İçeriğe geç

10.2 · Seviye 2 · Zihnin Mekanizmaları

Milgram ve itaat: Sıradan insanlar neden emirlere uyar?

Bu dersin sonunda: itaatin koşullarını ve deneyin yorumundaki tartışmayı açıklar.

İkna Psikolojisi Akademisi — Modül 10, Sosyal Etki ve Grup Psikolojisi · 1.826 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme · Kanıt: Sağlam

Daha önce görmüştük: 5.4 Otorite: Önlük, unvan ve üniformanın gücü

Derslerdeki kişiler ve sahneler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.

Soğuk açılış

1960'ların başı, Yale Üniversitesi. Gazete ilanıyla çağrılmış kırk erkek, öğrenme üzerine olduğu söylenen bir deneye katılıyor. Her biri "öğretmen" rolünde, yan odadaki bir "öğrenciye" yanlış cevap verdiğinde elektrik şoku veren bir makinenin başına oturtuluyor. Şoklar on beş volttan başlayıp dört yüz elli volta kadar çıkıyor. Öğrenci aslında araştırmacının yardımcısı ve hiçbir şok almıyor; ama katılımcılar bunu bilmiyor. Öğrenci duvarı yumrukladığında, katılımcılar durmak istediğinde, gri önlüklü deneyci sakin bir sesle devam etmelerini söylüyor. Kırk kişiden yirmi altısı, makinenin son düğmesine kadar gidiyor.

Sahne

Tahsin Bey'in e-postası kısadır. Necmi Bey'in şirketi, deneme yapılan depolardaki sürücülerin mola verilerini sürücü bazında istemektedir; hangi sürücü kaç kez atlamış, hangi saatte, hangi tesiste. Tahsin Bey, verilerin "en geç yarın" gönderilmesini istemiştir. E-postanın sonunda tek bir cümle vardır: "Müşteri ilişkisi açısından önemli."

Deniz e-postayı okuyunca Rasim Bey'in yüzü gözünün önüne gelir. Bursa'da deneme bir pazarlıkla başlamıştı: yöneticinin ekranında ne varsa, sürücünün ekranında da o olacaktı. Sürücü bazında verinin müşteri şirkete gitmesi, o sözün dışındaydı. Ama e-posta genel müdürden gelmiştir ve Deniz'in elinde verileri hazırlayacak bütün yetki vardır.

Kaan'ın görüşü nettir: "Genel müdür istedi. Gönderirsin, sorumluluk onda. Bizim işimiz yapmak." Kaan haksız da sayılmaz: şirketlerde emirler böyle işler. Her gün onlarca e-posta, her biri bir başkasının kararıyla gelir; her birini sorgulamak mümkün değildir ve çoğu sorgulanmayı da gerektirmez. Deniz'in bu e-postayı diğerlerinden ayıran tek şey, Bursa'daki yemekhanede asılı duran duyurudur. Deniz yine de bir şeyi fark eder: Kaan'ın cümlesi, kararın ağırlığını tamamen Tahsin Bey'e bırakıyordur. Sanki veriyi hazırlayıp gönderecek olan Deniz değil, Tahsin Bey'in uzanmış eliymiş gibi.

Deniz önce Hülya Hanım'a gider. Hülya Hanım e-postayı okur, sonra Deniz'e bakar: "Bunu sen göndermek istiyor musun?" Deniz istemediğini söyler. Hülya Hanım da istemez. Tek başına çekindiği bir şey, artık iki kişinin çekincesidir.

Sonra Deniz, Tahsin Bey'e e-postayla değil, telefonla ulaşır. Rasim Bey'in şartını anlatır; sürücülere verilen sözü, Bursa'daki duyuruyu, sürücülerin kendi ekranlarında ne gördüklerini. Tahsin Bey bir süre susar. Şartı bilmediğini söyler; Necmi Bey'in ekibi bir rapor istemiş, o da bir cümleyle iletmiştir. Deniz bir öneri getirir: Necmi Bey'in şirketine depo ve vardiya bazında toplu veriler gönderilsin; sürücü bazında veri ise yalnızca sürücünün kendi onayıyla ve sürücünün de aynı raporu göreceği biçimde paylaşılsın. Tahsin Bey kabul eder ve Necmi Bey'i kendisi arar.

Akşam Kaan bir şey söyler: "Ben olsam gönderirdim. Ve yarın Rasim Bey arasa, 'Genel müdür istedi' derdim." Deniz bunu düşünür. Kaan kötü biri değildir. Ama bu cümle, gönderen elin kendi eli olmadığına inanmanın cümlesidir.

