonu cümledeki göreve göre değişen kelimelere mu'reb, sonu hiçbir durumda değişmeyen kelimelere mebnî denir. Harflerin hepsi mebnîdir: مِنْ, فِي, عَلَى hangi cümlede gelirse gelsin aynı kalır. Fiillerden mazi ve emir mebnîdir; muzari ise çoğu durumda mu'rebdir. İsimlerin çoğu mu'rebdir, ama bazı isim grupları mebnîdir: zamirler (هُوَ, أَنْتَ, إِيَّاكَ), işaret isimleri (هٰذَا, ذٰلِكَ) ve ism-i mevsûllerin çoğu (الَّذِي, الَّذِينَ). Mebnî bir kelime cümlede bir görev üstlendiğinde sonu değişmez, ama o görevin i'rab hâlinde "bulunduğu kabul edilir"; buna mahallî i'rab denir. Örneğin Fâtiha'daki إِيَّاكَ kelimesi mebnîdir, ama nesne görevinde olduğu için mahallen mansûb sayılır.
İ'rabın dört hâli. İ'rabın dört hâli vardır: ref, nasb, cer ve cezm. İsimler bunlardan üçünü alır: ref, nasb ve cer; cezm isimlerde bulunmaz. Muzari fiil de üçünü alır: ref, nasb ve cezm; cer fiillerde bulunmaz. Ref hâlindeki kelimeye merfû, nasb hâlindekine mansûb, cer hâlindekine mecrûr, cezm hâlindekine meczûm denir. Kabaca bir yaklaşımla, isimlerde ref çoğu zaman özne ve cümlenin temel unsurlarını, nasb nesneleri ve tamamlayıcıları, cer ise bir harf-i cerden ya da bir tamlamanın ikinci öğesinden sonra gelmeyi gösterir. Bu görevlerin tamamını Ders 13.5, 13.6 ve 13.7'de ayrı ayrı göreceksin.
Asıl alametler. Her hâlin asıl bir alameti vardır. Ref'in alameti damme, nasbın alameti fetha, cerin alameti kesre, cezmin alameti sükûndur. Fâtiha'nın ilk ayetinde الْحَمْدُ merfûdur ve dammelidir; لِلّٰهِ ve رَبِّ mecrûrdur ve kesrelidir. Hazırlıkta gözlemlediğin fark budur. Muzari fiil için de aynı düzen geçerlidir: نَعْبُدُ merfûdur ve dammelidir; "لَمْ يَلِدْ" (doğurmadı, İhlâs 112/3) ifadesindeki يَلِدْ ise لَمْ edatından sonra meczûmdur ve sükûnludur. Tenvin, yani kelimenin sonundaki çift hareke, belirsiz isimlerde bu alametlerin yanında gelir: كِتَابٌ, كِتَابًا, كِتَابٍ.
Fer'î alametler: harfle i'rab. Bazı kelime gruplarında i'rab, asıl harekelerle değil, harflerle ya da bir harfin düşmesiyle gösterilir; bunlara fer'î alametler denir. İkil isimlerde, yani tesniyede, ref elif ile, nasb ve cer ise ye ile gösterilir: مُسْلِمَانِ ve مُسْلِمَيْنِ. Cem'-i müzekker sâlimde, yani erkek düzenli çoğulda, ref vav ile, nasb ve cer ye ile gösterilir: مُسْلِمُونَ ve مُسْلِمِينَ. Ders 13.3'ün hazırlığından الْعَالَمِينَ kelimesini çıkarmamızın sebebi buydu: bu kelime cer hâlindedir, ama bu hâl sondaki nûnun harekesiyle değil, ondan önceki ye harfiyle gösterilir; nûnun fethası i'rab alameti değildir. Cem'-i müennes sâlimde, yani dişil düzenli çoğulda ise nasb, fetha yerine kesreyle gösterilir: "خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ" (gökleri ve yeri yarattı, En'âm 6/1) ayetinde السَّمَاوَاتِ nesnedir, yani mansûbdur, ama kesrelidir.
