İçeriğe geç

Ders 13.3 · Seviye 2 · Arapça 2: Sarf ve Nahiv

İsm-i fâil, mef'ûl, masdar

1.872 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta esmâ-i hüsnâdan dört ismi düşündün: Rahmân, Rahîm, Gaffâr ve Alîm. İlk ikisinin ر ح م kökünden, üçüncüsünün غ ف ر, dördüncüsünün ع ل م kökünden geldiğini biliyordun. Sonra iki soru sordun: Rahmân ile Rahîm aynı kökten geldiği hâlde neden iki ayrı isimdir, ve Gaffâr isminin ortasındaki uzatma anlama ne katar? Bu soruların cevabı, bu dersin konusu olan isim kalıplarındadır. Ders 13.1'de Emsile'nin çekim tablosunda ism-i fâil, ism-i mef'ûl, masdar, ism-i zaman-mekân ve ism-i âletin adlarını görmüş, ayrıntıyı bu derse bırakmıştık. Ders 13.2'de de mezîd babları öğrenmiştin. Bu derste önce mücerred ve mezîd fiillerden ism-i fâil ve ism-i mef'ûl türetmeyi, sonra masdarın türlerini göreceksin. Ardından sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl ve mübalağa kalıplarını, son olarak ism-i zaman-mekân ve ism-i âlet kalıplarını tamamlayacağız. Esmâ-i hüsnâdan seçilen örnekler, bu kalıpların anlam inceliklerini gösterecek.

Ana anlatım

İsim kalıpları neden önemlidir? Arapçada bir fiil kökü, yalnızca fiil çekimleriyle değil, o fiilden türeyen isimlerle de bir aile oluşturur. Bu isimlerin her biri belirli bir kalıpta gelir ve kalıp, ismin anlamına belirli bir yön verir: yapanı, yapılanı, işin kendisini, çokluğunu, yerini ya da aletini bildirir. Kalıbı tanıyan biri, sözlüğe bakmadan önce bile bir kelimenin anlamını büyük ölçüde tahmin edebilir. Bu, özellikle esmâ-i hüsnâ gibi aynı kökten türemiş birden fazla ismin bulunduğu yerlerde, anlam farklarını görmenin anahtarıdır.

Mücerredden ism-i fâil ve ism-i mef'ûl. Sülâsî mücerred fiillerden ism-i fâil, yani işi yapanı bildiren isim, فَاعِلٌ kalıbıyla; ism-i mef'ûl, yani işin kendisine yapıldığı varlığı bildiren isim ise مَفْعُولٌ kalıbıyla türetilir. Ders 13.1'de gördüğün gibi bu kalıplar altı babın hepsinde aynıdır: نَاصِرٌ (yardım eden) ve مَنْصُورٌ (yardım edilen), عَالِمٌ (bilen) ve مَعْلُومٌ (bilinen), غَافِرٌ (bağışlayan) ve مَغْفُورٌ (bağışlanan). Kur'an'da Allah "غَافِرِ الذَّنْبِ" (günahı bağışlayan, Mü'min 40/3) diye nitelenir; burada غَافِرٌ bir ism-i fâildir ve fiilin öznesini, yani bağışlayanı bildirir.

Mezîdden ism-i fâil ve ism-i mef'ûl. Mezîd fiillerde kural farklıdır ve Ders 13.2'deki muzari tablosuna dayanır. Muzarinin başındaki şahıs harfi yerine dammeli bir مُـ getirilir. Sondan bir önceki harf kesreli olursa ism-i fâil, fethalı olursa ism-i mef'ûl elde edilir. Örneğin if'âl babında يُكْرِمُ'den مُكْرِمٌ (ikram eden) ve مُكْرَمٌ (ikram edilen); tef'îl babında يُعَلِّمُ'den مُعَلِّمٌ (öğreten) ve مُعَلَّمٌ (öğretilen); istif'âl babında يَسْتَغْفِرُ'den مُسْتَغْفِرٌ (bağışlanma dileyen) türer. Bu kural sayesinde, Kur'an'da مُسْلِمٌ, مُؤْمِنٌ, مُحْسِنٌ gibi dammeli مُـ ile başlayan ve sondan bir önceki harfi kesreli bir kelime gördüğünde, onun mezîd bir fiilin ism-i fâili olduğunu anlayabilirsin: مُسْلِمٌ, أَسْلَمَ "teslim oldu" fiilinden "teslim olan" demektir.

