Giriş
Hazırlıkta abdest ayetini, Mâide suresinin 6. ayetini okudun ve içindeki emirleri tek tek listeledin: yüzleri yıkamak, elleri dirseklere kadar yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklara kadar yıkamak. Belki başın ne kadarının meshedileceği, dirseklerin yıkamaya dahil olup olmadığı ya da ayakların yıkanıp yıkanmayacağı konusunda sorular yazdın. Bu derste o soruların neden sorulduğunu ve neden cevaplarının mezheplere göre değiştiğini öğreneceksin. Fıkıh usulünün birinci delili olan Kitab'ı, yani Kur'an'ı işleyeceğiz: Kur'an'ın delil olarak tanımını, sübutunun neden kesin olduğunu, anlamının ise neden bazen kesin, bazen zannî olduğunu, ahkâm ayetlerinin sayısı hakkındaki görüşleri, Kur'an'ın hükümleri çoğunlukla genel ilkeler hâlinde vermesini ve şâz kıraatle amel meselesindeki mezhep farkını göreceksin. Ders 8.4'te öğrendiğin kıraat bilgisi, burada hükme dönüşen bir bilgi olarak karşına çıkacak.
Ana anlatım
Kitab'ın tanımı. Fıkıh usulcüleri Kitab'ı, delil olarak kullanılması bakımından şöyle tanımlar: Hz. Peygamber'e indirilen, mushaflarda yazılı olan, tevatürle nakledilen ve okunmasıyla ibadet edilen Allah kelamı. Tanımın her kaydı bir şeyi dışarıda bırakır. "Peygamber'e indirilen" kaydı önceki kitapları; "mushaflarda yazılı" ve "tevatürle nakledilen" kayıtları, Ders 8.4'te gördüğün şâz kıraatleri ve Ders 8.6'da gördüğün tilaveti neshedilmiş rivayetleri; "okunmasıyla ibadet edilen" kaydı ise Ders 9.1'de gördüğün kudsî hadisi ayırır. Bu tanım, Modül 8 ve 9'da öğrendiğin pek çok bilgiyi tek bir cümlede toplar ve usulün bu bilgilere neden ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Kur'an, usulcülerin ittifakıyla hükümlerin ilk ve temel kaynağıdır. Diğer deliller, sünnet, icma ve kıyas, ya Kur'an'ın işaret ettiği yerden meşruiyet alır ya da Kur'an'ın koyduğu hükümleri açıklar, ayrıntılandırır ve yeni durumlara taşır. Bu yüzden bir fıkhî meseleyi incelerken ilk soru her zaman şudur: bu konuda Kur'an ne diyor? Ancak bu sorunun cevabı, Kur'an'ın bir konuda ne söylediği ile o sözün ne kadar kesin bir anlam taşıdığını birbirinden ayırmayı gerektirir.
Sübut ve delâlet. Bir delilin kesinliği iki ayrı açıdan ölçülür ve bu ayrım, fıkıh usulünün en çok kullanılan araçlarından biridir. Birincisi sübut, yani delilin kaynağından geldiğinin kesinliğidir: bu söz gerçekten söylendi mi? İkincisi delâlet, yani delilin anlamının kesinliğidir: bu söz ne demek istiyor? Kur'an'ın sübutu kesindir (kat'î), çünkü Ders 9.4'te öğrendiğin tevatürle nakledilmiştir; hiçbir ayetin Peygamber'e indirildiği konusunda şüphe yoktur. Ancak ayetlerin delâleti her zaman aynı kesinlikte değildir. Bir ayet tek bir anlama gelebiliyorsa delâleti kat'î, birden çok anlama ihtimali varsa delâleti zannîdir.
