İçeriğe geç

6.8 · Seviye 2 · Zihnin Mekanizmaları

Erişilebilirlik ve canlılık: Akla ilk gelen doğru sanılır

Bu dersin sonunda: akla kolay gelenin neden sık ya da doğru sanıldığını açıklar.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 6, Zihnin Kısayolları: Bilişsel Önyargılar · 1.998 kelime · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme · Kanıt: Sağlam

Daha önce görmüştük: 3.2 Beyin tembel bir muhasebeci: Zihinsel enerji ve kısayollar

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

Sana otuz dokuz isimlik bir liste okunuyor. Yirmisi erkek, on dokuzu kadın. Ama kadınların hepsi çok ünlü, erkeklerin hiçbiri değil. Liste bitince bir soru geliyor: listede kadınlar mı daha çoktu, erkekler mi? 1973'te bu soruyu cevaplayan doksan dokuz kişiden sekseni, yanlış olarak, kadınları söyledi. Liste okunduktan sonra isimleri hatırlamaları istenenler, on dokuz ünlü ismin ortalama on ikisini, yirmi ünsüz ismin ise ortalama sekizini hatırlayabildi. Hatırlanması kolay olan, sayıca da çok sanıldı. Zihin "ne kadar çok?" sorusuna, çoğu zaman "ne kadar kolay aklıma geliyor?" sorusunun cevabıyla karşılık verir.

Sahne

Salı gecesi şehirlerarası bir rotada, molasını üç kez erteleyen bir şoförün kamyonu sabaha karşı önündeki otomobile birkaç santim kala durur. Yaralanan olmaz. Ama kamyonun tamponundaki çiziğin fotoğrafı sabah olmadan bütün şoför gruplarını dolaşmıştır.

Necmi Bey'in tepkisi sert ve geniştir: ona göre bu tür olaylar artık olağandır ve çare, istisnasız bütün şoförlere ek bir zorunlu mola koymaktır.

Deniz önce kayıtları açar. Son altı ayda, molanın atlanmasıyla ilişkili bilinen tek bir yakın kaza vardır: salı gecesindeki. Deniz ilk anda bunu Necmi Bey'e söylemek ister: "Altı ayda bir olay; her gün değil." Sonra durur. Rakam doğrudur, ama bu cümle Necmi Bey'in endişesini küçümsüyormuş gibi duyulacaktır. Üstelik salı gecesindeki olay bir şeyi gerçekten gösteriyordur: bir şoför önerilen molayı üç kez erteleyebilmiştir.

Deniz ikinci bir soruya bakar: sistem önerisini üst üste iki kez atlayan şoför sayısı nedir? Kayıtlar gösterir: haftada ortalama beş altı şoför, çoğu gece şehirlerarası rotalarda. Deniz bu sayıyı Hülya Hanım'a götürür ve birlikte bir öneri hazırlarlar. Bütün şoförlere ek mola yerine, öneriyi üst üste iki kez atlayan şoföre vardiya şefinden kısa bir telefon gelecek; üçüncü atlamada mola zorunlu hâle gelecektir.

Hülya Hanım öneriyi Necmi Bey'e anlatırken önce salı gecesindeki olayı adıyla anar: "Bu olay ciddiydi ve bir şeyi gösterdi." Sonra sayıyı verir: altı ayda bir yakın kaza, ama haftada beş altı şoför molayı üst üste atlıyor. "Herkese ek mola koymak, molasını zaten veren yüzlerce şoförü yorar. Tehlike, molayı atlayan küçük gruptadır." Necmi Bey bir süre düşünür ve kabul eder.

Kavramın adı

Necmi Bey'in "bu artık olağan" duygusu, bu dersin konusudur:

Bu kestirme çoğu zaman işe yarar: sık yaşanan şeylerin örnekleri gerçekten de akla daha kolay gelir. Ama hatırlanma kolaylığı yalnızca sıklıktan beslenmez. Bir olay yakın zamanda olduysa, çok konuşulduysa, bir fotoğrafla dolaşıma girdiyse ya da duygusal olarak çarpıcıysa, gerçekte nadir olsa bile akla kolay gelir. Salı gecesindeki yakın kaza bu dört özelliğin dördünü de taşıyordu ve bu yüzden Necmi Bey'in zihninde "her gün" olan bir şeye dönüştü.

Burada da 3.2'de tanıdığımız, emekten kaçan zihin işbaşındadır. Bir olayın gerçek sıklığını bulmak kayıtlara bakmayı, saymayı, karşılaştırmayı gerektirir. Aklına ne kadar kolay geldiğine bakmak ise tek bir anlık duygudur. Zihin, zahmetli olan soruyu kolay olanla değiştirir ve bunu yaptığını fark etmez.

