Giriş
Hazırlıkta Ders 3.2'yi açıp tekvin sıfatındaki Mâtürîdî-Eş'arî farkını kendi cümlelerinle yeniden yazdın ve Semerkant ile Basra'yı bir haritada buldun. Arada binlerce kilometre, farklı diller ve farklı ilim çevreleri vardı. Bu derste, birbirini hiç görmemiş bu iki şehrin iki âliminin, aynı dönemde, birbirinden habersiz olarak benzer bir işi nasıl başardığını göreceksin: Ders 11.1'de doğuşunu izlediğin tartışmalar karşısında, nassa bağlı kalan ama aklı da ciddiye alan bir orta yol kurmak. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ile Ebü'l-Hasen el-Eş'arî'nin hayatlarını, yetiştikleri ortamları ve temel eserlerini tanıyacak, ardından iki ekol arasındaki başlıca farkları tek tek inceleyeceksin. Dersin sonunda bu farkların önemli bir kısmının lafzî ya da ayrıntıya dair olduğunu ve iki ekolün birbirini tekfir etmeyen, Ehl-i Sünnet'in iki kolu olarak görüldüğünü tartışacağız.
Ana anlatım
Mâtürîdî ve Semerkant. Ebû Mansûr Muhammed el-Mâtürîdî, Orta Asya'daki Semerkant şehrinin Mâtürîd mahallesinde doğmuş ve orada vefat etmiştir (ö. 333/944). Yetiştiği çevre, Ebû Hanîfe'nin inanç ve fıkıh anlayışının öğrencileri eliyle aktarıldığı Semerkant Hanefî geleneğidir. Ders 11.1'de gördüğün, Ebû Hanîfe'ye nispet edilen akaid metinleri bu çevrede okunmuş ve şerh edilmiştir; Mâtürîdî de bu geleneğin içinde yetişmiş ve onu sistemli bir kelam ekolüne dönüştürmüştür. Bu yüzden Mâtürîdîlik tarih boyunca Hanefî mezhebiyle birlikte yayılmış ve Orta Asya'dan Anadolu'ya, Hindistan'a kadar Hanefîlerin yaşadığı bölgelerde ana inanç ekolü olmuştur. Osmanlı ilim geleneği de büyük ölçüde Mâtürîdî'dir.
Mâtürîdî'nin iki büyük eseri günümüze ulaşmıştır. Kitâbü't-Tevhîd, onun kelam sistemini ortaya koyan ana eserdir ve Bekir Topaloğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eser, bilginin kaynaklarını tartışarak açılır ve bu açılış, ekolün yöntemini gösterir: Mâtürîdî'ye göre bilgi üç yolla elde edilir; duyular, doğru haber ve akıl yürütme (nazar). Dinî bilgi yalnız nakle değil, akla da dayanır ve akıl, nakli anlamanın ve savunmanın vazgeçilmez aracıdır. İkinci eseri Te'vîlâtü'l-Kur'ân ise bir tefsirdir; Ders 8.8'de gördüğün tefsir-te'vil ayrımı ona nispet edilir. Mâtürîdî'nin eserleri uzun süre az okunmuş, ekol onun takipçilerinin, özellikle Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin eserleri aracılığıyla yaygınlaşmıştır.
Eş'arî ve Basra. Ebü'l-Hasen Ali b. İsmâil el-Eş'arî, Irak'ın Basra şehrinde doğmuş, sahabeden Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin soyundan gelen bir âlimdir ve Bağdat'ta vefat etmiştir (ö. 324/935-36). Eş'arî'nin hayatındaki en önemli olay, ömrünün ilk yarısını Mu'tezile içinde geçirmiş olmasıdır. Basra Mu'tezilesinin önde gelen âlimi Ebû Ali el-Cübbâî'nin öğrencisi, kaynaklara göre aynı zamanda üvey oğludur ve uzun yıllar onun derslerinde yetişmiştir. Kırk yaşlarında Mu'tezile'den ayrılmış ve Ehl-i Sünnet'in inançlarını, Mu'tezile'den öğrendiği aklî yöntemlerle savunmaya başlamıştır.
