Giriş
Hazırlıkta kendi hayatından bir ibadet meselesi seçtin, örneğin yolculukta namazı kısaltmanın hangi mesafede başladığı, ve bu meselede nasıl amel ettiğini, bunu kimden öğrendiğini ve o kaynağın hangi mezhebe dayandığını not ettin. Muhtemelen hükmü bir ilmihalden ya da bir hocadan öğrendiğini, delilini ise bilmediğini fark ettin. Bu ders, Modül 10'un son dersi olarak o durumun adını koyuyor: sen taklid ediyorsun, ilmihalin dayandığı imam ise içtihad etmiş. Bu derste içtihadın tanımını ve dayanaklarını, müctehidin genel şartlarını, içtihadın alanını ve "içtihadla içtihad bozulmaz" kaidesini, ardından taklidin tanımını ve hükmünü, mezhebe bağlılık ve telfik tartışmasını, son olarak da çok konuşulan "içtihad kapısı" meselesinin tarihini göreceksin. Modül boyunca öğrendiğin her şey, hüküm, deliller ve delâlet, müctehidin elindeki aletlerdi; bu derste o aletleri kimin, ne zaman ve hangi sınırlar içinde kullanabildiğini soruyoruz.
Ana anlatım
İçtihad kelimesi ve tanımı. İçtihad, "cehd" kökünden gelir ve güç, çaba demektir; sözlükte zor bir işi başarmak için bütün gücü harcamak anlamına gelir. Terim olarak içtihad, fakihin, şer'î ve amelî bir hükmü tafsilî delillerinden çıkarmak için bütün gücünü harcamasıdır. Tanımdaki her kelime bir sınır çizer: içtihad bir fakihin işidir, konusu şer'î ve amelî hükümlerdir, kaynağı Kur'an, sünnet ve bu modülde gördüğün diğer delillerdir ve yöntemi, gücün son sınırına kadar zorlanmasıdır. Yarım gönülle, bir iki kaynağa bakarak varılan bir sonuç içtihad değil, olsa olsa bir görüştür.
İçtihadın meşruiyetinin dayanağı olarak Ders 10.5'te gördüğün Muâz b. Cebel rivayeti sık sık anılır: Kitap ve sünnette bulamadığı meselede kendi reyiyle içtihad edeceğini söyleyen Muâz'ı Peygamber'in onayladığı nakledilir. Bu rivayetin senedi eleştirilmiş olsa da, anlamı başka sağlam delillerle desteklenir. Bunların en önemlisi, Buhârî ve Müslim'de geçen şu hadistir: hüküm veren kişi içtihad eder ve isabet ederse iki sevap, içtihad eder ve hata ederse bir sevap alır. Bu hadis iki şeyi birlikte öğretir: içtihad meşrudur ve içtihadında hata eden müctehid günahkâr değil, sevaba layıktır. İçtihad bu yüzden korkuyla değil, sorumlulukla yapılan bir iştir.
Müctehidin şartları. Her Müslüman içtihad edemez; içtihad, belli bir ilmî donanım gerektirir. Usulcülerin saydığı şartlar ana hatlarıyla şunlardır. Arapçayı, nasları doğru anlayacak düzeyde bilmek: Ders 10.7'de gördüğün emir-nehiy, âm-hâs ve delâlet bahisleri bu bilgiye dayanır. Kur'an'ı, özellikle ahkâm ayetlerini, nâsih-mensûhu ve esbâb-ı nüzulü bilmek: Modül 8'in bütün dersleri bu şartın parçasıdır. Sünneti, özellikle ahkâm hadislerini ve hadis usulünü bilmek: Modül 9 bu şartın temelini attı. İcmâ edilen meseleleri bilmek, ki müctehid bir icmâa aykırı görüş bildirmesin. Fıkıh usulünü, kıyası ve illet tespitini bilmek: bu modül. Sonraki âlimler, özellikle Şâtıbî, bunlara şeriatın amaçlarını, makâsıdı kavramayı da eklemiştir. Bu şartların ayrıntısını Modül 21'in ilk dersinde göreceksin; burada fark etmen gereken, İlim Akademisi'nin Seviye 2'sinin, bu şartların her birine bir modül ayırarak kurulduğudur.
İçtihadın dereceleri. Müctehidler aynı düzeyde değildir ve sonraki âlimler onları derecelere ayırmıştır. En üstte, kendi usulünü kurup bütün fıkıh alanlarında bağımsız içtihad eden mutlak müctehidler, yani mezhep imamları vardır. Onların altında, bir imamın usulünü benimseyip onun içinde bağımsız görüşler ortaya koyan müctehidler gelir; Ebû Hanîfe'nin öğrencileri Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed bu düzeydedir. Daha altta, mezhebin usulüyle yeni meselelere hüküm çıkaran, mezhep içindeki görüşler arasında tercih yapan ve bunları sınıflandıran âlimler bulunur. Hanefî geleneğinde bu dereceleri yedi tabaka hâlinde sıralayan meşhur bir tasnif İbn Kemal'e nispet edilir. Bu tasnif, içtihadın "ya hep ya hiç" bir yetki olmadığını, farklı düzeylerde ve farklı alanlarda yapılabileceğini gösterir.
