İçeriğe geç

Ders 12.8 · Seviye 2 · Tasavvufa Giriş

Tasavvuf-şeriat dengesi

1.891 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta "Tasavvuf şeriatın ruhudur" cümlesini düşündün ve bu modülde öğrendiklerinden bu cümleyi destekleyen bir örnek ile ona itiraz etmek için kullanılabilecek bir örnek buldun. Destekleyen örnek olarak belki Ders 12.1'deki ihsan hadisini, belki de Ders 12.5'teki muhasebenin kul hakkına kadar uzanmasını seçtin. İtiraz için belki Ders 12.2'de adını gördüğün şatahat sözlerini ya da Ders 12.7'de gördüğün kötüye kullanım risklerini düşündün. İki örneği yan yana koyduğunda şunu fark etmiş olabilirsin: tasavvuf şeriatın ruhu olabilir, ama bu, kendiliğinden gerçekleşen bir şey değildir; bir ölçüye ve denetime ihtiyaç duyar. Bu ders Modül 12'yi bu ölçüyle kapatıyor. Önce tasavvufun kendi içinden gelen şeriat vurgusunu, yani Cüneyd'in sözünü, Kuşeyrî'nin Risâle'yi yazma sebebini ve Gazzâlî'nin birleştirici çabasını göreceksin. Sonra şeriat, tarikat, hakikat ve marifet kavramları arasındaki ilişkiyi ve şatahat meselesini işleyeceğiz. Ardından İbnü'l-Cevzî ile İbn Teymiyye'nin eleştirilerini ve bunlara verilen sûfî cevapları dengeli biçimde okuyacak, son olarak "sahih tasavvuf" için usul ölçütlerini toplayacağız.

Ana anlatım

Cüneyd'in ölçüsü. Ders 12.2'de sahv yolunun başındaki isim olarak gördüğün Cüneyd, tasavvufun şeriata bağlılığını en açık ifade eden sûfîlerden biridir. Kuşeyrî'nin Risâle'sinde nakledilen bir sözünde, bu yolun ilminin Kitap ve sünnetle kayıtlı olduğunu, Kur'an'ı öğrenmeyen ve hadis yazmayan kimseye bu işte uyulmayacağını söyler. Bu söz, tasavvufun bir iç tecrübe olmakla birlikte, ölçüsünü dışarıdan, vahyin kendisinden aldığını ilan eder. Cüneyd'in çizgisinde tecrübe ne kadar derin olursa olsun, Kitap ve sünnetin terazisine vurulur; teraziye uymayan bir tecrübe, sahibi için bile bir yanılgı olabilir.

Kuşeyrî'nin Risâle'yi yazma sebebi. Ders 12.1'den beri sık sık başvurduğun Risâle'nin kendisi de bu ölçünün bir ürünüdür. Kuşeyrî, eserinin mukaddimesinde kendi zamanında yolun gerçek ehlinin azaldığından, bazılarının şeriatın emir ve yasaklarını hafife aldığından, haram ile helali ayırmayı bıraktığından ve bunu bir özgürlük saydığından yakınır. Risâle'yi, sûfîleri yolun ilk büyüklerinin çizgisine, yani şeriata bağlılığa çağırmak için yazdığını söyler. Bu yüzden eser, önce sûfîlerin inanç esaslarının Ehl-i Sünnet'le uyumlu olduğunu gösterir, ardından büyük sûfîlerin hayatlarını ve kavramları anlatır. Ders 12.1'de gördüğün Hucvîrî'nin "hakikati olmayan isim" eleştirisiyle birlikte düşündüğünde, tasavvufun en sert eleştirilerinin önemli bir kısmının dışarıdan değil, içeriden geldiğini görürsün.

Gazzâlî'nin birleştirici çabası. Bu çizginin en büyük temsilcisi Gazzâlî'dir. Ders 12.4'te İhyâ'nın "Acâibü'l-kalb" bölümünü okumuştun; eserin bütününe bakınca bir tasarı görülür. İhyâ dört bölüme ayrılır: ibadetler, gündelik hayatın âdetleri, helak edici kötü huylar ve kurtarıcı güzel huylar. Birinci bölüm fıkhın konusu olan namazı, orucu, zekâtı işler; ama her birini yalnız şekil şartlarıyla değil, iç anlamı ve kalbe etkisiyle birlikte anlatır. Son iki bölüm ise Ders 6.6'daki kalp hastalıklarının ve Ders 12.6'daki makamların sistemli bir açılımıdır. Eserin başında da akaid ele alınır. Böylece İhyâ, fıkıh, kelam ve tasavvufu tek bir hayat tasarısında birleştirir: doğru inanç, doğru amel ve o amelin kalpteki karşılığı. Ders 12.1'de ilim haritasında gördüğün iş bölümü, Gazzâlî'de bir bütünleşmeye dönüşür.

