İçeriğe geç

4.2 · Seviye 1 · Uyanış

Pathos: Kalbe dokunmadan zihne ulaşılmaz

Bu dersin sonunda: bir mesajda duyguya seslenen öğeleri bulur.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 4, Aristoteles'in Üçlüsü ve İKNA Modeli · 2.007 kelime · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme · Kanıt: Tarihsel

Daha önce görmüştük: 3.3 Duygular kararı verir, mantık gerekçesini yazar

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

Bir yargıç sabah sevinçli bir haberle, ertesi sabah bir yas haberiyle mahkemeye gelse, aynı davaya aynı kararı verir mi? Aristoteles bu soruyu MÖ dördüncü yüzyılda sordu ve cevabı kesindi: vermez. Üzgünken ve sevinçliyken, dostça ve düşmanca hissederken aynı biçimde yargıda bulunmayız. Buradan iki yol çıkıyordu. Birincisi, duyguları iknanın kirli bir hilesi sayıp dışarıda tutmaya çalışmak. İkincisi, onları dinleyicinin gerçek bir parçası olarak tanımak ve doğru kullanmayı öğrenmek. Aristoteles ikincisini seçti. Bu ders o seçimin ne anlama geldiğine bakıyor.

Sahne

Cuma akşamı Hülya Hanım Necmi Bey'e söz verdiği satırı yazar: Ankara'daki okuyucular yeni sürümü tanımıyor, iki gün daha gerekiyor. Necmi Bey kısa cevap verir: "Anlaşıldı, teşekkürler." Gecikme artık beş gündür, ama ilişki sağlam.

Pazartesi sabahı Deniz ile Kaan ortak müşteri sunumunun ilk taslağını yan yana koyar. Deniz'in veri bölümü on dört grafikten oluşur: teslim süreleri, adres hataları, şoför başına günlük durak sayısı. Kaan slaytlara göz gezdirir ve yüzünü buruşturur. "Bunlar doğru, ama kuru. Necmi Bey'in finans ekibi uyuyacak. Açılışı ben yapayım: büyük bir ekran, kırmızı bir grafik, 'rakipleriniz sizi her gün geçiyor' cümlesi. Biraz korkarlarsa dikkat ederler."

Deniz içinde bir direnç duyar. Kaan'ın önerdiği rakip verisi yoktur, kırmızı grafik bir tahminden ibarettir. Ama Kaan'ın bir noktada haklı olduğunu da bilir: on dört grafikle açılan bir sunum, dinleyicinin dikkatini ilk iki dakikada kaybeder.

Öğle arasında 4.1'deki toplantıyı hatırlar. Şoförlerden söz edildiği an ekrandaki o sert ifade gevşemişti. Hülya Hanım'a gider ve sorar: "Necmi Bey'in şoförleriyle ilgili bildiğin bir şey var mı?" Hülya Hanım bir an düşünür. "Geçen ay bir şey anlatmıştı. Ankara deposundan Arif Usta diye bir şoför, aynı gün iki kez adresi değişen bir paket yüzünden kırk dakika geri dönmüş; o akşam üç teslimatı yetiştirememiş. Ertesi gün Necmi Bey'in odasına gelip 'Bu sistem bizi ne zaman adam yerine koyacak?' diye sormuş."

Deniz sunumu yeniden kurar. İlk slayt tek bir cümledir: "Arif Usta'nın bir salı günü." Haritada kırk dakikalık geri dönüş çizilidir, altında üç kaçırılmış teslimat. Sonraki slayt aynı olayın şirket genelindeki sıklığını gösterir; on dört grafiğin en önemli üçü onu takip eder. Kalan on bir grafik ek bölüme gider.

Kaan taslağa bakar, bir süre susar. "Korku yok ama," der. Deniz cevap verir: "Necmi Bey zaten endişeli. Ona korkacak yeni bir şey vermek yerine, endişesinin nedenini adıyla söylemek istiyorum." Kaan omuz silker: "Senin bölümün. Ama provada görürüz."

Kavramın adı

Sezginin önden gidip aklın arkasından gerekçe topladığını 3.3'te görmüştük. O ders zihnin içine bakıyordu. Aristoteles aynı gözlemi konuşmacının masasından yapar ve ondan bir ikna yolu çıkarır:

Tanımdaki iki ayrıntı önemli. Birincisi, pathos konuşmacının duygusu değil, dinleyicinin duygusudur. Coşkulu konuşan biri pathos kullanıyor olmayabilir; sakin bir sesle anlatılan bir hikâye ise salonu derinden etkileyebilir. İkincisi, duygu konuşmanın konusuna uygun olmalıdır. Arif Usta'nın hikâyesi sunumun konusunun tam kendisiydi: adres değişikliği, kaybedilen zaman, kaçırılan teslimat. Kaan'ın önerdiği korku ise konunun dışındaydı; rakiplerle ilgili bir veri olmadan, salona yalnızca bir his taşıyordu.

