İçeriğe geç

2.2 · Seviye 1 · Uyanış

Sofistler ve Sokrates: Söz satmak mı, gerçeği aramak mı?

Bu dersin sonunda: sofistlerin hitabet öğretimi ile Platon'un eleştirisi arasındaki gerilimi anlatır.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 2, İknanın Kökenleri: Evrim, Tarih ve Gelenek · 1.808 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Tarihsel

Daha önce görmüştük: 1.2 İkna mı, manipülasyon mu? İlk etik çizgi

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

İki bin beş yüz yıl önce Yunan dünyasında kent kent dolaşan bir grup öğretmen vardı. Gençlere meclislerde ve mahkemelerde nasıl konuşacaklarını öğretiyor ve bunun için yüklü ücretler alıyorlardı. Kaynaklara göre bunlardan biri, döneminin en ünlü heykeltıraşlarından birinin kazandığından fazlasını kazanmıştı. Bugün onların adı, bir aldatmacanın adı olarak kullanılıyor: safsata. Peki gerçekten öyle miydiler, yoksa onları bize anlatan kişi mi onları böyle gösterdi?

Sahne

Cumartesi öğleden sonra, bir üniversitenin konferans salonu. Elif'in kardeşi Mert'in katıldığı münazara turnuvasının finali. Deniz ve Elif ikinci sırada oturuyor.

Konu duyuruluyor: "Şehir merkezlerinde özel araç trafiği tamamen yasaklanmalıdır." Hangi takımın savunacağı, hangisinin karşı çıkacağı kurayla belirleniyor. Mert'in takımına "karşı" tarafı düşüyor.

Elif fısıldıyor: "Mert bu konuda bütün yaz trafiğin yasaklanmasını savundu. Bisikletle işe gidiyor. Şimdi tam tersini savunacak."

Mert sahneye çıkıyor ve on dakika boyunca, esnafın, engellilerin, yaşlıların, gece çalışanların ve şehir dışından gelenlerin hikâyeleriyle yasağa karşı konuşuyor. Salon alkışlıyor. Mert'in takımı turnuvayı kazanıyor.

Çıkışta Elif kardeşine sarılıyor ama yüzü düşünceli. "İnanmadığın bir şeyi bu kadar iyi savunman beni biraz korkuttu."

Mert gülüyor. "Abla, münazara bu. Karşı tarafı en iyi savunabildiğinde kendi tarafını da gerçekten anlamış oluyorsun. Bu konuşmayı hazırlarken yasağın gerçekten iki tane ciddi sorunu olduğunu gördüm. Kendi fikrim değişmedi ama artık ne zaman ve nasıl uygulanması gerektiğini daha iyi düşünüyorum."

Akşam Deniz, Nevzat Hoca'ya bu konuşmayı anlatıyor. Hoca bir süre susuyor, sonra şöyle diyor: "Bu tartışma iki bin beş yüz yaşında. Atina'da sofistler gençlere her iki tarafı da savunmayı öğretiyordu. Sokrates bunun tehlikeli olduğunu düşünüyordu. İkisi de haklıydı, ikisi de eksikti."

Kavramın adı

Antik Yunan'da sofistler, para karşılığında gençlere hitabet ve tartışma öğreten gezgin öğretmenlerdi; Sokrates ve öğrencisi Platon ise iknanın gerçeği aramaktan koparılırsa tehlikeli bir güce dönüşeceğini savundu.

Bu ders, 1.2'de çizdiğimiz ilk etik çizginin, ikna ile manipülasyon arasındaki çizginin, tarihteki en eski tartışmalarından birine bakıyor. Orada şunu sormuştuk: bu mesaj karşıdakinin düşünmesini mi sağlıyor, yoksa engelliyor mu? Atina'daki tartışma da aynı soru etrafında dönüyordu, ama daha keskin bir biçimde: iknayı öğretmek, insanlara gerçeği bulmayı mı, yoksa ne olursa olsun kazanmayı mı öğretir?

Sokrates'in insanları sorularla düşünmeye zorlama yöntemini bir teknik olarak nasıl kullanacağımızı 19.5'te göreceğiz. Bu ders yöntemin kendisiyle değil, onun doğduğu tartışmayla ilgili.

Perde arkası

Sofistleri anlamanın en büyük güçlüğü, onlar hakkında bildiklerimizin çoğunun onları sevmeyen birinden gelmesi.

