İçeriğe geç

22.4 · Seviye 4 · Sahneler

Retorik figürler: Üçlü kural, karşıtlık, tekrar

Bu dersin sonunda: üçlü liste, karşıtlık ve tekrarı konuşmasında kullanır.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 22, Konuşma ve Sunum · 1.893 kelime · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme · Kanıt: Sağlam

Daha önce görmüştük: 14.8 Ritim, tekrar ve kafiye: Akılda kalan cümlenin formülü

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

Bir düğünde damadın babası konuşuyor. Uzun bir teşekkür listesi, birkaç anı, sonra salonun yarısı sohbete dönmüş. Ve bir an geliyor: "Oğlumu büyütürken ona üç şey öğrettim: sözünü tutmayı, sofrasını paylaşmayı ve annesini üzmemeyi." Salonun hepsi ona dönüyor; biri alkışlamaya başlıyor, sonra herkes. Konuşmanın geri kalanında söylediği şeyler en az bu cümle kadar içtendi. Ama yalnızca bu cümle bir alkış getirdi. Bu ders, bazı cümlelerin neden bir salonu bir anda harekete geçirdiğini, üçlü liste, karşıtlık ve tekrar gibi figürlerin nasıl işlediğini ve bu figürlerin nerede boş bir alkış makinesine dönüştüğünü anlatıyor.

Sahne

Manisa'dan dönüşte Kaan, salonun tek bir anda nasıl canlandığını düşünür durur. On iki dakikanın tamamı derli topluydu; ama salondan ses yalnızca bir kez gelmişti, o da gecikme itirazına verdiği cevabın son cümlesinde: "Durmak geç kalmak değil; eve varmanın yolu." Arka sıralardan bir "Doğru!" yükselmiş, birkaç baş onaylamıştı.

Kaan cümleye bakar ve neyin farklı olduğunu anlamaya çalışır. Elif ona bir ipucu verir: cümle iki parçadan oluşuyordu ve iki parça birbirinin karşısında duruyordu. "Geç kalmak" ile "eve varmak". Dinleyici ilk yarıyı duyduğunda ikinci yarının geleceğini sezer, ve ikinci yarı geldiğinde cümle kapanır. Kapanan bir cümle, dinleyiciye bir tepki vermesi için bir an bırakır.

Kaan bunu öğrenince heyecanlanır. Bir sonraki konuşması derneğin yıllık genel kuruludur, ve konuşmayı baştan sona bu tür cümlelerle doldurur. Her paragraf üçlü bir listeyle biter, her bölüm bir karşıtlıkla kapanır, bir cümle dört kez tekrar edilir: "Biz mola veririz çünkü..." Taslağı Füsun Hanım'a gösterir.

Füsun Hanım taslağı okur ve gülümser, ama iki şeyin altını çizer. İlki şu cümledir: "Mola veren kazanır, mola vermeyen kaybeder." Füsun Hanım sorar: Isparta'da kazanan kim, kaybeden kim? Mola vermeyen bir firma kaybediyor mu, yoksa yalnızca daha yüksek bir risk mi taşıyor? Cümle güzeldir, ama söylediği şey doğru değildir. İkincisi taslağın kendisidir: her paragrafta bir figür olunca, figür artık bir vurgu değil, bir gürültüdür. Dinleyici hangi cümlenin önemli olduğunu ayırt edemez.

Kaan taslağı yeniden yazar. Konuşmada yalnızca üç figür kalır. Girişte bir üçlü liste: "Geçen yıl bu salonda üç şey konuşmuştuk: yorgunluk, ceza ve korku." Ortada bir karşıtlık, Manisa'daki cümlenin kendisi. Ve sonda bir tekrar, ama yalnızca iki kez: "Bu yıl Konya durdu. Bu yıl Isparta durdu. Gelecek yıl sıra sizde." Son cümle aslında bir üçlüdür, ve üçüncü parçası bir çağrıdır.

Genel kurulda iki an alkış getirir: girişteki liste ve sondaki üçlü. Kaan'ın karşıtlık cümlesi bu kez alkış almaz; ama kurul dağılırken Ulviye Hanım'ın Kaan'ın yanına gelip kelimesi kelimesine tekrarladığı cümle odur.

Kavramın adı

Kaan'ın Manisa'daki cümlesinin adı:

Genel kurulun girişindeki ve sonundaki figürün adı:

Kaan'ın ilk taslağındaki dört kez tekrarlanan cümlenin figürünün adı:

Bu ders 14.8'in sahneye taşınmış hâlidir. Orada ritmin, tekrarın ve kafiyenin bir cümleyi akılda kalıcı kıldığını ve kafiyeli sözlerin daha doğru gelebildiğini görmüştük. Burada aynı araçları bir konuşmanın içinde görüyoruz: bir salonda, dinleyicinin ne zaman tepki vereceğini belirleyen anlar olarak. 22.3'te konuşmanın iskeletini kurmuştuk; figürler o iskeletin eklem yerlerindedir: bir bölümün sonunda, bir geçişte, kapanışta.