Erişilebilirliğin en çok konuşulan kaynaklarından biri, olayın nasıl anlatıldığıdır:

Kamyonun tamponundaki çizik fotoğrafı, olayı canlı kılan şeydi. Kimse bir tabloya bakıp "bu artık olağan" demezdi; ama gruplarda dolaşan bir fotoğraf, olayı herkesin gözünün önüne getirdi.

Perde arkası

Bu deneyin mantığı Necmi Bey'in tepkisine birebir uyar. Ünlü isimler kolay hatırlandığı için sayıca çok sanıldı; salı gecesindeki olay kolay hatırlandığı için sık sanıldı. İki durumda da zihin, "kaç tane?" sorusunu "aklıma kaç tane geliyor?" sorusuyla değiştirdi.

Bu ikinci kaynak, dersin önemli bir sınırını çizer. Erişilebilirlik kestirmesi sağlam bir bulgudur: akla kolay gelen sık sanılır. Ama "canlı bir hikâye her zaman bir istatistikten daha ikna edicidir" iddiası bu kadar sağlam değildir. Canlılık bir olayı hatırlanır kılar; hatırlanır olmak da sıklık tahminini büyütür. Ama canlı bir hikâyenin bir kararı tek başına değiştirip değiştirmeyeceği, duruma ve dinleyiciye bağlıdır. Somut dilin iknadaki yeri 14.2'de, risklerin nasıl anlatılması gerektiği ise 16.6'da ele alınacak.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Bir olayı çok sık duyuyorsam, o olay sık yaşanıyordur."
Doğrusu

Haberler, gruplar ve sohbetler olayları sıklıklarına göre değil, çarpıcılıklarına göre seçer. Salı gecesinin yakın kazası depoda yüzlerce kez anlatıldı; ama binlerce sorunsuz geçen gece hiç anlatılmadı. Bir olayı çok duymak, onun çok yaşandığını değil, çok anlatıldığını gösterir. İkisi arasındaki fark, bir karar için çoğu zaman belirleyicidir.

"Tek bir hikâye bir şey kanıtlamaz; istatistik varken canlı örnekleri yok saymalıyım." Bu da öbür uçtaki hatadır. Salı gecesindeki olay tek bir olaydı, ama gerçek bir şeyi gösterdi: sistem, bir şoförün molayı üç kez ertelemesine izin veriyordu. Deniz o olayı yok sayıp yalnızca "altı ayda bir" rakamına yaslansaydı, molayı atlayan küçük grubu hiç fark etmeyecekti. Canlı bir örnek bir sıklık kanıtı değildir, ama bir sorunun varlığına dair değerli bir ipucu olabilir. Doğru tepki örneği yok saymak değil, onu sayılarla birlikte okumaktır.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Erişilebilirliğin gölge kullanımı, tek bir canlı örneği bir sıklık kanıtı gibi sunmaktır. Kaan bunu bilir. Olaydan iki gün sonra başka bir lojistik firmasına yaptığı satış sunumunu salı gecesindeki yakın kazayla açar: "Geçen hafta bir şoförümüz molayı atlayıp neredeyse bir kazaya karıştı. Bu tür olaylar sektörde her gün yaşanıyor." Hikâye gerçektir, ama "her gün" iddiasının bir dayanağı yoktur. Kaan bir olayın canlılığını, olmayan bir sıklığın yerine koyuyordur.

Gölgenin bir de ters yönü var: soluk ama sık olan riskleri görünmez kılmak. Haftada beş altı şoförün molayı atlaması kimsenin anlatmadığı, fotoğrafı olmayan, sıkıcı bir sayıydı; ama asıl risk oradaydı. Erişilebilirlik kestirmesi, canlı olanı büyütürken soluk olanı küçültür. Kalkan, bu yüzden iki yönlüdür.

Birinci yön: canlı bir örnekle karşılaştığında taban sıklığını sor. Bu olay, kaç olayın içinden biri? Ekrem Bey'in oğlunun sorusu, Aysun Hanım'ın şefinin önerisi bu yöndedir. İkinci yön: sık ama sessiz olanı ara. Hiç anlatılmayan ama her gün yaşanan şey ne? Deniz'in "kaç şoför molayı üst üste atlıyor?" sorusu bu yöndeydi. İki soru birlikte sorulduğunda, canlı örnek ne büyütülür ne de yok sayılır; yerine konur.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

İlgi kapısı erişilebilirliğin en güçlü çalıştığı kapıdır; çünkü canlı bir örnek dikkati hemen çeker. Kaan'ın sunumu yakın kaza hikâyesiyle açılınca dinleyicilerin İlgi kapısı sonuna kadar açıldı. Ama kapı açıldıktan sonra içeri giren şey, yani "her gün yaşanıyor" iddiası, bir bilgi değil bir izlenimdi. Hülya Hanım ise aynı olayla Necmi Bey'in İlgi kapısını açtı, ama ardından Neden kapısına bir sayı koydu: haftada beş altı şoför. Olay dikkati çekti, sayı kararı taşıdı.

