İçeriğe geç

4.3 · Seviye 1 · Uyanış

Logos: Mantık, kanıt ve akıl yürütme

Bu dersin sonunda: bir argümanın iddiasını, gerekçesini ve kanıtını ayırır.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 4, Aristoteles'in Üçlüsü ve İKNA Modeli · 2.045 kelime · ≈ 9 dk okuma · 14 dk dinleme · Kanıt: Tarihsel

Daha önce görmüştük: 2.3 Aristoteles'ten Cicero'ya: Retorik bir bilime dönüşüyor

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

"Bu yazılımı alın, yılda iki milyon lira tasarruf edersiniz; çünkü rakipleriniz de aldı ve memnunlar." Bu cümlede üç parça var ve yalnızca biri açıkça görünüyor. İddia ortada: iki milyon lira. Gerekçe de ortada: rakipler aldı. Ama ikisini birbirine bağlayan cümle hiç söylenmedi: rakiplerinin işine yarayan şey, senin işine de yarar. Çoğumuz bu cümleyi duymadan kabul ederiz, çünkü zihnimiz boşluğu kendiliğinden doldurur. Kanıt ise hiç yok: iki milyonun nereden geldiğini kimse söylemedi. Bu ders o görünmeyen parçaları görünür kılmayı öğretiyor.

Sahne

Salı öğleden sonra Hülya Hanım küçük bir ön görüşme ayarlar: Necmi Bey'in finans müdürü Füsun Hanım, sunumu müşteriye gitmeden önce bir kez görmek istemiştir. Deniz ile Kaan ekranın bir yanında, Füsun Hanım öbür yanındadır.

Deniz açılışı yapar: Arif Usta'nın salı günü, ardından şirket genelindeki sıklık. Füsun Hanım dikkatle dinler ve slayt bitince sorar: "Anlıyorum, can sıkıcı bir durum. Peki bu sorun çözülürse getirisi ne olur? Bunu neyle gösterebilirsiniz?"

Kaan hemen söz alır: "Füsun Hanım, bu sistemle şoför verimliliğiniz en az yüzde otuz artar. Sektörde bu tür sistemleri kuran herkes benzer sonuçlar aldı, bunu hepimiz biliyoruz."

Füsun Hanım not almaz. "Yüzde otuz nereden geliyor? Sektörde kim?" Kaan bir isim verir, ama o firmanın raporunu göstermez. Ekranda bir süre kimse konuşmaz.

Deniz bir slayt ileri geçer. "Size bir iddia, bir gerekçe ve elimizdeki kanıtı ayrı ayrı göstereyim. İddiamız şu: yeni rota modülü, aynı gün adresi değişen paketler yüzünden yapılan geri dönüşleri azaltır. Gerekçemiz şu: sizin kayıtlarınıza göre geri dönüşlerin büyük kısmı, şoför yola çıktıktan sonra değişen adreslerden kaynaklanıyor ve yeni modül bu değişikliği şoförün rotasına anında işliyor. Kanıtımız şu: İzmir deposunda üç haftalık bir deneme yaptık. Bu sürede geri dönüş sayısı belirgin biçimde düştü; ayrıntılı tablo ek bölümde."

Füsun Hanım bir süre tabloya bakar. "İzmir deposu Ankara'dan küçük. Ankara'da paketlerin çoğu sanayi bölgesine gidiyor, İzmir'de konutlara. Bu sonuç Ankara'ya taşınır mı?"

Deniz bir an duraklar. Bu, düşünmediği bir soruydu. "Bilmiyoruz. Taşınacağını varsaydık. Ankara'da iki haftalık ayrı bir deneme önerebilirim." Füsun Hanım ilk kez not alır. "Bu makul."

