Giriş
Hazırlıkta "Allah adildir" cümlesinin sana ne ifade ettiğini düşündün ve Allah'ın adaletinin, insanın kendi fiillerinden sorumlu olmasını ve kötülüğü Allah'ın yaratıp yaratmadığı sorusunu nasıl etkilediğine dair iki soru yazdın. Belki "Allah adilse insanı neden kendi seçmediği bir şeyden sorumlu tutsun?" ya da "Kötülüğü Allah yaratıyorsa insanı neden cezalandırsın?" diye sordun. Bu sorular, Mu'tezile'nin bütün sistemini kurduğu sorulardır. Bu derste Mu'tezile'yi, Ders 11.1'de doğuşunu, Ders 11.2'de Eş'arî'nin içinden çıkışını gördüğün bu ekolü, kendi kaynaklarından ve adil biçimde tanıyacağız. Doğuşunu ve kollarını, Mihne olayını, beş esasını Kâdî Abdülcebbâr'ın eseri merkezinde, Kur'an'ın yaratılmışlığı, sıfatlar, ru'yetullah ve aslah görüşlerini Ehl-i Sünnet'in cevaplarıyla birlikte, son olarak da ekolün İslam düşüncesine katkılarını ve modern dönemdeki yeniden okumalarını göreceksin. Amacımız Mu'tezile'yi savunmak ya da mahkûm etmek değil, onu anlamak; çünkü karşı görüşü doğru anlamadan kendi görüşünü de doğru anlayamazsın.
Ana anlatım
Doğuş ve kollar. Ders 11.1'de Mu'tezile adının kökenine dair Vâsıl b. Atâ rivayetini okumuştun. Vâsıl ve arkadaşı Amr b. Ubeyd, hicri ikinci asrın başında Basra'da bu çizginin ilk temsilcileri olarak anılır. Ekol sonraki kuşaklarda iki ana merkezde gelişti. Basra kolu, ekolün sistemli kelamını kuran âlimleri yetiştirdi: Ebü'l-Hüzeyl el-Allâf, Ders 8.7'de sarfe görüşüyle andığın Nazzâm, Ders 11.2'de Eş'arî'nin hocası olarak gördüğün Cübbâî ve oğlu Ebû Hâşim. Bağdat kolu ise Bişr b. Mu'temir ve daha sonra Ka'bî gibi âlimlerle, bazı meselelerde Basralılardan ayrılan bir çizgi izledi. Bu iki kol, beş esasta birleşmekle birlikte ayrıntılarda birbirleriyle ciddi tartışmalar yürütmüştür; Mu'tezile tek sesli bir blok değil, kendi içinde canlı bir tartışma geleneğidir.
Mihne. Mu'tezile'nin tarihindeki en tartışmalı dönem, Ders 11.1'de kısaca andığımız Mihne'dir. Abbâsî halifesi Me'mûn, hayatının son yılında, Kur'an'ın yaratılmış olduğu görüşünü devletin resmî görüşü ilan etti ve kadıların, âlimlerin bu görüşü kabul edip etmediklerini sınamaya başladı. Bu sınama, Me'mûn'dan sonraki iki halife döneminde de sürdü ve Ahmed b. Hanbel gibi görüşü kabul etmeyen âlimler hapis ve işkenceyle karşılaştı. Halife Mütevekkil döneminde bu politika terk edildi. Mihne, Mu'tezile'nin görüşlerinin değil, bir görüşün devlet gücüyle dayatılmasının tarihidir; ama bu tecrübe, ekolün sonraki yüzyıllarda Sünnî toplumlarda nasıl algılandığını derinden etkilemiş ve Mu'tezile adını uzun süre bir baskı hatırasıyla birlikte anılır hâle getirmiştir.
