İçeriğe geç

10.8 · Seviye 2 · Zihnin Mekanizmaları

Stanford Hapishane Deneyi: Bilimin tartışmalı bir hikayesi

Bu dersin sonunda: ünlü bir deneyin neden bilimsel kanıt sayılmadığını gerekçeleriyle anlatır.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 10, Sosyal Etki ve Grup Psikolojisi · 1.826 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Çürütüldü

Daha önce görmüştük: 10.2 Milgram ve itaat: Sıradan insanlar neden emirlere uyar?

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

1971 yazı, Stanford Üniversitesi'nin bir bodrum katı. Gazete ilanıyla bulunmuş genç erkekler, yazı turayla gardiyan ve mahkûm olarak ikiye ayrılıyor. Deney iki hafta sürecek. Altıncı günün sonunda durduruluyor; çünkü gardiyanların bir kısmı mahkûmlara aşağılayıcı ve zalimce davranmaya başlamış, mahkûmların bir kısmı çökmüştür. Hikâye yarım yüzyıl boyunca anlatılır: sıradan insanlar, bir role yerleştirildiklerinde birkaç günde zalimleşir. Ders kitaplarına, konferanslara, iş eğitimlerine girer. Ama 2019'da deneyin arşivlerini satır satır inceleyen bir araştırmacı, hikâyenin önemli bir kısmının anlatıldığı gibi olmadığını ortaya koyar.

Sahne

Kaan'ın cümlesi bir toplantının ortasında gelir. Gündemde, vardiya şeflerinin sürücü verilerinden ne kadarını görebileceği vardır. Kaan masaya yetmişlerin bir üniversite bodrumunu getirir: üniforma giydirilen öğrencilerin, birkaç gün içinde ellerindeki yetkiyle başkalarını ezmeye başladığını anlatır. "Yetki bozar," der. "Bilimsel olarak kanıtlandı. Şeflere bu ekranları açarsak, Turan Bey'in kırmızı kalemli kâğıdı her hafta asılır."

Toplantıdakilerin çoğu başını sallar. Hikâye güçlüdür; herkes onu bir yerden duymuştur. Deniz'in bile içinden bir an "belki de haklı" diye geçer; Turan Bey'in kırmızı kalemle yazdığı duyuru hâlâ aklındadır. Ama deneyin bir yerde tartışıldığını, bir arşiv incelemesinin yayımlandığını da hayal meyal hatırlar.

O akşam Elif'le birlikte araştırırlar. Buldukları şey şudur: deneyin arşivleri ve katılımcılarla yapılan görüşmeler, gardiyanların kendiliğinden zalimleşmediğini, onlara mahkûmlara nasıl davranacakları konusunda yönlendirmeler yapıldığını göstermektedir. Deneyin en dramatik anlarından biri, bir mahkûmun çöküşü, o mahkûmun kendi sonraki anlatımına göre kısmen rol yapmaktan ibarettir. Gardiyanların bir kısmı ise hiç zalimce davranmamıştır. Elif şöyle özetler: "Hikâye 'sıradan insanlar role girince zalimleşir' diyor. Arşiv 'insanlar zalim olmaları istendiğinde ve bunun bilim için gerekli olduğu söylendiğinde, bir kısmı zalimleşti' diyor. Bunlar aynı şey değil."

Ertesi gün Deniz toplantıda bunu anlatır. Kaan biraz bozulur ama dinler. Sonra Deniz, Bursa'nın kendi verisine döner: Turan Bey'in duyurusu kötü bir tasarımdı, ama Turan Bey o duyuruyu indirmeye ve yerine yenisini yazmaya hemen razı olmuştu. Bir gardiyan değil, kötü bir cümle kurmuş bir vardiya şefiydi. Asıl koruma, Rasim Bey'in şartıydı: yöneticinin gördüğü her ekranı sürücünün de görmesi.

Toplantının sonunda Rasim Bey de telefonla bağlanır ve kısa konuşur: yirmi yıl önce sürücü arkadaşının işini kaybettiği şirkette sorun, şeflerin veriyi görmesi değildi; sürücünün neyin görüldüğünü hiç bilmemesiydi. Bu cümle, odadaki tartışmayı Kaan'ın hikâyesinden çok daha net bir yere taşır. Toplantı bir karar alır: vardiya şefleri verilere erişmeye devam edecek, ama her erişim, sürücünün kendi ekranında görebileceği bir kayda düşecektir. Kaan toplantıdan çıkarken Deniz'e bir şey söyler: "Hikâye çok iyiydi ama." Deniz gülümser: "Sorun da o."