Kavramın adı

Aristoteles'in kurduğu sistemi 2.3'te tanımıştık. Üçlüden ikisini, ethos ile pathos'u, önceki iki derste ele aldık. Üçüncüsü argümanın kendisidir:

Tanımdaki "gösteriyor gibi göründüğünde" ifadesi önemli. Aristoteles, retoriğin yalnızca gerçek kanıtlarla değil, kanıt gibi görünen akıl yürütmelerle de çalıştığını biliyordu. Kaan'ın yüzde otuzu tam olarak buydu: kanıt gibi görünen ama arkasında bir kanıt bulunmayan bir sayı.

Logos'u anlamanın en pratik yolu, bir argümanı üç parçaya ayırmaktır. İddia, konuşmacının kabul ettirmek istediği şeydir. Gerekçe, iddianın neden doğru olduğunu söyleyen akıl yürütmedir. Kanıt ise gerekçeyi destekleyen, dinleyicinin kendisinin de kontrol edebileceği veridir. Kaan'ın cevabında iddia vardı, gerekçe zayıftı ("sektörde herkes"), kanıt yoktu. Deniz'in cevabında üçü de vardı ve her biri ayrı ayrı sınanabiliyordu. Füsun Hanım'ın sorusu da tam olarak bu sınamaydı: kanıtı kabul etti, ama kanıttan iddiaya giden yoldaki varsayımı, yani İzmir'in Ankara'ya benzediğini, sorguladı.

Aristoteles'in bu varsayımlarla ilgili ünlü bir kavramı var:

Perde arkası

Bu iki ayrıntı Füsun Hanım'ın sorusunu açıklıyor. Deniz'in İzmir denemesi bir örnekti: tek bir depodaki sonuçtan, benzer olduğu varsayılan başka bir depoya giden bir akıl yürütme. Aristoteles'in tanımıyla örneğin gücü, iki durumun gerçekten aynı türden olmasına bağlıdır. Füsun Hanım bunu sezgisel olarak bildi: konut ağırlıklı bir depo ile sanayi ağırlıklı bir depo aynı türden mi? Soru, örneğin zayıf noktasını hedef aldı.

Entimemin öbür yüzü de sahnede göründü. Kaan'ın "bunu hepimiz biliyoruz" cümlesi, söylenmeyen bir öncülü dinleyiciye bırakıyordu: sektördeki başkalarının yaşadığı, bizim de yaşayacağımız şeydir. Aristoteles'in uyardığı gibi, dinleyicinin zaten kabul ettiği bir öncülü söylemeye gerek yoktur. Ama bu durum bir tuzak da yaratır: söylenmeyen bir öncül sorgulanmadan geçer. Entimemin gücü, dinleyiciyi akıl yürütmenin ortağı yapmasıdır; tehlikesi, dinleyicinin doldurduğu boşluğun hiç sınanmamasıdır. Entimemin mantıktaki biçimini ve onu eksik kıyas sayan geleneğin tarihini merak edenler için Felsefe Akademisi'nde entimem dersi var.

Yirminci yüzyılda İngiliz düşünür Stephen Toulmin, The Uses of Argument (1958) adlı kitabında gündelik argümanları benzer biçimde parçalara ayırdı ve iddiayı veriye bağlayan, çoğu zaman söylenmeyen köprüye ayrı bir ad verdi. Aristoteles'ten yirmi üç yüzyıl sonra gelen bu model, aynı gözlemi doğruluyor: bir argümanın en zayıf yeri genellikle söylenmeyen yeridir. Kanıtın farklı türleri ve hangisinin ne kadar ağır bastığı ise Modül 16'da, özellikle 16.4'te gelecek.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Logos rakam demektir; ne kadar çok sayı koyarsan argümanın o kadar güçlü olur."
Doğrusu

Sayı bir kanıt olabilir, ama ancak iddiayla gerekçe arasındaki yolda bir yere oturduğunda. Kaan'ın yüzde otuzu hiçbir yere oturmuyordu: nereden geldiği, neyi ölçtüğü, Necmi Bey'in şirketine neden uyacağı belirsizdi. Deniz'in on dört grafiğini ek bölüme taşıması da bu yüzden doğruydu: grafiklerin çoğu iddiaya hizmet etmiyordu. Logos'un gücü sayıların miktarında değil, iddia ile kanıt arasındaki bağlantının sağlamlığındadır.

