Giriş
Modül 11'e hoş geldin. Seviye 1'de, Modül 3'te iman esaslarını delilsiz ama doğru biçimde öğrendin; orada büyük günah işleyen kişi hakkında Hâricîlerin, Mu'tezile'nin ve Ehl-i Sünnet'in farklı görüşlerini kısaca görmüştün. Bu modülde o görüşleri, onları savunan ekollerin tarihî ve düşünsel bağlamında yeniden okuyacağız. Hazırlıkta Hz. Osman'ın şehadetinden sonraki olayları okudun ve Cemel, Sıffîn ve hakem olayından sonra ortaya çıkan grupların her birinin hangi soruya cevap aradığını tahmin ettin. Bu derste o soruların nasıl bir ilme, kelama dönüştüğünü göreceksin. Kelamın tanımını ve adının kökenini, "fıkh-ı ekber" kavramını, ardından kelamın doğuş zeminini oluşturan dört büyük tartışmayı (imamet, büyük günah, iman-amel ilişkisi ve kader) ve Mu'tezile adının doğuşuna dair meşhur rivayeti öğreneceksin. Dersin sonunda, bu tarihin anlatımında neden dikkatli olunması gerektiğini, yani mezhep adlarının çoğunun sonradan konmuş etiketler olduğunu tartışacağız.
Ana anlatım
Kelamın tanımı. Kelam, İslam inanç esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat eden, bu esaslara yöneltilen itiraz ve şüpheleri cevaplayan ilimdir. Tanımda iki görev yan yana durur: inancı temellendirmek ve onu savunmak. Ders 1.2'de ilimlerin haritasını çizerken kelamın temel sorusunu şöyle yazmıştın: "İnandığım şey akla nasıl açıklanır ve savunulur?" Bu tanım o sorunun sistemli hâlidir. Kelamın konusu Allah'ın zatı ve sıfatları, nübüvvet ve ahiret gibi iman esaslarıdır; yöntemi ise aklî delildir. Ders 1.2'de İbn Haldun'un kelamı konusu bakımından şer'î ilimler arasında, yöntemi bakımından aklî delille çalışan bir ilim olarak gördüğünü öğrenmiştin; bu iki yönlülük kelamın bütün tarihine damgasını vurur.
Adın kökeni. "Kelam" kelimesi söz, konuşma demektir ve bu ilme neden bu adın verildiği hakkında birkaç açıklama ileri sürülmüştür. Birincisine göre bu ilimde en uzun ve en şiddetli tartışılan mesele Allah'ın kelâmı, yani Kur'an'ın yaratılmış olup olmadığı meselesi olduğu için ilim bu adla anılmıştır. İkincisine göre bu ilim, karşılıklı konuşma ve tartışma yoluyla geliştiği için "söz ilmi" diye adlandırılmıştır. Üçüncüsüne göre âlimlerin eserlerinde konuları "falan mesele hakkında söz" diye başlıklandırma alışkanlığı bu adı doğurmuştur. Dördüncüsüne göre kelam, filozofların mantığı karşısında Müslüman âlimlerin kendi akıl yürütme ilmi olarak bu adla anılmıştır. Bu açıklamaların hangisinin doğru olduğu kesin değildir; ama her biri, kelamın tartışma ve savunma içinde doğan bir ilim olduğunu hatırlatır.
Fıkh-ı ekber. Kelam kelimesi yaygınlaşmadan önce, inanç konularına dair bilgiye "fıkh-ı ekber", yani "en büyük anlayış" dendiği bilinir. Bu adlandırma, fıkhın erken dönemde dar anlamda hukuk değil, dini anlama ve kavrama anlamında kullanıldığını gösterir: amellere dair anlayış "fıkh-ı asğar", inanca dair anlayış ise daha önemli olduğu için "fıkh-ı ekber" diye anılmıştır. İmam Ebû Hanîfe'ye nispet edilen el-Fıkhu'l-ekber adlı kısa metin bu kullanımın en bilinen örneğidir. Ona nispet edilen başka akaid risaleleri de vardır: el-Âlim ve'l-müteallim, el-Vasiyye ve öğrencisi Ebû Mutî' el-Belhî'nin rivayet ettiği el-Fıkhu'l-ebsat. Bu metinlerin bir kısmının Ebû Hanîfe'nin sözlerinin öğrencileri tarafından derlenmiş hâli olduğu düşünülür ve nispetleri hakkında tartışmalar vardır. Ancak Mâtürîdî geleneği bu metinleri kendi köklerinden sayar; Ders 11.2'de bu bağı göreceksin.
