2.5 · Seviye 1 · Uyanış
Meddahlar, Nasreddin Hoca ve Anadolu'nun hikaye gücü
Bu dersin sonunda: anadolu sözlü geleneğinin dinleyiciyi tutma yollarını örnekle gösterir.
İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 2, İknanın Kökenleri: Evrim, Tarih ve Gelenek · 1.807 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Tarihsel
Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.
Soğuk açılış
Nasreddin Hoca bir gün komşusundan bir kazan ödünç alır. Geri verirken içine küçük bir tencere koyar: "Kazanın doğurdu." Komşu sevinçle kabul eder. Bir süre sonra Hoca kazanı yine ödünç alır, ama bu kez geri vermez: "Kazanın öldü." Komşu itiraz eder: "Kazan ölür mü?" Hoca'nın cevabı yedi yüz yıldır anlatılıyor: "Doğurduğuna inandın da öldüğüne neden inanmıyorsun?" Bu fıkra yalnızca güldürmüyor; bir argümanı karşındakinin kendi kabulüyle kapatmanın en eski derslerinden birini veriyor.
Sahne
Salı sabahı, Bakırköy'deki semt pazarı. Deniz annesinin listesiyle yine Ayşe Abla'nın tezgâhında. Yan tezgâhtan Rıza Amca gelmiş; her Salı olduğu gibi domates tartışması başlamış, ama bu kez ses biraz fazla yükseliyor. Rıza Amca, Ayşe Abla'nın kendi müşterisini "çaldığını" söylüyor; Ayşe Abla, müşterinin kendi isteğiyle geldiğini. Etraftaki birkaç kişi durup izlemeye başlıyor.
Tam tartışma tatsızlaşmak üzereyken tezgâhların arkasındaki çay ocağından yaşlı bir adam, Ferhat Dede, sesleniyor: "Bilir misiniz, Hoca bir gün kadılık yapıyormuş."
Herkes ona dönüyor. Ferhat Dede anlatıyor: "Bir adam gelmiş, derdini anlatmış. Hoca dinlemiş, 'Haklısın' demiş. Sonra öbür adam gelmiş, o da derdini anlatmış. Hoca onu da dinlemiş, 'Sen de haklısın' demiş. Karısı içeriden seslenmiş: 'Efendi, ikisi birden haklı olur mu?' Hoca dönmüş, 'Hanım, sen de haklısın' demiş."
Kalabalık gülüyor. Rıza Amca da gülüyor, Ayşe Abla da. Tartışma o gülmeyle dağılıyor. Rıza Amca giderken Ayşe Abla'ya bir domates uzatıyor: "Al bakalım, haklı kadın."
Deniz bir süre olduğu yerde kalıyor. Bir saatlik bir tartışmayı, bir yaşlı adam bir dakikalık bir hikâyeyle bitirdi. Hiçbir argüman öne sürmedi, kimseyi haksız çıkarmadı.
O akşam Nevzat Hoca'ya anlatınca Hoca gülümsüyor. "Ferhat Dede meddah değil, ama meddahların torunudur. Eskiden bu memlekette kahvehanelerde, pazarlarda, kervansaraylarda insanları ellerinde bir mendil, bir değnekle saatlerce tutan anlatıcılar vardı. Ellerinde ne kitap vardı ne kürsü. Sadece hikâye."
Kavramın adı
Anadolu'nun sözlü geleneğinde ikna çoğu zaman bir argümanla değil, dinleyicinin içine çekildiği, güldüğü ve sonunda kendi sonucunu çıkardığı bir hikâyeyle yapılırdı.
Meddahlık ve fıkra geleneği, 2.4'te gördüğümüz belâgatten farklı bir dünyaya ait. Belâgat medreselerde okutulan, okumuş insanların ilmiydi. Meddahlar ise büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bir halka sesleniyordu. Ama ikisi aynı ölçütü paylaşıyordu: muktezâ-yı hâl, yani sözün dinleyiciye uygunluğu. Meddah anlattığı hikâyeyi her mekâna, her kalabalığa göre değiştirirdi; aynı hikâye bir kahvehanede başka, bir düğünde başka anlatılırdı.
Bu dersin konusu meddahların ve Nasreddin Hoca fıkralarının dinleyiciyi nasıl tuttuğu. Bu teknikleri bugün bir konuşmada nasıl kullanabileceğimizi 15.8'de, hikâyenin neden bu kadar güçlü olduğunu ise Modül 15'in başında göreceğiz.
Perde arkası
Meddahlık, Türkiye'nin UNESCO tarafından tanınan ilk somut olmayan kültürel miraslarından biri.
Meddahların ve fıkra anlatıcılarının dinleyiciyi nasıl tuttuğunu üç özellikte toplamak mümkün.
