İçeriğe geç

Ders 10.4 · Seviye 2 · Fıkıh Usulü Giriş

İcmâ

1.862 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Nisâ suresinin 115. ayetini okudun ve "müminlerin yolu" ifadesinin, bütün müminlerin bir konuda birleştiği bir görüşün bağlayıcı olduğunu gösterip göstermediğini iki cümleyle düşündün. Belki ayetin açıkça bunu söylediğini, belki de bunun bir çıkarım olduğunu yazdın. Bu derste o sorunun, fıkıh usulünün üçüncü delili olan icmâın temellendirilmesinde nasıl merkezî bir yer tuttuğunu göreceksin. İcmâın tanımını ve şartlarını, delil oluşuna gösterilen ayet ve hadisleri ve bu delillerin gücünü, açık (sarih) ve sessiz (sükûtî) icmâ ayrımını, sahabe icmâı ile Medine ehlinin icmâı arasındaki farkları, İmam Ahmed'e nispet edilen meşhur sözü ve icmâın bugün tespit edilip edilemeyeceği tartışmasını öğreneceksin. Son olarak Hz. Ebû Bekir döneminden iki örnekle, icmâın bir dayanağa nasıl bağlandığını göreceksin.

Ana anlatım

Tanım. İcmâ, sözlükte bir şeye karar vermek ve bir şey üzerinde birleşmek demektir. Terim olarak icmâ, Hz. Peygamber'in vefatından sonra, herhangi bir dönemde yaşayan Müslüman müctehidlerin, şer'î bir hüküm üzerinde ittifak etmesidir. Tanımın her unsuru bir şartı taşır. "Peygamber'in vefatından sonra" kaydı, onun hayatında icmâa ihtiyaç olmadığını gösterir; o dönemde hüküm vahiyle ve onun açıklamasıyla belirlenirdi. "Müctehidler" kaydı, icmâın ilim ehlinin ittifakı olduğunu, halkın genel kanaatinin bu anlamda icmâ sayılmadığını bildirir. "Herhangi bir dönemde" kaydı, bir dönemin bütün müctehidlerinin birleşmesinin yeterli olduğunu, bütün zamanların müctehidlerinin beklenmediğini gösterir. "Şer'î bir hüküm" kaydı ise icmâın konusunu dinî hükümlerle sınırlar.

Usulcüler icmâ için bir şart daha arar: icmâın bir dayanağı (müstened ya da sened) olmalıdır. Müctehidler bir hükümde keyfî olarak değil, bir ayete, bir hadise ya da bir kıyasa dayanarak birleşir. Bu dayanak bazen bilinir, bazen zamanla unutulur; ama icmâ, dayanaksız bir kanaat birliği değildir. Bu şart, icmâın Kur'an ve sünnete rakip bir kaynak değil, onların anlaşılmasında ümmetin âlimlerinin vardığı ortak noktayı kesinleştiren bir delil olduğunu gösterir.

Delil oluşu: ayetler. İcmâın delil olduğunu temellendirmek için en çok başvurulan ayet, hazırlıkta okuduğun ayettir: "Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız." (Nisâ 4/115). Usulcüler bu ayetten şu sonucu çıkarır: ayet, müminlerin yolundan ayrılmayı Peygamber'e muhalefetle birlikte anmış ve tehditle karşılamıştır; demek ki müminlerin birleştiği yola uymak gereklidir. İmam Şâfiî'nin icmâın Kur'an'daki delilini bu ayette bulduğu nakledilir ve bu istidlal sonraki usul kitaplarında klasik hâle gelmiştir.