İçtihadın alanı. İçtihad her konuda yapılamaz. Mecelle bu sınırı bir kaideyle ifade eder: nassın bulunduğu yerde içtihada yer yoktur. Ders 10.2'de gördüğün sübutu ve delâleti kesin olan nasların, örneğin namazın farz oluşunun ya da miras paylarının hükmünde içtihad yapılmaz. İçtihadın alanı iki türlüdür: hakkında hiç nas bulunmayan meseleler ve hakkında nas bulunmakla birlikte nassın sübutu ya da delâleti zannî olan meseleler. Ders 10.2'deki "kurû'" kelimesi ya da abdest ayetindeki başın ne kadarının meshedileceği sorusu, bu ikinci türün örnekleridir. Mezhep farklarının neredeyse tamamı bu alanda doğar.
İçtihadla içtihad bozulmaz. İçtihad alanında, farklı müctehidler ya da aynı müctehid farklı zamanlarda farklı sonuçlara varabilir. Bu durumda önceki içtihada dayanılarak verilmiş bir hüküm, sonraki bir içtihadla geçersiz kılınmaz; Mecelle bu ilkeyi "bir içtihad diğer bir içtihad ile nakzolunmaz" diye kaydeder. Bu ilkenin bilinen bir örneği Hz. Ömer'den nakledilir: bir miras meselesinde bir yıl bir şekilde, ertesi yıl başka bir şekilde hüküm vermiş, önceki hükmü sorulduğunda "O, o gün verdiğimiz hükümdü; bu, bugün verdiğimiz hükümdür" dediği rivayet edilir. Bu ilke olmasaydı hiçbir yargı kararı kesinleşemez, her yeni içtihad geçmişteki bütün hükümleri tartışmaya açardı.
Taklid. Taklid, sözlükte bir şeyi boyna dolamak, gerdanlık takmak demektir; terim olarak bir kişinin görüşünü, delilini bilmeden kabul edip onunla amel etmektir. İçtihad edecek donanıma sahip olmayan bir Müslüman için taklid, çoğunluğa göre caiz ve gereklidir; çünkü herkesin her meselede delilleri inceleyecek zamanı ve bilgisi yoktur. Âlimler bunu, bilmeyenlerin bilenlere sormasını emreden ayete dayandırır (Nahl 16/43); kullandığımız meal bu ayette "kitablılara sorun" der, ama âlimler ayetin genel ilkesini, bilgisi olmayanın bilgi ehline başvurması olarak anlamıştır. Hazırlıkta fark ettiğin durum, taklidin bir eksiklik değil, ilmin paylaşılmasının doğal bir biçimi olduğunu gösterir: hasta bir insan tıp okumadan doktora güvenir.
Taklid ile körü körüne bağlılık arasında ise bir fark vardır. Taklid eden kişi, güvendiği âlimin ilmine ve dürüstlüğüne güvenir; bu güvenin bilinçli olması, yani kimi neden taklid ettiğini bilmesi beklenir. Delili gösterildiği hâlde, yalnız alışkanlık ya da taassup yüzünden bir görüşe saplanmak ise âlimlerin kınadığı bir tutumdur. Seviye 1'den Seviye 2'ye geçişin anlamı budur: talebe hâlâ taklid eder, ama artık ilmihaldeki hükmün hangi delile, hangi usul tercihine dayandığını görebilir.
Mezhebe bağlılık ve telfik. Taklid eden bir kişinin tek bir mezhebe bağlı kalması gerekir mi? Bu konuda âlimler farklı görüşler ileri sürmüştür. Bir kısmı, özellikle sonraki dönemlerde, keyfîliği önlemek için tek bir mezhebe bağlılığı gerekli görmüştür. Bir kısmı ise bir mezhebe bağlı olmanın zorunlu olmadığını, kişinin güvendiği bir âlimin görüşüyle amel edebileceğini söylemiştir. Tartışmanın en hassas noktası telfiktir: tek bir amelde farklı mezheplerin görüşlerini, sonuçta hiçbir mezhebin geçerli saymayacağı bir biçimde birleştirmek. Örneğin abdeste bir mezhebin kolaylığıyla, namaza başka bir mezhebin kolaylığıyla başlayıp, iki mezhebin de kendi şartlarına göre geçersiz sayacağı bir namaz kılmak, âlimlerin çoğunun uyardığı bir telfik biçimidir.
