Giriş
Hazırlıkta ع ل م kökünden gelen ve ek harf almış iki fiili Kur'an'da buldun. Bakara 2/31'de "وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا" (Ve Adem'e bütün isimleri öğretti) cümlesindeki عَلَّمَ fiilini, Bakara 2/102'de de "فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا" (ikisinden öğreniyorlardı) ifadesindeki fiili gördün. Kök harflerine hangi harflerin eklendiğini işaretledin: birincisinde orta harf şeddelenmiş, ikincisinde başa bir ت eklenmiş ve orta harf yine şeddelenmişti. Sonra eklenen harflerin anlamı nasıl değiştirdiğini tahmin ettin. Muhtemelen şunu fark ettin: عَلِمَ "bildi" demektir, عَلَّمَ "bildirdi, öğretti", تَعَلَّمَ ise "öğrendi". Aynı kök, eklenen harflerle birlikte yön değiştiriyor: bilmekten bildirmeye, bildirmekten öğrenmeye. Ders 13.1'de ek harf almamış, yani mücerred fiillerin altı babını görmüştün. Bu derste o fiillere harf eklenerek oluşturulan mezîd babları, her babın fiile kattığı anlamları, iftiâl babındaki harf değişimlerini ve birbirine yakın iki babın, if'âl ile tef'îlin farkını göreceksin. Önce dört harfli fiillere, yani rubâî fiillere kısaca değineceğiz.
Ana anlatım
Mezîd ne demektir? Mezîd, "artırılmış" demektir. Sülâsî mezîd, üç harfli bir köke bir, iki ya da üç harf eklenerek oluşturulan fiildir. Eklenen harfler rastgele değildir; belirli kalıplara göre eklenir ve her kalıp fiile belirli anlamlar katar. Bu kalıplara da bab denir ve her bab, masdarının kalıbıyla adlandırılır: if'âl babı, tef'îl babı gibi. Ders 13.1'de mücerred babların örnek fiillerle anıldığını görmüştün; mezîd babların masdar adıyla anılması, bu babların kalıbının masdarda en açık biçimde görünmesindendir.
Rubâî fiiller. Arapçada kök harfleri dört olan fiiller de vardır; bunlara rubâî denir. Emsile'deki örneği دَحْرَجَ يُدَحْرِجُ (yuvarladı, yuvarlar) fiilidir. Kur'an'da rubâî mücerred fiillere örnek olarak "فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ" (Şeytan ona vesvese verdi, Tâhâ 20/120) ifadesindeki وَسْوَسَ fiili gösterilebilir. Rubâî fiiller de harf alarak mezîd hâle gelebilir, ama bu kalıplar sülâsî mezîde göre çok daha az kullanılır. Bu derste ağırlığı sülâsî mezîde vereceğiz.
On iki bab. Türk medrese geleneğinde sülâsî mezîdin on iki babı sayılır. Bunlar eklenen harf sayısına göre üç grupta toplanır. Bir harf eklenenler üç tanedir: if'âl, tef'îl ve mufâale. İki harf eklenenler beş tanedir: infiâl, iftiâl, if'ilâl, tefa''ul ve tefâul. Üç harf eklenenler dört tanedir: istif'âl ile birlikte if'îlâl, if'î'âl ve if'ivvâl. Son üçü dilde nadir kullanılır; bu derste yalnızca adlarını bilmen yeterlidir. Aşağıdaki tablo yaygın dokuz babı gösterir.