Eş'arî'nin Mu'tezile'den ayrılışına dair nakledilen bir anlatı meşhurdur. Buna göre Eş'arî, hocası Cübbâî'ye üç kardeşin durumunu sormuştur: biri mümin olarak, biri kâfir olarak, biri de küçük yaşta ölmüştür. Cübbâî, Mu'tezile'nin Allah'ın kulları için her zaman en iyisini (aslah) yapması gerektiği görüşüne göre cevap verince, Eş'arî bu görüşün çelişkilerini sorularıyla ortaya koymuştur. Bu anlatının tarihî ayrıntıları kesin olmasa da, Eş'arî'nin Mu'tezile'ye karşı eleştirisinin nereden başladığını gösterir: aklın Allah'a neyi yapması gerektiğini dikte etmesi. Eş'arî'nin başlıca eserleri el-Luma', el-İbâne ve Makâlâtü'l-İslâmiyyîn'dir; Makâlât'ı Ders 11.1'de mezhepler tarihinin ilk büyük eserlerinden biri olarak anmıştık. el-Luma' daha kelamî, el-İbâne ise daha nakilci bir üslupla yazılmıştır ve iki eser arasındaki farkın Eş'arî'nin farklı dönemlerini mi, farklı okuyucu kitlelerini mi yansıttığı tartışılır.
Ortak zemin. İki ekolü farklarıyla incelemeden önce ortak zeminlerini görmek gerekir, çünkü bu zemin farklardan çok daha geniştir. Her iki ekol de Allah'ın sıfatlarını zatından ayrı ve ezelî olarak kabul eder, Mu'tezile'nin sıfatları zatla özdeşleştiren görüşünü reddeder. Her ikisi de Kur'an'ın Allah'ın ezelî kelâmı olduğunu, mahlûk olmadığını savunur. Her ikisi de büyük günah işleyeni imandan çıkarmaz, Ders 3.8'de gördüğün tekfir ihtiyatını paylaşır. Her ikisi de ahirette müminlerin Allah'ı göreceğini kabul eder ve insan fiillerinin yaratıcısının Allah olduğunu, insanın ise bu fiilleri kazandığını (kesb) söyler. Bu yüzden İslam düşünce tarihinde "Ehl-i Sünnet" denildiğinde kelam alanında genellikle bu iki ekol kastedilir. Bazı âlimler ise Ehl-i Sünnet'i üç kolda sayar ve bu ikisinin yanına, kelamî yöntemden uzak durup nassın zahirine bağlı kalan Ehl-i hadisi (Eserîleri) ekler; bu üçüncü kolu ve ondan doğan tartışmaları Ders 11.4'te göreceksin.
Birinci fark: tekvin. Hazırlıkta yeniden yazdığın fark ilk sırada gelir. Mâtürîdîler, Allah'ın yaratma, rızık verme, diriltme gibi fiillerinin kaynağı olarak ezelî ve ayrı bir sıfat kabul eder: tekvin. Bu yüzden Mâtürîdîlere göre subûtî sıfatlar sekizdir. Eş'arîler ise yaratmayı, Allah'ın kudret ve iradesinin yaratılan şeye yönelmesi olarak açıklar ve ayrı bir tekvin sıfatına gerek görmez; onlara göre subûtî sıfatlar yedidir. Ders 3.2'deki cümle bunu özetliyordu: Eş'arîler subûtî sıfatları yedi sayar, tekvini ayrı bir sıfat olarak kabul etmez. Farkın özü, Allah'ın fiillerinin kaynağının nasıl kavramlaştırılacağıdır.
