Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: güvenilmezlik bilgi sınırından ve yanılmadan farklıdır; metnin anlatıcıya karşı okurla gizli bir anlaşma kurmasıdır.
İkincisi: altı sebep vardır — kendini kandırma, bilgisizlik, hafıza, ideolojik körlük, kasıtlı yalan ve sınırlı kavrayış; her biri farklı bir metin üretir.
Üçüncüsü: güvenilmezlik rastgele sürpriz olamaz; metin, okurun fark edebileceği çatlakları önceden bırakmak zorundadır.
Dördüncüsü: çatlak üç yolla bırakılır — başkasının sözü, tekrar eden savunma ve ölçüsüz tepki; hiçbiri yalanı doğrudan göstermez.
Beşincisi: etik sınır tek cümle — anlatıcı yalan söyleyebilir, metin söyleyemez; açıklamadan sonraki yeniden okumada her şey tutmalıdır.
Açılış sahnesi
Bir anlatıcı şöyle diyor: "Köyden ayrılırken kimse arkamdan bakmadı. Zaten kimseye bir şey borçlu değildim."
İki cümle. İkisi de bir iddia.
Sonra, üç sayfa ilerde, tamamen başka bir şeyden bahsederken şunu söylüyor: "Otobüs kalkarken camdan baktım, muhtarın karısı hâlâ oradaydı."
Kimse bakmamıştı. Ama biri oradaydı ve anlatıcı onu görmüştü.
Bu bir tutarsızlık değil. Bir çatlak.
Ve o çatlaktan içeri baktığımızda anlatıcının bize değil, kendine bir şey anlattığını görüyoruz.
Güvenilmez anlatıcı, yanlış söyleyen anlatıcı değildir. Söylediği ile metnin gösterdiği arasında okurun fark edebileceği bir boşluk bırakan anlatıcıdır. O boşluğu okur doldurur ve asıl hikâye orada kurulur.
Bu ders o boşluğu tasarlamayı öğretiyor.
Bu derste ne olacak
Önce güvenilmezliğin ne olduğunu ve ne olmadığını ayıracağız. Sonra altı sebebini tek tek açacağız — kendini kandırma, bilgisizlik, hafıza, ideolojik körlük, kasıtlı yalan ve sınırlı kavrayış. Her biri farklı bir metin üretiyor. Ardından en önemli teknik meseleye geleceğiz: çatlak nasıl bırakılır? Üç yöntem göreceğiz. Sonra güvenilmezliğin derecesini ve ne zaman ortaya çıkacağını konuşacağız. Son olarak etik sınırı çizeceğiz ve kurmaca dışındaki hâline bakacağız. On üç örnekten romandan filme, kurum anlatısından veri hatasına bunları izleyeceğiz.
Sıfır noktası
Bir mektup düşün ve zarfın üstündeki damgayı.
Mektupta "bu satırları memleketimden yazıyorum" yazıyor. Damgada başka bir şehrin adı var.
Mektubu yazan yalan söylemiş olabilir. Ya da orada olduğuna gerçekten inanıyor olabilir. Ya da mektubu birine postalatmıştır ve bunu önemsiz bulmuştur.
Üç ihtimalin hepsi mümkün ve hangisi olduğunu mektup söylemiyor. Söyleyen şey damga.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Belgede çelişki dışarıdan doğrulanabilir; damgaya bakar, karar verirsin. Metinde doğrulayacak bir dış merci yok — okur hem savcı hem hâkim. Bu yüzden çatlağın okurun görebileceği kadar açık, kendiliğinden karar verilemeyecek kadar da kapalı olması gerekiyor.
Bu ayar, güvenilmez anlatımın bütün zorluğu.
Mekanizma
Tanım ve sınır
İki şeyle karıştırılmamalı.
Bilgi sınırıyla karıştırılmamalı. Her birinci kişi anlatıcı sınırlıdır; görmediğini anlatamaz. Bu güvenilmezlik değil, biçimin doğal şartı.
Yanılmayla karıştırılmamalı. Bir karakterin bir şeyi yanlış tahmin etmesi ve sonra öğrenmesi normal bir olay örgüsüdür. Güvenilmezlik, anlatının kendisinin şüpheli hâle gelmesidir.