| Bab | Mazi | Muzari | Masdar | Örnek | Anlam |
|---|---|---|---|---|---|
| İf'âl | أَفْعَلَ | يُفْعِلُ | إِفْعَالٌ | أَخْرَجَ | çıkardı |
| Tef'îl | فَعَّلَ | يُفَعِّلُ | تَفْعِيلٌ | عَلَّمَ | öğretti |
| Mufâale | فَاعَلَ | يُفَاعِلُ | مُفَاعَلَةٌ | قَاتَلَ | savaştı |
| İnfiâl | اِنْفَعَلَ | يَنْفَعِلُ | اِنْفِعَالٌ | اِنْكَسَرَ | kırıldı |
| İftiâl | اِفْتَعَلَ | يَفْتَعِلُ | اِفْتِعَالٌ | اِجْتَمَعَ | toplandı |
| İf'ilâl | اِفْعَلَّ | يَفْعَلُّ | اِفْعِلَالٌ | اِحْمَرَّ | kızardı |
| Tefa''ul | تَفَعَّلَ | يَتَفَعَّلُ | تَفَعُّلٌ | تَعَلَّمَ | öğrendi |
| Tefâul | تَفَاعَلَ | يَتَفَاعَلُ | تَفَاعُلٌ | تَعَاوَنَ | yardımlaştı |
| İstif'âl | اِسْتَفْعَلَ | يَسْتَفْعِلُ | اِسْتِفْعَالٌ | اِسْتَغْفَرَ | bağışlanma diledi |
Muzari harekesinin kuralı. Tabloda bir düzen dikkat çeker. Mazisi dört harfli olan bablarda, yani if'âl, tef'îl ve mufâalede, muzarinin başındaki harf dammelidir: يُخْرِجُ, يُعَلِّمُ, يُقَاتِلُ. Öteki bablarda bu harf fethalıdır: يَجْتَمِعُ, يَتَعَلَّمُ, يَسْتَغْفِرُ. Bu kural, bir fiili tanırken büyük kolaylık sağlar: Kur'an'da muzari harfi dammeli bir fiil gördüğünde, onun dört harfli bir mazi kalıbından, büyük ihtimalle bu üç babdan birinden geldiğini düşünebilirsin.
İf'âl ve ta'diye. İf'âl babının en yaygın anlam katkısı ta'diyedir, yani nesne almayan bir fiili nesne alır hâle getirmek. خَرَجَ "çıktı" demektir; أَخْرَجَ "çıkardı". دَخَلَ "girdi"; أَدْخَلَ "soktu, girdirdi". Ders 13.1'de gördüğün كَرُمَ "değerli oldu" fiili nesne almıyordu; أَكْرَمَ "ikram etti, değer verdi" ise nesne alır. Bu bab fiile bir etkileyen katar: artık çıkan kişi değil, bir başkasını çıkaran kişi fiilin öznesi olur.
Tef'îl: ta'diye ve çokluk. Tef'îl babı da ta'diye için kullanılır: عَلِمَ "bildi", عَلَّمَ "öğretti, bildirdi". Ayrıca bu babın önemli bir katkısı teksîrdir, yani fiilin çokluğunu ya da yoğunluğunu bildirmek: قَطَعَ "kesti" demektir; قَطَّعَ ise "parça parça kesti". Orta harfin şeddeyle ikilenmesi, anlamın da bir tür ikilenmesi, yoğunlaşması gibi düşünülebilir.
Mufâale ve tefâul: karşılıklılık. Mufâale babının temel anlamı müşarekettir, yani fiilin iki taraf arasında karşılıklı gerçekleşmesi: قَاتَلَ "biriyle savaştı", جَاهَدَ "biriyle mücadele etti". Tefâul babı da karşılıklılık bildirir, ama çoğu zaman ikiden fazla tarafın birbirine yönelik ortak eylemini anlatır: "وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى" (İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, Mâide 5/2). Tefâul babı ayrıca bir şeyi gerçekte olmadığı hâlde öyleymiş gibi göstermeyi de anlatır: تَمَارَضَ "hasta gibi göründü, hastalık tasladı".