Kâdî Abdülcebbâr ve beş esas. Mu'tezile'yi kendi kaynağından öğrenmek için en önemli eserlerden biri, ekolün son büyük sistemcilerinden Kâdî Abdülcebbâr'ın Şerhu'l-usûli'l-hamse'sidir. Eser, bugünkü hâliyle Abdülcebbâr'ın doğrudan kaleminden değil, öğrencilerinden Mânkdîm Şeşdîv'in onun derslerine dayanarak yazdığı açıklamalar (ta'lîk) yoluyla bize ulaşmıştır. Eserin adı, Mu'tezile'nin kendisini tanımladığı beş esası taşır ve bir kişinin Mu'tezilî sayılması için bu beşini birlikte kabul etmesi gerektiği söylenir. Bu beş esas şunlardır: tevhid, adl, va'd ve vaîd, el-menzile beyne'l-menzileteyn ve emr bi'l-ma'rûf ve nehy ani'l-münker. Her birinin bir Ehl-i Sünnet cevabı vardır ve bu cevapları birlikte görmek, iki geleneği de daha iyi anlamanı sağlar.
Birinci esas: tevhid ve sıfatlar. Mu'tezile için tevhid, yalnız Allah'ın bir olduğunu değil, O'nun zatında hiçbir çokluk bulunmadığını da ifade eder. Bu yüzden Allah'ın ilim, kudret, hayat gibi sıfatlarını zatından ayrı ve ezelî varlıklar olarak kabul etmek, ezelde Allah'tan başka ezelî şeyler bulunduğunu söylemek anlamına gelir ve tevhide aykırıdır. Mu'tezile'ye göre Allah, zatıyla bilir, zatıyla kadirdir; sıfatlar zatın aynıdır. Ehl-i Sünnet ise, Ders 11.2'de gördüğün gibi, sıfatları zattan ayrı ve ezelî kabul eder ve bu ilişkiyi "sıfatlar ne zatın aynıdır ne de ondan ayrı bir şeydir" formülüyle ifade eder. İki taraf da tevhidi korumaya çalışır; ayrıldıkları nokta, Allah hakkında konuşurken hangi tehlikeyi daha büyük gördükleridir: Mu'tezile çokluğa düşmekten, Ehl-i Sünnet sıfatları boşaltmaktan (ta'til) kaçınır.
Kur'an'ın yaratılmışlığı. Tevhid esasının en tartışmalı sonucu Kur'an meselesidir. Mu'tezile'ye göre Kur'an, Allah'ın kelâmıdır; ama kelâm, Allah'ın zatında bulunan ezelî bir sıfat değil, Allah'ın yarattığı sözdür. Kur'an ezelî olsaydı, Allah'la birlikte ezelî ikinci bir varlık olurdu. Ehl-i Sünnet ise Allah'ın kelâmının ezelî bir sıfat olduğunu savunur ve bir ayrım yapar: Allah'ın zatıyla kaim olan anlam (kelâm-ı nefsî) ezelîdir; o anlamı ifade eden harfler, sesler, mushaftaki yazı ve bizim okuyuşumuz ise yaratılmıştır. Bu ayrım, Mihne'nin ateşini söndüren bir uzlaşma değil, tartışmanın özüne dair bir cevaptır ve Ders 11.6'da sıfatlar tartışmasında ayrıntısıyla karşına çıkacak.
Ru'yetullah. Tevhid esasının bir başka sonucu, Allah'ın ahirette görülüp görülmeyeceği meselesidir. Mu'tezile'ye göre görme, görülen şeyin bir yönde ve bir yerde bulunmasını gerektirir; Allah ise yer ve yönden münezzehtir, bu yüzden görülemez. Mu'tezile bu görüşü şu ayetle destekler: "Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür." (En'âm 6/103). Musa'nın Allah'ı görmek istemesi üzerine verilen cevap da bu yönde yorumlanır: "Sen Beni göremezsin" (A'râf 7/143). Ehl-i Sünnet ise müminlerin ahirette Allah'ı, keyfiyeti bilinmeyen bir biçimde göreceğini kabul eder ve şu ayete dayanır: "O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır." (Kıyâme 75/22–23). Ehl-i Sünnet'e göre En'âm 6/103'teki ifade gözlerin Allah'ı kuşatamayacağını, idrak edemeyeceğini bildirir, görmenin kendisini reddetmez. Tartışma, Ders 8.5'te gördüğün muhkem ve müteşâbih ilişkisinin somut bir örneğidir: her taraf, kendi muhkem saydığı ayetle öbür ayeti yorumlar.