Ayırt edici soru şu: metin, anlatıcıya karşı okurla gizli bir anlaşma kuruyor mu? Kuruyorsa güvenilmezlik var.
Altı sebep
Kaynağımız altı tanesini sayıyor ve her biri farklı bir metin üretiyor.
Bir — Kendini kandırma. Anlatıcı yalan söylemiyor; kendi anlattığına inanıyor. En verimli ve en yaygın olanı, çünkü okurda öfke değil merhamet üretiyor.
İki — Bilgisizlik. Anlatıcı bir şeyi bilmediği için eksik anlatıyor. Burada güvenilmezlik ahlaki değil, bilgiseldir.
Üç — Hafıza sorunu. Anlatıcı hatırladığını sanıyor ve hafızası bozuk. Bu, anlatma zamanı uzadıkça doğal olarak artıyor.
Dört — İdeolojik körlük. Anlatıcı dünyayı belirli bir çerçeveden görüyor ve o çerçevenin dışındakini kaydetmiyor. En zor yazılanı, çünkü yazarın da kendi çerçevesini görmesi gerekiyor.
Beş — Kasıtlı yalan. Anlatıcı biliyor ve saklıyor. En keskin gerilimi üretiyor ve en dikkatli kullanılması gereken sebep bu.
Altı — Çocukluk ya da sınırlı kavrayış. Anlatıcı olayı doğru aktarıyor ve anlamını çıkaramıyor. Okur ondan fazlasını görüyor ve bu, en hüzünlü kurulum.
Bir metinde birden fazla sebep birlikte bulunabilir. En sık görülen çift: kendini kandırma ile hafıza.
Anlatı çatlağı
Kural tek cümlelik ve sıkı: güvenilmezlik rastgele bir sürpriz olamaz. Metin çatlakları önceden bırakmak zorunda.
Sebebi şu: çatlak bırakılmadan yapılan bir açıklama, okurun o güne kadarki okumasını geçersiz kılar. Okur kandırılmış hisseder ve haklıdır — çünkü elinde hiçbir şey yoktu.
Çatlak bırakılmışsa okur geri döner, işaretleri görür ve kendini akıllı hisseder. Aynı bilgi, iki bambaşka deneyim.
Çatlak bırakmanın üç yolu
Bir — Başkasının sözü. Bir yan karakter, anlatıcının söylediğiyle uyuşmayan bir şey söyler ve anlatıcı bunu geçiştirir. Geçiştirme biçimi, çatlağın kendisidir.
İki — Tekrar eden savunma. Anlatıcı sorulmamış bir soruya cevap verir. "Zaten kimseye bir şey borçlu değildim" cümlesi, kimse sormadığı için bir itiraftır. Bir savunma iki kez tekrarlandığında okur onu ters okumaya başlar.
Üç — Ölçüsüz tepki. Anlatıcı küçük bir olaya büyük tepki verir ya da büyük bir olayı hiç anmadan geçer. Yirmi dokuzuncu derste kırılganlık için söylediğimiz ölçü burada güvenilmezliğin işareti olarak çalışıyor.
Üçünün ortak yanı: hiçbiri anlatıcının yalanını doğrudan göstermez. Hepsi okura bir hesap yaptırır.
Güvenilmezliğin derecesi
Güvenilmezlik açık kapalı bir düğme değil, bir kadran.
Hafif. Anlatıcı çoğu şeyde doğru, birkaç konuda kendini kandırıyor. Okur ona güvenmeye devam eder ve bazı cümlelerine şerh koyar. En sık kullanılan ve en dayanıklı ayar.
Orta. Anlatıcının bakışı sistematik olarak eğri. Okur her cümleyi çevirerek okur.
Ağır. Anlatının temel bilgileri yanlış. Bu ayar tek kullanımlıktır: açıklandığında biter ve metnin geri kalanını taşıyamaz.
Uzun anlatılarda hafif ya da orta ayar seçilir. Ağır ayar, kısa metinlerde ve tek dönüşlü yapılarda çalışır.
Ne zaman ortaya çıkar
Üç seçenek var ve üçü de meşru.