Birincisi taklit. Meddah bir hikâyede farklı yörelerden insanları, bir paşayı, bir esnafı, bir dilenciyi canlandırır; sesini, ağzını, duruşunu değiştirir. Dinleyici soyut bir anlatıyı değil, gözünün önünde yaşayan insanları izler. Bu yüzden hikâyeyi bir bilgi gibi değil, bir deneyim gibi hatırlar.
İkincisi etkileşim. Meddah dinleyicinin tepkisine göre hikâyeyi uzatır, kısaltır, yön değiştirir. Kalabalık bir yerde güler, sessizleşince bir soru sorar. 1.3'te kişiler arası iknanın en büyük gücünün anında ayar olduğunu görmüştük; meddah, bu gücü bir kalabalığa uygulayan bir anlatıcıydı.
Üçüncüsü dolaylılık. Nasreddin Hoca fıkraları neredeyse hiçbir zaman ders vermez; bir durumu anlatır ve sonucu dinleyiciye bırakır. "Kazan doğurdu" fıkrası açgözlülüğün kötü olduğunu söylemez; komşunun açgözlülüğünün onu nasıl kendi mantığının tuzağına düşürdüğünü gösterir. Dinleyici sonucu kendi çıkarır. Kendini ikna, 1.3'teki adıyla, burada bir halk anlatısının içinde çalışıyor: hikâye bir sonuç dayatmaz, dinleyicinin kendi sonucuna ulaşmasına yer açar.
Ferhat Dede'nin fıkrasında bu üç özelliğe bir dördüncüsü ekleniyordu: yüz kurtarma. Rıza Amca ile Ayşe Abla kalabalığın önünde birbirine kızgındı ve ikisi de geri adım atarsa küçük düşeceğini düşünüyordu. Fıkra ikisine de onurlu bir çıkış kapısı açtı: gülmek, kimsenin yenilgisini ilan etmeden tartışmayı bitirmenin yoluydu. Mizahın iknada nasıl çalıştığını, ne zaman işe yarayıp ne zaman ters teptiğini 12.2'de ayrıca konuşacağız.
Yaygın yanılgı
Yaygın yanlış"Fıkra ve hikâye eğlencedir, ciddi ikna argümanla yapılır."
Pazardaki tartışmayı bir saatlik argüman değil, bir dakikalık fıkra bitirdi. Bunun nedeni fıkranın argümandan daha "zayıf" ya da daha "kolay" olması değil, farklı bir kapıdan girmesi. Argüman karşıdakini haklı ya da haksız çıkarmaya çalışır ve bu yüzden savunmaya iter. Ferhat Dede'nin fıkrası kimseyi haksız çıkarmadı; herkese aynı anda gülme ve geri çekilme imkânı verdi.
Bu konuda yaygın ikinci bir yanlış, iyi bir hikâyenin her durumda iyi bir kanıt olduğudur. Bir hikâye bir fikri canlandırabilir, akılda tutabilir, kişiyi sonuca hazırlayabilir. Ama tek bir hikâye, bir genellemenin doğru olduğunu kanıtlamaz. "Bizim köyde biri bu ilacı içti, iyileşti" hikâyesi, ilacın işe yaradığını göstermez. Hikâyenin gücü ile kanıtın gücü ayrı şeylerdir; bu ayrımı 16.4'te kanıt türleri üzerinden açacağız.
Hayatın içinden
Gölge ve kalkan
Kaan da hikâye anlatmayı sever, ama onun hikâyelerinin bir özelliği var: hiçbiri kontrol edilemez. "Geçen yıl bir müşterimiz bu çözümü almadı, altı ay sonra iflas etti." "Eski şirketimde bir arkadaş bu teklifi reddetti, sonra çok pişman oldu." Bu hikâyeler canlı, duygusal ve akılda kalıcı; ama hangi müşteri, hangi arkadaş, ne zaman, neden diye sorulduğunda belirsizleşir.
Hikâyenin gücü, dinleyiciyi içine çekip eleştirel mesafeyi azaltmasından gelir. Meddahın dinleyicisi hikâyeyi dinlerken "bu gerçekten oldu mu" diye sormaz; sormaması gerekmez de, çünkü meddahın anlattığının bir hikâye olduğunu herkes bilir. Kaan ise hikâyesini bir kanıt gibi sunar. Dinleyici hikâyeye kapıldığında, onun bir örnek mi yoksa bir kanıt mı olduğunu sormayı unutur.
Kalkan, bir hikâyeyi dinledikten sonra iki soru sormaktır. Bu hikâye bir fikri canlandırmak için mi anlatıldı, yoksa bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak için mi? İkincisiyse, hikâyenin kendisini kontrol edebilir miyim, ve tek bir hikâye bu genellemeyi taşıyabilir mi? Deniz bu soruları Kaan'ın "iflas eden müşteri" hikâyesine sorduğunda, hikâyenin hangi müşteriye ait olduğunu kimsenin bilmediğini fark etti.