Masdar: semâî ve kıyâsî. Masdar, fiilin zamandan ve şahıstan bağımsız olarak işin kendisini bildiren ismidir. Mücerred fiillerin masdarları çoğunlukla semâîdir, yani bir kurala göre türetilmez, Araplardan işitildiği gibi öğrenilir: نَصَرَ fiilinin masdarı نَصْرٌ, عَلِمَ fiilininki عِلْمٌ, دَخَلَ fiilininki دُخُولٌ, كَتَبَ fiilininki كِتَابَةٌ'dir. Bu yüzden Ders 13.1'in uygulamasında masdarı sözlükten almanı istemiştik. Mezîd fiillerin masdarları ise kıyâsîdir, yani babın kalıbına göre düzenli olarak türer; Ders 13.2'deki tablonun masdar sütunu bunu gösteriyordu: إِكْرَامٌ, تَعْلِيمٌ, مُقَاتَلَةٌ, اِسْتِغْفَارٌ. Mezîd babların masdar adıyla anılması da bu düzenlilikten gelir.

Mîmî masdar, merre ve nev'. Masdarın özel türleri de vardır. Mîmî masdar, başında bir م bulunan masdardır ve anlamı sıradan masdarla aynıdır: "إِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ" (dönüşünüz Allah'adır, Mâide 5/48) ifadesindeki مَرْجِعٌ, "dönmek" anlamındaki bir mîmî masdardır. Merre masdarı, işin bir kez yapıldığını bildirir ve mücerredde فَعْلَةٌ kalıbındadır: "فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ" (Sura bir üfürüşle üfürüldüğü zaman, Hâkka 69/13) ayetindeki نَفْخَةٌ, "bir kere üfürüş" demektir. Nev' masdarı ise işin yapılış biçimini bildirir ve mücerredde فِعْلَةٌ kalıbındadır: جِلْسَةٌ "oturuş biçimi", مِشْيَةٌ "yürüyüş tarzı". Merre ile nev' arasındaki tek harekelik fark, فَعْلَةٌ ile فِعْلَةٌ arasındaki fark, bir kere yapılan iş ile bir tarz arasındaki anlam farkını taşır.

Sıfat-ı müşebbehe. Sıfat-ı müşebbehe, ism-i fâile benzeyen ama ondan farklı olarak geçici bir işi değil, kalıcı bir niteliği bildiren sıfattır. Çoğunlukla nesne almayan fiillerden, özellikle Ders 13.1'de gördüğün kerume babından türer ve farklı kalıplarda gelir: كَرِيمٌ (cömert), حَسَنٌ (güzel), عَظِيمٌ (büyük), صَعْبٌ (zor). Farkı bir örnekle görmek kolaydır: قَائِمٌ "ayakta duran" demektir ve bir anlık hâli bildirir; كَرِيمٌ ise bir kişinin kalıcı huyunu anlatır.

İsm-i tafdîl. İsm-i tafdîl, bir niteliğin bir varlıkta başkalarından daha fazla bulunduğunu bildirir ve أَفْعَلُ kalıbındadır: أَكْبَرُ (daha büyük, en büyük), أَعْلَمُ (daha iyi bilen), أَكْرَمُ (daha cömert). Ders 13.1'de "وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ" (Rabbin en cömert olandır, Alak 96/3) ifadesini görmüştün. Namazın başındaki "اللّٰهُ أَكْبَرُ" da bir ism-i tafdîldir: Allah her şeyden daha büyüktür. Ders 13.2'nin hazırlığında أَعْلَمُ biçimini bir mezîd fiille karıştırmamak için örneklerden çıkarmıştık; şimdi onun bir ism-i tafdîl olduğunu biliyorsun.