Hazırlıktaki sorunun önemi burada ortaya çıkar. Ayetin bu anlama geldiği kesin değildir; bir çıkarımdır. Bazı âlimler ayetteki tehdidin asıl olarak Peygamber'e muhalefete yöneldiğini, "müminlerin yolu"nun da o dönemde iman yolu anlamına geldiğini söylemiştir. Bu yüzden Ders 10.2'de öğrendiğin terimlerle, ayetin sübutu kesin ama icmâ hakkındaki delâleti zannîdir. Destekleyici olarak başka ayetler de anılır: ümmeti insanlara şahit olacak orta bir ümmet olarak niteleyen Bakara 2/143 ve iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan hayırlı bir ümmetten söz eden Âl-i İmrân 3/110. Bu ayetler, ümmetin bütün olarak yanılmayacağına dair genel bir güveni ifade eder.

Delil oluşu: hadis. İcmâın hadisteki en bilinen dayanağı, "Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez" anlamındaki rivayettir. Modül 9'da öğrendiğin soruları bu rivayete sor: kaynağı ne, senedi nasıl? Bu anlamdaki rivayetler İbn Mâce ve Tirmizî gibi Sünen'lerde farklı lafızlarla geçer ve tek tek senedlerinin çoğunda zayıflık bulunduğu belirtilir. Ancak aynı anlam çok sayıda farklı yoldan ve farklı lafızlarla gelmiştir. Bu yüzden âlimlerin bir kısmı, Ders 9.4'te öğrendiğin mânevî tevatür kavramıyla, tek tek rivayetler zayıf olsa da ümmetin dalalette birleşmeyeceği anlamının kesinleştiğini savunmuştur. Bir usulcünün icmâı temellendirirken ayetlerle hadisleri birlikte kullanması, tek bir delilin tek başına yeterli görülmemesinden kaynaklanır.

Sarih ve sükûtî icmâ. İcmâ, müctehidlerin görüşlerini nasıl ortaya koyduğuna göre ikiye ayrılır. Sarih icmâ, bir dönemin bütün müctehidlerinin görüşlerini sözle ya da fiille açıkça ortaya koyup aynı hükümde birleşmesidir. Bu tür icmâın kesin bir delil olduğunda âlimler arasında geniş bir uzlaşma vardır. Âlimler burada da bir ayrım yapar: namazın farz oluşu gibi dinden olduğu herkesçe bilinen bir konudaki icmâı inkâr etmek çok ağır bir tutum sayılırken, yalnız ilim ehlinin bildiği ayrıntılı bir meseledeki icmâa aykırı görüş bildirmek aynı ağırlıkta değerlendirilmez. Sükûtî icmâ ise bir ya da birkaç müctehidin bir görüş açıklaması, bu görüşün diğer müctehidlere ulaşması ve onların bir süre geçtiği hâlde itiraz etmemesidir.

Sükûtî icmâın değeri tartışmalıdır. Hanefîlerin çoğu onu, belli şartlarla (görüşün yayılması, düşünme süresinin geçmesi, susmanın korku ya da takiye gibi bir sebebe dayanmaması) bir icmâ ve delil olarak kabul eder. İmam Şâfiî'ye ise "susan kimseye bir söz nispet edilmez" anlamındaki bir ilke nispet edilir ve Şâfiîlerin önemli bir kısmı sükûtî icmâı kesin bir delil saymaz; en fazla güçlü bir zannî delil olarak görür. Bu fark, Ders 10.3'te gördüğün âhâd haber ve tahsis tartışmalarıyla aynı çizgidedir: Hanefîler toplumsal kabule ve yaygın uygulamaya daha çok ağırlık verirken, Şâfiîler açık ve belirli bir delil arar.

Kimlerin icmâı? İcmâın kimlerin ittifakıyla oluştuğu konusunda da görüş farkları vardır. Cumhura göre herhangi bir dönemdeki bütün müctehidlerin ittifakı icmâdır. Zâhirîler, özellikle İbn Hazm, gerçek anlamda tespit edilebilir icmâın yalnız sahabe icmâı olduğunu savunur; sahabe sayıca sınırlı, birbirini tanıyan ve Medine'de toplanan bir topluluk olduğu için onların ittifakı bilinebilir, sonraki dönemlerin müctehidleri ise dünyanın dört bir yanına dağıldığı için ittifaklarının tespiti mümkün değildir. İmam Mâlik ise Ders 10.3'te gördüğün gibi Medine ehlinin uygulamasına özel bir değer verir; Mâlikî usulcülerin bir kısmı Medine âlimlerinin ittifakını bir tür icmâ olarak görür. Bu görüşler, icmâın tanımındaki "bütün müctehidler" kaydını ciddiye almanın farklı sonuçlarıdır.