Bu ikili ayrım dört durumu ortaya çıkarır ve Ders 10.1'de gördüğün Hanefî farz-vacip ayrımı tam olarak bu dört duruma dayanır. Sübutu da delâleti de kesin olan bir delil farz ve haram hükmünü doğurur. Sübutu kesin ama delâleti zannî olan bir ayetle, sübutu zannî ama delâleti kesin olan bir âhâd haber ise, Hanefîlere göre vacip ve tahrîmen mekruh hükmünü doğurur. İkisi de zannî olan delil ise sünnet, müstehap ve tenzîhen mekruh gibi daha hafif hükümlere dayanak olur. Bir hükmün etiketini anlamak için bu yüzden hem kaynağın hem anlamın kesinliğini sormak gerekir.
Kat'î delâlet örnekleri. Kur'an'da delâleti kesin olan ayetler çoğunlukla sayılar, miktarlar ve belirli adlarla ilgilidir. Miras ayetlerinde belirtilen paylar, yarım, dörtte bir, sekizde bir gibi, başka bir anlama gelmez. Nûr suresindeki had cezası da sayı bakımından kesindir: "Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun." (Nûr 24/2). "Yüz" kelimesi ne doksan dokuz ne de yüz bir anlamına gelebilir. Namazın, orucun, zekâtın ve haccın farz oluşunu bildiren ayetler de, bu ibadetlerin ayrıntıları başka delillerle belirlense de, ana emir bakımından kesin delâlete sahiptir. Bu tür ayetlerde içtihada yer yoktur; usulün meşhur kaidesiyle, açık nassın bulunduğu yerde içtihad yapılmaz.
Zannî delâlet: kurû' örneği. Delâleti zannî olan ayetlerin en klasik örneği, boşanmış kadının bekleme süresini (iddet) belirleyen ayettir. Ayet boşanan kadınların üç "kurû'" beklemesini emreder. Arapçada "kurû'" kelimesi hem hayız (aybaşı) dönemleri hem de iki hayız arasındaki temizlik dönemleri anlamına gelebilir. Hanefîler ve Hanbelîler kelimeyi hayız, Şâfiîler ve Mâlikîler ise temizlik dönemi olarak anlamış; iddetin ne zaman bittiği konusunda farklı sonuçlara varmışlardır. İki görüşün de dilde, sünnette ve sahabe sözlerinde dayanakları vardır. Kullandığımız meal ayeti şöyle verir: "Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler" (Bakara 2/228). Mealin "kurû'" kelimesini "aybaşı hali" diye çevirmesi, iki anlamdan birini, Hanefî görüşünü seçen bir tercihtir; Ders 8.5 ve 8.6'da gördüğün "meal bir yorumdur" kuralının bir başka örneği.
Mâide 5/6: bir ayette kesin ve zannî. Abdest ayeti, aynı ayet içinde kesin ve zannî delâletin yan yana bulunabileceğini gösteren mükemmel bir örnektir. Yüzü yıkamanın, elleri yıkamanın ve başı meshetmenin abdestin farzları olduğu kesindir; ayet bunları açıkça emreder ve hiçbir mezhep bunlardan birini abdestin dışında tutmaz. Ancak ayrıntılarda zannî unsurlar vardır ve hazırlıkta yazdığın soruların her biri bu unsurlardan birine karşılık gelir. "Başlarınızı meshedin" ifadesinde başın ne kadarının meshedileceği açık değildir: Mâlikîler başın tamamının, Hanefîler dörtte birinin, Şâfiîler ise mesh denebilecek en küçük miktarın yeterli olduğunu söyler. Hanefîler dörtte bir miktarını, Peygamber'in alın perçemi kadar bir yeri meshettiğini bildiren rivayete dayandırır.