İkinci esas: adl. Hazırlıktaki soruların doğrudan cevabı bu esastadır. Mu'tezile'ye göre Allah adildir ve zulmetmez; Kur'an bunu açıkça söyler: "Rabbin kimseye haksızlık etmez." (Kehf 18/49). Adil bir Allah, insanı kendi seçmediği bir fiilden sorumlu tutmaz; bu yüzden insan kendi fiillerini kendi iradesi ve gücüyle yaratır ve onlardan sorumludur. Aynı gerekçeyle Allah kötülüğü ve çirkin fiilleri yaratmaz, çünkü kötülüğü yaratan kötülükten sorumlu olur. Adl esasının bir uzantısı da aslah görüşüdür: Allah kulları için her zaman en uygun ve en iyi olanı yapar, yapmak zorundadır. Ders 11.2'de Eş'arî'nin üç kardeş sorusunun tam olarak bu görüşü hedef aldığını görmüştün.
Ehl-i Sünnet'in cevabı, Ders 3.7'de gördüğün kesb kavramıdır: fiillerin yaratıcısı Allah'tır, insan ise kendi iradesiyle bu fiilleri kazanır ve kazandığından sorumludur. Ehl-i Sünnet'e göre Mu'tezile'nin görüşü, Allah'ın kudretinin dışında kalan bir alan, insanın yarattığı fiiller alanı kabul etmek anlamına gelir. Aslah görüşüne ise, Allah'a bir şeyi yapmanın "zorunlu" olduğunu söylemenin, O'nun iradesini sınırlamak olduğu itirazıyla karşılık verir. Adl tartışması Ders 11.7'de, kader ve irade meselesinde ayrıntılı olarak ele alınacak.
Adl esasının arkasında Mu'tezile'nin akla bakışı durur. Ders 10.1'de iyilik ve kötülüğün akılla bilinip bilinemeyeceği tartışmasını, Ders 11.2'de de Mâtürîdîlerin bu konuda Eş'arîlerden ayrıldığını görmüştün. Mu'tezile bu yelpazenin en uç noktasındadır: ona göre adaletin iyiliği, zulmün ve yalanın kötülüğü akılla bilinir ve bu bilgi, vahiy gelmeden de sorumluluk doğurur. Bu yüzden Mu'tezilî kelamcılar, insanın ilk görevinin (evvelü'l-vâcibât) Allah'ı tanımak için akıl yürütmek, yani nazar olduğunu söyler. Vahiy, aklın genel olarak bildiği iyilik ve kötülükleri ayrıntılandırır ve ibadetlerin biçimini bildirir; ama ahlakın temelini akıl kurar.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci esas. Va'd ve vaîd, Allah'ın vaadini ve tehdidini mutlaka yerine getireceğini ifade eder; Mu'tezile'ye göre tövbe etmeden ölen büyük günahkâr ebediyen cehennemde kalır, çünkü Allah'ın tehdidinden dönmesi sözünde durmaması anlamına gelir. Ehl-i Sünnet ise Allah'ın dilerse affedebileceğini ve Peygamber'in şefaatiyle büyük günahkârların cehennemden çıkabileceğini kabul eder. El-menzile beyne'l-menzileteyn, Ders 11.1'de Vâsıl rivayetinde gördüğün görüştür: büyük günah işleyen ne mümin ne kâfirdir, iki durum arasındadır. Emr bi'l-ma'rûf ve nehy ani'l-münker ise iyiliği emretme ve kötülükten alıkoymanın müminlere bir görev olduğunu ifade eder; bu esas diğer ekollerce de paylaşılır, ama Mu'tezile onu, gerektiğinde yönetime karşı bile uygulanması gereken bir ilke olarak vurgulamıştır.