Birinci tartışma: imamet. Kelamın doğuşu, soyut felsefi sorulardan önce son derece somut siyasi olaylarla başlar. Hicri 35'te Hz. Osman'ın şehit edilmesi, ardından Hz. Ali'nin halifeliği sırasında yaşanan Cemel ve Sıffîn savaşları, Müslüman toplumu derinden bölmüştür. İlk büyük soru, toplumun önderliğinin kime ait olduğu ve nasıl belirleneceğidir. Hz. Ali'yi destekleyen grup (Şîa, yani "taraftarlar"), zamanla imametin Peygamber tarafından belirlenmiş bir makam olduğunu, Hz. Ali'nin ve onun soyundan gelenlerin bu makama nasla tayin edildiğini savunan bir anlayışa doğru gelişmiştir. Bu anlayışın kelam açısından önemi, imameti bir siyasi tercih değil, bir inanç meselesi hâline getirmesidir. Ehl-i Sünnet ise imameti bir fıkıh ve siyaset meselesi olarak görmüş ve onu iman esasları arasında saymamıştır.
İkinci tartışma: büyük günah. Sıffîn'de iki taraf arasında hakem tayin edilmesi, Hz. Ali'nin ordusundan bir grubun ayrılmasına yol açmıştır. Bu grup, "hüküm ancak Allah'ındır" sloganıyla hakem kararını reddetmiş ve bu karara razı olanları büyük günah işlemekle, hatta küfürle itham etmiştir. Tarihte Hâricîler ("çıkanlar") diye anılan bu grubun temel tezi, büyük günah işleyen kişinin kâfir olduğudur. Hâricîlerin bu tezi yalnız teorik kalmamış, farklı düşünenlerin kanının dökülmesini meşru gören bir tutuma dönüşmüştür. Ders 3.8'de tekfir dilinin İslam tarihindeki en büyük fitnelerin kaynağı olduğunu öğrenmiştin; o cümlenin tarihî arka planı burasıdır. Büyük günah meselesi, iman nedir, amel imanın parçası mıdır, sorularını doğrudan gündeme getirmiştir.
Üçüncü tartışma: iman ve amel. Hâricîlerin karşısında, imanı kalbin tasdikiyle sınırlayan ve büyük günah işleyenin durumunu ahirette Allah'a bırakan bir görüş gelişmiştir. Bu görüşü savunanlara "erteleyenler" anlamında Mürcie denmiştir; hüküm vermeyi Allah'a "ertelemek" (irca) bu adın kaynağıdır. Mürcie kelimesi tarih boyunca farklı gruplar için kullanılmıştır ve bu kullanımları ayırmak önemlidir. Bir uçta, amelin hiçbir önemi olmadığını, iman varken günahın zarar vermeyeceğini söyleyen aşırı bir görüş vardır; Ders 3.8'de Ehl-i Sünnet'in bu görüşten de uzak durduğunu görmüştün. Öte yanda, yalnız büyük günah işleyeni imandan çıkarmamak ve hakkındaki hükmü Allah'a bırakmak anlamında bir "irca" vardır; bazı kaynaklar Ebû Hanîfe'yi de bu anlamda Mürcie arasında anmıştır. Bu ikisini aynı etiketle anmak, bu dersin sonunda göreceğin tarih yazımı hatalarının tipik bir örneğidir.
Dördüncü tartışma: kader. İnsan fiillerinin yaratıcısının kim olduğu ve insanın özgür olup olmadığı sorusu da erken dönemde gündeme gelmiştir. İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu ve kaderin önceden belirlemediğini savunanlara Kaderiyye denmiştir; adları, kaderi inkâr etmeleri yüzünden paradoks gibi görünse de, kader konusunu tartışmalarından gelir. Ders 9.8'de Cibrîl hadisinin Müslim'deki rivayetinin başında Basra'da kader meselesinde aşırı bir görüşün ortaya çıktığını okumuştun; o görüşün ilk temsilcilerinden biri olarak Ma'bed el-Cühenî anılır, Gaylân ed-Dımaşkî de bu çizgide bilinir. Karşı uçta, insanın fiillerinde hiçbir irade ve gücü olmadığını, rüzgârda sallanan bir yaprak gibi olduğunu savunan Cebriyye yer alır; Cehm b. Safvân bu görüşle anılır. Ders 3.7'de Ehl-i Sünnet'in bu iki uç arasında cüz'î irade ve kesb kavramlarıyla orta bir yol aradığını görmüştün; Ders 11.7'de bu tartışmaya derinlemesine döneceğiz.