Kavramın adı

Kaan'ın kullandığı hikâyenin gücü ve zayıflığı, bu dersin iki kavramını taşıyor:

Stanford deneyinin gardiyanları, arşivlere göre, deneycilerin "sert gardiyan" beklediğini biliyordu; bazılarına bu açıkça söylenmişti. Gardiyanların davranışı, rolün kendisinden çok bu beklentiye cevap olabilirdi.

Bir de deneyin neden bu kadar uzun süre ikna edici kaldığını açıklayan bir kavram var:

Stanford deneyi bilimsel bir çalışma olarak tasarlanmıştı; ama yıllar içinde, kontrol grubu olmayan, bir kez yapılmış ve hiçbir zaman aynı biçimde tekrarlanmamış bir hikâyeye dönüştü. 6.8'de canlı örneklerin zihnimizde nasıl ağır bastığını görmüştük; bu deney, o eğilimin bilimin içindeki en ünlü örneklerinden biridir.

İki ünlü deney, Yale'deki şok makinesi (10.2) ile Stanford'un bodrumu, hep aynı cümlede anılır. Oysa kaderleri ayrıldı: Yale'deki bulgu, deneyi yapanın kendi varyasyonlarında da yarım asır sonraki kısmi tekrarda da yerinde durdu; tartışılan yalnızca neden öyle olduğuydu. Stanford deneyinin ise ana iddiası, arşivlerin ortaya koyduklarıyla birlikte çöktü.

Perde arkası

Temel Psikoloji Akademisi'nde Hapishane deneyi ve eleştirileri başlıklı ders, deneyi, eleştirilerini ve yıllar sonra yapılan alternatif bir hapishane çalışmasını ayrıntısıyla anlatıyor. Bir araştırmayı okurken neye bakılacağı ise 34.6'nın konusu.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Bu kadar ünlü bir deney yanlış olsaydı, çoktan bilinirdi."
Doğrusu

Stanford deneyine yönelik eleştiriler 1970'lerden beri yayımlanıyordu; ama deney ders kitaplarında ve popüler anlatılarda neredeyse hiç değişmeden yaşamaya devam etti. Bir bulgunun ünü, onun doğruluğundan çok, hikâyesinin ne kadar çarpıcı ve ne kadar kolay anlatılabilir olduğuna bağlıdır. 7.4'te davranışsal hazırlamanın ünlü deneylerinin de benzer bir yol izlediğini görmüştük.

"Bir deney çürütüldüyse, savunduğu fikir de yanlıştır." Stanford deneyinin çökmesi, rollerin ve durumların davranış üzerinde hiçbir etkisi olmadığını göstermez. Milgram'ın deneyleri ve pek çok başka çalışma, durumun davranışı güçlü biçimde etkileyebildiğini gösterdi. Çöken şey, belirli bir iddiaydı: bir role yerleşen herkesin kendiliğinden zalimleşeceği. Kanıt ile fikri birbirinden ayırmak gerekir; zayıf bir kanıt güçlü bir fikri taşıyamaz, ama fikri de kendi başına yıkmaz.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

Bu dersin gölgesi, bir iknacının çürütülmüş ya da zayıf bir kanıtı, çarpıcı olduğu için kullanmasıdır. Kaan bunu bilerek yapmamıştı; hikâyeyi gerçekten doğru sanıyordu ve çoğu insan da öyle sanıyor. Ama bir toplantıda, bir eğitimde ya da bir sunumda "bilim bunu gösterdi" diyerek ünlü bir hikâyeye başvurmak, dinleyicinin sorgulama isteğini kapatır. Ünlü bir deneyin adı, bir kredi işareti gibi çalışır; dinleyici, deneyin ne gösterdiğini sorgulamak yerine adına güvenir.

Gölgenin ikinci biçimi, kanıtın çürüdüğünü bildiği hâlde onu kullanmaya devam etmektir; çünkü işe yaramaktadır. Bir iş eğitiminde, bir siyasi konuşmada ya da bir reklamda, çürütüldüğü bilinen bir bulguyu hâlâ kullanmak, dinleyicinin bilgisizliğine yaslanmaktır.

Kalkan, dinleyici tarafında, bir iknacının ünlü bir deneye başvurduğu anda üç soru sormaktır: bu deney tekrarlandı mı? Ona yöneltilen eleştiriler neler? Ve deney gerçekten bu iddiayı mı gösteriyor, yoksa daha dar bir şeyi mi? İkna eden için kalkan, Elif'in yaptığıdır: bir bulguyu kullanmadan önce, onun en son nasıl değerlendirildiğine bakmak.