İKNA etiketi ve Ayna Testi
İlgi kapısını açmakta meddahlardan ve fıkra anlatıcılarından daha eski usta bulmak zor. Bir kalabalığın dikkatini kitap, kürsü ya da slayt olmadan saatlerce tutmak, İlgi kapısını açmanın belki de en zor hâli. Ferhat Dede'nin "Bilir misiniz, Hoca bir gün kadılık yapıyormuş" cümlesi, bir saniyede bütün pazarın başını kendine çevirdi. Fıkranın dolaylı yapısı ise Neden kapısını dinleyicinin kendisine açtırıyor: sonucu anlatıcı değil, dinleyici çıkarıyor.
Ferhat Dede'nin fıkrasına Ayna Testi'yle bakmak keyifli. Rıza Amca ile Ayşe Abla, yaşlı adamın onları sakinleştirmek için fıkra anlattığını anlasaydı da gülerlerdi; yöntem saklanmıyor, hatta herkes onu görüyor ve kabul ediyor. Kaan'ın kontrol edilemeyen hikâyeleri ise başka bir yerde duruyor. Dinleyiciler o hikâyelerin doğrulanamayacak biçimde, bir karara itmek için seçildiğini bilseydi, onları kanıt gibi dinlemezlerdi.
Bugünün görevi
Kapanış
Üç cümlede
- Meddahlar, Osmanlı ve Türk dünyasında kahvehanelerde, pazarlarda ve kervansaraylarda taklit, şaka ve doğaçlamayla halka hikâye anlatan sözlü anlatıcılardı; gelenek 2008'de UNESCO Temsilî Listesi'ne alındı.
- Nasreddin Hoca fıkraları ders vermek yerine bir durumu anlatıp sonucu dinleyiciye bırakır; bu dolaylılık, dinleyicinin kendi sonucunu çıkarmasına yer açar.
- Hikâye bir fikri canlandırır ve dinleyiciyi içine çeker, ama tek bir hikâye bir genellemeyi kanıtlamaz; kontrol edilemeyen hikâyeler kanıt kılığına girdiğinde bir kalkan gerekir.
Mini test
- UNESCO kaydına göre meddahlar nerelerde ve nasıl bir dinleyiciye hikâye anlatıyordu?
- "Kazan doğurdu" fıkrasında Nasreddin Hoca komşusunu hangi yolla ikna eder: (a) bir tehditle, (b) komşunun kendi kabulüyle, (c) bir ödülle?
- Meddahların dinleyiciyi tutmak için kullandığı üç özellik nedir?
- Ferhat Dede'nin fıkrası pazardaki tartışmayı neden bir argümandan daha iyi bitirdi?
- Kaan'ın "iflas eden müşteri" hikâyesine hangi iki soru sorulmalıdır?
Yanıtlar
- Türkiye'de ve Türkçe konuşulan bölgelerde kervansaraylarda, pazarlarda, kahvehanelerde ve dinî mekânlarda, büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bir halka anlatıyorlardı.
- (b). Komşu kazanın doğurduğuna inanmıştı; Hoca bu kabulü kullanarak kazanın ölebileceğini savunur. Argüman, karşıdakinin kendi kabul ettiği bir mantıkla kapanır.
- Taklit, yani karakterleri ses ve duruşla canlandırmak; etkileşim, yani hikâyeyi dinleyicinin tepkisine göre değiştirmek; ve dolaylılık, yani sonucu söylemek yerine dinleyiciye bırakmak.
- Çünkü argüman birini haklı ya da haksız çıkarmaya çalışır ve savunmaya iter. Fıkra ise kimseyi haksız çıkarmadan herkese aynı anda gülme ve geri çekilme imkânı verdi.
- Bu hikâye bir fikri canlandırmak için mi, yoksa bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak için mi anlatıldı? Kanıt içinse, hikâyenin kendisini kontrol edebilir miyim ve tek bir hikâye bu genellemeyi taşıyabilir mi?
Merak kancası
Meddah bir kahvehanede belki elli kişiye ulaşıyordu. Ama on beşinci yüzyılda Avrupa'da bir icat, sözün ölçeğini sonsuza kadar değiştirdi: aynı metni binlerce kişiye aynı anda ulaştıran matbaa. Ardından gazete, sonra radyo geldi ve ilk kez milyonlarca insan aynı cümleyi aynı anda duydu. 2.6'da matbaadan radyoya, kitlelerin keşfine ve bu keşfin ikna için ne anlama geldiğine bakacağız.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.