İçeriğe geç

2.3 · Seviye 1 · Uyanış

Aristoteles'ten Cicero'ya: Retorik bir bilime dönüşüyor

Bu dersin sonunda: retoriğin Yunan'dan Roma'ya nasıl sistemleştiğini ve beş kanonu sıralar.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 2, İknanın Kökenleri: Evrim, Tarih ve Gelenek · 1.802 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Tarihsel

Daha önce görmüştük: 2.2 Sofistler ve Sokrates: Söz satmak mı, gerçeği aramak mı?

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

Bir sunuma hazırlanırken çoğumuz aynı yerden başlarız: slaytları açarız. İki bin yıl önce Romalı hatip okullarında bunu yapan bir öğrenci, hocasından muhtemelen azar işitirdi. Çünkü o okullarda bir konuşma beş adımda hazırlanırdı ve "nasıl görüneceği", yani bugünkü slaytların karşılığı, o beş adımın ancak üçüncüsüydü. İlk iki adımı atlayan bir konuşmacı, ne söyleyeceğini bilmeden nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.

Sahne

Pazar akşamı, Deniz'in odası. Yarın sabah müşteriye adres sorunu için hazırladığı çözümü sunacak. Bilgisayarda yirmi iki slayt açık; çoğu renkli grafikler ve kısa cümleler. Telefon çalıyor, arayan Nevzat Hoca.

"Hazırlık nasıl gidiyor?"

"Slaytlar hazır sayılır," diyor Deniz. "Ama bir şey eksik gibi. Ne olduğunu bilmiyorum."

"Bir soru sorayım. Sunumun bittiğinde müşterinin aklında tek bir cümle kalacak olsa, o cümle ne olsun?"

Deniz bir süre susuyor. "Bilmiyorum. Grafiklerin hepsi önemli."

Nevzat Hoca gülüyor. "O zaman sorun slaytlarda değil. Romalılar konuşmayı beş adımda hazırlardı. Birincisi bulmak: ne söyleyeceğine, hangi gerekçelerle söyleyeceğine karar vermek. İkincisi sıralamak: hangisi önce, hangisi sonra. Üçüncüsü kelimeleri seçmek. Dördüncüsü hatırlamak. Beşincisi söylemek: ses, beden, zamanlama. Sen üçüncü adımdan başlamışsın. Yirmi iki slaytın var, ama birinci adımı atmamışsın."

Deniz telefonu kapattıktan sonra slaytları kapatıyor ve boş bir kâğıda tek bir cümle yazmaya çalışıyor. Yarım saat sonra yazabildiği cümle şu: "Yanlış adres hatalarının yarısı, sipariş formundaki tek bir alandan kaynaklanıyor ve o alanı düzeltmek bir haftalık iş." Sonra yirmi iki slaytın on altısını siliyor.

Kavramın adı

Antik Yunan'da Aristoteles retoriği sistemli bir inceleme konusu yaptı; Roma'da bu inceleme, bir konuşmayı hazırlamanın beş aşamalı bir yöntemine dönüştü ve yüzyıllarca Avrupa eğitiminin temelinde kaldı.

2.2'de Platon'un hitabeti aşçılığa benzetip küçümsediğini görmüştük: hoşa giden ama iyiye götürmeyen bir beceri. Platon'un öğrencisi Aristoteles bu tartışmaya başka bir cevap verdi. Hitabeti reddetmek yerine onu bir inceleme konusu yaptı: insanlar neden ikna olur, hangi tür konuşmalar vardır, bir argümanı güçlü kılan nedir? Bu ders, bu sorunun Aristoteles'ten Roma'ya nasıl bir yönteme dönüştüğünü anlatıyor.

Aristoteles'in ikna araçlarını üçe ayırdığı ünlü çerçeve, yani konuşmacının karakteri, dinleyicinin duygusu ve argümanın mantığı, Modül 4'ün konusu. Bu derste o üçlünün ayrıntısına girmiyoruz; onun doğduğu sistemi ve o sistemin Roma'da aldığı biçimi görüyoruz.

Perde arkası

Retoriğin bir bilime dönüşmesi iki adımda oldu: önce Aristoteles bir inceleme alanı kurdu, sonra Romalılar bu alanı bir öğretim yöntemine çevirdi.