Kavramın adı

Tahsin Bey'in e-postası ve Kaan'ın cevabı, bu dersin kavramını gösteriyor:

10.1'deki uyma, bir grubun sessiz oybirliğine karşılık veriyordu. İtaat ise bir hiyerarşinin içinde, bir emre karşılık verir. 5.4'te otoritenin işaretlerini, unvanın ve üniformanın gücünü görmüştük. Milgram'ın deneyi, bu işaretlerin bir insanı nereye kadar götürebileceğini gösterdi.

Kaan'ın "sorumluluk onda" cümlesi, itaatin en güçlü motorlarından birini adlandırıyor:

Milgram'ın katılımcılarından bazıları devam etmeden önce deneyciye sordu: "Bir şey olursa sorumluluk kimde?" Deneyci "Sorumluluk bende" dediğinde, birçoğu devam etti.

Bir emrin gücü, onu verenin meşru görülmesine bağlıdır:

Tahsin Bey meşru bir otoriteydi; genel müdürdü ve e-postası şirketin bir işiyle ilgiliydi. Ama emrin kendisi, bilmediği bir sözle çelişiyordu. Deniz meşruiyeti sorgulamadı; emrin bilgisini tamamladı.

Perde arkası

Deneyin yorumu ise hâlâ tartışılır. Katılımcıların körü körüne itaat ettiği mi, yoksa bilimsel bir amaca hizmet ettiklerine inandıkları için mi devam ettiği sorusu, arşivlerin yeniden incelenmesiyle canlı kalıyor. Temel Psikoloji Akademisi'nde İtaat başlıklı ders bu tartışmayı ayrıntısıyla anlatıyor. Otoriteyi taklit ederek insanları kandıran dolandırıcılık biçimleri ise 31.6'nın konusu.

Yaygın yanılgı

Yaygın yanlış"Milgram'ın deneyindeki gibi davrananlar kötü ya da zalim insanlardır."
Doğrusu

Milgram'ın katılımcıları sıradan insanlardı: öğretmenler, memurlar, işçiler. Çoğu, yaptıkları şeyden büyük bir sıkıntı duydu. Deney, kötü insanların kötü şeyler yaptığını değil, sıradan insanların belirli koşullarda, kendi değerlerine aykırı şeyleri nasıl yapabildiğini gösterdi. Kaan da kötü biri değildi; yalnızca bir emri, kendi kararı değil, başkasının kararı olarak görüyordu.

"Bir emre itaat etmemek, otoriteyi reddetmek demektir." Deniz, Tahsin Bey'in otoritesini reddetmedi. Onu aradı, eksik bilgiyi tamamladı ve bir alternatif sundu. Milgram'ın deneyinde itaat etmeyenlerin bir kısmı da deneyciye saygısızlık etmedi; yalnızca devam etmeyi reddettiler. Bir emri sorgulamak, onu verenle bir konuşma açmaktır; ona savaş ilan etmek değil. Çoğu zaman emir veren de bilmediği bir şeyi öğrenmekten memnun olur.

Hayatın içinden

Gölge ve kalkan

İtaatin gölgesi, otoritenin bilerek kullanılmasıdır: bir emri, onu alanın sorgulamayacağı bir biçimde vermek. Emri adım adım büyütmek, her adımı bir öncekinin küçük bir uzantısı gibi göstermek, sorumluluğu açıkça üstlenip karşıdakini rahatlatmak ve emri alanı yalnız bırakmak, Milgram'ın deneyinin gerçek hayattaki karşılıklarıdır. Kaan'ın "sorumluluk onda" cümlesi bu gölgenin alan taraftaki yüzüydü: emri alanın kendi payını unutması.

Gölgenin bir başka biçimi, emri bilgisiz bırakmaktır. Tahsin Bey'in e-postası kötü niyetli değildi; ama tek bir cümleyle iletilen bir istek, arkasındaki sözleri ve kişileri görünmez kılıyordu. Bir kurumda emirler ne kadar kısa ve bağlamsız iletilirse, onları alanlar o kadar çok bir aracı gibi davranmaya yatkın olur.

Kalkan, Milgram'ın değişkelerinin gösterdiği koşullardır. Otoriteye yaklaşmak: e-posta yerine telefon. Yalnız kalmamak: Hülya Hanım'ın "sen göndermek istiyor musun" sorusu. Emrin etkilediği kişileri görünür kılmak: Rasim Bey'in sözünü ve sürücüleri Tahsin Bey'in gözünün önüne getirmek. Ve kendine sormak: bunu yapan el kimin eli?