İkinci fark: aklın rolü. Ders 10.1'de hüsün ve kubuh, yani iyilik ve kötülüğün akılla bilinip bilinemeyeceği tartışmasını görmüştün; iki ekol bu konuda ayrılır. Mâtürîdîlere göre akıl, bazı fiillerin iyiliğini ve kötülüğünü kendi başına kavrayabilir. Buna bağlı olarak, özellikle Semerkant Mâtürîdîleri, akıl sahibi bir insanın, kendisine peygamber ulaşmamış olsa bile Allah'ın varlığını bilmekle sorumlu olduğunu savunur; bu görüş Ebû Hanîfe'ye de nispet edilir. Eş'arîler ise sorumluluğun ancak vahiyle doğacağını savunur ve bunu şu ayete dayandırır: "Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz." (İsrâ 17/15). Buhara Mâtürîdîlerinin bir kısmı bu konuda Eş'arîlere yaklaşmıştır; bu da farkın ekol içinde bile bir yelpaze olduğunu gösterir.
Üçüncü fark: istisnâ ile iman. Bir kişinin "Ben inşallah müminim" demesi caiz midir? Eş'arîlerin önemli bir kısmı bunu caiz görür; onlara göre bu ifade imandan şüphe etmek değil, kişinin ölürken iman üzere olup olmayacağının, yani akıbetinin bilinmemesinden kaynaklanan bir tevazudur. Mâtürîdîler ve Hanefîler ise bu ifadeden kaçınır; onlara göre iman bir kesinliktir ve "inşallah" kaydı şüphe anlamına gelebilir, bu yüzden "Ben gerçekten müminim" denmelidir. Farkın özü iman kavramının neye bakılarak tanımlandığıdır: şimdiki tasdike mi, yoksa ölüm anındaki hâle mi? Bu fark iman tanımındaki bir başka farkla da bağlantılıdır: Mâtürîdîler imanı kalbin tasdiki olarak tanımlar ve onun artıp eksilmediğini söyler, Eş'arîlerin önemli bir kısmı ise imanın artıp eksilebileceğini kabul eder.
Dördüncü ve beşinci fark: güç yetmeyeni yüklemek ve saadet-şekavet. Ders 10.1'de Bakara 2/286'daki ilkeyi, yani Allah'ın kişiye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemediğini görmüştün. Eş'arîlere göre Allah'ın, insanın gücünün yetmeyeceği bir şeyi yüklemesi aklen mümkündür, ama bu fiilen olmamıştır; Allah'ın fiillerini akılla sınırlamak istemedikleri için imkânı açık tutarlar. Mâtürîdîlere göre ise böyle bir yükümlülük Allah'ın hikmetine aykırıdır ve caiz değildir. Beşinci fark, saadet ve şekavet (kurtuluş ve helak) meselesidir. Eş'arîlere göre saadet ve şekavet, kişinin ölürken hangi hâl üzere olacağına bakar; Allah'ın ezelî ilminde saadet sahibi olan bir kişi sonunda şekavet ehli olmaz. Mâtürîdîlere göre ise bu kavramlar kişinin şimdiki hâline de uygulanabilir; bugün saadet ehli görünen bir kişi sonradan şekavete, şekavet ehli görünen bir kişi saadete dönebilir. Farkın bir kısmı, kelimelerin hangi zamana bakarak kullanıldığına dair bir terim farkıdır.
Sonraki seyir. İki ekol kurucularından sonra güçlü takipçiler eliyle gelişti. Eş'arîlik Bâkıllânî, Cüveynî, Gazzâlî ve Fahreddin Râzî gibi âlimlerle sistemleşti ve özellikle Şâfiî ve Mâlikî çevrelerde yayıldı. Mâtürîdîlik ise Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin Tabsıratü'l-edille'si ve Ömer en-Nesefî'nin kısa akaid metniyle Hanefî dünyasının ders kitaplarına girdi. Seviye 2'nin ezber listesindeki Akâid-i Nesefiyye bu metindir ve Modül 18'de onu Teftâzânî'nin şerhiyle okuyacaksın. Eş'arî eğilimli olduğu kabul edilen Teftâzânî'nin Mâtürîdî bir metni şerh etmesi ve bu şerhin Osmanlı medreselerinde yüzyıllarca okutulması, iki ekol arasındaki yakınlığın belki de en somut göstergesidir.