Tartışmanın iki ünlü adı var. Biri Protagoras. Ona atfedilen en ünlü cümle şu: "İnsan her şeyin ölçüsüdür." Platon bunu, her insanın kendi doğrusunu belirlediği bir görelilik olarak okudu; ama Protagoras'ın tam olarak ne kastettiği hâlâ tartışmalı. Aristoteles ona bir başka iddia da atfeder: zayıf argümanı güçlü kılmak. Bu cümle yüzyıllarca bir hilekârlık itirafı gibi okundu; oysa mahkemede haklı ama zayıf görünen bir davayı savunabilmeyi de anlatıyor olabilir.

Öbür ünlü ad Gorgias. Sicilya'daki Leontinoi kentinin elçisi olarak Atina'ya geldiğinde konuşma ustalığıyla büyük etki bıraktığı anlatılır. Yazdığı gösteri konuşmalarından birinde, Truva savaşının sebebi sayılan Helen'i savunur ve sözün gücü için ünlü bir cümle kurar: söz güçlü bir hükümdardır; en küçük ve en görünmez bedenle en tanrısal işleri başarır. Gorgias bu cümleyle iknanın gücünü överken, Sokrates'in korktuğu şeyi de tarif ediyordu.

Sokrates'in tavrı ise basit ve rahatsız ediciydi. Ücret almadı, uzun konuşmalar yapmadı. Atina sokaklarında insanları durdurup "Adalet nedir? Cesaret nedir?" diye sordu ve verdikleri cevapların çelişkilerini ortaya çıkardı. Ona göre iknanın amacı karşındakini kazanmak değil, birlikte gerçeğe yaklaşmaktı. Bu yöntem ona pahalıya mal oldu: MÖ 399'da, Atina'nın gençlerini yoldan çıkarmakla suçlanıp bir halk mahkemesinde yargılandı ve ölüme mahkûm edildi. Haklı olduğuna inandığı bir davayı, bir mahkemeyi ikna edemediği için kaybetti.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Sofistler para için yalan söylemeyi öğreten hilekârlardı."
Doğrusu

Bu imaj büyük ölçüde Platon'dan geliyor. Sofistler aslında Atina demokrasisinin ihtiyaç duyduğu bir beceriyi öğretiyordu: mecliste ve mahkemede kendi davasını savunabilmek. Avukat ya da savcı olmayan bir dünyada, kendini savunamayan biri malını ya da hayatını kaybedebilirdi. Sofistlerin bazıları elbette hilekârlığa kaydı; ama hepsini bu kalıba sokmak, tarihi tek bir tarafın gözünden okumaktır.

Sokrates hakkında da yerleşmiş bir yanlış var: "Sokrates iknaya karşıydı." Sokrates iknaya değil, bilgiden kopuk iknaya karşıydı. Kendisi de insanları ikna etmeye çalışıyordu: adaletin, erdemin ve sorgulanmış bir hayatın değerine. Fark, yöntemindeydi. Sofistler uzun ve etkileyici konuşmalar yapardı; Sokrates kısa sorular sorar ve karşısındakinin kendi cevabını sorgulamasını beklerdi. Bu, 1.3'te gördüğümüz kendini iknanın tarihteki ilk sistemli örneklerinden biri sayılabilir.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Kaan bir gün Deniz'e şöyle dedi: "İkna bir zanaat. Doğru ya da yanlış önemli değil; iyi savunan kazanır. Sen de böyle düşünmeye başlamalısın." Bu cümle, Platon'un sofistlere yüklediği imajın tam karşılığı. Mert'in münazarası ile Kaan'ın cümlesi aynı beceriden söz ediyor gibi görünüyor: bir tarafı iyi savunabilmek. Ama aralarında temel bir fark var.

Mert, karşı tarafı savunurken bunun bir alıştırma olduğunu herkes biliyordu: konu kurayla belirlenmişti, dinleyiciler hangi tarafın neden savunulduğunu görüyordu ve Mert'in amacı konuyu daha iyi anlamaktı. Kaan ise savunduğu şeyin doğru olup olmadığını önemsemediğini açıkça söylüyor ve bunu karşısındakilere söylemiyor. Bir alıştırma ile bir aldatmaca arasındaki fark, dinleyicinin neyin olduğunu bilip bilmediğidir.