Esmâ-i hamse. Beş isim, bir tamlamanın ilk öğesi olduklarında i'rabı harfle gösterir: أَبٌ (baba), أَخٌ (kardeş), حَمٌ (kayınpeder), فُو (ağız) ve ذُو (sahip). Bunlarda ref vav, nasb elif, cer ye ile gösterilir. Yûsuf 12/8 bu üç hâli tek bir ayette birlikte gösterir: "وَأَخُوهُ" (ve kardeşi) merfûdur ve vav ile, "إِلَى أَبِينَا" (babamıza) mecrûrdur ve ye ile, "إِنَّ أَبَانَا" (şüphesiz babamız) mansûbdur ve elif ile gelir. Aynı ayette aynı kelimenin üç ayrı harfle gelmesi, kelimenin anlamının değil, görevinin değiştiğini açıkça gösterir. ذُو kelimesi de Kur'an'da sık geçer: "وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ" (Allah büyük lütuf sahibidir).
Gayr-ı munsarif. Bazı isimler tenvin almaz ve cer hâlinde kesre yerine fethayla gelir; bunlara gayr-ı munsarif denir. Yabancı kökenli özel isimlerin çoğu, belirli kalıplardaki sıfatlar ve bazı çoğul kalıpları bu gruptandır. Örneğin إِبْرَاهِيمُ: "بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا" (Hayır, hanif olarak İbrâhim'in dinine uyarız, Bakara 2/135) ayetinde إِبْرَاهِيمَ, bir tamlamanın ikinci öğesi olarak mecrûrdur, ama kesre yerine fethalıdır. Bu isimler başına el takısı aldığında ya da bir tamlamanın ilk öğesi olduğunda normal biçimde kesreyle mecrûr olur.
Takdîrî i'rab. Bazı kelimelerde i'rab alameti telaffuz edilemediği için görünmez; alametin var olduğu kabul edilir, ama takdir edilir. Sonu elifle biten isimlere maksûr denir: هُدًى, مُوسَى. Bu isimlerde üç hâlin hiçbirinin alameti görünmez. "هُدًى لِلْمُتَّقِينَ" (takva sahipleri için bir yol gösterici, Bakara 2/2) ifadesindeki هُدًى merfûdur, ama dammesi görünmez. Sonu kesreli bir harften sonra gelen ye ile biten isimlere ise menkûs denir: الْقَاضِي. Bu isimlerde ref ve cer takdir edilir, nasb ise görünür: رَأَيْتُ الْقَاضِيَ. Takdîrî i'rabı bilmek, harekesiz metin okurken bir kelimenin görevini onun görünen sonundan değil, cümledeki yerinden çıkarmayı öğretir.
Muzari fiilin fer'î i'rabı. Muzari fiilin de fer'î i'rab gösteren bir grubu vardır: sonuna ikil ya da çoğul zamiri ya da muhatap dişil zamiri bitişen beş kalıp, yani ef'âl-i hamse. Bunlarda ref, sondaki nûnun varlığıyla; nasb ve cezm ise o nûnun düşmesiyle gösterilir. Bakara 2/24 bu iki durumu art arda gösterir: "فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا" (Yapamazsanız ki yapamayacaksınız). Normalde تَفْعَلُونَ olan fiil, birinci kullanımda لَمْ edatından sonra meczûm, ikinci kullanımda لَنْ edatından sonra mansûbdur; iki durumda da nûn düşmüştür. Sonu illet harfiyle biten muzari fiiller ise cezm hâlinde bu harfi düşürür: يَدْعُو fiilinden لَمْ يَدْعُ olur.
Özel durumlar tablosu. Buraya kadar gördüğün fer'î ve takdîrî i'rab durumlarını tek bir tabloda toplamak, onları ezberlemeyi ve bir metinde tanımayı kolaylaştırır. Tabloyu okurken şunu unutma: bu durumların hiçbiri i'rabın mantığını değiştirmez; yalnızca aynı hâlin farklı bir işaretle gösterildiği yerleri gösterir. Harekesiz metin okumaya geçtiğinde, Modül 14'te, bu tablodaki harf alametleri senin için harekelerden daha güvenilir ipuçları olacaktır, çünkü harfler yazıda görünür, harekeler çoğu zaman görünmez.