Aristoteles bir duyguyu uyandırmak için konuşmacının üç şeyi bilmesi gerektiğini söyler: insanlar o duyguyu hangi ruh hâlindeyken hisseder, kime karşı hisseder ve hangi nedenlerle hisseder. Bu üç soru, bir mesajda duyguya seslenen öğeleri bulmak için de kullanışlı bir araçtır. Deniz'in yeni açılışını bu üç soruyla okuyalım. Necmi Bey'in ruh hâli: gecikmeden yorgun, şoförlerinden gelen şikâyetlerle baskı altında. Duygunun yöneldiği kişi: suçlanacak bir kötü değil, haksızlığa uğramış bir çalışan. Duygunun nedeni: somut, doğrulanabilir bir olay. Bu duygu Necmi Bey'i sistemin düzeltilmesi gerektiğine, yani sunumun asıl önerisine taşır.

Perde arkası

Bu gerilim, pathos'u anlamanın anahtarıdır. Aristoteles'in sorunu duyguyla değil, konunun dışından getirilen duyguyla. Retorik'in ilk bölümünde, yargıcı öfkeye, kıskançlığa ya da acımaya sürükleyerek saptırmanın, kullanmadan önce bir marangoz cetvelini eğmeye benzediğini yazar. Cetvel eğilirse ölçtüğü her şey yanlış çıkar. Ama duygu konunun kendisinden doğuyorsa, cetveli eğmez; tersine, dinleyicinin konunun gerçek ağırlığını hissetmesini sağlar.

Kaan'ın önerisi cetveli eğiyordu. "Rakipleriniz sizi her gün geçiyor" cümlesi, Necmi Bey'in dikkatini sunumun konusundan, yani kendi sisteminin sorunlarından, belirsiz bir tehdide çekecekti. Arif Usta'nın hikâyesi ise cetveli düzeltiyordu: on dört grafiğin soyut sayılarına, bir insanın kaybettiği kırk dakikanın ağırlığını ekliyordu.

Bu ders tek tek duyguların, korkunun, öfkenin, umudun, iknada nasıl çalıştığına girmiyor; o ayrıntılar Modül 12'nin konusu. Burada Aristoteles'in genel çerçevesini ve bir mesajda duyguya seslenen öğeleri bulmayı öğreniyoruz.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Duyguya seslenmek manipülasyondur; dürüst bir konuşmacı yalnızca gerçekleri ve mantığı sunar."
Doğrusu

Bu cümle kulağa ilkeli gelir, ama iki yerden yanlıştır. Birincisi, duygusuz bir mesaj diye bir şey yoktur; on dört grafik de dinleyicide bir duygu uyandırır, çoğu zaman sıkıntı ve ilgisizlik. İkincisi, bazı gerçekler ancak hissedildiğinde anlaşılır. Kırk dakikalık bir gecikme bir tablodaki satır olarak önemsiz görünür; bir şoförün sorusu olarak duyulduğunda ağırlığını kazanır. Aristoteles'in çizdiği sınır duygu ile mantık arasında değil, konuya ait duygu ile konunun dışından getirilen duygu arasındadır.

"Duygu ne kadar güçlüyse ikna da o kadar güçlü olur." Bu da yaygın bir hata. Aristoteles'in üç sorusu duygunun gücünü değil, isabetini ölçer: doğru ruh hâline, doğru kişiye, doğru nedenle yönelen bir duygu. Konunun ağırlığını aşan bir duygu, dinleyicide bir süre sonra bir şeylerin abartıldığı hissini uyandırır ve konuşmacının güvenilirliğini, yani 4.1'deki ethos'u, aşındırır. Kaan'ın kırmızı grafiği ilk dakikada dikkat çekebilirdi; ama Necmi Bey'in finans ekibi rakip verisini sorduğunda sunumun geri kalanı da şüpheyle dinlenirdi.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Kaan pathos'u konunun dışından getirmekte ustadır. Korku, suçluluk ve iltifat onun en sık kullandığı üç araçtır. "Rakipleriniz sizi geçiyor" korkuyu, "Bu fırsatı kaçırırsanız ekibinize nasıl açıklarsınız?" suçluluğu, "Sizin gibi vizyon sahibi bir yönetici bunu hemen görür" ise iltifatı devreye sokar. Üçünün ortak yanı, dinleyicinin dikkatini önerinin kendisinden, kendi duygusuna çekmeleridir. Dinleyici "bu öneri iyi mi?" sorusunu sormak yerine "bu korkudan nasıl kurtulurum?" sorusuyla meşgul olur.

Bu taktiklerin hepsinin daha keskin, daha bilinçli biçimleri var ve bu akademi onları ayrı ayrı inceleyecek. Burada Aristoteles'in cetvel benzetmesi yeterli bir ilk kalkan sunuyor. Bir mesajın seni duygusal olarak etkilediğini fark ettiğinde üç soru sor. Bu duygu konunun kendisinden mi doğuyor, yoksa konunun yanına mı konmuş? Duygunun dayandığı olay ya da veri doğrulanabilir mi? Duygu beni konuyu daha iyi anlamaya mı, yoksa konuyu unutup bir an önce karar vermeye mi itiyor?