Ancak telfik her durumda yasaklanmış değildir; ihtiyaç ve maslahat durumunda, özellikle yasama alanında, farklı mezheplerin görüşlerinden yararlanmak tarih boyunca uygulanmıştır. Bunun Türkiye tarihindeki bilinen bir örneği, 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi'dir: Osmanlı devleti bu düzenlemede, Hanefî mezhebinin yanında diğer mezheplerin aile hukukuna dair bazı görüşlerini de benimsemiştir. Örneğin kocası uzun süre kayıp olan ya da evliliği sürdürmeyi imkânsız kılan bir hastalığa yakalanan kadının hâkimden ayrılık isteyebilmesi, Hanefî mezhebinde dar tutulan bu imkânın Mâlikî görüşlerden yararlanılarak genişletilmesiyle düzenlenmiştir. Bu örnek, mezheplerin birbirine kapalı kutular değil, aynı usul birikiminin farklı yorumları olduğunu gösterir.
İçtihad kapısı tartışması. Son olarak "içtihad kapısı kapandı mı?" sorusunu ele alalım. Özellikle on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda, hicri dördüncü asırdan sonra İslam dünyasında içtihad kapısının kapandığı ve fıkhın donuklaştığı yaygın bir iddia hâline gelmiştir; bu görüş bazı Batılı şarkiyatçılar tarafından da benimsenmiştir. Ancak hem klasik kaynaklar hem de sonraki araştırmalar bu iddiayı ciddi biçimde sorgulamıştır. Klasik dönemde de pek çok âlim her dönemde içtihadın gerekli olduğunu savunmuş; Suyûtî bu konuda müstakil bir eser yazmıştır. Wael Hallaq gibi araştırmacılar, içtihadın fiilen hiçbir dönemde durmadığını, mezhep içi içtihadın, yeni meselelere verilen fetvaların ve kadıların kararlarının fıkhı sürekli geliştirdiğini göstermiştir.
Bu tartışmadan çıkarılacak dengeli sonuç şudur: mezhep imamları düzeyinde, yeni bir usul kuran mutlak içtihad sonraki dönemlerde nadirleşmiştir; ama mezhep içinde ve yeni meselelerde içtihad hiçbir zaman durmamıştır. Mezhep, bu yüzden bir kurallar listesi değil, yüzyıllar boyunca test edilmiş bir ilmî yöntem geleneğidir; müctehid olmayan kişiyi keyfîlikten korur, müctehide ise sağlam bir zemin sağlar. Modül 17'de mezheplerin usulünü karşılaştırırken ve Modül 21'de çağdaş meselelerde içtihadı işlerken bu dengeyi somut örneklerde göreceksin.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "Ben de Kur'an okuyorum, neden kendim içtihad edemiyorum?" diye sorar. Hocası müctehidin şartlarını tek tek sayar ve her birinin İlim Akademisi'nin Seviye 2'sinde bir modüle karşılık geldiğini gösterir: Arapça, Kur'an ilimleri, hadis usulü, fıkıh usulü. Talebe içtihadın bir yasaklanmış yetki değil, uzun bir ilmî yolculuğun sonucu olduğunu anlar.
- Orta: İki kardeş yolculukta namazı kısaltmanın başladığı mesafe konusunda farklı bilgiler vermektedir; biri Hanefî ilmihalinden, öbürü Şâfiî bir kaynaktan okumuştur. Hocası iki mezhebin de bu mesafeyi farklı rivayetlere dayandırarak yaklaşık olarak belirlediğini, meselenin içtihad alanında olduğunu ve iki kardeşin de kendi taklid ettiği mezhebe göre amel ederse sorumluluktan kurtulacağını anlatır. Kardeşler farklılığın bir hata değil, içtihadın doğal sonucu olduğunu görür.
