Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: birinci kişide asıl anlatılan şey olaylar değil sestir; aynı olayı anlatan iki ses iki ayrı hikâye üretir.
İkincisi: sınır tek cümlelik — anlatıcı görmediğini ve bilmediğini doğal biçimde aktaramaz; çıkarım meşrudur, başkasının zihni değildir.
Üçüncüsü: ses altı ölçülebilir ayardan yapılır — kelime dağarcığı, cümle ritmi, neyi atladığı, neyi tekrarladığı, mizahı ve kendine mesafesi.
Dördüncüsü: anlatma zamanı bütün sesi belirler; belirsiz bırakıldığında ses yazarın sesine kayar.
Beşincisi: algı fiillerini silmek birinci kişiyi hem kısaltır hem yakınlaştırır — okur zaten anlatıcının algısındadır.
Açılış sahnesi
Aynı olay, iki ayrı anlatıcı.
Birincisi: "Kuyunun başına vardığımda çatlağı hemen gördüm; kimseye söylemedim."
İkincisi: "Kuyuya baktım. Bir şey vardı, tam anlamadım. Sonra unuttum zaten. Sonra da unutmadığım anlaşıldı."
Aynı çatlak, aynı sessizlik.
Birincisi kendinden emin, kısa cümleli, kararının farkında biri. İkincisi kendini bile ikna edemiyor; cümlesini bitirdikten sonra geri dönüp düzeltiyor.
İkisi de hiçbir şey söylememiş. Ama biri seçmiş, diğeri kaçmış — ve bunu bize olaylar değil, cümlelerin kendisi söyledi.
Birinci kişide asıl anlatılan şey olaylar değildir. Sestir. Aynı olayı anlatan iki ses, iki ayrı hikâye üretir.
Bu ders o sesi kurmayı öğretiyor.
Bu derste ne olacak
Önce birinci kişinin ne verdiğini ve neyi imkânsız kıldığını göreceğiz. Sonra sesin neyden yapıldığını açacağız — çünkü ses bir üslup süsü değil, ölçülebilir seçimlerin toplamı. Ardından en çok atlanan soruya geleceğiz: bu kişi ne zaman anlatıyor? Olayın hemen ardından mı, yıllar sonrasından mı? Sonra birinci kişinin bilgi sınırını aşmanın meşru yollarını konuşacağız. Son olarak çoklu birinci kişiye ve onun bedeline bakacağız. On bir örnekten romandan anıya, podcastten girişim sunumuna bunları izleyeceğiz.
Sıfır noktası
Bir telefon konuşması düşün.
Karşı taraf adını söylemeden konuşmaya başlıyor ve sen üç kelimede kim olduğunu anlıyorsun. Ne anlattığından değil; nasıl anlattığından. Hızından, duraklamasından, hangi kelimeyi seçtiğinden.
Ses, kimliğin en hızlı taşıyıcısı.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Telefonda ses fizikseldir: tını, ton, hız. Sen onu üretmezsin, o zaten öyledir. Metinde ise ses tamamen seçimlerden yapılır — hangi kelime, hangi cümle uzunluğu, neyin atlandığı, neyin tekrarlandığı.
Yani metinde ses doğal bir şey değil, inşa edilen bir şey. Ve tam olarak bu yüzden öğrenilebiliyor.
Mekanizma
Birinci kişi ne verir
Dört şey verir.
Yakınlık. Okur bir zihnin içindedir ve orada kalır.
Belirgin ses. Anlatıcının kim olduğu her cümlede yeniden kurulur.
Doğal bilgi sınırı. Neyin saklanacağını ayrıca tasarlamak gerekmez; anlatıcı bilmediğini anlatamaz.
Güvenilmezlik imkânı. Anlatıcı yanılabilir ya da yalan söyleyebilir ve metin bunu kaldırır. Elli sekizinci dersin konusu.
Sınırı
Sınır tek cümlelik: anlatıcı görmediği ya da bilmediği şeyi doğal biçimde aktaramaz.
Bu sınır, birinci kişiyi seçerken kabul edilen sözleşme. İhlal edildiğinde okur bunu bilinçli fark etmez; metne olan güveni düşer.
En sık ihlal biçimi şu: anlatıcı, başka bir karakterin ne düşündüğünü söyler. "Beni anlamadığını biliyordum" cümlesi meşrudur — bu bir çıkarım. "O anda beni anlamadığını düşünüyordu" cümlesi ihlaldir.
Aradaki fark tek kelime: birinci cümle anlatıcının tahminini, ikincisi karşı tarafın zihnini veriyor.
Ses neyden yapılır
Altı ayardan yapılır ve altısı da ölçülebilir.
Kelime dağarcığı. Hangi kelimeleri kullanıyor, hangilerini bilmiyor ya da kullanmıyor.
Cümle uzunluğu ve ritim. Kısa ve kesik mi, uzun ve dolambaçlı mı? İkisi arasında ne zaman geçiyor?
Neyi atlıyor. Ses en çok burada kurulur. Anlatıcının hızla geçtiği yer, onun için zor olan yerdir.