Erken. Okur en baştan bilir ve bütün metni bir çeviri işi olarak okur. Gerilim "yalan mı" sorusunda değil, "neden" sorusunda kurulur.
Geç. Bir noktada açıklanır ve okur geriye döner. En yaygın kullanım ve çatlak kuralı burada en sıkı geçerlidir.
Hiç. Metin hiçbir zaman kesin bir hüküm vermez; okur kendi kararını verir ve emin olamaz. En zor olanı ve doğru kurulduğunda en kalıcı olanı.
Etik sınır
Kırk dördüncü derste bir kural kurmuştuk: yanlış yönlendirebilirsin, yalan söyleyemezsin.
Güvenilmez anlatıcı bu kuralı bozar gibi görünüyor ve bozmuyor. Ayrım şu:
Anlatıcı yalan söyleyebilir. Metin söyleyemez.
Yani anlatıcının cümlesi yanlış olabilir; ama metnin bütünü, o cümlenin yanlış olduğunu anlamak için gereken malzemeyi bulundurmak zorunda.
Bu ayrım aynı zamanda pratik bir test veriyor: açıklamadan sonra metni yeniden okuduğunda her şey tutuyor mu? Tutmayan tek bir yer varsa okur aldatılmıştır.
Kurmaca dışındaki hâli
Güvenilmez anlatıcı kurmacaya özgü bir teknik değil. Kurmaca dışında bir teknik değil, bir risk.
Bir röportajda konuşan kişi kendini kandırıyor olabilir. Bir kurumun kendi köken hikâyesi seçici olabilir. Bir veri kümesi, içinde bulunmayanları hiç göstermeyebilir.
Buradaki fark önemli: kurmacada güvenilmezliği yazar tasarlar; kurmaca dışında yazarın işi onu fark etmek ve okura göstermektir.
Örneklerden okuma
Önce kendini kandırmanın ve hafızanın taşıdığı dört esere bakalım.
Şimdi kasıtlı yalanın ve sınırlı kavrayışın taşıdığı üç işe bakalım.
Şimdi anlatıcının güvenilir göründüğü ve metnin güvenilir olduğu iki işe bakalım.
Son olarak kurmaca dışında güvenilmezliğin dört hâline bakalım.
Usta katmanı
Şimdi dört ince noktaya bakalım.
Birincisi, güvenilmez anlatıcı yazarken en zor iş çatlağın ölçüsünü ayarlamak. Çok açık bırakırsan okur ilk sayfada anlar ve gerilim biter. Çok kapalı bırakırsan açıklama havada kalır. En işe yarar yöntem, ilk okuyucudan tek bir şey istemek: hangi sayfada şüphelendiğini işaretlemesini. Hedeflediğin yerden çok erkense çatlakları azalt, çok geçse artır.
İkincisi, kendini kandıran anlatıcı yazarken en zor yer sevgi. Yazar, anlatıcısının yanıldığını gösterirken ondan uzaklaşma eğilimine girer ve metin bir teşhir hâline gelir. Oysa bu kurulumun bütün gücü, okurun anlatıcıyı yanıldığını bilerek sevmesinde. Kural: anlatıcıyı asla küçük düşürme; sadece görmediğini göster.
Üçüncüsü, ideolojik körlük en dürüst şekilde ancak yazarın kendi çerçevesini bilmesiyle yazılabilir. Bir anlatıcının hangi ayrıntıları kaydetmediğini yazmak için, kaydetmediği şeylerin ne olduğunu bilmek gerekiyor — ve bu, araştırma işidir. Bu tür anlatıcılar sezgiyle yazıldığında genelde yazarın kendi çerçevesini tekrarlar.
Dördüncüsü, bir üretim notu. Sinemada güvenilmezlik daha zordur, çünkü kamera gördüğünü gösterir ve seyirci kameraya güvenir. Bu yüzden filmlerde güvenilmezlik genelde kurgu ve dış ses üzerinden kurulur, görüntü üzerinden değil. Görüntünün yalan söylediği filmler bunu bir kez yapar ve bir daha yapamaz — seyirci artık hiçbir kareye inanmaz.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: güvenilmez anlatıcı, sonunda büyük bir sürpriz açıklayan anlatıcıdır.