Katkılar ve yeniden okumalar. Mu'tezile'yi adil değerlendirmek, katkılarını da görmeyi gerektirir. Ekol, aklın dinî bilgideki yerini güçlü biçimde savunmuş, İslam düşüncesine sistemli akıl yürütme yöntemlerini kazandırmış ve Ehl-i Sünnet kelamcıları da bu yöntemleri benimseyerek kendi görüşlerini savunmuştur; Ders 11.2'de Eş'arî'nin Mu'tezile'den öğrendiği aklî yöntemlerle Ehl-i Sünnet'i savunduğunu görmüştün. Ders 8.8'de gördüğün Zemahşerî'nin Keşşâf'ı, Mu'tezilî bir müfessirin belagat alanında bütün ümmete bıraktığı bir mirastır. Mu'tezile'nin görüşleri, Şîa'nın bazı kolları başta olmak üzere, sonraki kelam geleneklerini de etkilemiştir. Modern dönemde ise, özellikle on dokuzuncu yüzyıldan itibaren, aklı ve insan sorumluluğunu öne çıkaran bazı düşünürler Mu'tezile'yi yeniden okumuş, kimi zaman "yeni Mu'tezile" gibi etiketlerle anılmıştır. Bu etiketleri de, Ders 11.1'de öğrendiğin gibi, kimin kime ve hangi amaçla yakıştırdığını sorarak değerlendirmek gerekir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "Mu'tezile aklı öne çıkardığı için dinden çıkmış bir grup muydu?" diye sorar. Hocası beş esası anlatır ve Mu'tezile'nin her esasını Kur'an ayetlerine dayandırdığını, Kehf 18/49 ve En'âm 6/103 gibi ayetleri kullandığını gösterir. Ehl-i Sünnet'in Mu'tezile'yi yanlış yorumla eleştirdiğini ama tarih boyunca onları toptan tekfir etmediğini anlatır. Talebe bir ekolü etiketiyle değil, kendi kaynağıyla tanımayı öğrenir.
- Orta: İki talebe ru'yetullah meselesini tartışır: biri En'âm 6/103'ü, öbürü Kıyâme 75/22–23'ü okur. Hocası iki ayetin de Kur'an'da olduğunu ve iki tarafın da kendi muhkem saydığı ayetle öbürünü yorumladığını gösterir; Ehl-i Sünnet'in "idrak" kelimesini kuşatma olarak anladığını anlatır. Talebeler Ders 8.5'teki muhkem-müteşâbih ilişkisinin bir inanç tartışmasında nasıl işlediğini görür.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın "Dünyada bu kadar kötülük varsa, Allah adilse onları neden yaratıyor?" diye sorar. Sen Mu'tezile'nin adl esasını ve Ehl-i Sünnet'in kesb cevabını anlatırsın; iki geleneğin de bu soruyu ciddiye aldığını, farklı cevaplar verdiklerini gösterirsin. Soru, bir itiraz olmaktan çıkıp İslam düşünce tarihinin en köklü tartışmalarından birine açılan bir kapıya dönüşür.
Uygulama
Şimdi sıra sende: "Adl" ilkesini iki farklı ağızdan yazılmış iki kısa paragrafla sun. Birinci paragrafı bir Mu'tezilî âlimin ağzından yaz: Allah'ın adaleti ne demektir, insan fiillerinin yaratıcısı kimdir, Allah kötülüğü yaratır mı, aslah görüşü neden gereklidir ve bu görüşler hangi ayete dayanır (Kehf 18/49 gibi). İkinci paragrafı bir Mâtürîdî âlimin ağzından yaz: Allah'ın adaleti ile kudreti nasıl birlikte düşünülür, kesb kavramı neyi çözer, insanın sorumluluğu nereden gelir ve Mu'tezile'nin görüşüne yöneltilen itiraz nedir. Her paragraf en az altı cümle olsun ve her biri kendi ekolünü en güçlü biçimde savunsun. Son olarak, iki paragrafı okuyan birinin hangi noktada iki ekolün aynı kaygıyı paylaştığını fark edeceğini bir cümleyle yaz. Hedef: karşı görüşü, onu savunan birinin kabul edeceği biçimde ifade edebilmek; adil bir tartışmanın ilk şartını uygulamak.