İKNA etiketi ve Ayna Testi

Kredi kapısı itaatin işlediği kapıdır, çünkü bir otoritenin emrinin gücü, onun kredisinden, yani meşruiyetinden gelir. Ama bu derste kapının öbür yüzü de göründü: Deniz'in Tahsin Bey'i araması, onun kredisini zedelemedi; tersine güçlendirdi. Tahsin Bey bir sözü bilmeden çiğneyecekken, onu korumuş oldu. Necmi Bey'in şirketi de toplu verilerle yetindi.

Ayna Testi iki tavrı ayırır. Kaan'ın tavrı açıklanamazdı: "Veriyi gönderdim, çünkü genel müdür istedi; sürücülere verdiğimiz sözü bilmesine gerek yoktu." Deniz'in tavrı ise herkese anlatılabilirdi; Tahsin Bey'e, Rasim Bey'e, sürücülere: "Emri sorguladım, çünkü bir sözle çelişiyordu; eksik bilgiyi tamamladım ve birlikte başka bir yol bulduk."

Bugünün görevi

Kapanış

Üç cümlede

  1. Milgram'ın deneyinde kırk sıradan insanın yirmi altısı, meşru görülen bir otoritenin ısrarıyla, kendi değerlerine aykırı bir eylemi sonuna kadar sürdürdü; Burger'ın kısmi tekrarı benzer bir sonuç verdi.
  2. İtaatin en güçlü motorlarından biri sorumluluk devridir: emri yerine getiren kişi kendini otoritenin aracı olarak görür ve eyleminin sorumluluğunu ona bırakır.
  3. Kalkan, otoriteye yaklaşmak, yalnız kalmamak, emrin etkilediği kişileri görünür kılmak ve bir emri sorgulamayı, onu verenle bir konuşma açmak olarak görmektir.

Mini test

  1. Milgram'ın 1963 raporunda katılımcıların ne kadarı en yüksek şok düzeyine kadar gitti?
  2. Burger'ın tekrarı neden yüz elli voltta durdu ve ne buldu?
  3. Sorumluluk devri nedir ve Kaan'ın cümlesinde nasıl görünüyordu?
  4. Milgram'ın değişkelerine göre itaati hangi koşullar azaltır?
  5. Deniz'in Tahsin Bey'i araması onun kredisine nasıl etki etti?

Yanıtlar

  1. Kırk katılımcının yirmi altısı, yani yaklaşık üçte ikisi, deneycinin ısrarıyla dört yüz elli voltluk en yüksek şok düzeyine kadar gitti. Hiçbiri, öğrencinin duvarı yumrukladığı üç yüz volt civarından önce bırakmadı.
  2. Çünkü deney, katılımcılara yaşattığı stres nedeniyle bugünkü etik kurallarla aynen tekrarlanamaz. Yüz elli volt, Milgram'ın deneyinde öğrencinin ilk kez bırakılmak istediği andı ve bu noktayı geçenlerin çoğu sonuna kadar gitmişti. Burger'ın katılımcılarının bu noktayı geçmeye istekli olma oranı Milgram'ınkine yakın çıktı.
  3. Bir emri yerine getiren kişinin, eyleminin sorumluluğunu emri veren otoriteye devretmesi ve kendini onun aracı olarak görmesidir. Kaan "Gönderirsin, sorumluluk onda" diyerek, veriyi hazırlayıp gönderecek olanın Deniz değil, Tahsin Bey'in uzanmış eli olduğunu varsayıyordu.
  4. Deneyci odadan çıkıp emirleri telefonla verdiğinde, öğrenci katılımcının yanına yaklaştırıldığında ve itaat etmeyen başka öğretmenler bulunduğunda, sonuna kadar gidenlerin oranı belirgin biçimde düştü. Otoritenin uzaklığı, kurbanın yakınlığı ve muhalif akranlar itaati azaltır.
  5. Zedelemedi, tersine güçlendirdi. Tahsin Bey, bilmediği bir sözü çiğnemek üzereydi; Deniz'in araması onu bu sözü korumaya yöneltti. Emri sorgulamak, onu verenle bir konuşma açtı ve birlikte daha iyi bir yol bulundu.

Merak kancası

Kazım Usta'nın mesajından sonra İzmir'deki gece grubunda durmak yaygınlaşmaya başlamıştır. Kaan bunu hızlandırmak ister ve gruba bir bilgi notu yazmayı önerir: "Gece sürücülerimizin yüzde kırkı hâlâ molayı atlıyor. Bu kabul edilemez." Deniz notu okuyunca bir şeyden kaygılanır: molayı alan sürücüler, bu cümleyi okuyunca "demek ki çoğu atlamıyor ama çok kişi atlıyor" mu diyecek, yoksa "demek ki atlamak normal" mi? 10.3'te iki tür sosyal norma bakacağız: herkesin ne yaptığı ile ne yapılması gerektiği.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.