Perde arkası

Bu bulgunun arkasındaki açıklama, Elif'in Kaan'a söylediği şeydi. Bir karşıtlık ya da üçlü liste, dinleyiciye cümlenin nerede biteceğini önceden sezdirir. Dinleyici sonu bekler, ve son geldiğinde birlikte tepki vermek için bir an vardır. Alkış, söylenenin içeriği kadar, cümlenin biçimiyle de ilgilidir.

Rozet "Sağlam", ama dayandığı çalışma gözlemseldir: araştırmacılar figürleri değiştirip deney yapmadılar, gerçek konuşmalarda alkışın hangi kalıplarla birlikte geldiğine baktılar. Bu, figürlerin alkışa neden olduğunu değil, onunla düzenli biçimde birlikte geldiğini gösterir. Ayrıca çalışma siyasi kongrelerde, kendi partisini dinlemeye gelmiş ve alkışlamaya hazır bir salonda yapıldı. Bir başka uyarı da şudur: alkış, ikna değildir. Bir cümlenin alkışlanması, onu duyanların fikrini değiştirdiğini göstermez; yalnızca o anda bir katılım duygusu yarattığını gösterir.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Ne kadar çok figür, o kadar etkili bir konuşma."
Doğrusu

Kaan'ın ilk genel kurul taslağı bu inançla yazılmıştı: her paragrafta bir liste, her bölümde bir karşıtlık. Ama figürün gücü, onu çevreleyen düz cümlelerden gelir; her cümle bir figür olduğunda, hiçbiri öne çıkmaz. Füsun Hanım'ın "gürültü" dediği buydu. Bir konuşmadaki figürler, yemekteki tuz gibidir: biraz, doğru yerde.

"Alkış alan cümle doğru cümledir." Heritage ve Greatbatch'in bulgusu, alkışın içerikten çok biçimle ilgili olabildiğini gösteriyordu. "Mola veren kazanır, mola vermeyen kaybeder" cümlesi muhtemelen bir alkış alırdı; ama doğru değildi. Bir figür, yanlış bir iddiayı da doğru bir iddia kadar parlak gösterebilir. Alkış, bir cümlenin iyi kurulduğunun işaretidir, doğru olduğunun değil.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Bu dersin gölgesi, figürlerin biçimsel gücünü zayıf ya da yanlış bir iddiayı güçlü göstermek için kullanmaktır. Atkinson'ın siyasi konuşmalarda dikkat çektiği kalıplar için kullanılan bir İngilizce kelime oyunu vardır: "alkış tuzağı". Bir karşıtlık, iki seçenekten başka seçenek yokmuş gibi gösterebilir; bir üçlü liste, üçüncü parçasına hak etmediği bir ağırlık verebilir; bir tekrar, kanıtlanmamış bir cümleyi tanıdık ve dolayısıyla doğru gibi gösterebilir. 6.9'da gördüğümüz tekrarın doğruluk yanılsaması, bir konuşmada bir tekrar figürüyle birleştiğinde güçlü bir araca dönüşür.

Kaan'ın "Mola veren kazanır, mola vermeyen kaybeder" cümlesi bu gölgenin içindeydi. Cümle iki seçenekten başka seçenek bırakmıyordu ve ikinci yarısı, verilere dayanmayan bir kesinlik içeriyordu. Füsun Hanım'ın sorusu, "Kazanan kim, kaybeden kim?", cümlenin biçimini değil içeriğini sınadı. Kaan cümleyi taslaktan çıkardı; yerine koyduğu "Gelecek yıl sıra sizde" cümlesi bir çağrıydı, bir yargı değil. Fethiye Hanım'ın yanlış ikilemi de aynı gölgenin bir başka örneğiydi.

Gölgenin ikinci biçimi, figürleri bir dinleyiciyi duygusal olarak harekete geçirip düşünmesine fırsat bırakmamak için kullanmaktır: art arda gelen tekrarlar ve listelerle bir ritim kurup salonu bir tepkiye taşımak. Bir salonun alkışlaması, salondakilerin tek tek düşündüğü anlamına gelmez.

