Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: hikâye olmuş olan her şey, olay örgüsü bunlardan seçilip nedensel olarak dizilenler, anlatım ise o dizinin kim tarafından ve ne kadarı söylenerek aktarıldığıdır.
İkincisi: olay örgüsü "sonra" ile değil "bu yüzden" ile bağlanır; iki olay arasına bu bağlacı koyamıyorsan elindeki henüz bir örgü değildir.
Üçüncüsü: diziliş türü bile değiştirir — aynı dört olay kronoloji, polisiye ya da trajedi olabilir.
Dördüncüsü: sonucu baştan vermek gerilimi öldürmez, merakın cinsini değiştirir; "kim" sorusunu "neden" sorusuna çevirir.
Beşincisi: her diziliş oyununun okura bir kurulum maliyeti vardır; doğrusal hâle getirince hiçbir şey kaybolmuyorsa o dizilişin gerekçesi yoktur.
Açılış sahnesi
Bir cinayet düşün. Adam salı sabahı öldürüldü.
Şimdi bu tek olayı üç ayrı biçimde sunayım.
Birincisi: Pazartesi tartıştılar. Salı sabahı biri bıçağı aldı. Salı öğlen adam öldü. Çarşamba ceset bulundu.
İkincisi: Çarşamba ceset bulundu. Polis geriye doğru gitti; salı öğleni buldu, sonra sabahı, sonra pazartesiyi.
Üçüncüsü: Adam salı sabahı öldürüleceğini biliyordu. Herkes biliyordu. Kimse durdurmadı.
Üç metinde de aynı dört olay var. Sıraları farklı, hangi bilginin ne zaman verildiği farklı.
Birincisi bir kronoloji. İkincisi bir polisiye. Üçüncüsü bir trajedi.
Malzeme aynı. Değişen tek şey diziliş ve bu, türü bile değiştiriyor.
Bu ders o dizilişin adını koyuyor.
Bu derste ne olacak
Önce üç kavramı ayıracağız: hikâye, olay örgüsü ve anlatım. Üçü günlük dilde birbirinin yerine kullanılıyor ve karışık durdukları sürece hiçbiri üzerinde çalışılamıyor. Sonra aynı olayları farklı dizilişlere sokup ne kazanıp ne kaybettiğimizi ölçeceğiz. Ardından on üç örnekten destanda, romanda, tiyatroda, halk hikâyesinde, meddah performansında, çizgi romanda, oyunda ve filmde bu üçünün nasıl ayrıştığını izleyeceğiz. Ders bittiğinde elindeki olayları bilinçli olarak yeniden dizebiliyor ve dizilişin okurda ne yaptığını önceden kestirebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bir albüm düşün. Yirmi fotoğraf var.
Fotoğrafların çekildiği gerçek sıra bellidir; makinede tarih yazıyor. Ama albümü hazırlarken o sırayı kullanmak zorunda değilsin. En sonu başa alabilirsin. Aynı kişinin üç fotoğrafını yan yana koyup arada geçen on yılı görünür kılabilirsin. Bir fotoğrafı hiç koymayabilirsin.
Üçü ayrı iş: neyin olduğu, neyi hangi sırayla koyduğun ve albümü verirken ne söylediğin.
Hikâyede de tam olarak böyle. Olaylar bir yerde durur; sen onlardan bir kısmını seçer, bir sıraya dizer ve belirli bir sesle sunarsın.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Albümde fotoğraflar sabittir; sen sadece dizersin. Hikâyede ise diziliş, olayların kendisini de değiştirir: bir olayı sona koyduğunda o olay bir sonuç hâline gelir, başa koyduğunda bir koşul. Yani biçim, içeriğe geri etki eder. Bu, yirmi birinci bölümde uzun uzun döneceğimiz bir mesele.
Mekanizma
Üç katman
Hikâye — olmuş olan her şey, kronolojik sırayla. Karakterin doğumu, çocukluğu, tanışmaları, kavgaları. Çoğu hiç anlatılmaz ama yazarın kafasında durur.
Olay örgüsü — bunlardan hangilerinin metne gireceği ve hangi sırayla. Burada iki karar var ve ikisi de yazarındır: seçim ve sıra.
Anlatım — seçilmiş ve dizilmiş olayların nasıl aktarılacağı. Kim anlatıyor, ne kadar biliyor, ne kadarını söylüyor, hangi tonda.