Mübalağa kalıpları. Mübalağa kalıpları, bir işin çokça, yoğun biçimde ya da sürekli yapıldığını bildirir. En yaygınları üç tanedir: فَعَّالٌ, فَعُولٌ ve فَعِيلٌ. Hazırlıktaki Gaffâr sorusunun cevabı buradadır. غ ف ر kökünden Kur'an'da üç farklı kalıp geçer. غَافِرٌ bir ism-i fâildir, bağışlayanı bildirir (Mü'min 40/3). غَفُورٌ bir mübalağa kalıbıdır, çok bağışlayanı bildirir ve Kur'an'da sık sık رَحِيمٌ ile birlikte gelir. غَفَّارٌ da bir mübalağa kalıbıdır ve tekrar tekrar, defalarca bağışlamayı vurgular: "وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ" (Doğrusu Ben tevbe edeni bağışlarım, Tâhâ 20/82) ve Hz. Nûh'un kavmine söylediği "اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا" (Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır, Nûh 71/10). Ortadaki şedde ve uzatma, fiilin tekrarını ve sürekliliğini anlatır. Âlimlerin sık andığı bir ilkeye göre kelimenin yapısındaki fazlalık, anlamındaki fazlalığa işaret eder.

Rahmân ve Rahîm. Aynı ilke hazırlıktaki birinci sorunun da cevabıdır. رَحِيمٌ, فَعِيلٌ kalıbındadır ve merhametin süreklilik ve kalıcılığını bildiren bir mübalağa ya da sıfat kalıbı olarak açıklanır. رَحْمٰنُ ise فَعْلَانُ kalıbındadır; bu kalıp Arapçada bir niteliğin dolup taşmasını, yoğun ve kuşatıcı olmasını anlatır, tıpkı "susuzluktan kavrulan" anlamındaki عَطْشَانُ gibi. Pek çok müfessir bu farkı şöyle yorumlamıştır: Rahmân, merhameti bütün yaratılmışları kuşatan demektir; Rahîm ise merhameti sürekli olan, özellikle müminlere yönelik kalıcı merhametin sahibidir. Bu yorumlar arasında ayrıntıda farklar vardır, ama hepsi aynı kökten iki farklı kalıbın iki farklı anlam yönü taşıdığında birleşir.

Mü'min ve Muheymin. Haşr 59/23'te art arda gelen iki isim, kalıp bilgisinin hem gücünü hem sınırını gösterir. الْمُؤْمِنُ, Ders 13.2'deki if'âl babından, آمَنَ fiilinin ism-i fâilidir. Bu fiil, insanlar için "inandı" anlamında kullanılır, ama aynı zamanda "güven verdi" anlamını da taşır. Allah'ın ismi olarak Mü'min, bu ikinci anlamda, "güven veren" diye anlaşılmıştır. Aynı kalıptaki bir kelimenin, özneye göre farklı bir anlam yönü kazanması, kalıbın anlamı tek başına belirlemediğini gösterir. الْمُهَيْمِنُ ise daha da öğretici bir örnektir. Kur'an bu kelimeyi bir yerde Allah için (Haşr 59/23), bir yerde de önceki kitaplara göre Kur'an için kullanır: "وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ" (Mâide 5/48). Dilciler bu kelimenin kökü hakkında ihtilaf etmiştir: bir kısmı onu dört harfli bir kökten gelen bir ism-i fâil sayar, bir kısmı ise ء م ن kökünden gelip hemzenin ه harfine dönüştüğü bir biçim olarak açıklar. Bu ihtilaf, kalıp bilgisinin bir yöntem olduğunu, ama her kelimenin kökünü tespit etmenin bazen dilcilerin tartıştığı bir mesele olabileceğini gösterir.

İsm-i zaman-mekân. İsm-i zaman-mekân, bir işin yapıldığı zamanı ya da yeri bildirir. Mücerred fiillerde muzarinin ayn harekesi kesre ise مَفْعِلٌ, değilse مَفْعَلٌ kalıbındadır: يَجْلِسُ'den مَجْلِسٌ (oturulan yer), يَكْتُبُ'den مَكْتَبٌ (yazı yeri). Mü'min 40/3'ün sonundaki "إِلَيْهِ الْمَصِيرُ" (dönüş O'nadır) ifadesindeki مَصِيرٌ da muzarisi يَصِيرُ olan bir fiilden bu kurala göre gelir. Bu kuralın iyi bilinen istisnaları vardır: سَجَدَ يَسْجُدُ fiilinin muzarisi dammeli olduğu hâlde, secde yeri مَسْجِدٌ diye kesreyle söylenir; مَشْرِقٌ ve مَغْرِبٌ da böyledir. Bu istisnalar da semâîdir, işitildiği gibi öğrenilir. Mezîd fiillerde ise ism-i zaman-mekân, ism-i mef'ûl kalıbıyla aynıdır: "وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ" (Yeryüzünde size bir yerleşme yeri vardır, Bakara 2/36) ayetindeki مُسْتَقَرٌّ, istif'âl babından bir mekân ismidir.