| Durum | Ref | Nasb | Cer | Örnek |
|---|---|---|---|---|
| Tesniye | elif | ye | ye | مُسْلِمَانِ / مُسْلِمَيْنِ |
| Cem'-i müzekker sâlim | vav | ye | ye | مُسْلِمُونَ / مُسْلِمِينَ |
| Cem'-i müennes sâlim | damme | kesre | kesre | السَّمَاوَاتُ / السَّمَاوَاتِ |
| Esmâ-i hamse | vav | elif | ye | أَخُوهُ / أَبَانَا / أَبِينَا |
| Gayr-ı munsarif | damme | fetha | fetha | إِبْرَاهِيمُ / إِبْرَاهِيمَ |
| Maksûr | takdîrî | takdîrî | takdîrî | هُدًى, مُوسَى |
| Menkûs | takdîrî | fetha | takdîrî | الْقَاضِي / الْقَاضِيَ |
| Ef'âl-i hamse (fiil) | nûn var | nûn düşer | (cezm) nûn düşer | تَفْعَلُونَ / لَنْ تَفْعَلُوا |
Muzariyi nasbeden edatlar. Bu dersin son konusu, muzari fiilin i'rabını değiştiren âmillerdir. Muzari fiil, önünde bir âmil yokken merfûdur. Onu nasbeden başlıca edatlar dört tanedir: أَنْ (-mesi, -mek), لَنْ (asla ... -meyecek), كَيْ (-sin diye) ve إِذَنْ (öyleyse). Bakara 2/24'teki لَنْ تَفْعَلُوا bunun bir örneğidir: gelecekte kesin bir olumsuzluk bildirir.
Muzariyi cezmeden edatlar ve Avâmil. Muzari fiili cezmeden edatlar ise şunlardır: لَمْ (geçmişte olumsuzluk: yapmadı), لَمَّا (henüz yapmadı), emir lâmı (yapsın), nehiy lâsı (yapma) ve şart edatları (إِنْ, مَنْ, مَا ve diğerleri). İhlâs suresindeki "لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ" ifadesinde iki fiil de لَمْ ile meczûmdur. Osmanlı medreselerinde nahve, i'rabı doğuran bu âmilleri sistemli biçimde sayan Avâmil adlı kitaplarla başlanırdı; Abdülkāhir el-Cürcânî'nin eserine dayanan eski Avâmil ile İmam Birgivî'nin yeni Avâmil'i bunların en bilinenleridir. Bu kitapların mantığı şudur: her i'rab hâlinin bir sebebi, yani bir âmili vardır; âmili bulan, i'rabı da bulur. Önümüzdeki üç derste merfû, mansûb ve mecrûr isimleri bu mantıkla, âmilleriyle birlikte göreceksin.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "رَبِّ" ve "رَبَّنَا" kelimelerinin neden farklı son harekelerle geldiğini sorar. Hocası Fâtiha'daki رَبِّ kelimesinin لِلّٰهِ'ye bağlı bir sıfat olarak mecrûr olduğunu, "رَبَّنَا" ile başlayan dualarda ise kelimenin bir seslenme, yani münâdâ olarak mansûb olduğunu açıklar. Talebe, kelimenin anlamı aynı kalırken görevinin değiştiğini ve i'rabın bu görevi gösterdiğini anlar.
- Orta: Bir çalışma grubu Yûsuf 12/8'i inceler ve أَخُوهُ, أَبِينَا ve أَبَانَا kelimelerini bulur. Üçünün de esmâ-i hamseden olduğunu, sırasıyla vav, ye ve elif ile ref, cer ve nasb hâlinde geldiğini tespit ederler. Ardından her kelimenin öncesindeki âmile bakarlar: atıf vavı, harf-i cer ve إِنَّ. Grup, i'rab alametini görmenin âmili bulmaya, âmili bulmanın da cümleyi anlamaya götürdüğünü not eder.
- Gerçek hayat: Namazda "غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ" ayetini okurken الضَّالِّينَ kelimesinin sonundaki ye harfine dikkat edersin. Bu kelimenin bir erkek düzenli çoğul olduğunu, cer hâlini ye ile gösterdiğini ve atıf harfiyle kendinden önceki mecrûr kelimeye bağlandığını çözersin. Her gün birçok kez okuduğun bir ayetin iç yapısını ilk kez görmüş olursun.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Fâtiha suresini kelime kelime tahlil et. Her kelime için bir satır aç ve şu sütunları doldur: kelime, mu'reb mi mebnî mi olduğu, mu'rebse i'rab hâli (merfû, mansûb, mecrûr ya da meczûm), alameti (asıl ya da fer'î; hareke mi harf mi, görünür mü takdîrî mi) ve bu hâlin sebebi olan âmil ya da görev. Mebnî kelimelerde mahallî i'rabı yaz. Özellikle şu kelimelere dikkat et: الْعَالَمِينَ ve الضَّالِّينَ kelimelerinin i'rabını hangi harf gösteriyor? إِيَّاكَ neden mebnî ve cümlede hangi görevde? اهْدِنَا neden mebnî? الَّذِينَ kelimesinin i'rabı nasıl anlaşılır? Emin olamadığın kelimeleri bir soru işaretiyle işaretle; onlara Ders 13.5–13.7'den sonra geri döneceksin. Hedef: Tanıdık bir surenin her kelimesini mu'reb ve mebnî açısından ayırt edebilmek, i'rab hâlini ve alametini tespit edebilmek ve fer'î ile takdîrî i'rab durumlarını gerçek bir metin üzerinde tanıyabilmek.