Farkların niteliği. Bu farklar, iki ekolün âlimleri tarafından da tartışılmış ve sayılmıştır. Şâfiî ve Eş'arî âlim Tâcüddîn es-Sübkî, iki ekol arasındaki meseleleri bir kasidede toplamış ve bunların çoğunun lafzî, yani kelimelerin farklı kullanılmasından doğan farklar olduğunu, gerçek anlam farkı taşıyan meselelerin sayıca az olduğunu belirtmiştir. Osmanlı âlimi İbn Kemal de iki ekol arasındaki ihtilafları müstakil bir risalede ele almıştır. İki ekol arasındaki ilişkiyi en iyi özetleyen gerçek şudur: tarih boyunca Mâtürîdîler ile Eş'arîler birbirini Ehl-i Sünnet'in dışında saymamış, birbirini tekfir etmemiştir. Farklar, Ders 10.8'de gördüğün içtihad farklarına benzer biçimde, aynı ana çerçeve içindeki yorum farklarıdır. Bu tavır, bugün farklı ekollerden Müslümanların birbirine nasıl bakması gerektiğine dair de bir ölçü sunar.
Örnekler
- Basit: Bir talebe Hanefî ilmihalinde Allah'ın sekiz subûtî sıfatını, Şâfiî bir arkadaşının kitabında ise yedi sıfatı görür ve hangisinin doğru olduğunu sorar. Hocası tekvin farkını anlatır: Mâtürîdîler yaratmanın kaynağını ayrı bir ezelî sıfat olarak görür, Eş'arîler ise onu kudret ve iradenin yaratılana yönelmesiyle açıklar. Talebe iki listenin de Ehl-i Sünnet içinde meşru iki yorum olduğunu öğrenir.
- Orta: Bir talebe bir arkadaşının "Ben inşallah müminim" dediğini duyar ve onun imanından şüphe ettiğini düşünür. Hocası istisnâ meselesini anlatır: Eş'arîlerin önemli bir kısmına göre bu ifade şüphe değil, akıbetin bilinmemesinden doğan bir tevazudur; Mâtürîdîler ise kesinlik vurgusuyla bu ifadeden kaçınır. Talebe bir ifadenin arkasındaki niyeti ve ekolü bilmeden hüküm vermemeyi öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir sosyal medya tartışmasında biri, Eş'arî bir âlime atıf yapan birine "Senin mezhebin sapık" der. Sen iki ekolün ortak zeminini sayarsın: sıfatların ezelîliği, Kur'an'ın mahlûk olmaması, büyük günah işleyenin imandan çıkmaması, ahirette ru'yet ve kesb. Sonra Sübkî'nin farkların çoğunun lafzî olduğu yönündeki tespitini ve iki ekolün birbirini tekfir etmediğini hatırlatırsın.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'inin Bekir Topaloğlu tarafından yapılan Türkçe çevirisinden, bilginin kaynaklarını ele alan giriş bölümünden bir sayfa oku. Okuduğun sayfayı yarım sayfalık bir özetle yaz. Özetinde üç soruya cevap ver: Mâtürîdî bilginin kaç kaynağını sayar ve bunlar nelerdir? Bu kaynakların her birinin yanılma ihtimaline karşı nasıl bir ölçü önerir? Akıl ile haber (nakil) arasındaki ilişkiyi nasıl kurar? Özetin sonuna, bu yaklaşımın Eş'arîlerle karşılaştırıldığında aklın rolüne dair hangi farkı açıkladığını iki cümleyle ekle. Hedef: Mâtürîdî ekolünü onun kurucusunun kendi metninden tanımak ve ekolün aklın rolüne dair tavrını kaynağında görmek.