Mini test
- Mu'tezile'nin Basra ve Bağdat kollarının önde gelen temsilcilerinden ikişer isim say.
- Mihne nedir ve Mu'tezile'nin sonraki algılanışını nasıl etkilemiştir?
- Mu'tezile'nin beş esası nelerdir?
- Mu'tezile ile Ehl-i Sünnet sıfatlar ve Kur'an'ın yaratılmışlığı konusunda nasıl ayrılır?
- Ru'yetullah tartışmasında iki taraf hangi ayetlere dayanır?
Cevapları göster
- Basra: Ebü'l-Hüzeyl el-Allâf, Nazzâm, Cübbâî, Ebû Hâşim. Bağdat: Bişr b. Mu'temir, Ka'bî.
- Halife Me'mûn'un başlattığı, Kur'an'ın yaratılmışlığı görüşünün âlimlere devlet eliyle dayatıldığı sınama sürecidir; Ahmed b. Hanbel gibi âlimler hapis ve işkence görmüştür. Bu tecrübe, Mu'tezile adının Sünnî toplumlarda uzun süre bir baskı hatırasıyla anılmasına yol açmıştır.
- Tevhid, adl, va'd ve vaîd, el-menzile beyne'l-menzileteyn ve emr bi'l-ma'rûf ve nehy ani'l-münker.
- Mu'tezile sıfatları zatın aynı sayar ve Kur'an'ı Allah'ın yarattığı söz kabul eder. Ehl-i Sünnet sıfatları zattan ayrı ve ezelî kabul eder; Allah'ın zatıyla kaim anlamın (kelâm-ı nefsî) ezelî, harf, ses, yazı ve okuyuşun ise yaratılmış olduğunu söyler.
- Mu'tezile En'âm 6/103 ("Gözler O'nu görmez") ve A'râf 7/143'e ("Sen Beni göremezsin"), Ehl-i Sünnet ise Kıyâme 75/22–23'e ("Rablerine bakıp") dayanır; Ehl-i Sünnet En'âm 6/103'ü kuşatma anlamında idrakin reddi olarak yorumlar.
Özet
- Mu'tezile Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd ile başlamış, Basra ve Bağdat kollarında gelişmiş, kendi içinde tartışan bir ekoldür.
- Me'mûn'un başlattığı Mihne, Kur'an'ın yaratılmışlığı görüşünün devlet eliyle dayatılmasıdır ve ekolün algısını derinden etkilemiştir.
- Kâdî Abdülcebbâr'ın eserinde sistemleşen beş esas tevhid, adl, va'd-vaîd, menzile beyne'l-menzileteyn ve emr bi'l-ma'rûftur.
- Sıfatlar, Kur'an'ın yaratılmışlığı, ru'yet, insan fiilleri ve aslah konularında Ehl-i Sünnet farklı cevaplar verir; iki taraf da ayetlere dayanır.
- Mu'tezile aklın yerini savunmuş, kelam yöntemine ve belagate katkıda bulunmuş, modern dönemde yeniden okunmuştur.
Sonraki derse hazırlık
Ders 11.4'te Selef kavramını ve Selefî düşünceyi, kelam yöntemine mesafeli duran ehl-i hadis geleneğini kendi kaynaklarından tanıyacağız. Hazırlık: "Selef" kelimesinin günlük dilde ve dinî metinlerde nasıl kullanıldığını düşün. Bir sözlükten kelimenin anlamına bak ve "selef-i sâlihîn" ifadesinin hangi nesilleri kapsadığını not et; ardından bu kelimenin bugün bir düşünce akımının adı olarak kullanıldığı iki örneği, nerede karşına çıktığıyla birlikte yaz.