İmam Ahmed'e nispet edilen söz. İcmâ tartışmasının en çok alıntılanan sözlerinden biri İmam Ahmed b. Hanbel'e nispet edilir. Oğlu Abdullah'ın naklettiği bu söze göre Ahmed, icmâ iddia edenin yalan söylemiş olabileceğini, belki insanların ihtilaf ettiğini ama bunun ona ulaşmadığını söylemiş; bunun yerine "insanların bu konuda ihtilaf ettiğini bilmiyoruz" demenin daha doğru olacağını belirtmiştir. Bu söz farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Bazıları onu icmâın imkânsızlığına dair bir görüş olarak okumuştur. Çoğu âlim ise Ahmed'in icmâı reddetmediğini, kendisinin de sahabe icmâına ve bilinen ittifaklara dayandığını hatırlatır ve sözü, özellikle sonraki dönemlerde kolayca ileri sürülen icmâ iddialarına karşı bir ihtiyat uyarısı olarak anlar. Sözün öğrettiği ilke açıktır: "bu konuda icmâ vardır" demek, "bu konuda bir ihtilaf bilmiyorum" demekten çok daha ağır bir iddiadır.

Bugün icmâ mümkün mü? İmam Ahmed'in uyarısı modern dönemde yeniden gündeme gelmiştir. İslam dünyasının ulus devletlere bölündüğü, müctehidin kim olduğunun belirsizleştiği bir çağda "bütün müctehidlerin ittifakı" nasıl tespit edilecektir? Bu soruya farklı cevaplar verilmiştir. Bazı düşünürler klasik anlamda yeni bir icmâın fiilen mümkün olmadığını, icmâın bugün daha çok geçmişte oluşmuş ittifakları korumak için işlev gördüğünü savunur. Bazıları ise icmâın kurumsal bir biçime dönüştürülebileceğini düşünmüştür. Muhammed İkbal, modern dönemde içtihad yetkisinin bir yasama meclisine aktarılabileceğini ve icmâın bu yolla yeni bir anlam kazanabileceğini ileri sürmüştür. Günümüzde uluslararası fıkıh akademilerinin ve ortak fetva kurullarının kararları, icmâ değil ama "toplu içtihad" olarak anılır ve bu tartışmanın somut bir yansımasıdır. Modül 21'de bu kurumların işleyişini ayrıntılı olarak göreceksin.

İki örnek: Kur'an'ın cemi ve ninenin mirası. İcmâın nasıl oluştuğunu somut olarak görmek için Hz. Ebû Bekir döneminden iki örneğe bakalım. Birincisini Ders 8.4'ten tanıyorsun: Kur'an'ın tek bir nüshada toplanması. Ebû Bekir önce Peygamber'in yapmadığı bir işi yapmaktan çekinmiş, sonra ikna olmuş; sahabe de bu işin gerekliliği üzerinde birleşmiş ve kimse itiraz etmemiştir. Bu ittifak, sahabe icmâının en bilinen örneklerinden biri sayılır ve dayanağı Kur'an'ı korumanın dinin temeli olmasıdır.