Hasan Basrî ve Vâsıl b. Atâ. Kelam tarihinin en çok anlatılan sahnelerinden biri, Basra'da tâbiûnun büyük âlimi Hasan Basrî'nin ders halkasında geçtiği rivayet edilen bir olaydır. Anlatıya göre biri büyük günah işleyen kişinin durumunu sorar: Hâricîler onu kâfir, bazıları ise mümin sayar; doğrusu hangisidir? Hasan cevap vermeden önce öğrencilerinden Vâsıl b. Atâ söz alır ve büyük günah işleyenin ne mutlak mümin ne mutlak kâfir olduğunu, iki durum arasında bir durumda (el-menzile beyne'l-menzileteyn) bulunduğunu söyler. Sonra halkadan ayrılıp mescidin bir başka köşesinde kendi görüşünü anlatmaya başlar. Hasan Basrî'nin bunun üzerine "bizden ayrıldı" (i'tezele annâ) dediği ve Mu'tezile adının bu sözden doğduğu nakledilir. Bu rivayet Şehristânî'nin el-Milel ve'n-nihal'i gibi mezhepler tarihi eserlerinde yer alır; ancak Mu'tezile adının kökenine dair başka açıklamalar da vardır ve rivayet, bir tarihî tutanak değil, bir kuruluş anlatısı olarak okunmalıdır.
Tartışmalardan ilme. Bu dört tartışma Emevîler döneminde ortaya çıktı; kelamın sistemli bir ilim hâline gelmesi ise Abbâsîler döneminde oldu. Bu dönemde Yunan felsefesi ve mantığı Arapçaya tercüme edildi ve Müslüman âlimler hem bu birikimle hem de başka din mensuplarıyla tartışmak için akıl yürütmenin araçlarını geliştirmek zorunda kaldı. Halife Me'mûn döneminde başlayan ve Mihne diye bilinen süreçte, Kur'an'ın yaratılmış olduğu görüşü devlet eliyle âlimlere dayatıldı; bu görüşü kabul etmeyen Ahmed b. Hanbel hapsedildi ve işkence gördü. Adın kökenine dair ilk açıklamanın, yani Allah'ın kelâmı tartışmasının bu kadar öne çıkması, bu acı tecrübenin kelam tarihindeki ağırlığını da gösterir.
Etiketlere dikkat. Bu tarih anlatılırken bir tuzağa dikkat etmelisin. Mezhep adlarının çoğu, o görüşleri savunanların kendilerine verdiği adlar değil, karşıtlarının onlara yakıştırdığı ve sonradan yerleşen etiketlerdir. Kimse kendisine "kaderi inkâr eden" ya da "erteleyen" diye başlamamıştır. Mezhepler tarihi kitaplarının yazarları, Eş'arî'nin Makâlâtü'l-İslâmiyyîn'i, Bağdâdî'nin el-Fark beyne'l-fırak'ı ve Şehristânî'nin el-Milel'i gibi, farklı grupları sınıflandırırken bazen onları belirli şemalara yerleştirmiştir. Ümmetin fırkalara ayrılacağını bildiren rivayet, bazı yazarların fırka listelerini belirli bir sayıya tamamlamaya çalışmasına da yol açmıştır. Bu yüzden bir mezhebin görüşünü öğrenirken, mümkün olduğunca o mezhebin kendi kaynaklarına başvurmak ve bir etiketin kim tarafından, hangi amaçla konduğunu sormak gerekir. Modül 11'in amacı da tam olarak budur: ekolleri kendi kaynaklarından ve adil biçimde tanımak.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "Kelam neden bir iman esası değil de bir ilimdir?" diye sorar. Hocası tanımı yazar: iman esaslarını ispat eden ve savunan ilim. İnanç herkesin, onu delillerle temellendirme ve itirazlara cevap verme işi ise âlimlerin görevidir. Talebe Ders 1.2'deki ilim haritasında kelamın yerini yeniden bulur: konusu şer'î, yöntemi aklîdir.
- Orta: Bir talebe bir kaynakta Ebû Hanîfe'nin "Mürcie"den sayıldığını okur ve şaşırır. Hocası "Mürcie" etiketinin iki farklı anlamını gösterir: amelin önemsiz olduğunu söyleyen aşırı görüş ile büyük günah işleyeni imandan çıkarmayıp hükmünü Allah'a bırakan görüş. Ebû Hanîfe'nin ikinci anlamda anıldığını, birinci görüşten ise Ehl-i Sünnet'in açıkça uzak durduğunu anlatır. Talebe bir etiketin kimin tarafından ve hangi anlamda kullanıldığını sormayı öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir sosyal medya tartışmasında biri farklı düşünen bir grubu "Hâricî" diye nitelendirip hakaret eder. Sen Hâricîlerin tarihî tezini hatırlatırsın: büyük günah işleyeni kâfir saymak ve bundan kan dökmeyi meşru görmeye varmak. Bir etiketi, gerçekten bu tezi taşımayan birine hakaret olarak yapıştırmanın, Hâricîlerin tekfir dilinin kendisine benzediğini fark ettirirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hicri 35 ile 150 arasındaki olayları ve ortaya çıkan fırkaları gösteren bir zaman çizelgesi hazırla. Çizelgede en az şu noktalar bulunsun: Hz. Osman'ın şehadeti (h. 35), Cemel savaşı (h. 36), Sıffîn savaşı ve hakem olayı (h. 37), Nehrevan (h. 38), Hz. Ali'nin şehadeti (h. 40), Kerbelâ (h. 61), Ma'bed el-Cühenî, Hasan Basrî (ö. h. 110), Vâsıl b. Atâ (ö. h. 131), Cehm b. Safvân (ö. h. 128) ve Ebû Hanîfe (ö. h. 150). Her olayın ya da kişinin altına iki satır yaz: bu olay hangi kelam sorusunu gündeme getirdi (imamet, büyük günah, iman-amel, kader) ve hangi grubun ortaya çıkmasıyla ilişkilidir. Tarihleri bir kaynaktan (bir İslam tarihi kitabı ya da TDV İslâm Ansiklopedisi) doğrula ve kaynağını çizelgenin altına yaz. Hedef: kelamın ilk tartışmalarının soyut sorulardan değil, somut tarihî olaylardan doğduğunu kronolojik olarak görebilmek.