Kalkan, etkileyici bir savunma dinlediğinde kendine bir soru sormaktır: bu kişi bu tarafı neden savunuyor? İnandığı için mi, görevi olduğu için mi, yoksa kazanmak için mi? Ve ben bunu biliyor muyum? Mahkemedeki avukatın müvekkilini savunduğunu herkes bilir; bu yüzden onun söylediklerini o bilgiyle tartarız. Ama bir iş toplantısında birinin yalnızca kazanmak için konuştuğunu bilmiyorsak, onun sözlerini gereğinden fazla ciddiye alabiliriz.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Sofistler ile Sokrates arasındaki tartışma, İKNA Modeli'nin Kredi kapısının antik bir hâli. Kime güveneceğiz: en iyi konuşana mı, yoksa gerçeği arayana mı? Ayşe Abla'nın "benimkiler organik değil" cümlesi bu soruya verilmiş sade bir cevap: kısa vadede bir müşteri kaybettiriyor, ama uzun vadede sözüne güvenilen kişi yapıyor. Kredi kapısını en iyi konuşanlar değil, sözüne en sadık kalanlar kalıcı olarak açar.

Mert'in münazarasına Ayna Testi'yle bakınca sorun çıkmıyor: salondaki herkes yöntemi biliyordu, kura, süre ve rol açıktı. Yan tezgâhtaki satıcının "organik" bağırışı ise yalnızca müşteri domatesin nereden geldiğini bilmediği sürece işe yarıyor; yöntem görünür olduğu anda çöker. Kaan'ın "doğru ya da yanlış önemli değil" felsefesi de aynı yere düşüyor: Kaan'ın dinleyicileri bu felsefeyi bilseler, onun söylediklerine aynı biçimde inanmazlardı. Sofistlerin en iyileriyle en kötüleri arasındaki fark tam olarak budur.

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Sofistler, Antik Yunan'da ücret karşılığında hitabet öğreten gezgin öğretmenlerdi; olumsuz imajları büyük ölçüde onları eleştiren Platon'dan geliyor.
  2. Sokrates iknaya değil, bilgiden kopuk iknaya karşıydı; ona göre iknanın amacı karşındakini kazanmak değil, birlikte gerçeğe yaklaşmaktı.
  3. Bir tarafı iyi savunabilmek bir beceridir; onu alıştırmadan aldatmacaya çeviren şey, dinleyicinin neyin olduğunu bilip bilmemesidir.

Mini test

  1. Platon'un Gorgias diyaloğunda Sokrates hangi iki tür iknayı birbirinden ayırır?
  2. Sokrates hitabeti neden aşçılığa benzetir?
  3. Sofistlerin "dürüst olmayan hilekâr" imajı neden tek taraflı olabilir?
  4. Mert'in münazarası ile Kaan'ın "doğru ya da yanlış önemli değil" felsefesi arasındaki temel fark nedir: (a) Mert daha iyi konuşuyordu, (b) dinleyiciler Mert'in neden o tarafı savunduğunu biliyordu, (c) Mert kazandı?
  5. "Zayıf argümanı güçlü kılmak" sözü neden yalnızca bir hilekârlık itirafı olarak okunmamalı?

Yanıtlar

  1. Bilgi kazandıran ikna ve yalnızca inanç kazandıran ikna. Sokrates hitabetin mahkemelerde ve meclislerde dinleyiciye bilgi vermeden yalnızca inanç ürettiğini savunur.
  2. Çünkü aşçılık, tıp gibi bedenin gerçek iyiliğini gözetmez, yalnızca hoşa gider. Sokrates'e göre hitabet de dinleyiciyi iyiye değil, hoşuna gidene götürebilir.
  3. Çünkü onlar hakkında bildiklerimizin çoğu, onları eleştiren Platon'dan geliyor ve Platon'un amaçlarından biri Sokrates'i sofistlerden ayırmaktı. Sofistlerin kendi yazdıklarından ise çok az parça kaldı.
  4. (b). Salondaki herkes konunun kurayla belirlendiğini ve Mert'in bir rolü savunduğunu biliyordu. Kaan ise doğruyu önemsemediğini dinleyicilerinden saklıyor.
  5. Çünkü mahkemede haklı ama zayıf görünen bir davayı savunabilmeyi de anlatıyor olabilir. Avukatı olmayan bir dünyada, zayıf görünen haklı bir davayı güçlü anlatmak bir adalet aracı da sayılabilir.

Merak kancası

Platon hitabeti aşçılığa benzetip küçümsedi. Ama onun öğrencisi Aristoteles başka bir yol seçti: hitabeti reddetmek yerine onu inceledi, parçalarına ayırdı ve bir sistem kurdu. Yüzyıllar sonra Romalı hatipler bu sistemi beş adımlı bir zanaata dönüştürdü. 2.3'te retoriğin Aristoteles'ten Cicero'ya nasıl bir bilime dönüştüğünü göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.