- Gerçek hayat: Bir sosyal medya paylaşımı "Mezhepler bölünmedir, sadece Kur'an ve sünnete uyun" der. Sen içtihad ile taklidi anlatırsın: Kur'an ve sünnetten hüküm çıkarmak ilmî donanım gerektirir ve mezhepler tam olarak bu işi yüzyıllar boyunca yöntemli biçimde yapmış geleneklerdir. Mezhep, Kur'an ve sünnetin karşısında değil, onların anlaşılma yolundadır; mezhepsizlik iddiası çoğu zaman bilinçsizce başka bir kişinin görüşünü taklid etmekle sonuçlanır.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hazırlıkta seçtiğin meselede, kendi amelini gerekçesiyle gösteren bir sayfa yaz. Sayfanın beş bölümü olsun. Birinci bölümde meseleyi ve nasıl amel ettiğini yaz. İkinci bölümde bu amelin hangi mezhebe dayandığını ve bunu hangi kaynaktan (ilmihal, hoca, fetva kurulu) öğrendiğini belirt. Üçüncü bölümde bu mezhebin hükmünün dayandığı delili bul ve Ders 10.2'deki terimlerle sübut ve delâlet bakımından değerlendir. Dördüncü bölümde, en az bir başka mezhebin bu meselede farklı bir görüşü varsa onu ve dayanağını kısaca yaz. Beşinci bölümde bu meselenin içtihad alanında mı, yoksa nassın kesin olduğu bir alanda mı bulunduğunu ve bu yüzden taklidinin nasıl bir anlam taşıdığını iki cümleyle açıkla. Hedef: kendi dinî hayatında taklid ettiğin bir hükmü, dayandığı içtihadın yöntemine kadar izleyebilmek ve bilinçli bir taklidin ne demek olduğunu somut olarak görmek.
Mini test
- İçtihadın terim anlamı nedir ve meşruiyetinin dayanağı olarak hangi hadis gösterilir?
- Müctehidin şartlarından dördünü say ve her birinin İlim Akademisi'nde hangi modüle karşılık geldiğini belirt.
- İçtihadın alanı nedir ve Mecelle bu alanın sınırını hangi kaideyle ifade eder?
- "İçtihadla içtihad bozulmaz" ilkesini Hz. Ömer'e nispet edilen örnekle açıkla.
- Telfik nedir ve hangi durumda âlimler onu uyarılacak bir tutum sayar?
Cevapları göster
- Fakihin şer'î ve amelî bir hükmü tafsilî delillerinden çıkarmak için bütün gücünü harcamasıdır. Dayanağı olarak, içtihad eden hâkimin isabet ederse iki, hata ederse bir sevap alacağını bildiren Buhârî ve Müslim'deki hadis (ve Muâz rivayeti) gösterilir.
- Arapçayı bilmek (Arapça modülleri), Kur'an ve ilimlerini bilmek (Modül 8), sünnet ve hadis usulünü bilmek (Modül 9), fıkıh usulünü ve kıyası bilmek (Modül 10); ayrıca icmâ yerlerini ve makâsıdı bilmek.
- Hakkında nas bulunmayan ya da nassın sübutu veya delâleti zannî olan meselelerdir. Mecelle bunu "nassın bulunduğu yerde içtihada yer yoktur" anlamındaki kaideyle ifade eder.
- İçtihad alanında önceki içtihada dayanan bir hüküm sonraki bir içtihadla geçersiz kılınmaz. Hz. Ömer'in bir miras meselesinde farklı yıllarda farklı hüküm verip "O, o gün verdiğimiz hükümdü; bu, bugün verdiğimiz hükümdür" dediği nakledilir.
- Tek bir amelde farklı mezheplerin görüşlerini birleştirmektir. Sonuçta hiçbir mezhebin geçerli saymayacağı bir amel ortaya çıkıyorsa ve yalnız kolaylık peşinde yapılıyorsa âlimlerin çoğu bunu uyarılacak bir tutum sayar.
Özet
- İçtihad, fakihin şer'î amelî hükmü delillerinden çıkarmak için bütün gücünü harcamasıdır; hata eden müctehid de sevap alır.
- Müctehid Arapça, Kur'an ilimleri, sünnet ve hadis usulü, icmâ, fıkıh usulü ve makâsıd bilgisine sahip olmalıdır; içtihadın farklı dereceleri vardır.
- İçtihadın alanı nas bulunmayan ya da nassı zannî olan meselelerdir; bir içtihad diğer bir içtihadla bozulmaz.
- Taklid, delilini bilmeden bir âlimin görüşüyle amel etmektir; müctehid olmayan için caizdir ve bilinçli olması beklenir.
- Mezhebe bağlılık ve telfik tartışmalıdır; içtihad kapısının kapandığı iddiası sorgulanmıştır ve mezhep bir ilmî yöntem geleneğidir.
Sonraki derse hazırlık
Modül 10 burada biter. Ders 11.1'de Modül 11'e, kelam ve akaid ekollerine geçiyoruz ve kelam ilminin nasıl doğduğunu, ilk tartışmaların hangi siyasi ve düşünsel olaylar etrafında şekillendiğini göreceğiz. Hazırlık: Hz. Osman'ın şehadetinden (hicri 35) sonraki olayları bir siyer ya da İslam tarihi kaynağından kısaca oku. Cemel ve Sıffîn savaşlarını, hakem olayını ve bu olaylar sonrasında ortaya çıkan grupların adlarını bir kâğıda yaz; her grubun hangi soruya cevap aradığını tahmin ederek not et.