"Mantıklı bir argüman herkesi ikna eder; ikna olmayan, mantığı anlamamıştır." Bu yanılgı 3. modülde gördüğümüz her şeyi görmezden gelir. Ama burada daha ince bir sorun var. Aristoteles'e göre bir entimemin öncülleri dinleyicinin kabul ettiği şeylerden alınır. Bir argüman Deniz'e kusursuz gelebilir, çünkü onun öncüllerini paylaşır; Füsun Hanım ise farklı bir depoyu, farklı bir müşteri kitlesini bilir ve aynı öncülü kabul etmez. Mantıklı olmak ile dinleyicinin öncüllerinden yola çıkmak aynı şey değildir.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Kaan'ın logos kullanımında üç tekrar eden desen var. Birincisi kaynaksız sayıdır: yüzde otuz, iki kat, sektörün yarısı. Bu sayılar argümana kanıt görüntüsü verir, ama sorulduğunda arkasından bir veri çıkmaz. İkincisi gizli öncüldür: "bunu hepimiz biliyoruz", "sektörde herkes", "açıkça görülüyor ki". Bu ifadeler dinleyiciden bir boşluğu sormadan doldurmasını ister. Üçüncüsü gerekçe yığmaktır: bir iddiaya beş zayıf gerekçe sıralamak, tek bir sağlam gerekçeden daha ikna edici görünebilir, çünkü dinleyici her birini ayrı ayrı sınamaya vakit bulamaz.

Bu desenlerin akıl yürütme hatası olarak adlandırılmış biçimleri var ve 32.4'te ayrıntısıyla göreceğiz. Burada kalkan, Füsun Hanım'ın yaptığını bilinçli olarak yapmaktır: argümanı üç parçaya ayırıp her birine ayrı soru sormak. İddia için: tam olarak ne söyleniyor, ölçülebilir mi? Gerekçe için: iddia neden doğru olsun, aradaki söylenmeyen öncül ne? Kanıt için: bu veri nereden geliyor ve benim durumuma benzeyen bir durumdan mı geliyor?

Son soru en güçlüsüdür, çünkü retorikteki örnek argümanının zayıf noktasını hedefler. Başkasının deneyimi senin durumuna ancak iki durum gerçekten aynı türden olduğunda taşınır. Füsun Hanım'ın İzmir ile Ankara arasındaki farkı sorması, Rahmi Amca'nın toprağı sorması, aynı kalkanın iki ayrı hâliydi.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Neden kapısı, dinleyicinin "bunu neden kabul edeyim?" sorusuna cevap aradığı kapıdır ve logos'un asıl çalıştığı yer burasıdır. Füsun Hanım'ın kapısı Arif Usta'nın hikâyesiyle değil, "neye dayanarak?" sorusunun cevabıyla açıldı. Kaan bu kapıdan bir kanıt görüntüsüyle geçmeye çalıştı ve kapı kapalı kaldı. Deniz'in kapıyı açan şeyi ise kanıtının gücü kadar, kanıtının sınırını kabul etmesiydi: "Bilmiyoruz, taşınacağını varsaydık."

Ayna Testi logos'ta açık bir sonuç verir. Deniz'in yöntemi, yani iddiayı, gerekçeyi ve kanıtı ayrı ayrı göstermek, Füsun Hanım'a anlatılsa onu rahatsız etmezdi; tersine, argümanı sınamasını kolaylaştırdığı için memnun olurdu. Kaan'ın yöntemi ise açıklandığında dağılır: "Sayının kaynağını göstermedim, çünkü sormayacağınızı umdum" cümlesi hiçbir finans müdürünün kabul edeceği bir cümle değildir. Sağlam bir argüman sınanmaktan korkmaz; sınanmaktan kaçan bir argüman, kendi zayıflığını zaten bilir.