Mini test
- İ'rab nedir ve âmil ne demektir?
- Mu'reb ve mebnî arasındaki fark nedir? Mebnî kelimelere üç örnek ver.
- İsimler ve muzari fiil hangi i'rab hâllerini alır? Asıl alametler nelerdir?
- Esmâ-i hamse nedir ve i'rabı nasıl gösterir? Yûsuf 12/8'den örnek ver.
- Ef'âl-i hamsede nasb ve cezm nasıl gösterilir? Bakara 2/24'ten örnek ver.
Cevapları göster
- İ'rab, bir kelimenin sonunun cümledeki görevine ve onu etkileyen unsura göre değişmesidir. Bu değişimi doğuran unsura âmil denir.
- Mu'reb kelimenin sonu cümledeki göreve göre değişir, mebnî kelimenin sonu değişmez. Mebnî örnekleri: harfler (مِنْ), mazi fiil (نَصَرَ), zamirler (هُوَ), işaret isimleri (هٰذَا).
- İsimler ref, nasb ve cer; muzari fiil ref, nasb ve cezm alır. Asıl alametler: ref için damme, nasb için fetha, cer için kesre, cezm için sükûn.
- Esmâ-i hamse, tamlamanın ilk öğesi olduklarında i'rabı harfle gösteren beş isimdir: أَبٌ, أَخٌ, حَمٌ, فُو, ذُو. Ref vav, nasb elif, cer ye ile gösterilir: وَأَخُوهُ (ref), إِنَّ أَبَانَا (nasb), إِلَى أَبِينَا (cer).
- Ref nûnun varlığıyla, nasb ve cezm nûnun düşmesiyle gösterilir: لَمْ تَفْعَلُوا (cezm) ve لَنْ تَفْعَلُوا (nasb); asıl biçim تَفْعَلُونَ'dir.
Özet
- İ'rab, kelimenin sonunun cümledeki görevine ve âmile göre değişmesidir; nahiv bu değişimleri inceler.
- Harfler, mazi ve emir fiil, zamirler, işaret isimleri ve çoğu ism-i mevsûl mebnîdir; mebnî kelimelerin i'rabı mahallîdir.
- İsimler ref, nasb ve cer; muzari fiil ref, nasb ve cezm alır; asıl alametler damme, fetha, kesre ve sükûndur.
- Tesniye, cem'-i müzekker, cem'-i müennes, esmâ-i hamse, gayr-ı munsarif ve ef'âl-i hamsede fer'î alametler; maksûr ve menkûsta takdîrî i'rab vardır.
- Muzariyi أَنْ, لَنْ, كَيْ, إِذَنْ nasbeder; لَمْ, لَمَّا, emir lâmı, nehiy lâsı ve şart edatları cezmeder; Avâmil geleneği her i'rabı bir âmile bağlar.
Sonraki derse hazırlık
Ders 13.5'te merfû isimleri işleyeceğiz: fâil, nâib-i fâil, mübteda ve haber, kâne ve kardeşlerinin ismi, inne ve kardeşlerinin haberi ve merfû tâbileri göreceksin. Hazırlık: İhlâs suresini harekeli bir mushaftan oku. Surede dammeyle biten bütün kelimeleri bul ve listele. Sonra listendeki her kelimenin cümlede neyi anlattığını, yani bir şeyin kendisini mi, onun hakkında söyleneni mi bildirdiğini tahmin et. Son ayette dammeyle bitmeyen bir kelime olup olmadığına da bak ve bunun sebebini bir cümleyle düşün.