İkinci zannî unsur "dirseklere kadar" ifadesindeki "kadar" (ilâ) edatıdır: bu edatın bildirdiği sınır, yıkanacak yere dahil midir? Âlimlerin büyük çoğunluğu dirseklerin yıkamaya dahil olduğunu kabul eder, çünkü Peygamber'in abdest alışını anlatan rivayetler (Ders 9.1'de gördüğün Hz. Osman rivayeti gibi) bunu gösterir. Üçüncü zannî unsur ayakların hükmüdür. Ders 8.4'te öğrendiğin kıraatler burada devreye girer: "ayaklarınızı" kelimesi bir kıraatte yıkanacak organlarla, bir başka kıraatte meshedilecek başla aynı biçimde okunmuştur. Ehl-i Sünnet âlimleri, Peygamber'in ayaklarını yıkadığını bildiren yaygın uygulamaya dayanarak ayakların yıkanacağında birleşmiştir; ikinci kıraati mest üzerine meshe işaret olarak yorumlayanlar da vardır. Kullandığımız meal de ayeti "topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın" diye verir: "Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın." (Mâide 5/6).
Dördüncü zannî unsur, ayetin açıkça söylemediği şeylerle ilgilidir: organların ayette sayıldığı sırayla yıkanması (tertip) ve niyet abdestin farzı mıdır? Şâfiîler ayetteki sıralamanın ve Ders 9.1'de gördüğün niyet hadisinin bunları farz kıldığını söyler; Hanefîler ise ayetteki "ve" bağlacının sıralama bildirmediğini, ayetin yalnız yıkama ve meshi emrettiğini, niyet ve tertibin sünnet olduğunu savunur. Aynı ayetten, "ve" bağlacının anlamına dair bir dil tercihine bağlı olarak farklı hükümler çıkar. Seviye 1'de Hanefî ilmihalden öğrendiğin abdestin dört farzı listesinin arkasında bu usul tercihi yatar.
Ahkâm ayetleri ve küllî ilkeler. Kur'an'da doğrudan hüküm bildiren ayetlere ahkâm ayetleri denir. Sayıları hakkında âlimler farklı rakamlar vermiştir; bazı usulcülerin andığı beş yüz civarındaki rakam yaygınlaşmış, bazıları daha az, bazıları ise her ayetten dolaylı olarak bir hüküm çıkarılabileceğini söyleyerek çok daha fazla ayeti bu kapsamda saymıştır. Rakam farkları, "hüküm ayeti" tanımının dar ya da geniş tutulmasından kaynaklanır. Ahkâm tefsirleri, Ders 8.8'de gördüğün Cessâs ve Kurtubî'nin eserleri gibi, bu ayetleri merkeze alır.
Önemli bir gözlem, Kur'an'ın hükümleri çoğunlukla ayrıntılı kurallar değil genel ilkeler (küllî kaideler) hâlinde vermesidir. Namaz emredilir ama rekât sayıları ve kılınış biçimi ayrıntısıyla anlatılmaz; zekât emredilir ama nisap ve oranlar verilmez; ticarette rızaya, adalete ve ahde vefaya dair ilkeler konur ama her akdin kuralı sayılmaz. Ayrıntıyı sünnet verir; Ders 9.1'de gördüğün Nahl 16/44, Peygamber'e Kur'an'ı açıklama görevi verir. Bu yapı, Kur'an'ın farklı zaman ve yerlere uygulanabilmesini sağlar ve içtihada alan açar. Nahl suresi Kur'an'ı "her şeyi açıklayan" bir kitap olarak niteler (Nahl 16/89); âlimler bu açıklamanın, her ayrıntıyı tek tek saymak değil, ilkeleri koymak ve ayrıntıya ulaşmanın yolunu göstermek biçiminde olduğunu söyler.
Şâz kıraatle amel. Ders 8.4'te sahih kıraatin üç şartını ve bu şartları taşımayan kıraatin şâz sayıldığını öğrendin. Şâz bir kıraat Kur'an sayılmaz ve namazda okunmaz; ama hüküm çıkarmada kullanılabilir mi? Bu soruda mezhepler ayrılır ve en bilinen örnek yemin kefaretidir. Kur'an, yeminini bozan ve köle azat edemeyen, yoksulları doyuramayan kişinin üç gün oruç tutmasını emreder: "Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur." (Mâide 5/89). Abdullah b. Mes'ûd'un kıraatinde bu ifadeye "peş peşe" (mütetâbiât) kaydı eklenmiştir.
