İçeriğe geç

22.7 · Seviye 4 · Sahneler

Doğaçlama konuşma: Hazırlıksız yakalandığında

Bu dersin sonunda: hazırlıksız yakalandığında basit bir yapı (durum, sorun, öneri) kullanır.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 22, Konuşma ve Sunum · 1.854 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Uygulama

Daha önce görmüştük: 22.3 Konuşmanın mimarisi: Yapı ve akış

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

Asansöre biniyorsun ve içeride şirketin genel müdürü var. Kapı kapanıyor. Genel müdür sana dönüp soruyor: "Senin ekip ne üzerinde çalışıyor bu aralar?" Otuz saniyen var. Aklına yüz şey geliyor: projeler, sorunlar, toplantılar, bir müşterinin dünkü e-postası. Hepsini söylemeye çalışıyorsun ve asansör duruyor. Genel müdür kibarca gülümseyip iniyor. Ne söylediğini o da hatırlamıyor, sen de. Oysa aynı otuz saniyede üç cümle yeterdi: ne yapıyoruz, neden önemli, sıradaki adım ne. Bu ders, hazırlıksız yakalandığında kafandaki karmaşayı birkaç saniyede nasıl bir yapıya oturtacağını ve doğaçlamanın nerede bir uydurmaya dönüştüğünü anlatıyor.

Sahne

Fuarın kapanmasına bir saat kala standda Kaan'dan başka kimse kalmamıştır; Füsun Hanım ile Elif otele dönmüştür. Takım elbiseli bir adam broşürlere göz atarken kendini tanıtır: bakanlıktan gelmiştir ve salonları dolaşıp ilgisini çeken projeleri not etmektedir. Kaan'dan tek bir şey ister: düzeni altmış saniyede anlatmasını. Kaan'ın önünde ne bir sunum ne bir kâğıt vardır. Söze Selami Usta'nın Dinar yolunda sise kapanan gecesiyle girer, oradan Isparta'nın tablolarına, oradan kabin tabletlerine atlar; marketin tanıdığı kolaylığa geldiğinde süre çoktan dolmuştur. Adam nazikçe teşekkür eder, bir broşür alır ve kalabalığa karışır.

Kaan adamın arkasından bakarken kendi sesini yeniden duyar gibi olur. Söylediği her şey doğruydu; ama adamın aklında hangisinin kaldığını kendisi de bilemiyordu.

Akşam Kaan bunu Füsun Hanım'a anlatır. Füsun Hanım ona bir şey önerir: hazırlıksız yakalanacağın anlara hazırlanmak. Bu bir çelişki gibi görünür, ama değildir. Konuşmanın kendisini önceden yazamazsın; ama o konuşmanın iskeletini cebinde taşıyabilirsin. Füsun Hanım bir kâğıda üç kelime yazar: durum, sorun, öneri. Sonra her birinin karşısına tek bir cümle.

Durum: "Üye firmalarımızın gece seferlerinde şoförler çoğu zaman dört saatten uzun mola vermeden sürüyordu." Sorun: "Teslim saatine yetişmek için durmuyorlardı, ve Konya'daki kayıtlarımızda yorgunluk uyarıları en çok dördüncü saatten sonra geliyordu." Öneri: "Derneğimiz şoförlerin kendi seçtiği noktalarda mola veren bir düzen kurdu; Isparta'da gece uyarıları ilk ayda 11'den 2'ye geriledi."

Kaan bu üç cümleyi aklına yazar. Fuardan dönüş yolunda, bir dinlenme tesisinde, yerel bir televizyon kanalının muhabiri onu derneğin yaka kartından tanır ve otuz saniyelik bir görüş ister. Kaan bir an duraksar, sonra kâğıttaki sırayı izler: durum, sorun, öneri. Konuşma otuz saniyeye sığar. Muhabir teşekkür eder.

Ama bir an olur: "öneri" cümlesini söylerken Kaan'ın ağzından bir şey kaçmak üzeredir: "Isparta'da kazalar yarı yarıya azaldı." Isparta'da azalan şey kazalar değil, yorgunluk uyarılarıydı; ve azalış yarı yarıya değil, on birden ikiyeydi. Kaan cümleyi yarıda keser ve düzeltir: "Yani azalan kazalar değil, gece yorgunluk uyarıları; ilk ayda 11'den 2'ye." Muhabir bu düzeltmeyi kesmeden yayına koyar.