İkinci örnek, ninenin mirasıdır. Kaynaklarda nakledildiğine göre bir nine Ebû Bekir'e gelip torununun mirasından payını istemiş; Ebû Bekir, Kur'an'da nine için belirlenmiş bir pay bulunmadığını, Peygamber'in bu konuda bir şey söylediğini de bilmediğini belirtip sahabeye sormuştur. Muğîre b. Şu'be, Peygamber'in nineye altıda bir verdiğine tanık olduğunu söylemiş, Muhammed b. Mesleme de bunu doğrulamış ve Ebû Bekir nineye altıda bir vermiştir. Bu örnek icmâın dayanak şartını açıkça gösterir: sonraki dönemde ninenin payının altıda bir olduğu üzerinde âlimler birleşmiştir ve bu icmâın dayanağı, iki sahabinin bildirdiği sünnettir. İbnü'l-Münzir'in el-İcmâ adlı eseri, bu tür ittifakları konulara göre toplayan ve uygulamada okuyacağın klasik kaynaktır.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe "Kadının halasıyla aynı anda aynı kişiyle evli olması yasağı Kur'an'da yoksa neden kesin kabul ediliyor?" diye sorar. Hocası Ders 10.3'te bu yasağın sünnetle geldiğini hatırlatır ve ardından âlimlerin bu hüküm üzerinde birleştiğini, yani hükmün icmâyla da desteklendiğini anlatır. Talebe icmâın bir sünnete dayanabildiğini ve onu kesinleştirdiğini görür.
  • Orta: Bir talebe bir kitapta "Bu konuda icmâ vardır" cümlesini okur ve bunu tartışmasız kabul eder. Hocası İmam Ahmed'e nispet edilen sözü aktarır ve talebeden, aynı konuda bu icmâa itiraz eden bir âlim bulunup bulunmadığını araştırmasını ister. Talebe bir usul iddiasının da tıpkı bir hadis gibi kaynağıyla sınanması gerektiğini öğrenir.
  • Gerçek hayat: Bir sohbette biri "Bu konuda bütün âlimler hemfikir" diyerek bir görüşü tartışmaya kapatır. Sen "herkesin hemfikir olduğu" iddiasının sarih mi sükûtî mi bir ittifaka dayandığını, hangi âlimlerin bu görüşte olduğunu ve karşı görüşte olan birinin bulunup bulunmadığını sorarsın. Bu sorular konuşmayı kapatmak için değil, iddianın ağırlığını doğru tartmak için sorulur.

Uygulama

Şimdi sıra sende: İbnü'l-Münzir'in el-İcmâ'ından ya da onu esas alan Türkçe bir çalışmadan üç icmâ örneği seç; eserin bölümleri konulara göre düzenlendiği için örnekleri taharet, namaz ve miras bölümlerinden birer tane seçmen iyi olur. Her örnek için dört satır yaz: icmâ edilen hüküm; bu hükmün dayanağı (bir ayet, bir hadis ya da bir kıyas) ve bu dayanağı nasıl bulduğun; icmâın sarih mi sükûtî mi olduğu hakkındaki kanaatin; bu konuda bilinen bir ihtilaf ya da farklı görüş olup olmadığı. Örneklerden biri için dayanağı bulamıyorsan bunu açıkça yaz ve bunun ne anlama gelebileceğini bir cümleyle düşün. Hedef: bir icmâ iddiasını dayanağıyla birlikte okuyabilmek ve icmâın Kur'an ve sünnete bağlı bir delil olduğunu somut örneklerde görebilmek.