Hanefîler bu kıraati bir Kur'an metni olarak değil, en azından bir sahabenin Peygamber'den duyduğu bir açıklama olarak, yani bir haber olarak değerlendirmiş ve onunla amel etmiştir; bu yüzden Hanefî mezhebinde yemin kefareti orucunun üç gün peş peşe tutulması gerekir. Şâfiîler ise, en bilinen görüşlerine göre, şâz kıraati ne Kur'an ne de haber olarak kabul etmez; onlara göre bu kaydın Kur'an olduğu sabit olmamıştır, Peygamber'den bir haber olduğu da açıkça bildirilmemiştir. Bu yüzden Şâfiî mezhebinde üç günün ayrı ayrı tutulması da yeterlidir. Tek bir kelimenin delil değeri hakkındaki bu usul farkı, somut bir ibadetin nasıl yapılacağını belirler.
Örnekler
- Basit: Bir talebe Hanefî ilmihalden abdestin dört farzını, Şâfiî bir arkadaşından ise altı farzını öğrenir ve hangisinin doğru olduğunu sorar. Hocası Mâide 5/6'yı açar, ayette açıkça emredilen dört unsuru gösterir, sonra Şâfiîlerin eklediği niyet ve tertibin ayetteki "ve" bağlacının anlamına ve niyet hadisine dair bir usul tercihinden doğduğunu anlatır. Talebe iki listenin de aynı ayete dayandığını, farkın delâletin zannî olduğu yerde doğduğunu görür.
- Orta: Bir talebe boşanmış bir akrabasının iddetinin ne zaman bittiği konusunda iki farklı fetva duyar. Hocası "kurû'" kelimesinin iki anlamını, Hanefîlerin hayız, Şâfiîlerin temizlik dönemi dediğini anlatır ve kullandıkları mealin kelimeyi "aybaşı hali" diye çevirerek bir tercih yaptığını gösterir. Talebe bir ayette sübutun kesin, delâletin zannî olabileceğini ve iki fetvanın da meşru bir içtihada dayandığını öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir sohbette biri "Kur'an'da namazın kaç rekât olduğu yazmıyor, o hâlde rekât sayıları sonradan uydurulmuş" der. Sen Kur'an'ın hükümleri çoğunlukla küllî ilkeler hâlinde verdiğini, Nahl 16/44'ün Peygamber'e açıklama görevi verdiğini ve rekât sayılarının Ders 9.4'te gördüğün amelî tevatürle kesinleştiğini anlatırsın. Kur'an'ın ayrıntı vermemesi bir eksiklik değil, sünnetle birlikte işleyen bir yapının parçasıdır.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Mâide 5/6 üzerinde bir sayfalık bir çalışma yaz. Ayetteki abdestle ilgili her ifadeyi ayrı bir satıra yaz (yüzleri yıkamak, elleri dirseklere kadar yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklara kadar yıkamak). Her ifadenin yanına iki sütun ekle: birinci sütunda ifadenin delâletinin kat'î mi zannî mi olduğunu, ikinci sütunda zannî ise hangi noktada farklı anlaşıldığını ve farklı görüşlerin ne olduğunu yaz (başın miktarı, dirseğin dahil oluşu, ayakların yıkanması, niyet ve tertip). Sonra ayette olmayan ama mezheplerin abdestin farzları arasında tartıştığı unsurları ayrı bir satırda göster. Son olarak, Seviye 1'de öğrendiğin abdest farzları listesinin hangi usul tercihlerine dayandığını üç cümleyle özetle. Hedef: tek bir ayette sübut ile delâleti ayırabilmek ve mezhep farklarının delâletin zannî olduğu noktalarda nasıl doğduğunu somut olarak görebilmek.