Otele döndüğünde Kaan yaka kartının arkasına küçük bir kâğıt iliştirir. Kâğıtta üç kelime ve üç rakam vardır: durum, sorun, öneri; ve yanlarında, kaynaklarıyla birlikte, söyleyebileceği üç sayı. Elif kâğıdı görünce güler, ama bir şey ekler: o rakamların yanına bir de "bilmiyorum, kontrol edip döneceğim" yazmasını. Kaan yazar. Bir dahaki hazırlıksız anında elinde hem bir iskelet hem de bir kaçış yolu olacaktır, ve ikincisi uydurmayı gereksiz kılacaktır.

Kavramın adı

Füsun Hanım'ın kâğıda yazdığı üç kelimenin adı:

Kaan'ın fuardaki bir dakikasını bozan şeyin adı:

Kaan'ın televizyon kaydındaki kayışın adı:

22.3'te bir konuşmayı altı bölümlük bir iskeletle kurmuştuk. Hazırlıksız yakalandığında o altı bölümün hepsine vaktin olmaz; ama üçüne olur. Durum, sorun ve öneri, 22.3'teki iskeletin en kısa biçimidir: dinleyiciye nerede olduğunuzu, neyin yanlış gittiğini ve ne yapılabileceğini söyler.

Perde arkası

Füsun Hanım'ın üç kelimesi, Abrahams'ın yapılarının Türkçe bir akrabasıydı. "Ne?" sorusunun cevabı durumdu, "Ne olmuş?" sorusunun cevabı sorundu, "Şimdi ne?" sorusunun cevabı öneriydi. Kaan'ın fuardaki bir dakikası ise yapısız bir dakikaydı: bütün bildikleri aynı anda konuşmak istiyordu.

Rozet "Uygulama" olarak seçildi. Abrahams'ın önerileri uzun bir öğretim deneyiminden gelir; belirli bir doğaçlama yapısının ötekilerden daha etkili olduğunu gösteren deneysel bir karşılaştırma sunmaz. Taşınabilir bir yapının neden işe yarayabileceğini 22.3'te ve 21.5'te gördüğümüz düzen ilkeleri açıklar; ama bu ilkeler de çoğunlukla bir düşünme aracıdır. Abrahams'ın kaygıya dair gözlemleri ise 22.1'de gördüğümüz spot ışığı etkisiyle aynı yöne işaret eder: hazırlıksız konuşmacının içeriden yaşadığı panik, dışarıdan göründüğünden büyüktür.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Doğaçlama konuşma yetenek işidir; ya vardır ya yoktur."
Doğrusu

Kaan'ın fuardaki bir dakikası ona bunu düşündürmüştü: hazırlıksız konuşmayı beceremiyordu. Ama dinlenme tesisindeki otuz saniye, aynı Kaan'ın, cebinde üç kelimelik bir yapıyla, hazırlıksız yakalandığı bir anda derli toplu konuşabildiğini gösterdi. Değişen yetenek değil, hazırlıktı: konuşmanın kendisine değil, iskeletine hazırlanmıştı.

"Hazırlıksız yakalandığında her şeyi söylemelisin, yoksa önemli bir şeyi atlarsın." Kaan'ın fuardaki dakikası bu korkuyla doldu. Ama dinleyicinin elinde kalan, söylenenlerin sayısı değil, onlardan birinin netliğidir. Bakanlık temsilcisi bir dakikada dört konu duydu ve hiçbirini götürmedi; muhabirin izleyicileri otuz saniyede üç cümle duydu ve bir rakam hatırladı. Hazırlıksız konuşmada az söylemek, eksik söylemek değildir.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Bu dersin gölgesi, hazırlıksızlığın baskısını uydurmanın bahanesi yapmaktır. Bir mikrofon ya da beklenmedik bir soru karşısında sessizlik korkutucu gelir, ve o korku, insanın doğrulanmamış bir rakamı ya da yuvarlanmış bir iddiayı söylemesine yol açabilir. Kaan'ın ağzından kaçmak üzere olan "kazalar yarı yarıya azaldı" cümlesi bunun örneğiydi: kötü niyetten değil, akıcı görünme isteğinden doğmuştu. Ama yayına çıksaydı, derneğin söylediği her şey bir uydurmanın gölgesinde dinlenirdi.

Gölgenin ikinci biçimi daha kasıtlıdır: hazırlıksızlık görüntüsünü bir kalkan olarak kullanmak. "Bunu öylesine söyledim, hazırlıklı değildim" savunması, sonradan yanlış çıkan bir iddianın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Söylenen söylenmiştir; özellikle kayıt altındaysa.