İsm-i âlet. İsm-i âlet, bir işin yapıldığı aleti bildirir ve mücerred fiillerden مِفْعَلٌ, مِفْعَالٌ ya da مِفْعَلَةٌ kalıplarıyla türetilir: مِفْتَاحٌ (anahtar), مِنْشَارٌ (testere), مِكْنَسَةٌ (süpürge). Kur'an'da "وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ" (Gaybın anahtarları O'nun katındadır, En'âm 6/59) ayetinde bu kalıptan bir kelimenin çoğulu geçer. Ders 13.1'deki Emsile tablosunda gördüğün مِنْصَرٌ gibi bazı alet isimlerinin dilde fiilen kullanılmadığını, kalıbın mantığını göstermek için tabloda yer aldığını hatırla.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe مُعَلِّمٌ ve مُعَلَّمٌ kelimelerini karıştırır. Hocası ona iki kelimenin de tef'îl babından geldiğini, farkın sondan bir önceki harfin harekesinde olduğunu gösterir: kesreli olan öğreten, fethalı olan öğretilendir. Talebe, harekesiz bir metinde bu iki kelimeyi ayırt etmek için bağlama bakmak gerektiğini ve tek bir harekenin anlamı tamamen değiştirebileceğini fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, غ ف ر kökünün Kur'an'daki üç kalıbını karşılaştırır: غَافِرٌ, غَفُورٌ ve غَفَّارٌ. Birincisinin ism-i fâil, öteki ikisinin mübalağa kalıbı olduğunu tespit ederler. Nûh 71/10'da istiğfara çağrının hemen ardından غَفَّارٌ kalıbının gelmesinin, tekrar tekrar bağışlanma dileyenlere tekrar tekrar bağışlayan bir Rab ile karşılık verildiğini anlattığını birlikte yorumlarlar.
  • Gerçek hayat: Camiye girerken مَسْجِدٌ kelimesini düşünürsün ve Ders 13.1'den سَجَدَ يَسْجُدُ fiilinin birinci babdan olduğunu hatırlarsın. Kurala göre secde yerinin مَسْجَدٌ olması gerekirdi, ama kelime مَسْجِدٌ diye kesreyle söylenir. Bir dilin kurallarının yanında işitilerek yerleşmiş istisnaları da olduğunu, bu istisnaların da dilin bir parçası olarak öğrenildiğini fark edersin.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Esmâ-i hüsnâdan on isim seç ve her birinin kökünü, geldiği babı ve kalıbını çıkar. Listeye bu derste gördüğün Rahmân, Rahîm, Gaffâr, Alîm, Mü'min ve Muheymin isimlerini al; kalan dördünü kendin seç. Sen seçerken el-Kerîm, el-Hakîm, el-Hâlık, el-Musavvir, el-Kahhâr ya da el-Mukaddim gibi farklı kalıpları temsil eden isimleri tercih etmeye çalış. Tablonun sütunları şunlar olsun: isim, kök, fiilin babı (mücerred ya da mezîd), kalıp (ism-i fâil, sıfat-ı müşebbehe, mübalağa ya da başka bir kalıp) ve kalıbın anlama kattığı incelik. Kökü ya da kalıbı tartışmalı olan isimlerde, Muheymin örneğinde olduğu gibi, tartışmayı bir cümleyle not et. Son olarak, on isim arasında en çok hangi kalıbın tekrarlandığını ve bunun esmâ-i hüsnânın anlatım tarzı hakkında ne düşündürdüğünü iki cümleyle yaz. Hedef: Bir ismin kökünü ve kalıbını tespit edebilmek, kalıbın anlama kattığı inceliği açıklayabilmek ve aynı kökten gelen farklı kalıpları birbirinden ayırt edebilmek.