Üçünü ayırt etmenin pratik faydası şu: bir metin tökezlediğinde hangi katmanda arıza olduğunu bilirsin. Olaylar zayıfsa hikâye katmanında, sıra tutmuyorsa olay örgüsünde, ses yapayken anlatım katmanında sorun vardır. Üçü ayrılmadan yapılan revizyon, karanlıkta tamir etmektir.
Seçim: neyi almıyorsun
Acemi metinlerin en yaygın sorunu olay eksikliği değil, olay fazlalığıdır. Yazar kafasındaki her şeyi sayfaya taşır çünkü hepsi ona gerekli görünür.
Ölçüt basit: bir olay, sonraki bir olayın sebebi değilse ya da bir seçimi anlaşılır kılmıyorsa metne girmez. Karakterin kahvaltıda ne yediği, o kahvaltı bir şeyi değiştirmiyorsa hikâyeye ait değildir.
Bu ölçütü uygularken kaybettiğin şeyi de bil: gerçeklik hissi genellikle gereksiz ayrıntıdan gelir. Yani tamamen temizlenmiş bir metin steril durur. Denge, ayrıntıyı silmek değil, işlevli ayrıntı seçmektir — buna on ikinci bölümde döneceğiz.
Sıra: üç temel diziliş
Doğrusal. Olaylar olduğu sırayla. En sade ve çoğu zaman en güçlü. Merak eğrisi "sonra ne olacak" üzerine kurulur.
Geriye dönüşlü. Şimdiden başlayıp geçmişe inen. Merak "neden böyle oldu" üzerine kurulur. Riski şu: geçmişe her iniş şimdiki zamanın basıncını düşürür; gerekçesi olmayan geri dönüş anlatıyı söndürür.
Sondan başlayan. Sonucu baştan söyleyip yolu anlatan. Merak "nasıl" ve "kim" üzerine kurulur. Sonucu vermek gerilimi öldürmez; gerilimin cinsini değiştirir.
Üçü arasında seçim yaparken tek soru şudur: okurun neyi merak etmesini istiyorum? Cevabı bilmeden diziliş seçilmez.
Anlatım: aynı sıra, farklı ses
Diyelim ki sırayı kurdun. Hâlâ üç karar kaldı.
Kim anlatıyor: içeriden biri mi, dışarıdan bir ses mi, yoksa olayın kurbanı mı.
Ne zaman anlatıyor: olay olurken mi, yıllar sonra mı. Yıllar sonra anlatan biri, o gün anlamadığı şeyi bugün anlamış olabilir; bu tek başına bir anlam katmanıdır.
Ne kadarını söylüyor: bildiğinin tamamını mı, bir kısmını mı. Sakladığı şey, sakladığını sezdirdiği anda gerilime dönüşür.
Bu üç karar dokuzuncu ve onuncu bölümlerin konusu; şimdilik bilmen gereken tek şey, bunların olay örgüsünden AYRI kararlar olduğu.
Örneklerden okuma
Önce sonucu baştan veren işlere bakalım. Bu, en çok yanlış anlaşılan diziliş.
Şimdi aynı olayın farklı ağızlardan anlatıldığı işlere bakalım.
Şimdi en eski biçimlere bakalım. Bu üç ayrım modern bir buluş değil.
Son olarak, dizilişin kontrolünün anlatıcıdan çıktığı iki işe bakalım.
Usta katmanı
Şimdi bu üç katmanı zorlayalım.
Birincisi, "hikâye" katmanının tamamını bilmek zorunda değilsin ve bilmeye çalışmak çoğu zaman tuzaktır. Karakterin doğumundan başlayan bir geçmiş dosyası hazırlamak, metne girmeyecek yüzlerce ayrıntı üretir ve yazarı o ayrıntılara bağlar. Pratik kural: metinde bir seçimi açıklamak için gereken kadarını bil, fazlasını değil.
İkincisi, sondan başlayan diziliş bir güvenlik ağı değildir. "Nasılını anlatırım" diye düşünüp sonucu baştan vermek, ancak "nasıl" gerçekten ilginçse çalışır. Kırmızı Pazartesi'de nasıl kısmı bir toplumun ortak sessizliğidir; orada bir mesele vardır. Meselesi olmayan bir metinde sonucu baştan vermek, kalan tek merakı da harcamaktır.
Üçüncüsü, bir tarihsel not. Bu üç katmanı ayırmak yirminci yüzyıl anlatıbiliminin işi; Rus biçimcileri olayların ham dizisi ile sunulmuş hâli arasına net bir çizgi çekti ve sonraki bütün kuram bunun üstüne kuruldu. Ama ayrımın kendisi çok daha eski: Homeros zaten ortadan başlıyordu, meddah zaten aynı örgüyü her akşam yeniden anlatıyordu. Kuram burada bir şey icat etmedi, uygulamayı adlandırdı.