Mini test
- Kelamın tanımı nedir ve tanımda yan yana duran iki görev hangileridir?
- "Kelam" adının kökenine dair iki açıklama söyle.
- "Fıkh-ı ekber" ne demektir ve kime nispet edilen metinle bilinir?
- Hâricîlerin ve Mürcie'nin büyük günah işleyen hakkındaki görüşleri nasıl ayrılır?
- Hasan Basrî ile Vâsıl b. Atâ rivayetinde Mu'tezile adının kökeni nasıl açıklanır ve bu rivayet nasıl okunmalıdır?
Cevapları göster
- İslam inanç esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat eden ve bu esaslara yöneltilen itirazları cevaplayan ilimdir. İki görev: inancı temellendirmek ve onu savunmak.
- En çok tartışılan mesele Allah'ın kelâmı (Kur'an'ın yaratılmışlığı) olduğu için; ya da karşılıklı konuşma ve tartışma yoluyla geliştiği için bu adı almıştır. Konu başlıklarının "falan mesele hakkında söz" biçimi ve filozofların mantığı karşısında konum alması da açıklamalar arasındadır.
- İnanca dair anlayış demektir ve amellere dair anlayış olan "fıkh-ı asğar"dan daha önemli sayıldığı için bu adı almıştır. Ebû Hanîfe'ye nispet edilen el-Fıkhu'l-ekber metniyle bilinir.
- Hâricîler büyük günah işleyeni kâfir sayar; Mürcie ise imanı kalbin tasdikiyle sınırlayıp büyük günah işleyenin hükmünü ahirette Allah'a bırakır. Mürcie etiketi ayrıca amelin önemsiz olduğunu söyleyen aşırı bir görüş için de kullanılmıştır.
- Vâsıl'ın büyük günah işleyenin iki durum arasında olduğunu söyleyip halkadan ayrılması üzerine Hasan Basrî'nin "bizden ayrıldı" dediği ve adın buradan geldiği nakledilir. Rivayet bir tarihî tutanak değil, bir kuruluş anlatısı olarak okunmalıdır; adın kökenine dair başka açıklamalar da vardır.
Özet
- Kelam, iman esaslarını delillerle ispat eden ve savunan ilimdir; konusu şer'î, yöntemi aklîdir.
- Adın kökenine dair farklı açıklamalar vardır; erken dönemde inanç bilgisine "fıkh-ı ekber" denmiş ve bu ad Ebû Hanîfe'ye nispet edilen metinle bilinir.
- Kelam, Hz. Osman'ın şehadeti sonrasındaki olaylarla gündeme gelen dört tartışmadan doğmuştur: imamet, büyük günah, iman-amel ilişkisi ve kader.
- Şîa, Hâricîler, Mürcie, Kaderiyye ve Cebriyye bu tartışmalarda farklı konumlar almış; Mu'tezile adının Vâsıl b. Atâ rivayetinden doğduğu nakledilir.
- Mezhep adlarının çoğu sonradan konmuş etiketlerdir; bir ekolü kendi kaynaklarından tanımak gerekir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 11.2'de Ehl-i Sünnet'in iki büyük kelam ekolünü, Mâtürîdîliği ve Eş'arîliği, kurucularının hayatları ve aralarındaki farklarla birlikte tanıyacağız. Hazırlık: Ders 3.2'de Allah'ın sıfatlarını öğrenirken tekvin sıfatındaki Mâtürîdî-Eş'arî farkını görmüştün. O dersi açıp bu farkı kendi cümlelerinle iki satırda yeniden yaz; ardından Semerkant ile Basra'nın o dönemde hangi bölgelerde bulunduğunu bir haritada bul ve iki şehrin arasındaki mesafeyi not et.