Mutavaat: etkiyi kabul etmek. Birkaç bab, başka bir babın etkisini kabul etmeyi, yani mutavaatı bildirir. Bu kavramı bir örnekle anlamak kolaydır: كَسَرْتُهُ فَانْكَسَرَ "onu kırdım, o da kırıldı". İkinci fiil, birinci fiilin etkisinin nesnede gerçekleştiğini anlatır. İnfiâl babı mücerred fiilin mutavaatını bildirir ve bu babın fiilleri her zaman nesnesizdir. Tefa''ul babı ise tef'îlin mutavaatını bildirir: عَلَّمْتُهُ فَتَعَلَّمَ "ona öğrettim, o da öğrendi". Hazırlıkta bulduğun iki fiil tam da bu ilişkiyi gösterir ve Bakara 2/102'de ikisi aynı ayette geçer: sihri öğretenler için يُعَلِّمُونَ, ondan öğrenenler için يَتَعَلَّمُونَ kullanılır. İftiâl babı da çoğu zaman mutavaat bildirir: جَمَعَ "topladı", اِجْتَمَعَ "toplandı". Tefa''ul babının bir başka anlamı tekellüftür, yani bir niteliği zorlanarak kazanmaya çalışmak: تَصَبَّرَ "sabretmeye çalıştı, kendini sabra zorladı".
İstif'âl: talep ve bulma. İstif'âl babının en bilinen anlamı talebtir, yani bir şeyi istemek: غَفَرَ "bağışladı", اِسْتَغْفَرَ "bağışlanma diledi". Namazdan sonra söylediğin "أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ" cümlesi bu babdandır ve "Allah'tan bağışlanma dilerim" anlamına gelir. Fâtiha'daki نَسْتَعِينُ (yardım dileriz) de aynı babdandır; Ders 13.1'de bu kelimeyi ek almış bir fiil olarak bir kenara koymuştuk. İstif'âl babı ayrıca bir şeyi bir nitelikte bulmayı ya da öyle saymayı da bildirir: اِسْتَحْسَنَ "güzel buldu".
İf'ilâl: renk ve kusur. İf'ilâl babı, renkleri ve bedenî kusurları bildiren fiiller için kullanılır ve fiilleri nesnesizdir: اِحْمَرَّ "kızardı", اِبْيَضَّ "ağardı", اِسْوَدَّ "karardı". Kur'an'da kıyamet günü bazı yüzlerin ağarıp bazı yüzlerin kararacağı anlatılırken bu babın muzari biçimleri kullanılır: تَبْيَضُّ ve تَسْوَدُّ (Âl-i İmrân 3/106).
Alime ailesi. Bu babların anlam katkılarını tek bir kök üzerinde birlikte görmek, konuyu toparlamak için en iyi yoldur. عَلِمَ "bildi" demektir ve Ders 13.1'deki üçüncü babdandır. Tef'îl babında عَلَّمَ "öğretti" olur: "لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا" (Öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur, Bakara 2/32). Tefa''ul babında تَعَلَّمَ "öğrendi" olur; bu, tef'îlin mutavaatıdır. İf'âl babında أَعْلَمَ "bildirdi, haber verdi" olur; bu kullanım Kur'an dışındaki Arapçada yaygındır. İstif'âl babında اِسْتَعْلَمَ "bilgi istedi, öğrenmeye çalıştı" olur; bu da talep anlamının bir örneğidir. Tek bir kök, dört ayrı kalıpta dört ayrı ilişkiyi anlatır: bilmek, bildirmek, öğrenmek ve bilgi istemek. Arapçanın kök ve kalıp sistemi, bu türden ince anlam ayrımlarını birkaç harfle yapabilir.
İftiâl babında harf değişimi. İftiâl babında, fâü'l-fiilden sonra gelen ت harfi, bazı harflerle yan yana geldiğinde telaffuzu kolaylaştırmak için başka bir harfe dönüşür; buna ibdal denir. Fâü'l-fiil ص, ض, ط ya da ظ harflerinden biriyse, ت harfi ط olur: صَبَرَ kökünden اِصْتَبَرَ yerine اِصْطَبَرَ denir. Kur'an'da "وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ" (Ona kulluk etmekte sabırlı ol, Meryem 19/65) ifadesinde bu biçim geçer. Fâü'l-fiil د, ذ ya da ز harflerinden biriyse, ت harfi د olur: زَهَرَ kökünden اِزْتَهَرَ yerine اِزْدَهَرَ (parladı, gelişti) denir. Kur'an'da "وَازْدُجِرَ" (ve engellendi, Kamer 54/9) ifadesinde, زَجَرَ kökünden gelen meçhul bir iftiâl fiilinde aynı değişim görülür. Bu değişimi bilmeyen biri اِصْطَبَرَ kelimesinin kökünü ص ط ب ر sanabilir; oysa ط harfi köke değil, kalıba aittir. Harekesiz metin okurken kök bulmada yapılan hataların önemli bir kısmı bu değişimleri tanımamaktan kaynaklanır.