Şeriat, tarikat, hakikat, marifet. Tasavvuf literatüründe bu dört kavram sık sık birlikte anılır. Şeriat, Allah'ın koyduğu emir ve yasakların bütünüdür; tarikat, o emir ve yasakları yaşayarak ilerlenen yoldur; hakikat, yolda ulaşılan iç tecrübe ve idraktir; marifet ise Allah'ı tanımanın, kalp gözüyle bilmenin adıdır. Bu ilişki yaygın bir benzetmeyle anlatılır: şeriat bir gemidir, tarikat denizdir, hakikat ise denizin dibindeki incidir; gemisiz denize açılan boğulur. Bu benzetmenin asıl mesajı, sıralamanın bir basamaktan öbürüne geçip öncekini bırakmak anlamına gelmediğidir. Hakikate ulaşan şeriatı terk etmez; tersine, sûfî geleneğin ana çizgisine göre, hakikat şeriatın içinde yaşanır. "Hakikate eren için namaz gerekmez" türünden iddialar, bu ana çizgi tarafından açıkça reddedilmiştir. Halk arasında dört kavramı Hz. Peygamber'e nispet edilen bir sözle açıklama alışkanlığı vardır; ama bu sözün hadis olarak sabit görülmediğini ve kavramların klasik sûfî literatüründen geldiğini bilmek gerekir.

Şatahat meselesi. Ders 12.2'de sekr yolunu anlatırken şatahata değinmiş, ayrıntısını bu derse bırakmıştık. Şatahat, bazı sûfîlerin yoğun ilahî tecrübeler sırasında söylediği anlatılan, zahiri şaşırtıcı ve hatta şeriata aykırı görünen sözlerdir. Bu sözlerin en bilinenleri Bâyezîd-i Bistâmî'ye nispet edilen "Sübhânî" (beni tesbih ederim) ve Hallâc-ı Mansûr'a nispet edilen "Ene'l-Hak" (ben Hakk'ım) sözleridir. Hallâc bu tür söz ve tutumları sebebiyle yargılanmış ve Bağdat'ta idam edilmiştir. Sûfîler bu sözlere farklı yaklaşımlar geliştirmiştir. Serrâc, el-Lüma'da şatahatı ayrı bir bölümde ele alır ve bu sözleri, söyleyenin hâlini bilmeden zahirine göre yargılamanın doğru olmadığını, onların bir te'vili olabileceğini savunur. Ama aynı gelenek iki ilkeyi de koruyarak konuşur. Birincisi, bu sözler taklit edilmez ve öğretilmez; kendinden geçmiş bir hâlin ürünüdür, bir yol ya da bir inanç değildir. İkincisi, fakihler sözün zahirine göre hüküm verir; bir sûfînin iç hâli, dışarıya yönelik hükmü değiştirmez. Cüneyd'in sahv çizgisi şatahatı bir yüceliğin değil, bir eksikliğin, yani tecrübenin şuura taşınamamasının işareti olarak görmüştür.

İbnü'l-Cevzî'nin eleştirisi. Tasavvufa yöneltilen en bilinen eleştiri eserlerinden biri Hanbelî âlim İbnü'l-Cevzî'nin Telbîsü İblîs'idir, yani "Şeytanın aldatması". İbnü'l-Cevzî bu eserde pek çok grubu, âlimleri, zâhidleri ve sûfîleri, şeytanın onları nasıl aldattığı açısından inceler. Sûfîlere yönelik eleştirileri şunlardır: sünnette dayanağı olmayan uygulamalar, özellikle sema ve vecd sırasında elbise yırtma gibi davranışlar; çalışmayı ve kazancı terk edip başkalarına yük olmak; aşırı riyazetle bedene zarar vermek; zayıf ve uydurma hadislere dayanmak; ilmi küçümsemek. Ama İbnü'l-Cevzî tasavvufu bütünüyle reddetmez; ilk dönem zâhidlerine büyük saygı duyar ve onların hayatlarını anlatan eserler de yazmıştır. Eleştirisi, ilk neslin çizgisinden sapanlara yöneliktir.