Beş kanonu Deniz'in Pazar akşamı üzerinden okumak öğretici. Buluş, ne söyleyeceğini bulmak demek: hangi gerekçeler, hangi kanıtlar, hangi örnekler. Deniz'in yarım saatte yazdığı tek cümle buluşun ürünüydü. Düzen, bu malzemeyi sıraya koymak: neyle açılacak, en güçlü kanıt nereye konacak, nasıl kapanacak. Üslup, kelimeleri ve görüntüleri seçmek; Deniz'in yirmi iki slaytı bu aşamaya aitti. Bellek, konuşmayı kâğıda bakmadan sürdürebilmek. Sunuş ise ses, bakış, beden ve zamanlama.

Kanonların sırası tesadüf değil. Her biri bir öncekinin üzerine kurulur. Ne söyleyeceğini bilmeyen biri iyi bir düzen kuramaz; düzeni olmayan bir konuşmayı en güzel kelimeler kurtaramaz.

Roma'da bu yöntem iki büyük isimle olgunlaştı. Cicero hem bir hatip hem de retorik üzerine yazan bir düşünürdü; Hatip Üzerine adlı eserinde iyi bir hatibin yalnızca teknik bilmesinin yetmeyeceğini, felsefe, tarih ve hukuk da bilmesi gerektiğini savundu. Bir yüzyıl sonra Quintilianus, retorik eğitimini çocukluktan yetişkinliğe uzanan kapsamlı bir programa dönüştürdü ve eski bir Roma tanımını benimsedi: hatip, konuşmakta usta olan iyi bir insandır. Sofistlerle Sokrates arasındaki tartışma, Roma'da bu cümleyle bir tür uzlaşmaya varmıştı: teknik önemlidir, ama karakterden ayrı düşünülemez.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Retorik süslü konuşmak demektir."
Doğrusu

Günlük dilde "bu sadece retorik" dendiğinde içi boş, süslü söz kastedilir. Oysa retoriğin klasik tanımında süs, beş aşamadan yalnızca biri, üslup, ve ondan önce iki aşama gelir: ne söyleneceğini bulmak ve onu sıraya koymak. Retoriği yalnızca süs sanmak, Deniz'in yirmi iki slaytına bakıp sunumun hazır olduğunu düşünmeye benzer.

Retorik hakkında bir de "Aristoteles'in üçlüsü her şeyi açıklar" inancı var. Konuşmacının karakteri, dinleyicinin duygusu ve argümanın mantığı güçlü bir çerçeve; ama Aristoteles'in kendi sistemi bundan çok daha genişti: konuşma türleri, argüman kalıpları, üslup ve düzen üzerine uzun bölümler içeriyordu. Bu üçlüyü Modül 4'te ayrıntısıyla inceleyeceğiz; ama onu tek başına bir ikna formülü gibi okumak, Aristoteles'i olduğundan çok daha dar göstermek olur.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Kaan beş kanonun üçünü ustalıkla kullanır: üslubu, belleği ve sunuşu. Sunumları görsel olarak kusursuz, kâğıda bakmadan konuşur, sesi ve zamanlaması etkileyicidir. Ama ilk iki kanona, buluşa ve düzene, çoğu zaman az zaman ayırır. Bu yüzden sunumlarının bir deseni var: etkileyici bir açılış, akılda kalan bir görüntü, güçlü bir kapanış ve aradaki en zayıf yerde hızla geçilen bir rakam.

Bu tehlikeli bir kombinasyon, çünkü dinleyici genellikle son üç kanonu görür, ilk ikisini görmez. Bir konuşmanın iyi söylendiğini anında hissederiz; iyi düşünülüp düşünülmediğini anlamak için durup bakmak gerekir. Kaan'ın sunumlarından çıkan insanlar etkilenmiş hisseder ama neye ikna olduklarını sorulduğunda söylemekte zorlanır.

Kalkan, bir konuşmayı beş kanonla tersinden okumaktır. Etkileyici bir sunumdan çıktığında kendine sor: bu konuşmanın buluşu neydi, yani tek cümlelik iddiası ve onu taşıyan gerekçeler? Düzeni nasıldı, en güçlü kanıt nereye konmuştu, en zayıfı nereye? Bu iki soruya cevap veremiyorsan, belki de üslup, bellek ve sunuş seni buluşun eksikliğinden habersiz bırakmıştır.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Beş kanon, İKNA Modeli'nin dört kapısının antik bir akrabası. Buluş, Neden kapısının hazırlığıdır: hangi gerekçeyle ikna edeceğini bulmak. Sunuş ve üslup, İlgi kapısını açan araçlardır. Konuşmacının karakteri ise, Aristoteles'in ilk fark ettiği gibi, Kredi kapısının temelidir. Deniz'in yirmi iki slaytı İlgi kapısını süslüyordu, ama Neden kapısının içi boştu; tek cümle, kapıyı ilk kez dolduruyordu.

