İçeriğe geç

15.2 · Seviye 3 · İknanın Araçları

Her hikayenin iskeleti: Karakter, çatışma, dönüşüm

Bu dersin sonunda: karakter, çatışma ve dönüşümden oluşan kısa bir hikâye kurar.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 15, Hikaye Anlatıcılığı · 1.807 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Çerçeve

Daha önce görmüştük: 7.5 Merak boşluğu: Neden sonunu bilmek zorundayız?

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

"Bir şirket kuruldu. Büyüdü. Bugün yüz kişi çalışıyor." Bu üç cümle bir şirketin tarihini anlatır, ama bir hikâye anlatmaz. Neden? Çünkü kimse bir şey istemiyor, kimse bir engelle karşılaşmıyor ve kimse değişmiyor. Bir hikâyeyi hikâye yapan şey, olayların sırası değil, bir karakterin bir şeyi istemesi, bir engelle karşılaşması ve bu karşılaşmadan değişmiş olarak çıkmasıdır. Bu iskelet iki bin yılı aşkın bir süredir tartışılır, adlandırılır ve yeniden çizilir. Bu ders, bu iskeleti tanımayı ve bir listeyi bir hikâyeye çevirmeyi öğretiyor; ama bir uyarıyla: iskeletin parçalarını uydurmak, hikâyeyi bir yalana çevirir.

Sahne

Kaan'ın taslağı dört cümledir ve hepsi doğrudur: deneme Ankara'da başlamıştır, sonra iki depoya daha yayılmıştır, Konya katılmıştır, şimdi dört firmayla çalışılmaktadır. Elif'in "bu bir liste" demesinden sonra Kaan biraz alınır, ama sorar: "Peki hikâye nasıl olur?"

Elif bir kâğıda üç kelime yazar: karakter, çatışma, dönüşüm. "Bir hikâyede birinin bir şey istemesi gerekir. Onu istediği şeyden alıkoyan bir engel olmalı. Ve sonunda o kişi, ya da çevresi, bir şekilde değişmiş olmalı. Senin taslağında karakter 'deneme'. Deneme bir şey istemiyor; sadece yayılıyor."

Kaan bir saat sonra ikinci bir taslakla gelir. Bu kez bir çatışma vardır: "İlk haftalarda sürücüler sisteme isyan etti, tabletleri kırdılar, şeflere bağırdılar. Ama biz vazgeçmedik ve onları kazandık." Taslak çok daha dramatiktir. Füsun Hanım okur ve hemen itiraz eder: "Kimse tablet kırmadı. Kimse isyan etmedi. Sürücüler yalnızca kâğıt listelerini bırakmak istemedi." Kaan çatışmayı uydurmuştur, çünkü gerçek çatışmanın yeterince çarpıcı olmadığını düşünmüştür.

Deniz gerçek hikâyeyi hatırlatır ve onun zaten bir iskeleti olduğunu gösterir. Karakter Arif Usta'dır: Ankara deposunun en kıdemli sürücülerinden biri, otuz yıldır kâğıt listeyle çalışan biri. İstediği şey basittir: yolun ortasından depoya geri dönmek zorunda kaldığı günlerin bitmesi. Çatışma, alışkanlıktır: Arif Usta tableti ilk günlerde cebine koyar ama açmaz; listeyi kâğıttan okumaya devam eder; gençler de onu izler. Dönüşüm, bir pazartesi akşamı gelir: Arif Usta tableti bir hafta boyunca kullandıktan sonra deposuna kısa bir not bırakır: "Bugün bir kere bile geri dönmedim." Ertesi sabah yükleme alanında tableti açtığında gençler etrafına toplanır.

Bu hikâyede kimse tablet kırmaz; ama bir insan bir şey ister, bir alışkanlıkla mücadele eder ve değişir. Deniz hikâyeyi anlatmadan önce Arif Usta'yı arar ve izin ister. Arif Usta güler: "Anlatın. Ama kâğıt listeyi ne kadar sevdiğimi de söyleyin; hâlâ çekmecemde duruyor." Hikâyenin son hâlinde bu cümle de vardır.