Mini test
- Fıkıh usulcülerinin Kitap tanımı nedir ve "tevatürle nakledilen" kaydı neyi dışarıda bırakır?
- Sübut ile delâlet arasındaki fark nedir? Kur'an'ın sübutu ve delâleti bakımından durumunu açıkla.
- Bakara 2/228'deki "kurû'" kelimesi neden zannî delâlete örnektir ve mealin çevirisi hangi görüşü yansıtır?
- Mâide 5/6'da delâleti zannî olan üç unsur say.
- Yemin kefareti orucunda Hanefîler ile Şâfiîler şâz kıraat konusunda nasıl ayrılır?
Cevapları göster
- Peygamber'e indirilen, mushaflarda yazılı, tevatürle nakledilen ve okunmasıyla ibadet edilen Allah kelamıdır. "Tevatürle nakledilen" kaydı şâz kıraatleri dışarıda bırakır.
- Sübut, delilin kaynağından geldiğinin kesinliği; delâlet, anlamının kesinliğidir. Kur'an'ın sübutu tevatür sebebiyle kesindir; delâleti ise ayete göre kat'î ya da zannî olabilir.
- Çünkü "kurû'" hem hayız hem temizlik dönemi anlamına gelebilir; Hanefîler ve Hanbelîler hayız, Şâfiîler ve Mâlikîler temizlik dönemi olarak anlamıştır. Mealin "aybaşı hali" çevirisi Hanefî görüşünü yansıtır.
- Başın ne kadarının meshedileceği, dirseklerin yıkamaya dahil olup olmadığı ve ayakların yıkanıp yıkanmayacağı (kıraat farkıyla); ayrıca niyet ve tertibin farz olup olmadığı.
- Hanefîler İbn Mes'ûd'un "peş peşe" kaydını taşıyan kıraatini haber olarak değerlendirip üç günün peş peşe tutulmasını şart koşar; Şâfiîler şâz kıraati ne Kur'an ne haber kabul ettiği için ayrı ayrı tutulmasını da yeterli görür.
Özet
- Kitap, Peygamber'e indirilen, mushafta yazılı, tevatürle nakledilen ve okunmasıyla ibadet edilen Allah kelamıdır; hükümlerin ilk kaynağıdır.
- Kur'an'ın sübutu kesindir; delâleti ise kat'î ya da zannî olabilir ve hükmün derecesi bu ikisine göre belirlenir.
- Miras payları ve had sayıları gibi ayetlerin delâleti kesin, "kurû'" gibi çok anlamlı kelimeler taşıyan ayetlerinki zannîdir; meal çevirileri bu noktalarda bir görüşü tercih eder.
- Mâide 5/6'da kesin emirlerin yanında başın miktarı, dirsek, ayak, niyet ve tertip gibi zannî unsurlar bulunur ve mezhep farkları bu noktalarda doğar.
- Kur'an hükümleri çoğunlukla küllî ilkeler hâlinde verir; şâz kıraatle amel konusunda Hanefîler ile Şâfiîler ayrılır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 10.3'te ikinci delili, sünneti, fıkıh usulü açısından işleyeceğiz: sünnetin Kur'an karşısındaki konumunu, Modül 9'da öğrendiğin mütevatir-meşhur-âhâd ayrımının fıkhî sonuçlarını ve Peygamber'in fiillerinin nasıl sınıflandırıldığını göreceksin. Hazırlık: namazda Fâtiha okumanın hükmü üzerine düşün. Ders 10.1'de bu konudaki Hanefî ve cumhur farkını gördün; şimdi Kur'an'da "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun" anlamındaki ifadeyi ve "Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur" anlamındaki hadisi bir kâğıda yan yana yaz ve iki delilin birbirine göre konumunu nasıl kurduğunu tahmin ederek not et.