Sürprizli sonlar bu tekniğin yalnızca bir kullanımı ve en tükenmiş olanı. Asıl kullanımı sürpriz üretmek değil, iki katmanlı bir okuma kurmaktır: anlatıcının anlattığı hikâye ve okurun çıkardığı hikâye. İyi örneklerde ikisi de sonuna kadar durur.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: güvenilmezlik yalnızca birinci kişide mümkündür.
En kolay orada kurulur; ama sınırlı üçüncü kişide de kurulabilir — odak karakterinin yanılgısı anlatının tamamını eğebilir. Tanrısal anlatıcıda bile mümkün: anlatıcının tavrının kendisi sorgulanabilir hâle gelebilir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: okur güvenilmez anlatıcıyla özdeşleşemez, o yüzden metinden kopar.
Ölçüm bunun tersini gösteriyor: okurun anlatıcıdan fazlasını görmesi, bağı zayıflatmıyor, farklı bir bağ kuruyor. Okur artık anlatıcının yanında değil, onun için endişeleniyor — ve bu bazen daha güçlü bir bağ.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım. Altı sebepten birini seç ve karakterine ata. Kendini kandırma, bilgisizlik, hafıza, ideolojik körlük, kasıtlı yalan ya da sınırlı kavrayış. Seçtiğin sebebi tek cümleyle gerekçelendir.
İkinci adım. Anlatıcının iddiasını yaz. Tek cümle: bu kişi kendi hakkında neye inanıyor?
Üçüncü adım. Sahneyi birinci kişide yeniden yaz, iki yüz elli kelime. Anlatıcı iddiasını savunsun.
Dördüncü adım. Üç çatlak yerleştir — her yöntemden bir tane. Bir yan karakterin sözü, bir tekrar eden savunma, bir ölçüsüz tepki. Hiçbiri iddiayı doğrudan çürütmesin.
Beşinci adım. Dereceyi kontrol et. Anlatıcın hafif mi, orta mı, ağır mı güvenilmez? Uzun bir metin yazıyorsan ağır ayarı hafiflet.
Altıncı adım. Etik testi uygula. Anlatıcın yalan söyledi mi, metnin yalan söyledi mi? Metinde, okurun gerçeği çıkarması için gereken her şey var mı?
Son kontrol. Sahneyi birine okut ve tek soru sor: "Bu kişiye inanıyor musun?" Cevap "çoğunlukla ama bir yerde bir şey var" ise ayar doğru. "Evet" ise çatlaklar az, "hayır" ise çok.
Kilit özet
Birincisi: güvenilmezlik bilgi sınırından ve yanılmadan farklıdır; metnin anlatıcıya karşı okurla gizli bir anlaşma kurmasıdır.
İkincisi: altı sebep vardır — kendini kandırma, bilgisizlik, hafıza, ideolojik körlük, kasıtlı yalan ve sınırlı kavrayış; her biri farklı bir metin üretir.
Üçüncüsü: güvenilmezlik rastgele sürpriz olamaz; metin, okurun fark edebileceği çatlakları önceden bırakmak zorundadır.
Dördüncüsü: çatlak üç yolla bırakılır — başkasının sözü, tekrar eden savunma ve ölçüsüz tepki; hiçbiri yalanı doğrudan göstermez.
Beşincisi: etik sınır tek cümle — anlatıcı yalan söyleyebilir, metin söyleyemez; açıklamadan sonraki yeniden okumada her şey tutmalıdır.
Sonraki derse köprü
Bölüm 9'un son dersine geliyoruz ve orada teknik biter, sorumluluk başlar.
Sıradaki derste bakış açısının etiği var. Bir bakış açısı seçmek, kimin içini göreceğimize karar vermektir — ve kimin içini görmeyeceğimize de. Kimin acısı içeriden, kimin acısı uzaktan gösteriliyor? Kime karmaşıklık veriliyor, kime yalnızca işlev? Bu sorunun bir tekniği yok; bir hesabı var ve bu hesabı yazarın vermesi gerekiyor.