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Logos, konuşmacının bir şeyin böyle olduğunu konuşmanın kendisinde gösterdiğinde ya da gösteriyor gibi göründüğünde gerçekleşen iknadır.
  2. Bir argümanı iddia, gerekçe ve kanıt olarak ayırmak, her parçayı ayrı ayrı sınamayı mümkün kılar; en zayıf yer genellikle söylenmeyen öncüldür.
  3. Aristoteles'in entimemi dinleyicinin kabul ettiği öncüllerden yola çıkar ve dinleyiciyi akıl yürütmenin ortağı yapar; bu hem gücü hem de tehlikesidir, çünkü dinleyicinin doldurduğu boşluk çoğu zaman sınanmaz.

Mini test

  1. Logos'un tanımındaki "gösteriyor gibi göründüğünde" ifadesi neden önemlidir?
  2. Deniz'in Füsun Hanım'a cevabındaki iddia, gerekçe ve kanıt nelerdir?
  3. Füsun Hanım'ın İzmir ile Ankara arasındaki farkı sorması, Aristoteles'in hangi argüman türünün zayıf noktasını hedefler?
  4. Kaan'ın "bunu hepimiz biliyoruz" cümlesi entimemin hangi tehlikesini gösterir?
  5. "Ne kadar çok sayı koyarsan argüman o kadar güçlü olur" cümlesi neden yanlıştır?

Yanıtlar

  1. Çünkü retorik yalnızca gerçek kanıtlarla değil, kanıt gibi görünen akıl yürütmelerle de çalışır. Aristoteles bunu açıkça kabul eder. Kaan'ın kaynaksız yüzde otuzu böyle bir görüntüydü: kanıt gibi duruyordu ama sorulduğunda arkasında bir veri çıkmadı.
  2. İddia: yeni rota modülü, aynı gün adresi değişen paketlerden kaynaklanan geri dönüşleri azaltır. Gerekçe: geri dönüşlerin büyük kısmı şoför yola çıktıktan sonra değişen adreslerden kaynaklanır ve modül bu değişikliği rotaya anında işler. Kanıt: İzmir deposundaki üç haftalık denemenin kayıtları.
  3. Örnek argümanının. Aristoteles'e göre retorikteki örnek bir tekil durumdan benzer bir tekil duruma gider ve gücü iki durumun aynı türden olmasına bağlıdır. Konut ağırlıklı İzmir deposu ile sanayi ağırlıklı Ankara deposu aynı türden olmayabilir; Füsun Hanım tam bu varsayımı sorguladı.
  4. Söylenmeyen öncülün sorgulanmadan geçmesi tehlikesini. Cümle, sektördeki başkalarının yaşadığını Necmi Bey'in şirketinin de yaşayacağı varsayımını dinleyiciye bırakıyordu. Entimem dinleyiciyi akıl yürütmenin ortağı yapar, ama dinleyicinin kendiliğinden doldurduğu boşluk çoğu zaman sınanmaz.
  5. Çünkü bir sayı ancak iddia ile gerekçe arasındaki yolda bir yere oturduğunda kanıttır. Nereden geldiği, neyi ölçtüğü ve dinleyicinin durumuna neden uyduğu belirsiz bir sayı argümanı güçlendirmez; sorulduğunda konuşmacının güvenilirliğini zayıflatır. Deniz'in grafiklerin çoğunu ek bölüme taşıması bu yüzden doğruydu.

Merak kancası

Görüşmenin sonunda Füsun Hanım bir şey daha söyler: "Ankara denemesi makul. Ama bilmeniz gereken bir şey var: gelecek yılın bütçesi Kasım'ın ikinci haftasında kapanıyor. Sunumunuz o tarihten sonra gelirse, en iyi argüman bile bir yıl bekler." Ethos, pathos ve logos'u aynı ustalıkla kursan bile, yanlış zamanda söylenen söz işlemeyebilir. 4.4'te Yunanların doğru an dediği kairos'a bakacağız: aynı mesajın etkisi, ne zaman söylendiğine göre nasıl değişir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.