Deniz bu soruları kendi açılışına da sormalıdır, çünkü pathos'un tehlikesi yalnızca başkalarının elinde değildir. Arif Usta'nın hikâyesi tek bir olaydır; Deniz onu şirket genelindeki sıklığı gösteren slaytla hemen desteklemeseydi, bir istisnayı kural gibi göstermiş olurdu. Duygu dikkati açar; ama açılan kapıdan içeri ne girdiği, veriye bağlıdır.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

İlgi kapısı, bir mesajın dinlenmeye değer bulunup bulunmadığının belirlendiği ilk kapıdır ve pathos en çok burada çalışır. On dört grafikle açılan bir sunum bu kapıda takılır; Arif Usta'nın salısı ise kapıyı açar, çünkü Necmi Bey'in zaten taşıdığı bir endişeye adıyla dokunur. Kaan'ın korkusu da kapıyı açardı; ama açtığı kapı başka bir odaya, rakiplerle ilgili belirsiz bir tehdide çıkardı.

Pathos için Ayna Testi şu biçimi alır: Necmi Bey, açılışın onu etkilemek için seçildiğini bilseydi ne hissederdi? Deniz'in açılışında bunun cevabı açık. Hikâye gerçek, Necmi Bey'in kendi deposundan geliyor ve sunumun konusuyla doğrudan bağlı; Necmi Bey bunu öğrense, Deniz'in onun şoförlerini dinlediğini düşünürdü. Kaan'ın kırmızı grafiğinin arkasındaki niyet ise açıklandığında çöker: "Biraz korkarsanız dikkat edersiniz diye uydurduk" cümlesini hiçbir müşteri kabul etmez.

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Pathos, konuşmacının dinleyiciyi konuya uygun bir duygu durumuna getirerek ikna etmesidir; Aristoteles'e göre üzgünken ve sevinçliyken aynı yargıyı vermeyiz.
  2. Bir duyguyu anlamak ve bir mesajdaki duygusal öğeleri bulmak için üç soru sorulur: hangi ruh hâlinde, kime karşı, hangi nedenle?
  3. Aristoteles'in çizdiği sınır duygu ile mantık arasında değil, konudan doğan duygu ile konunun dışından getirilen duygu arasındadır; ikincisi yargıcın cetvelini eğer.

Mini test

  1. Pathos kimin duygusudur: konuşmacının mı, dinleyicinin mi?
  2. Aristoteles bir duyguyu uyandırmak için hangi üç şeyin bilinmesi gerektiğini söyler?
  3. Aristoteles'in marangoz cetveli benzetmesi neyi anlatır?
  4. "Duyguya seslenmek manipülasyondur" cümlesi neden yanlıştır?
  5. Deniz'in Arif Usta açılışı neden hemen ardından bir sıklık slaytı gerektiriyordu?

Yanıtlar

  1. Dinleyicinin duygusudur. Coşkuyla konuşan biri pathos kullanıyor olmayabilir, sakin bir sesle anlatılan bir hikâye ise salonda güçlü bir duygu uyandırabilir. Aristoteles'in tanımında belirleyici olan, konuşmanın dinleyiciyi bir duygu durumuna getirmesi ve bu durumun yargısını değiştirmesidir.
  2. İnsanların o duyguyu hangi ruh hâlindeyken hissettiğini, duygunun kime yöneldiğini ve hangi nedenlerle ortaya çıktığını. Aynı üç soru, bir mesajda duyguya seslenen öğeleri bulmak için de kullanılabilir: kime sesleniyor, kime yöneltiyor, neye dayanıyor.
  3. Yargıcı öfkeye, kıskançlığa ya da acımaya sürükleyerek saptırmanın, kullanmadan önce bir ölçü cetvelini eğmeye benzediğini anlatır. Cetvel eğildiğinde ölçtüğü her şey yanlış çıkar. Aristoteles'in eleştirdiği şey duygunun kendisi değil, konunun dışından getirilip yargıyı bozan duygudur.
  4. Çünkü duygusuz bir mesaj yoktur; kuru grafikler de dinleyicide sıkıntı ya da ilgisizlik uyandırır. Ayrıca bazı gerçekler ancak hissedildiğinde gerçek ağırlıklarıyla anlaşılır. Sorun duygunun varlığı değil, konuya ait olup olmamasıdır.
  5. Çünkü tek bir hikâye bir istisna olabilir. Deniz sıklığı göstermeseydi, Arif Usta'nın salısını şirket genelindeki durum gibi sunmuş olurdu. Duygu dikkati açar ama dinleyicinin yargısının sağlam olması için açılan kapıdan veri girmelidir.

Merak kancası

Arif Usta'nın salısı Necmi Bey'in dikkatini kazanabilir, ama finans müdürü o dikkatin arkasından bir soru soracaktır: "Peki bu sorunu çözmek bize ne kazandıracak, neye dayanarak?" O sorunun cevabı ne Deniz'in karakterinde ne de Necmi Bey'in duygusunda, argümanın kendisinde aranır. 4.3'te üçlünün son ayağına, logos'a geçeceğiz: bir argümanın iddiasını, gerekçesini ve kanıtını birbirinden nasıl ayırırız?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.