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Kredi kapısı bu dersin kapısıdır, çünkü çürütülmüş bir kanıtı kullanan bir iknacı, bu fark edildiğinde yalnızca o argümanı değil, bütün kredisini kaybeder. Kaan'ın cümlesi toplantıda bir an güçlü göründü; ama Deniz arşiv incelemesini anlatınca, Kaan'ın öbür argümanları da biraz daha kuşkuyla dinlendi. Pakize Hanım ise eleştiriyi kabul edip eğitimini değiştirerek kredisini artırdı.

Aynanın önünde iki tavır birbirinden kolayca ayrılır. Bir bulgunun çürütüldüğünü bilip kullanmaya devam etmek açıklanamaz: "Bu deneyin çöktüğünü biliyoruz, ama hikâyesi çok etkili olduğu için anlatmaya devam ediyoruz." Bulgunun durumunu açıkça söylemek ise her dinleyicinin önünde savunulabilir: "Bu deney çok ünlüdür, ama arşivleri incelendiğinde ana iddiası çöktü; asıl bilmemiz gereken şu."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Stanford Hapishane Deneyi, sıradan insanların bir gardiyan rolüne yerleştirildiklerinde kendiliğinden zalimleştiğini gösteren bir kanıt olarak on yıllarca anlatıldı.
  2. Arşiv incelemeleri, gardiyanların yönlendirildiğini, katılımcıların beklentiyi bildiğini ve verilerin seçici toplandığını gösterdi; deneyin ana iddiası çöktü, ama rollerin ve durumların davranışı etkileyebildiği fikri başka kanıtlarla ayakta.
  3. Kalkan, bir iknacı ünlü bir deneye başvurduğunda, deneyin tekrarlanıp tekrarlanmadığını, ona yöneltilen eleştirileri ve gerçekte neyi gösterdiğini sormaktır.

Mini test

  1. Stanford Hapishane Deneyi'nin on yıllarca anlatılan ana iddiası neydi?
  2. Le Texier'in arşiv incelemesi hangi yeni bulguları ortaya koydu?
  3. Talep özellikleri nedir ve bu deneyde nasıl rol oynamış olabilir?
  4. Stanford deneyi ile Milgram'ın deneyleri arasındaki fark nedir?
  5. "Bir deney çürütüldüyse, savunduğu fikir de yanlıştır" görüşü neden eksiktir?

Yanıtlar

  1. Sıradan insanların, rastgele bir gardiyan rolüne yerleştirildiklerinde, durumun gücüyle kısa sürede kendiliğinden zalimleştiği iddiasıydı. Davranışın kişilerden değil, durumdan kaynaklandığı savunuldu.
  2. Gardiyanların mahkûmlara nasıl davranacakları konusunda açık talimatlar aldığını, verilerin eksik ve seçici biçimde toplandığını ve deneyin, birkaç ay önce bir öğrenci grubunun yaptığı benzer bir sınıf çalışmasından büyük ölçüde yararlandığını ortaya koydu. Ayrıca ders kitaplarının çoğunun eleştirileri yıllarca görmezden geldiğini gösterdi.
  3. Bir deneyin katılımcılara kendilerinden ne beklendiğini sezdiren ipuçlarıdır. Stanford deneyinin gardiyanları, deneycilerin sert gardiyan beklediğini biliyordu; davranışları, rolün kendisinden çok bu beklentiye bir cevap olabilirdi.
  4. Milgram'ın sonucu, kendi varyasyonlarında ve yıllar sonraki kısmi tekrarda yeniden görüldü; tartışılan, sonucun nasıl yorumlanacağıydı. Stanford deneyi ise hiçbir zaman aynı biçimde tekrarlanmadı ve ana iddiası arşivlerin ortaya koyduklarıyla birlikte çöktü.
  5. Çünkü bir deneyin çökmesi, yalnızca o deneyin bir fikrin kanıtı olarak kullanılamayacağını gösterir. Rollerin ve durumların davranışı etkileyebildiği fikri, Milgram'ın deneyleri gibi başka kanıtlarla ayakta durur. Zayıf bir kanıt güçlü bir fikri taşıyamaz, ama fikri de kendi başına yıkmaz.

Merak kancası

Toplantıdan bir hafta sonra Tahsin Bey, Deniz'e bir haber verir: lojistik sektörünün yıllık konferansında, Ankara, İzmir ve Bursa denemelerinin sonuçları anlatılacaktır. Konuşmacının kim olacağı ise tartışmalıdır. Kaan, unvanı en yüksek kişi olarak Tahsin Bey'in konuşmasını önerir. Elif, verileri en iyi bilen olarak Deniz'i. Rasim Bey ise telefonda tek bir isim söyler: Kazım Usta. Bir mesajı kimin söylediği, onun nasıl duyulacağını ne ölçüde belirler? 11.1'de kaynak güvenilirliğine, uzmanlık ve dürüstlüğe bakacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.