İbn Teymiyye'nin eleştirisi. Ders 11.4'te Selefî düşüncenin temsilcisi olarak gördüğün İbn Teymiyye de tasavvufa yönelik kapsamlı eleştiriler yöneltmiştir. En sert eleştirilerini, İbn Arabî'ye nispet edilen vahdet-i vücûd anlayışına, türbelerde ölülerden yardım istemeye ve sünnette dayanağı olmayan zikir biçimlerine yöneltir. Ama İbn Teymiyye de tasavvufu tümden reddetmez. Cüneyd gibi ilk dönem sûfîlerini övgüyle anar ve Abdülkādir-i Geylânî'nin bir eserinin bazı bölümlerini şerh etmiştir. Ona göre ölçü, Kitap ve sünnete uygunluktur; bu ölçüye uyan zühd ve ahlak değerlidir, uymayan uygulamalar reddedilir.

Vahdet-i vücûd ve vahdet-i şuhûd. İbn Teymiyye'nin en sert eleştirisinin hedefi olan vahdet-i vücûd, sonraki tasavvuf tarihinin en çok tartışılan kavramlarından biridir. İbn Arabî'ye ve onun ekolüne nispet edilen bu görüş, en kaba hâliyle, gerçek anlamda var olanın yalnızca Allah olduğunu ve öteki varlıkların O'nun isim ve sıfatlarının tecellileri olduğunu söyler. Eleştirenler bu görüşün Allah ile âlem arasındaki farkı ortadan kaldırdığını ileri sürmüştür; savunanlar ise bunun bir özdeşlik iddiası değil, yaratılmışların varlığının Allah'a muhtaç ve O'na bağlı olduğunun ifadesi olduğunu söylemiştir. Nakşibendî-Müceddidî geleneğinde İmâm-ı Rabbânî, bu tartışmaya vahdet-i şuhûd kavramıyla katılmıştır: yolcunun yaşadığı birlik tecrübesi, varlığın gerçekten tek olduğunu değil, yolcunun gözünde her şeyin Allah'ın varlığı karşısında silikleştiğini gösterir; birlik varlıkta değil, şahitliktedir. Bu ayrım, Ders 12.6'da gördüğün fenâ kavramının Kuşeyrî'deki ahlakî yorumuyla da uyumludur ve tecrübeyi şeriatın ve akaidin sınırları içinde anlatmanın bir yolu olarak görülmüştür.

Sûfî cevaplar. Bu eleştirilere sûfî gelenekten farklı cevaplar verilmiştir. Birincisi, eleştirilen uygulamaların önemli bir kısmının tasavvufun kendisi tarafından da reddedildiğidir: Kuşeyrî, Hucvîrî ve Gazzâlî de şeriatı hafife alanları, dünyalık peşindeki sahte şeyhleri ve ilimsiz sûfîleri eleştirmiştir. İkincisi, bir yolun bazı mensuplarının hatasının yolun kendisini geçersiz kılmayacağıdır; fıkhın ya da hadisin bazı mensuplarının hataları nasıl bu ilimleri geçersiz kılmazsa, tasavvuf için de aynı ilke geçerlidir. Üçüncüsü, bazı eleştirilerin sûfî kavramların, özellikle vahdet-i vücûd gibi kavramların yanlış ya da dar anlaşılmasından kaynaklandığıdır; bu kavramların nasıl anlaşılması gerektiği ise sonraki yüzyıllarda da tartışılmaya devam etmiştir. Seviye 3'te tasavvuf klasiklerini okurken bu tartışmaya daha ayrıntılı döneceksin.