Kaan son taslağı okuduktan sonra bir süre sessiz kalır. Sonra itiraf eder: kendisi de yıllardır her toplantıya aynı deri ajandayla gelir, telefonundaki takvimi neredeyse hiç açmaz. Arif Usta'nın çekmecedeki listesi ona kendi ajandasını hatırlatmıştır. "Benim yazdığım isyan hikâyesini okusaydım," der, "kendimi hiç görmezdim. Bunda görüyorum." Elif bunun tam olarak iskeletin işi olduğunu söyler: küçük ve gerçek bir çatışma, dinleyicinin kendi hayatındaki bir çatışmaya dokunur.

Kavramın adı

Elif'in kâğıda yazdığı üç kelimenin ardında bir kavram vardır:

Bu iskeletin en kritik parçasının da ayrı bir adı vardır:

Bir de iskeletin zaman içindeki biçimini çizen bir model vardır:

7.5'te merak boşluğunu görmüştük: insanlar sonunu bilmedikleri bir şeyin sonunu öğrenmek ister. Çatışma, bir hikâyede bu boşluğu açan şeydir: Arif Usta tableti açacak mı? Dönüşüm ise boşluğu kapatır.

Perde arkası

Bu dersin rozeti "Çerçeve"dir, çünkü karakter, çatışma ve dönüşüm iskeleti deneylerle sınanmış bir bulgu değil, hikâyeleri anlamak ve kurmak için kullanılan bir düşünme aracıdır. Aristoteles'in ve Freytag'ın modelleri, sayısız hikâyede gözlenen bir düzeni adlandırır; ama her iyi hikâyenin bu düzene uyduğunu ya da bu düzene uyan her hikâyenin ikna edici olduğunu söylemez. Önceki derste gördüğümüz hikâyeye kapılma araştırmaları, iyi kurulmuş bir hikâyenin dinleyiciyi daha çok içine çektiğini düşündürür; iskelet, bu kurulumun en temel parçasıdır.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Bir hikâyenin etkili olması için büyük ve dramatik bir çatışma gerekir."
Doğrusu

Kaan'ın ikinci taslağı buna dayanıyordu ve çatışmayı uydurmuştu. Oysa Arif Usta'nın çatışması küçüktü: bir alışkanlık, bir çekmecedeki kâğıt liste. Dinleyiciler bu küçük çatışmada kendilerini daha kolay buldu, çünkü hepsinin bırakamadığı bir alışkanlığı vardı. Çatışmanın büyüklüğü değil, gerçekliği ve tanıdıklığı önemlidir.

"Hikâye kurmak, olayları süslemek demektir." Hikâye kurmak, gerçek olayların içindeki iskeleti bulmaktır. Arif Usta'nın hikâyesinde hiçbir şey eklenmedi; yalnızca zaten var olan bir istek, bir engel ve bir değişim görünür kılındı. Bir hikâyeyi süslemek için bir parçasını uydurmak ise, onu bir hikâye olmaktan çıkarıp bir yalana çevirir.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Bu dersin gölgesi, hikâye iskeletinin parçalarını uydurmaktır. Bir çatışma eklemek, bir dönüşümü abartmak ya da bir karakteri olduğundan daha kahramanca göstermek, hikâyeyi daha çarpıcı yapabilir; ama onu bir yalana çevirir. Kaan'ın ikinci taslağı bunu yaptı: kırılan tabletler ve isyan eden sürücüler, olmamış bir çatışmaydı. Bir dinleyici, bu çatışmanın uydurma olduğunu bir kez fark ederse, hikâyenin geri kalanına, gerçek olan kısmına bile, inanmaz. Sürücüler bu hikâyeyi duysaydı, kendilerinin "isyan eden" taraf olarak anlatılmasından da incinebilirdi.

Gölgenin ikinci biçimi, gerçek bir insanın hikâyesini, onun izni olmadan ve onun istemeyeceği bir biçimde anlatmaktır. Arif Usta'nın hikâyesi, onun bir alışkanlığını, belki de bir zaafını gösteriyordu; Deniz'in onu arayıp izin istemesi ve onun eklemek istediği cümleyi koyması, hikâyeyi onunla birlikte anlatmak demekti.