Mini test

  1. İcmâın terim anlamı nedir ve tanımdaki "müctehidler" kaydı neyi dışarıda bırakır?
  2. Nisâ 4/115'in icmâa delil olarak kullanılması neden zannî bir istidlal sayılır?
  3. Sarih ve sükûtî icmâ arasındaki fark nedir ve Hanefîler ile Şâfiîler sükûtî icmâa nasıl yaklaşır?
  4. İmam Ahmed'e nispet edilen icmâ sözü nedir ve çoğu âlim onu nasıl anlar?
  5. Ninenin mirası örneği icmâın hangi şartını gösterir?
Cevapları göster
  1. Peygamber'in vefatından sonra, herhangi bir dönemde yaşayan Müslüman müctehidlerin şer'î bir hüküm üzerinde ittifak etmesidir. "Müctehidler" kaydı, halkın genel kanaatini icmâ tanımının dışında bırakır.
  2. Çünkü ayetin sübutu kesin olsa da icmâ hakkındaki delâleti bir çıkarımdır; ayetteki tehdidin asıl olarak Peygamber'e muhalefete yöneldiği ve "müminlerin yolu"nun iman yolu anlamına geldiği de söylenmiştir.
  3. Sarih icmâda bütün müctehidler görüşlerini açıkça ortaya koyar; sükûtî icmâda bir görüş açıklanır, diğerleri bilip itiraz etmez. Hanefîlerin çoğu sükûtî icmâı şartlarıyla delil sayar; Şâfiîlerin önemli bir kısmı onu kesin delil saymaz.
  4. İcmâ iddia edenin yalan söylemiş olabileceğini, insanların ihtilaf etmiş olabileceğini ve "ihtilaf bilmiyoruz" demenin daha doğru olduğunu bildirir. Çoğu âlim onu icmâın reddi değil, kolayca ileri sürülen icmâ iddialarına karşı bir ihtiyat uyarısı olarak anlar.
  5. İcmâın bir dayanağa bağlı olması şartını gösterir: ninenin altıda bir payı üzerindeki icmâın dayanağı, Muğîre b. Şu'be ve Muhammed b. Mesleme'nin bildirdiği sünnettir.

Özet

  • İcmâ, Peygamber'den sonra bir dönemin bütün müctehidlerinin şer'î bir hüküm üzerindeki ittifakıdır ve bir dayanağa (ayet, hadis, kıyas) bağlı olmalıdır.
  • Delil oluşu Nisâ 4/115, Bakara 2/143, Âl-i İmrân 3/110 ve "ümmetim dalalette birleşmez" anlamındaki rivayetlere dayanır; bu delillerin gücü tek tek değil birlikte değerlendirilir.
  • Sarih icmâ kesin delildir; sükûtî icmâı Hanefîler şartlarıyla kabul eder, Şâfiîlerin çoğu kesin delil saymaz.
  • Zâhirîler yalnız sahabe icmâını tespit edilebilir sayar, Mâlik Medine ehlinin uygulamasına özel değer verir.
  • İmam Ahmed'e nispet edilen söz icmâ iddialarında ihtiyatı öğretir; icmâın bugünkü imkânı ve kurumsal biçimleri modern dönemde tartışılmaktadır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 10.5'te dördüncü delili, kıyası işleyeceğiz: hakkında açık bir nas bulunmayan yeni bir meselenin, ortak bir gerekçe (illet) üzerinden nas bulunan bir meseleye nasıl bağlandığını göreceksin. Hazırlık: Kur'an'da şarabın (hamr) yasaklandığını Ders 8.6'dan biliyorsun. Bugün var olan ama Kur'an'ın indiği dönemde bilinmeyen sarhoş edici ya da bağımlılık yapıcı bir madde düşün. Bu maddenin hükmünü şarabın hükmüne bağlamak için hangi ortak özelliği kullanabileceğini ve bu bağlantının hangi noktada zayıf kalabileceğini birer cümleyle yaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 10.4

İcmâın tanımı, hücciyetine delil getirilen ayet ve hadisler (Nisâ 4/115; "ümmetim dalalet üzerinde birleşmez" rivayeti ve sened durumu), sarih ve sükûtî icmâ ayrımı öğretilir. Sahabe icmâı, Medine ehlinin icmâı ve müctehidlerin icmâı arasındaki farklar ile icmâın fiilen tespit edilebilirliği üzerine klasik (Ahmed b. Hanbel'e nispet edilen söz) ve modern tartışmalar aktarılır. Hz. Ebû Bekir döneminde Kur'an'ın cemi ve ninenin mirası gibi örnekler işlenir. Uygulama: talebe İbnü'l-Münzir'in el-İcmâ'ından (seçme, tercümeli) üç icmâ örneği okur ve her birinin dayanağını yazar.