İf'âl ile tef'îl farkı. İf'âl ve tef'îl babları çoğu zaman aynı kökten türer ve ikisi de ta'diye bildirir; bu yüzden aralarındaki farkı anlamak önemlidir. En çok tartışılan örnek أَنْزَلَ ile نَزَّلَ fiilleridir. Âl-i İmrân 3/3'te Kur'an için "نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ" (sana Kitap'ı indirdi) denirken, Tevrat ve İncil için "وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ" ifadesi kullanılır. Pek çok müfessir bu farkı tef'îlin çokluk ve tedrîc anlamıyla açıklamıştır: Kur'an parça parça, yirmi üç yılda indirilmiştir, bu yüzden نَزَّلَ kullanılmıştır; öteki kitaplar için أَنْزَلَ denmiştir. Ders 8.1'de Kur'an'ın tedricî inişini görmüştün. Ama bu açıklama bir kural olarak mutlaklaştırılamaz, çünkü Kur'an'ın kendisi için de "إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ" (Kadr 97/1) ifadesinde أَنْزَلَ kullanılır; müfessirler bunu Kur'an'ın bütün olarak dünya semasına indirilmesi şeklinde yorumlamıştır. Bu örnek, babların anlam katkılarının birer eğilim olduğunu, her kullanımda bağlamın ayrıca okunması gerektiğini gösterir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, Kur'an'da أَخْرَجَ fiilini görür ve anlamını "çıktı" diye tahmin eder. Hocası ona muzari biçimi يُخْرِجُ'ye bakmasını söyler: muzari harfi dammelidir, yani fiil if'âl babındandır ve bu bab çoğu zaman ta'diye bildirir. Talebe fiilin "çıkardı" anlamına geldiğini, "çıktı" anlamının mücerred خَرَجَ'ye ait olduğunu anlar.
- Orta: Bir çalışma grubu, Bakara 2/102'de hem يُعَلِّمُونَ hem يَتَعَلَّمُونَ fiillerinin geçtiğini fark eder. Birincisinin tef'îl, ikincisinin tefa''ul babından olduğunu, ikincisinin birincisinin mutavaatını bildirdiğini tespit ederler: biri öğretir, öbürü öğrenir. Grup, bu iki kelimenin ayetteki iki ayrı tarafı, öğretenleri ve öğrenenleri nasıl ayırdığını not eder.
- Gerçek hayat: Namazdan sonra "أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ" dersin ve bir gün bu kelimeyi incelemeye karar verirsin. Başındaki أَ harfinin muzari şahıs harfi olduğunu, ardından gelen سْتَـ harflerinin istif'âl kalıbına ait olduğunu, kökün ise غ ف ر olduğunu çözersin. Kelimenin "bağışlanma dilerim" anlamını, bir talep babından geldiği için taşıdığını görür ve her gün söylediğin bir cümleyi artık kalıbıyla birlikte anlarsın.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Âl-i İmrân 3/79 ile Bakara 2/31–32 ayetlerindeki fiilleri inceleyen bir tablo hazırla. Âl-i İmrân 3/79'un Arapça metnindeki يُؤْتِيَ, يَقُولَ, كُونُوا, تُعَلِّمُونَ ve تَدْرُسُونَ fiillerini; Bakara 2/31–32'deki عَلَّمَ, عَرَضَ, قَالَ, أَنْبِئُونِي ve عَلَّمْتَنَا fiillerini ele al. Tablonun sütunları şunlar olsun: ayetteki biçim, kök, mücerred mi mezîd mi olduğu, mezîd ise babı, bu babın fiile kattığı anlam ve mealdeki karşılığı. Bazı fiillerin kökünde illet harfi ya da hemze bulunduğunu, bu yüzden biçimlerinin kök harflerini doğrudan göstermeyebileceğini unutma; kökten emin olmadığında sözlüğe bak. Tablonun altına, bu iki pasajda tef'îl babının neden öne çıktığını ve bunun ayetlerin konusuyla nasıl bir ilişkisi olduğunu iki cümleyle yaz. Hedef: Kur'an'daki bir fiilin mücerred mi mezîd mi olduğunu, mezîd ise babını ve anlam katkısını tespit edebilmek ve babın seçiminin ayetin anlamına ne kattığını gösterebilmek.