Kalkan, dinleyici tarafında, çok dramatik bir hikâyeyle karşılaştığında sormaktır: bu çatışma gerçekten yaşandı mı, yoksa hikâyeyi daha etkileyici yapmak için mi eklendi? Bu dönüşüm bu kadar kesin ve hızlı mı oldu? Deniz'in hikâyesi ise ikna edene düşen işi özetler: gerçek olayların içindeki iskeleti bulmak, hiçbir parçayı uydurmamak ve hikâyesi anlatılan kişiye sormak.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

İskeletin ilk etkisi İlgi kapısında hissedilir: çatışma, dinleyicinin "sonra ne oldu?" diye sormasını sağlar. Ama uydurulmuş bir çatışma, Kredi kapısını kalıcı olarak kapatabilir. Arif Usta'nın gerçek hikâyesi ise iki kapıyı birden açar: dinleyicinin ilgisini çeker ve o hikâyeyi kendi deposunda tanıyabilecek herkese inandırıcı gelir.

Aynanın önünde son hikâye rahatça durur: "Arif Usta'nın gerçek hikâyesini, onun izniyle ve kâğıt listeyi ne kadar sevdiğini de söyleyerek anlattık" cümlesi Arif Usta'ya ve bütün sürücülere söylenebilirdi. Kaan'ın ikinci taslağı ise geçemezdi: "Sürücülerin tablet kırdığını yazdık, çünkü gerçek hikâye yeterince heyecanlı değildi."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Bir hikâyeyi bir olaylar listesinden ayıran şey iskeletidir: bir şey isteyen bir karakter, onu engelleyen bir çatışma ve bu çatışmanın sonundaki dönüşüm.
  2. Aristoteles olay örgüsünün bir bütün olduğunu ve dönüş ile tanıma anlarını, Freytag ise hikâyenin piramit biçimindeki dramatik yapısını adlandırdı; bunlar deney bulguları değil, düşünme araçlarıdır.
  3. Kalkan, dinleyici için çok dramatik bir çatışmanın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını sormak; ikna eden için ise gerçek olayların içindeki iskeleti bulmak, hiçbir parçayı uydurmamak ve hikâyesi anlatılan kişiden izin almaktır.

Mini test

  1. Hikâye iskeletinin üç parçası nedir?
  2. Kaan'ın ilk taslağı neden bir hikâye değildi?
  3. Kaan'ın ikinci taslağındaki sorun neydi?
  4. Aristoteles'in adlandırdığı iki kritik an nelerdir?
  5. Arif Usta'nın hikâyesinde karakter, çatışma ve dönüşüm neydi?

Yanıtlar

  1. Bir şey isteyen bir karakter, onu istediğinden alıkoyan bir çatışma ve bu çatışmanın sonunda karakterin ya da çevresinin geçirdiği dönüşüm.
  2. Çünkü yalnızca olayları sıralıyordu: kimse bir şey istemiyor, kimse bir engelle karşılaşmıyor, kimse değişmiyordu. Karakter "deneme"ydi ve deneme yalnızca yayılıyordu.
  3. Çatışmayı uydurmuştu: sürücülerin tabletleri kırdığını ve isyan ettiğini yazmıştı, oysa böyle bir şey olmamıştı. Bu, hikâyeyi bir yalana çeviriyordu ve sürücüleri de haksız biçimde "isyan eden" taraf olarak gösteriyordu.
  4. Talihin tersine döndüğü an, yani dönüş, ve karakterin daha önce bilmediği bir şeyi fark ettiği an, yani tanıma.
  5. Karakter, otuz yıldır kâğıt listeyle çalışan Arif Usta'ydı ve istediği şey depoya geri dönmek zorunda kaldığı günlerin bitmesiydi. Çatışma, alışkanlıktı: tableti cebine koyup açmıyordu. Dönüşüm, tableti bir hafta kullandıktan sonra "Bugün bir kere bile geri dönmedim" notunu bırakması ve gençlerin onun etrafına toplanmasıydı.

Merak kancası

Arif Usta'nın hikâyesi bir sonraki tanıtım toplantısında anlatılır ve iyi karşılanır. Ama toplantıdan sonra Bilal Bey Deniz'e yaklaşır ve bir şey söyler: "Hikâye güzel. Ama dikkat ettim, sonunda hep sizin sisteminiz kazanıyor. Siz kahramansınız, sistem kahraman. Benim sürücülerim bu hikâyenin neresinde? Onlar sadece ikna edilecek insanlar mı?" Deniz bu soruya hemen bir cevap veremez. 15.3'te buna bakacağız: bir hikâyede dinleyiciyi kahraman, kendini ise rehber yapmak ne demektir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.