Hazırlıksız yakalanacağın günler için üç alışkanlık edin. Birincisi, cebinde bir yapı taşı: durum, sorun, öneri. İkincisi, bir rakamdan emin değilsen onu söyleme ya da "yaklaşık" ve "kontrol edip size döneceğim" ile söyle. Üçüncüsü, yanlış bir şey söylediğini fark ettiğin anda, Kaan'ın televizyon kaydında yaptığı gibi, cümlenin ortasında düzelt. Düzeltilmiş bir cümle, düzgün ama yanlış bir cümleden daha çok güven verir. Karşındaki hazırlıksız konuşuyorsa, sen de bir şeyi alışkanlık edin: hazırlıksız birinin söylediği rakamları, sonradan kaynağıyla birlikte iste.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Hazırlıksız bir yarım dakika, İKNA Modeli'nin dört adımını birkaç cümleye sıkıştırır. Durum cümlesi İlgi'yi, sorun cümlesi Neden'i, öneri cümlesi Adım'ı taşır. Kredi ise cümlelerin arasında, konuşmacının doğruluğunda durur: Kaan'ın kendi cümlesini yarıda kesip düzeltmesi, otuz saniyenin en güven veren anıydı.

Kaan'ın dinlenme tesisindeki otuz saniyesi, nasıl hazırlandığı muhabire anlatılsa da aynı kalırdı: "Cebimde üç kelimelik bir yapı vardı, yanlış bir rakam ağzımdan çıkmak üzereydi ve onu yayında düzelttim." Ama düzeltilmemiş bir cümlenin anlatımı aynı açıklığa dayanamazdı: "Kazaların yarı yarıya azaldığını söyledik, çünkü o an aklımıza gelen buydu."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Hazırlıksız konuşmanın kendisini önceden yazamazsın, ama iskeletini cebinde taşıyabilirsin: durum, sorun, öneri gibi basit bir yapı, kafandaki karmaşayı birkaç saniyede sıraya koyar.
  2. Hazırlıksız konuşmada az ama net söylemek, çok ama dağınık söylemekten fazlasını bırakır; mükemmel cevabı aramak yerine yeterli bir cevabı verip devam etmek kaygıyı da azaltır.
  3. Gölge, hazırlıksızlığın baskısıyla doğrulanmamış bir rakam söylemek ya da hazırlıksızlığı sonradan bir kalkan olarak kullanmaktır; kalkan, emin olmadığın rakamı söylememek ve yanlışı fark ettiğin anda düzeltmektir.

Mini test

  1. Taşınabilir yapı nedir? Derste geçen iki örnek ver.
  2. Abrahams'ın önerdiği "Ne? Ne olmuş? Şimdi ne?" yapısı neyi sağlar?
  3. Kaan'ın fuardaki bir dakikası neden temsilcide bir şey bırakmadı?
  4. Kaan'ın televizyon kaydında neredeyse söylediği cümle neydi ve neden bir gölge örneğiydi?
  5. Kaan bu cümleyi nasıl düzeltti ve bu neden önemliydi?

Yanıtlar

  1. Hazırlıksız yakalandığında içeriği birkaç saniyede yerleştirebileceğin, önceden ezberlenmiş basit bir konuşma iskeleti. Durum, sorun, öneri; ya da ne, ne olmuş, şimdi ne.
  2. Konuşmacının önce ne olduğunu, sonra bunun neden önemli olduğunu, sonra sıradaki adımı söylemesini; böylece kafadaki karmaşa kısa bir sıraya oturur ve dinleyicinin elinde bir şey kalır.
  3. Çünkü yapısızdı: Kaan bildiği her şeyi aklına geldiği sırayla söyledi, bir dakikada dört konuya dokundu ve hiçbirini netleştiremedi.
  4. "Isparta'da kazalar yarı yarıya azaldı." Doğru değildi: azalan şey kazalar değil yorgunluk uyarılarıydı, ve azalış on birden ikiyeydi; cümle akıcı görünme isteğinden doğan bir uydurmaydı.
  5. Cümleyi yarıda keserek azalanın kazalar değil gece yorgunluk uyarıları olduğunu ve bunların ilk ayda 11'den 2'ye gerilediğini söyledi. Bu önemliydi, çünkü düzeltilmiş bir cümle, düzgün ama yanlış bir cümleden daha çok güven verir ve kayda yanlış bir rakam geçmemiş olur.

Merak kancası

Haber o akşam yerel kanalın bültenine girer. Ekranda Kaan'ın otuz saniyesi de, cümlesini yarıda düzelttiği an da vardır. Füsun Hanım'ın kulağına ise başka bir şey takılır: Kaan'ın son cümlesi bir kapanış değildir. "Öneri" cümlesinden sonra Kaan bir an duraksamış ve "yani, işte, böyle" diye bitirmiştir. Muhabir o kısmı kesmemiştir. İzleyicinin kulağında kalan son kelimeler, Isparta'nın rakamı değil, "işte, böyle"dir. Bir konuşmanın son cümlesi neden bu kadar önemlidir? 22.8'de buna bakacağız: akılda kalan son cümle.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.