Sahih tasavvuf için usul ölçütleri. Bu modülün sonunda, bir tasavvufi söz, uygulama ya da yolun sağlıklı olup olmadığını değerlendirmek için kullanabileceğin ölçütleri toplayalım. Birincisi, Kitap ve sünnete uygunluk: Cüneyd'in ölçüsü. İkincisi, farzların eksiksiz yerine getirilmesi ve haramlardan kaçınılması; hiçbir hal ve makam bunları kaldırmaz. Üçüncüsü, inancın Ehl-i Sünnet akaidiyle uyumu. Dördüncüsü, keşf ve ilhamın bir delil olarak kabul edilmemesi: bu modülde ezberini tamamladığın Akâid-i Nesefiyye, ilhamın ehl-i hak katında bilginin sebeplerinden olmadığını söyler; bir sûfînin keşfi kendisi için bir tecrübe olabilir, ama başkaları için bir hüküm kaynağı olmaz. Beşincisi, ahlak ve kul hakkı: Ders 12.1'deki "tasavvuf ahlaktır" tanımının ölçüsü. Altıncısı, ölçülülük: bedene ve aileye zarar veren aşırılıklardan uzak durmak. Yedincisi, ilmî denetime açıklık: bir şahsın sözünü değil, ilkeyi esas almak ve başka âlimlerin görüşüne kapıyı kapatmamak. Bu ölçütler, tasavvufun şeriatın ruhu olma iddiasının, kendiliğinden değil, ancak bir usul içinde gerçekleşebileceğini gösterir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir sosyal medya paylaşımında "Hakikate eren kişi için şekli ibadetler gerekmez" cümlesini görür ve bunun tasavvufun bir görüşü olup olmadığını sorar. Hocası şeriat, tarikat ve hakikat arasındaki ilişkiyi ve gemi benzetmesini anlatır; Kuşeyrî'nin Risâle'yi tam da bu tür iddialara karşı yazdığını hatırlatır. Talebe, bu cümlenin tasavvufun ana çizgisi tarafından reddedildiğini öğrenir.
  • Orta: Bir çalışma grubu, İbnü'l-Cevzî'nin Telbîsü İblîs'teki eleştirilerini okur. Bir talebe bu eleştirilerin tasavvufu tümden reddettiğini düşünür. Öbürü İbnü'l-Cevzî'nin ilk dönem zâhidlerine duyduğu saygıyı ve Kuşeyrî'nin kendi zamanındaki sapmalara yönelttiği eleştiriyi hatırlatır. Grup, eleştirilerin çoğunun tasavvufun içinden gelen eleştirilerle örtüştüğünü ve asıl tartışmanın ölçü üzerinde olduğunu tespit eder.
  • Gerçek hayat: Bir tanıdığın, rüyasında gördüğü bir şeye dayanarak bir aile büyüğünün mirasını paylaştırmak istediğini söyler. Sen bu dersteki dördüncü ölçütü hatırlarsın: keşf ve ilham, sahibi için bir tecrübe olabilir, ama başkaları için bir hüküm kaynağı değildir; miras paylaşımı Kitap ve sünnetin açık hükümlerine göre yapılır. Tanıdığın, rüyanın değerini küçümsemeden, hükmün kaynağının başka olduğunu kabul eder.

Uygulama

Şimdi sıra sende: "Tasavvuf şeriatın ruhudur" iddiası üzerine üç paragraflık bir metin yaz. Birinci paragrafta bu iddiayı savun: bu modülde gördüğün kaynaklardan, örneğin ihsan hadisinden, Gazzâlî'nin İhyâ'daki tasarısından ya da Cüneyd'in ölçüsünden en az iki dayanak kullan. İkinci paragrafta bu iddiayı eleştir: İbnü'l-Cevzî'nin ya da İbn Teymiyye'nin eleştirilerinden, şatahat meselesinden ya da Ders 12.7'de gördüğün kötüye kullanım risklerinden en az iki dayanak kullan. Her iki paragrafı da karşı tarafı küçümsemeden, onun en güçlü hâliyle yaz. Üçüncü paragrafta kendi değerlendirmeni ekle: iddiayı hangi şartlar altında kabul ediyorsun ve bu dersteki usul ölçütlerinden hangileri bu şartları karşılamak için en önemli? Hedef: Tasavvuf ile şeriat arasındaki ilişki hakkında hem savunan hem eleştiren tarafı adil biçimde temsil edebilmek ve kendi değerlendirmesini usul ölçütlerine dayandırarak kurabilmek.