Mini test

  1. Mücerred ve mezîd fiillerden ism-i fâil ve ism-i mef'ûl nasıl türetilir?
  2. Semâî ve kıyâsî masdar arasındaki fark nedir?
  3. Merre ve nev' masdarlarının kalıpları ve anlamları nedir?
  4. غ ف ر kökünden gelen غَافِرٌ, غَفُورٌ ve غَفَّارٌ kelimeleri hangi kalıplardadır ve aralarındaki anlam farkı nedir?
  5. Mücerred fiillerden ism-i zaman-mekân hangi kurala göre türetilir? Bir istisna ver.
Cevapları göster
  1. Mücerredden ism-i fâil فَاعِلٌ, ism-i mef'ûl مَفْعُولٌ kalıbındadır. Mezîdde muzari harfi yerine dammeli مُـ getirilir; sondan bir önceki harf kesreli olursa ism-i fâil (مُعَلِّمٌ), fethalı olursa ism-i mef'ûl (مُعَلَّمٌ) olur.
  2. Semâî masdar bir kurala göre türetilmez, işitildiği gibi öğrenilir; mücerred fiillerin masdarları çoğunlukla böyledir. Kıyâsî masdar babın kalıbına göre düzenli türer; mezîd fiillerin masdarları böyledir.
  3. Merre masdarı فَعْلَةٌ kalıbındadır ve işin bir kez yapıldığını bildirir (نَفْخَةٌ). Nev' masdarı فِعْلَةٌ kalıbındadır ve işin yapılış biçimini bildirir (جِلْسَةٌ).
  4. غَافِرٌ ism-i fâildir, bağışlayanı bildirir. غَفُورٌ ve غَفَّارٌ mübalağa kalıplarıdır, çok ve tekrar tekrar bağışlamayı bildirir; غَفَّارٌ özellikle tekrarı ve sürekliliği vurgular.
  5. Muzarinin ayn harekesi kesre ise مَفْعِلٌ (مَجْلِسٌ), değilse مَفْعَلٌ (مَكْتَبٌ) kalıbı kullanılır. İstisna: سَجَدَ يَسْجُدُ fiilinden مَسْجِدٌ.

Özet

  • İsim kalıpları bir kökten türeyen kelimelerin anlam yönünü belirler; kalıbı tanımak anlamı tahmin etmeyi sağlar.
  • Mücerredde ism-i fâil فَاعِلٌ, ism-i mef'ûl مَفْعُولٌ; mezîdde dammeli مُـ ile sondan bir önceki harfin kesresi ya da fethası belirleyicidir.
  • Mücerred masdarlar çoğunlukla semâî, mezîd masdarlar kıyâsîdir; mîmî, merre ve nev' masdarları özel anlamlar taşır.
  • Sıfat-ı müşebbehe kalıcı niteliği, ism-i tafdîl üstünlüğü, mübalağa kalıpları çokluğu bildirir; Gaffâr ve Rahmân örnekleri yapıdaki fazlalığın anlamdaki fazlalığı gösterdiğini örnekler.
  • İsm-i zaman-mekân مَفْعَلٌ ya da مَفْعِلٌ, ism-i âlet مِفْعَلٌ, مِفْعَالٌ ya da مِفْعَلَةٌ kalıbındadır; semâî istisnalar ayrıca öğrenilir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 13.4'te nahve, yani cümle yapısına geçeceğiz ve i'rabı öğreneceğiz: kelimelerin cümledeki görevlerine göre son harflerinin nasıl değiştiğini, ref, nasb, cer ve cezm hâllerini göreceksin. Hazırlık: Fâtiha suresini harekeli bir mushaftan aç ve her kelimenin son harfinin harekesine bak. الْحَمْدُ, لِلّٰهِ, رَبِّ ve الرَّحْمٰنِ kelimelerinin son harekelerini yaz. Aynı kelimenin, örneğin رَبّ kelimesinin, başka bir ayette farklı bir son harekeyle gelebileceğini düşün ve bunun neden olabileceğini bir cümleyle tahmin et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 13.3

Mücerred ve mezîd fiillerden ism-i fâil ve ism-i mef'ûl türetme kalıpları; semâî ve kıyâsî masdarlar; mîmî masdar, merre ve nev' masdarları öğretilir. Sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl, mübalağa kalıpları (fe''âl, fa'ûl, fa'îl) ve ism-i zaman-mekân ve ism-i âlet kalıpları tamamlanır. Esmâ-i hüsnâdan örneklerle (Rahmân, Rahîm, Gaffâr, Alîm, Mü'min, Muheymin) kalıpların anlam inceliği gösterilir. Uygulama: talebe on esmâ-i hüsnânın kök, bab ve kalıbını çıkarıp anlam katkısını yazar.