Ayna Testi, Ayşe Abla'nın dizdiği kasada ilginç bir ayrıntı gösteriyor. En iyi malı öne dizmek düzenin bir parçası ve müşteri bunu bildiğinde rahatsız olmaz; herkes vitrinin en iyisini gösterdiğini bilir. Ama yan tezgâhın 1.2'de gördüğümüz parlak üst sırası, altında ezikler saklıyorsa, düzen bir aldatmacaya dönüşür; müşteri kasanın dibini görse o domatesi almazdı. Kaan'ın en zayıf rakamını en hızlı geçilen yere koyması da aynı ailedendir: dinleyiciler düzenin bunun için kurulduğunu bilseydi, o rakamı soracaklardı.

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Aristoteles retoriği, her durumda mevcut ikna araçlarını görme yetisi olarak tanımlayıp sistemli bir inceleme alanına dönüştürdü ve kamusal konuşmayı üç türe ayırdı.
  2. Roma geleneğinde bu inceleme beş kanonlu bir hazırlık yöntemine dönüştü: buluş, düzen, üslup, bellek ve sunuş; sıra tesadüf değil, her aşama bir öncekinin üzerine kurulur.
  3. Dinleyici çoğu zaman son üç kanonu görür, ilk ikisini görmez; etkileyici bir konuşmayı buluş ve düzen sorularıyla tersinden okumak bir kalkandır.

Mini test

  1. Aristoteles retoriği nasıl tanımladı ve kamusal konuşmayı hangi üç türe ayırdı?
  2. Retoriğin beş kanonu hangileridir ve hangi geleneğe aittir?
  3. Deniz'in yirmi iki slaytı hangi kanona aitti ve neden yetersizdi?
  4. Quintilianus'un benimsediği "hatip, konuşmakta usta olan iyi bir insandır" tanımı, sofistler ile Sokrates arasındaki tartışmaya nasıl bir cevap verir?
  5. Kaan'ın sunumlarında en çok hangi kanonlar güçlü, hangileri zayıf ve bu neden tehlikeli?

Yanıtlar

  1. Her durumda mevcut ikna araçlarını görme yetisi olarak tanımladı. Kamusal konuşmayı geleceğe dair kararı tartışan danışma konuşması, geçmişi yargılayan mahkeme konuşması ve öven ya da yeren gösteri konuşması diye ayırdı.
  2. Buluş, düzen, üslup, bellek ve sunuş. Aristoteles'te değil, Roma retorik geleneğinde sistemleşti; Rhetorica ad Herennium onları sıralayan en eski metinlerden biri.
  3. Üsluba aitti. Deniz ne söyleyeceğine, yani buluşa, ve bunu nasıl sıralayacağına, yani düzene, karar vermeden kelimeleri ve görüntüleri seçmişti. Müşterinin aklında kalacak tek cümleyi bulunca slaytların çoğu gereksiz kaldı.
  4. Bir tür uzlaşma sunar: teknik, sofistlerin öğrettiği gibi önemlidir; ama Sokrates'in istediği gibi karakterden ve gerçeğe bağlılıktan ayrı düşünülemez.
  5. Üslup, bellek ve sunuş güçlü; buluş ve düzen zayıf. Tehlikeli, çünkü dinleyici iyi söylenmiş bir konuşmayı anında hisseder ama iyi düşünülüp düşünülmediğini fark etmek için durup bakması gerekir.

Merak kancası

Retoriğin yalnızca Atina'dan Roma'ya uzanan bir yolu yok. Aynı yüzyıllarda ve sonrasında Arap, Fars ve Türk dünyasında söz sanatı üzerine çok zengin bir gelenek gelişti: sözün yerinde ve zamanında söylenmesini, anlamın açık ve etkili kurulmasını inceleyen bir ilim. 2.4'te belâgat ve hitabet geleneğine, Doğu'nun söz sanatına ve onun Batı retoriğiyle kesiştiği yerlere bakacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.