Kaan'ın sunumunu Ayna Testi'nden geçirmek zor değil. Kaan dinleyicilere "Bu olayı anlattım, çünkü aklınızda kalacağını ve sık yaşandığını sanacağınızı biliyordum; gerçekte altı ayda bir oldu" deseydi, sunumun etkisi çökerdi. Hülya Hanım ise yöntemini çekinmeden anlatabilirdi: "Size önce olayı anlattım, çünkü ciddiydi; sonra sayıyı verdim, çünkü kararı sayı belirlemeli."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Erişilebilirlik kestirmesi, bir olayın sıklığını örneklerinin akla gelme kolaylığına göre tahmin etmektir; Tversky ve Kahneman'ın deneyinde ünlü isimler kolay hatırlandığı için sayıca çok sanıldı.
  2. Bir olay yakın zamanda olduysa, çok konuşulduysa ya da canlı biçimde anlatıldıysa, gerçekte nadir olsa bile sık sanılır; ama canlı sunumun her durumda daha ikna edici olduğu iddiası, erişilebilirliğin kendisinden çok daha zayıf bir kanıta dayanır.
  3. Kalkan iki yönlüdür: canlı bir örnekle karşılaşınca taban sıklığını sormak ve sık ama hiç anlatılmayan riskleri aramak.

Mini test

  1. Tversky ve Kahneman'ın ünlü isimler deneyinde katılımcılar neden yanıldı?
  2. Necmi Bey'in, olayın artık olağan olduğu duygusunu hangi dört özellik besliyordu?
  3. Taylor ve Thompson'ın derlemesi canlılık hakkında ne gösterdi?
  4. "Tek bir hikâye bir şey kanıtlamaz, istatistik varken yok sayılmalı" görüşü neden yanlıştır?
  5. Kaan'ın satış sunumu hangi gölge kullanımının örneğidir?

Yanıtlar

  1. Çünkü ünlü isimler daha kolay hatırlandı ve katılımcılar, hangi cinsiyetin listede daha çok olduğunu, o cinsiyetten isimlerin akıllarına ne kadar kolay geldiğine bakarak tahmin etti. Doksan dokuz kişiden sekseni, gerçekte bir kişi daha az olan ünlüler grubunu daha kalabalık sandı.
  2. Olayın yakın zamanda olması, depoda çok konuşulması, kamyonun tamponundaki çizik fotoğrafıyla gruplarda dolaşması ve duygusal olarak çarpıcı olması. Bu dört özellik, altı ayda bir yaşanan bir olayı Necmi Bey'in zihninde her gün olan bir şeye dönüştürdü.
  3. Canlı bilginin soluk bilgiden daha ikna edici olduğu yönündeki yaygın kabule dair kanıtın beklenenden çok daha zayıf olduğunu gösterdi. Canlı bilgi dikkat çekiyor ve hatırlanıyordu, ama bunun her durumda bir tutum değişikliğine dönüştüğü gösterilememişti.
  4. Çünkü canlı bir örnek bir sıklık kanıtı olmasa da bir sorunun varlığına dair değerli bir ipucu olabilir. Salı gecesindeki olay, sistemin bir şoförün molayı üç kez ertelemesine izin verdiğini gösterdi; bu ipucu, molayı üst üste atlayan küçük grubun fark edilmesini sağladı.
  5. Tek bir canlı örneği bir sıklık kanıtı gibi sunmanın örneğidir. Kaan gerçek bir yakın kaza hikâyesiyle açtı, ama ardından dayanağı olmayan "her gün yaşanıyor" iddiasını ekledi; olayın canlılığını, olmayan bir sıklığın yerine koydu.

Merak kancası

Kaan'ın satış sunumundan bir hafta sonra Deniz, şirketin başka bir müşteriyle yaptığı toplantıya katılır. Kaan sunumda bir cümle söyler: "Sistemimiz, piyasadaki benzerlerinden yüzde otuz daha verimli." Deniz bu cümleyi daha önce de duymuştur; Kaan onu her sunumda söylüyordur. Toplantıdan sonra Deniz bu rakamın nereden geldiğini aramaya başlar ve hiçbir kaynak bulamaz. Ama tuhaf bir şey fark eder: rakamı o kadar çok duymuştur ki, kendisi de neredeyse doğru sanmaktadır. 6.9'da tekrarın yanılsamasına bakacağız: tekrarlanan bir iddia neden doğru gelmeye başlar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.