Mini test

  1. Cüneyd'in tasavvufun ölçüsü hakkındaki sözü nedir ve ne anlama gelir?
  2. Kuşeyrî Risâle'yi hangi sebeple yazdığını söyler?
  3. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet arasındaki ilişki nasıl anlatılır ve bu ilişkinin asıl mesajı nedir?
  4. Şatahat nedir ve sûfî gelenek bu sözlere karşı hangi iki ilkeyi korur?
  5. Sahih tasavvuf için usul ölçütlerinden dördünü say.
Cevapları göster
  1. Bu yolun ilminin Kitap ve sünnetle kayıtlı olduğunu, Kur'an'ı öğrenmeyen ve hadis yazmayan kimseye bu işte uyulmayacağını söyler. Tasavvufun ölçüsünü vahiyden aldığını ve her tecrübenin bu teraziye vurulacağını ifade eder.
  2. Kendi zamanında yolun gerçek ehlinin azaldığını, bazılarının şeriatın emir ve yasaklarını hafife aldığını görmüş ve sûfîleri ilk büyüklerin çizgisine, şeriata bağlılığa çağırmak için yazdığını söyler.
  3. Şeriat emir ve yasaklar, tarikat onları yaşayarak ilerlenen yol, hakikat ulaşılan iç idrak, marifet Allah'ı kalp gözüyle tanımaktır; gemi, deniz ve inci benzetmesiyle anlatılır. Asıl mesaj, hakikate ulaşanın şeriatı terk etmediğidir.
  4. Bazı sûfîlerin yoğun tecrübeler sırasında söylediği anlatılan, zahiri şeriata aykırı görünen sözlerdir. Sûfî gelenek bu sözlerin taklit edilmeyeceğini ve fakihlerin sözün zahirine göre hüküm vereceğini korur.
  5. Kitap ve sünnete uygunluk, farzların eksiksiz yerine getirilmesi, Ehl-i Sünnet akaidiyle uyum, keşf ve ilhamın delil sayılmaması, ahlak ve kul hakkı, ölçülülük, ilmî denetime açıklık (herhangi dördü).

Özet

  • Tasavvufun şeriat vurgusu içeriden gelir: Cüneyd'in ölçüsü, Kuşeyrî'nin Risâle'yi yazma sebebi ve Hucvîrî'nin eleştirisi bunun örnekleridir.
  • Gazzâlî İhyâ'da fıkıh, kelam ve tasavvufu doğru inanç, doğru amel ve kalpteki karşılık olarak tek bir tasarıda birleştirir.
  • Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet bir basamaklar dizisi değil, iç içe bir bütündür; hakikate ulaşan şeriatı terk etmez.
  • Şatahat taklit edilmez ve zahirine göre hükme bağlanır; İbnü'l-Cevzî ve İbn Teymiyye tasavvufu tümden değil, ilk nesilden sapmaları eleştirir.
  • Sahih tasavvufun ölçütleri Kitap ve sünnet, farzlar, sahih akaid, keşfin delil sayılmaması, ahlak, ölçülülük ve ilmî denetimdir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 13.1 ile Modül 13'e, Arapça 2'ye, yani sarf ve nahve geçeceğiz. İlk derste sülâsî mücerred fiillerin altı babını, kökün fâ-ayn-lâm mantığını ve Emsile'deki çekim tablosunu göreceksin. Hazırlık: Ders 7.4 ve 7.5'te öğrendiğin kök sistemini hatırla. Kur'an'da sık geçen k-t-b, '-l-m ve n-s-r köklerinden türemiş üçer kelime bul ve her kelimede kökün üç harfinin nerede durduğunu, hangi harflerin sonradan eklendiğini işaretle.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 12.8

Cüneyd'in "Bu yol Kitap ve sünnete bağlıdır" sözü, Kuşeyrî'nin Risale'yi yazma sebebi olarak sûfîleri şeriata bağlılığa çağırması ve Gazzâlî'nin fıkıh, kelam ve tasavvufu İhyâ'da birleştirmesi işlenir. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet kavramları arasındaki ilişki ve "şatahat" meselesi anlatılır; İbnü'l-Cevzî'nin Telbîsü İblîs'i ve İbn Teymiyye'nin tasavvufa yönelik eleştirileri ile bunlara sûfî cevaplar dengeli biçimde sunulur. Talebeye "sahih tasavvuf" için usul ölçütleri verilir. Uygulama: talebe "tasavvuf şeriatın ruhudur" iddiasını savunan ve eleştiren birer paragraf yazar, sonra kendi değerlendirmesini ekler.