Bir konuşma yazan sensen, kalkan şu sınavdır: her figürü sök ve içindeki iddiayı düz bir cümleyle yaz. Düz hâli de doğruysa figür kalabilir; düz hâli yanlış ya da abartılıysa, figür bir perdedir. Dinleyici koltuğundaysan da seni alkışlatan cümleyi akşam düz bir cümleyle yeniden kur ve hâlâ katılıp katılmadığını kendine sor.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Retorik figürler İKNA Modeli'nin İlgi kapısını konuşma boyunca açık tutar: dinleyiciye ne zaman dikkat edeceğini ve ne zaman tepki vereceğini sezdirir. Ama figür Neden kapısının yerine geçmez. "Durmak geç kalmak değil; eve varmanın yolu" cümlesi, ardında Isparta'nın rakamları olduğu için bir neden taşıyordu; "Mola veren kazanır" cümlesinin ardında ise bir neden yoktu, yalnızca bir biçim vardı.

Kaan'ın genel kuruldaki üç figürü, düz hâlleriyle dinleyiciye açıklansa da ayakta kalırdı: "Geçen yıl üç sorunu konuşmuştuk, gecikmenin bir maliyet olduğunu ama bir kayıp olmadığını söyledik, ve size bir sonraki adımı önerdik." İlk taslaktaki cümlenin düz hâli ise aynı açıklığa dayanamazdı: "Mola vermeyen firmaların kaybettiğini söyledik, ama böyle bir kanıtımız yoktu."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Karşıtlık, üçlü liste ve baş yinelemesi gibi figürler dinleyiciye cümlenin nerede biteceğini sezdirir ve ona tepki vermek için bir an bırakır; siyasi konuşmalarda toplu alkışların büyük bölümü bu tür kalıpların ardından geldi.
  2. Bu bulgu gözlemseldir, siyasi kongrelerle sınırlıdır ve alkışı ölçer, ikna etkisini değil; figürün gücü, onu çevreleyen düz cümlelerden ve ardındaki içerikten gelir.
  3. Gölge, figürlerin biçimsel gücünü yanlış bir ikilem ya da kanıtsız bir kesinliği parlatmak için kullanmaktır; kalkan, her figürü söküp içindeki iddiayı düz bir cümleyle sınamaktır.

Mini test

  1. Karşıtlık nedir? Derste geçen bir örnek ver.
  2. Heritage ve Greatbatch kaç konuşmayı inceledi ve hangi iki kalıp toplu alkışların neredeyse yarısıyla eşleşiyordu?
  3. Bu bulgunun sınırları nelerdir?
  4. Füsun Hanım, Kaan'ın ilk genel kurul taslağında hangi iki şeyin altını çizdi?
  5. Fethiye Hanım'ın kapanış cümlesi neden bir gölge örneğiydi?

Yanıtlar

  1. İki karşıt fikri, kelimeyi ya da görüntüyü yan yana ve çoğu zaman benzer bir yapıyla koyan söz figürü. Örneğin: "Durmak geç kalmak değil; eve varmanın yolu" ya da "Bu kulübü skor tabelası değil, tribün ayakta tutar."
  2. 1981'de üç İngiliz partisinin kongrelerinde televizyonda yayımlanan 476 konuşmayı inceledi; karşıtlıklar ve listeler toplu alkışların neredeyse yarısıyla eşleşiyordu.
  3. Gözlemseldir ve nedensellik göstermez; kendi partisini dinlemeye gelmiş, alkışlamaya hazır salonlarla sınırlıdır; ve alkışı ölçer, ikna etkisini ölçmez.
  4. "Mola veren kazanır, mola vermeyen kaybeder" cümlesinin söylediği şeyin doğru olmadığını; ve her paragrafta bir figür olunca figürlerin bir vurgu olmaktan çıkıp gürültüye dönüştüğünü.
  5. Çünkü "Ya bu projeyi yaparız, ya bu şehir ölür" bir yanlış ikilemdi: başka seçenekler de varken iki seçenekten başka seçenek yokmuş gibi gösteriyordu; cümle alkış aldı, ama Fethiye Hanım'ın güvenilirliğini sarstı.

Merak kancası

Genel kuruldan bir ay sonra Kaan'ı daha büyük bir salon bekler: Konya'da bir lojistik fuarında, firma yöneticilerine on beş dakikalık bir sunum. Fuarın düzenleyicileri slayt ister. Kaan konuşmanın her cümlesini slaytlara yazar ve provada onları okur. Elif provanın ortasında Kaan'ı durdurur ve bir soru sorar: "Salondakiler seni mi dinleyecek, yoksa slaytı mı okuyacak? İkisini aynı anda yapabilirler mi?" 22.5'te buna bakacağız: slaytların bir konuşmaya yardımcı mı, rakip mi olduğu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.