Mini test
- Mezîd babların muzarisinde başta gelen harfin harekesi hangi kurala göre belirlenir?
- İf'âl ve tef'îl babları hangi ortak anlamı taşır? Tef'îlin buna ek olarak kattığı anlam nedir?
- Mutavaat nedir? İnfiâl ve tefa''ul bablarından birer örnekle açıkla.
- İftiâl babında صَبَرَ ve زَجَرَ köklerinde ت harfi neye dönüşür ve neden?
- Âl-i İmrân 3/3'teki نَزَّلَ ve أَنْزَلَ farkı nasıl açıklanmıştır ve bu açıklamanın sınırı nedir?
Cevapları göster
- Mazisi dört harfli olan bablarda (if'âl, tef'îl, mufâale) muzari harfi dammeli, öteki bablarda fethalıdır.
- İkisi de ta'diye, yani nesnesiz bir fiili nesneli hâle getirme anlamı taşır. Tef'îl buna ek olarak çokluk ve yoğunluk (teksîr) bildirir: قَطَّعَ "parça parça kesti".
- Mutavaat, bir fiilin etkisinin nesnede gerçekleşmesini, etkiyi kabul etmeyi bildirir. İnfiâl: كَسَرْتُهُ فَانْكَسَرَ "onu kırdım, o da kırıldı". Tefa''ul: عَلَّمْتُهُ فَتَعَلَّمَ "ona öğrettim, o da öğrendi".
- صَبَرَ kökünde ت harfi ط olur (اِصْطَبَرَ), زَجَرَ kökünde د olur (اِزْدَجَرَ). Sebep, telaffuzu kolaylaştırmak için yapılan ibdaldir.
- Pek çok müfessir نَزَّلَ'yi tef'îlin tedrîc anlamıyla Kur'an'ın parça parça inişine bağlamıştır. Ama Kadr 97/1'de Kur'an için أَنْزَلَ de kullanıldığı için bu açıklama mutlak bir kural sayılamaz; babların anlam katkıları birer eğilimdir.
Özet
- Mezîd, köke harf eklenerek oluşturulan fiildir; Türk medrese geleneğinde sülâsî mezîdin on iki babı sayılır, rubâî fiiller ayrıca vardır.
- Mazisi dört harfli bablarda muzari harfi dammeli, öteki bablarda fethalıdır.
- İf'âl ve tef'îl ta'diye, tef'îl ayrıca çokluk; mufâale ve tefâul karşılıklılık; infiâl, iftiâl ve tefa''ul mutavaat; istif'âl talep; if'ilâl renk ve kusur bildirir.
- İftiâl babında fâü'l-fiile göre ت harfi ط ya da د olur; bu değişim kök bulmada tanınmalıdır.
- Babların anlam katkıları birer eğilimdir; نَزَّلَ ve أَنْزَلَ örneğinde görüldüğü gibi bağlam her zaman ayrıca okunur.
Sonraki derse hazırlık
Ders 13.3'te fiillerden türeyen isim kalıplarını, yani ism-i fâil, ism-i mef'ûl ve masdarları, ayrıca sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl ve mübalağa kalıplarını işleyeceğiz. Hazırlık: Esmâ-i hüsnâdan Rahmân, Rahîm, Gaffâr ve Alîm isimlerini düşün. Bu dört ismin ikisinin ر ح م, birinin غ ف ر, birinin de ع ل م kökünden geldiğini biliyorsun. Rahmân ile Rahîm aynı kökten geldiği hâlde neden iki ayrı isim olduğunu, Gaffâr isminin sonundaki uzatmanın anlama ne katabileceğini iki cümleyle tahmin et.