Mini test
- Mâtürîdî ve Eş'arî hangi şehirlerde, hangi ilim çevrelerinde yetişmiştir ve ne zaman vefat etmişlerdir?
- Eş'arî'nin hayatındaki dönüm noktası nedir ve üç kardeş anlatısı neyi gösterir?
- İki ekolün ortak zemininden dört madde say.
- Tekvin sıfatı ve istisnâ ile iman konularında iki ekol nasıl ayrılır?
- Sübkî iki ekol arasındaki farkların niteliği hakkında ne söyler?
Cevapları göster
- Mâtürîdî Semerkant'ta, Ebû Hanîfe'nin inanç geleneğinin aktarıldığı Hanefî çevrede yetişmiş ve 333/944'te vefat etmiştir. Eş'arî Basra'da, Mu'tezile çevresinde, Cübbâî'nin öğrencisi olarak yetişmiş ve 324/935-36'da vefat etmiştir.
- Ömrünün ilk yarısını Mu'tezile içinde geçirdikten sonra kırk yaşlarında ondan ayrılmasıdır. Üç kardeş anlatısı, Eş'arî'nin Mu'tezile'nin "Allah'ın kullarına en iyisini yapması gerekir" görüşündeki çelişkileri eleştirmesini gösterir.
- Sıfatların zattan ayrı ve ezelî olması, Kur'an'ın mahlûk olmaması, büyük günah işleyenin imandan çıkmaması, ahirette ru'yetullah ve insanın fiillerini kazanması (kesb).
- Mâtürîdîler tekvini ayrı ezelî bir sıfat sayar (sekiz sıfat), Eş'arîler saymaz (yedi sıfat). Eş'arîlerin önemli bir kısmı "inşallah müminim" demeyi akıbet bakımından caiz görür, Mâtürîdîler ise şüphe ifade edebileceği için bundan kaçınır.
- Bir kasidede iki ekol arasındaki meseleleri toplamış ve bunların çoğunun lafzî olduğunu, gerçek anlam farkı taşıyanların az olduğunu belirtmiştir.
Özet
- Mâtürîdî (ö. 333/944) Semerkant Hanefî geleneğinde, Eş'arî (ö. 324/935-36) Basra Mu'tezile çevresinde yetişmiş ve Mu'tezile'den ayrılmıştır.
- Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'i ve Te'vîlâtü'l-Kur'ân'ı, Eş'arî'nin el-Luma', el-İbâne ve Makâlâtü'l-İslâmiyyîn'i temel eserlerdir.
- İki ekol sıfatlar, Kur'an'ın mahlûk olmaması, büyük günah, ru'yet ve kesb konularında ortak zemine sahiptir.
- Başlıca farklar tekvin, aklın rolü, istisnâ ile iman, güç yetmeyeni yükleme ve saadet-şekavet meseleleridir.
- Sübkî'ye göre farkların çoğu lafzîdir; iki ekol birbirini tekfir etmemiş ve Ehl-i Sünnet'in iki kolu sayılmıştır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 11.3'te Mu'tezile'yi, Eş'arî'nin içinden çıktığı ve Ehl-i Sünnet'in karşısında konumlandığı ekolü, kendi kaynaklarından ve adil biçimde tanıyacağız: beş esasını, Kur'an'ın yaratılmışlığı ve sıfatlar konusundaki görüşlerini ve düşünce tarihine katkılarını göreceksin. Hazırlık: "Allah adildir" cümlesinin sana ne ifade ettiğini düşün. Allah'ın adaletinin, insanın kendi fiillerinden sorumlu olmasını ve kötülüğü Allah'ın yaratıp yaratmadığı sorusunu nasıl etkilediği hakkında aklına gelen iki soruyu yaz.