Dördüncüsü, bir sınır durumu. Diziliş oyunları maliyetlidir. Her sıçrama okurdan bir kurulum işi ister: neredeyiz, ne zamandayız, kim konuşuyor. Bu maliyet karşılığında bir şey almıyorsan sadece kafa karıştırmış olursun. Test şu: dizilişi doğrusal hâle getir ve metni oku. Hiçbir şey kaybolmuyorsa dizilişin gerekçesi yok demektir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: doğrusal olmayan anlatı, doğrusal olandan daha gelişmiştir.
Bu inanç, karmaşıklığı derinlikle karıştırıyor. Kaplumbağa ile Tavşan tamamen doğrusaldır ve iki bin yıldır ayakta. Diziliş bir hüner gösterisi değil, bir araçtır; okurun neyi merak etmesini istediğine göre seçilir. Gerekçesiz karmaşıklık, ustalık değil gürültüdür.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: geri dönüş, geçmişi anlatmanın yoludur.
Aslında geri dönüş, geçmişi anlatmanın en pahalı yoludur; şimdiki zamanı durdurur. Çoğu geri dönüş tek bir cümleyle, bir nesneyle ya da bir tepkiyle değiştirilebilir. Kural: geçmişi ancak bugünkü bir kararı anlaşılmaz kılıyorsa sahne olarak göster; başka her durumda ima et ve devam et.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: olay örgüsü, olayların özetidir.
Değildir. Özet "sonra" ile bağlanır, olay örgüsü "bu yüzden" ile. Bir metnin olay örgüsü olup olmadığını anlamanın hızlı yolu şudur: iki olay arasına "bu yüzden" koy. Cümle saçmalıyorsa elindeki şey henüz bir örgü değil, bir sıralamadır. Yedinci bölümde bu testi ayrıntısıyla kullanacağız.
Uygulama — kendin dene
Önce metnindeki olayları tek tek çıkar ve kronolojik sıraya diz. Numaralandır. Bu senin hikâye katmanın.
Şimdi üç ayrı diziliş yaz. Her biri sadece numaralardan oluşsun, yeniden yazma. Birincisi doğrusal olsun. İkincisi sondan başlasın. Üçüncüsünde en az bir olayı tamamen çıkar.
Her diziliş için tek bir cümle yaz: bu sıralamada okur neyi merak eder?
En sonunda üçünden birini seç ve neden onu seçtiğini bir cümleyle gerekçelendir. Gerekçe "daha ilginç" olamaz; "okurun şunu merak etmesini istiyorum" olmalı.
Bu üç dizilişi sakla. Yedinci bölümde on iki kartlık olay örgüsü kurarken aynı yöntemi büyük ölçekte kullanacağız.
Kilit özet
Birincisi: hikâye olmuş olan her şey, olay örgüsü bunlardan seçilip nedensel olarak dizilenler, anlatım ise o dizinin kim tarafından ve ne kadarı söylenerek aktarıldığıdır.
İkincisi: olay örgüsü "sonra" ile değil "bu yüzden" ile bağlanır; iki olay arasına bu bağlacı koyamıyorsan elindeki henüz bir örgü değildir.
Üçüncüsü: diziliş türü bile değiştirir — aynı dört olay kronoloji, polisiye ya da trajedi olabilir.
Dördüncüsü: sonucu baştan vermek gerilimi öldürmez, merakın cinsini değiştirir; "kim" sorusunu "neden" sorusuna çevirir.
Beşincisi: her diziliş oyununun okura bir kurulum maliyeti vardır; doğrusal hâle getirince hiçbir şey kaybolmuyorsa o dizilişin gerekçesi yoktur.
Sonraki derse köprü
Bu derste ve öncekinde "değişim" kelimesini defalarca kullandım ama bir kez bile ölçmedim. Bir metnin sonunda bir şeyin değiştiğini nasıl kanıtlarsın? "Karakter olgunlaştı" demek bir gözlem değil, bir izlenimdir.
Sıradaki derste değişimi ölçülebilir hâle getireceğiz. Her sahnenin bir başlangıç değeri ve bir bitiş değeri olduğunu göreceğiz; ikisi aynıysa o sahne çalışmıyordur. Bu, kursun sana vereceği en pratik tamir aletlerinden biri.