Neyi tekrarlıyor. Dönüp durduğu kelime, dönüp durduğu mesele demektir.
Mizah ve ironi. Kendisiyle dalga geçiyor mu, başkalarıyla mı, hiç geçmiyor mu?
Kendine mesafesi. O günkü hâlini savunuyor mu, yargılıyor mu, anlamaya mı çalışıyor?
Bir ses kurmanın en pratik yolu, bu altı ayarı tek tek yazmak ve sonra sahneyi ona göre yazmak. Sezgiyle yazılan sesler genelde yazarın kendi sesine kayar.
Anlatma zamanı
En çok atlanan soru bu ve cevabı bütün sesi belirliyor.
Hemen sonra anlatılıyorsa anlatıcı henüz anlamamıştır; ses kızgın, dağınık ya da savunmacıdır.
Yıllar sonra anlatılıyorsa anlatıcı bir şey öğrenmiştir; ses daha sakin ve daha acımasızdır — kendine karşı.
Anlatma anı hiç belli değilse ses zamansız kalır ve genelde yazarın sesine benzer.
Üçüncüsü en yaygın kusur. Tek cümlelik bir karar bunu çözüyor: "Bu kişi bunu kaç yıl sonra anlatıyor?"
Ve bir ileri hamle: anlatıcı, o günkü hâlinden fazlasını biliyor olabilir ve bu bilgiyi kullanabilir. "O zaman anlamamıştım" cümlesi, iki zamanı aynı anda çalıştıran en verimli kalıplardan biri.
Bilgi sınırını aşmanın meşru yolları
Birinci kişide anlatıcının bilmediği bir şeyi okura ulaştırmak gerekiyorsa dört meşru yol var.
Başkası söyler. Bir karakter anlatıcıya anlatır.
Belge girer. Mektup, kayıt, gazete.
Anlatıcı sonradan öğrenir ve geriye dönüp söyler. "Bunu ancak üç yıl sonra öğrendim."
Okur çıkarır. Anlatıcının anlamadığı bir şeyi okur anlar. En güçlü yol ve elli sekizinci dersteki güvenilmezliğin kapısı.
Yasak olan tek şey: anlatıcının hiçbir gerekçe olmadan bilmesi.
"Ben" tuzağı
Birinci kişide en yaygın teknik kusur, cümlelerin ardı ardına "ben" ile başlaması. Gördüm, gittim, düşündüm, hissettim.
Bu, sesi tekdüzeleştirir ve dikkati anlatıcıya değil dilbilgisine çeker.
Çözüm dünyayı öne almak: "Kuyunun başında bir çatlak vardı" cümlesi, "Kuyunun başında bir çatlak gördüm" cümlesinden hem daha kısa hem daha yakındır — çünkü görme eylemi zaten anlatıcıya ait.
Kural: birinci kişide algı fiillerini sil. Gördüm, duydum, hissettim, fark ettim. Bunları sildiğinde okur zaten anlatıcının algısındadır.
Çoklu birinci kişi
Birden fazla birinci kişi anlatıcı kullanmak mümkün ve bedeli var.
Kazanç: aynı olayın farklı seslerden okunması, kimin ne bildiğini kıyaslama imkânı.
Bedel: okurun her geçişte yeniden konumlanması ve seslerin birbirine benzeme riski.
Tek şart var ve sıkı: iki anlatıcının sesi, adı yazılmasa bile ayırt edilebilmeli. Ayırt edilemiyorsa çoklu anlatıcı bir yapı süsüdür ve kaldırılmalıdır.
Örneklerden okuma
Önce sesin bütün metni taşıdığı üç romana bakalım.
Şimdi anlatma zamanının sesi belirlediği üç esere bakalım.
Şimdi mizah ve muhatap ayarlarına iki esere bakalım.
Son olarak birinci kişinin kurmaca dışındaki hâline üç örnekten bakalım.
Usta katmanı
Şimdi üç ince noktaya bakalım.
Birincisi, ses tutarlı olmalı ama sabit olmamalı. Bir anlatıcının sesi metin boyunca değişebilir ve değişmesi bir dönüşüm göstergesidir: cümleler kısalır, mizah kaybolur, kaçamaklar azalır. Bu değişimi bilinçli tasarlamak, karakterin değiştiğini söylemeden göstermenin en ince yollarından biri.
İkincisi, birinci kişide en zor yazılan şey övgüdür. Anlatıcı kendini övdüğünde okur ondan uzaklaşır; hiç övmediğinde de yapay bir alçakgönüllülük çıkar. En işe yarar çözüm, övgüyü başkasının ağzına vermek ve anlatıcının onu geçiştirmesi. Geçiştirme biçimi, karakteri övgünün kendisinden daha iyi anlatır.
Üçüncüsü, bir üretim notu. Seslendirmeli işlerde birinci kişi metni yazılırken sesli okunmalı, çünkü yazıda çalışan bazı yapılar konuşmada çalışmaz: uzun ara cümleler, çok katmanlı zaman geçişleri, sayfaya yayılmış tekrarlar. Sekseninci derste sesli okuma revizyonunu ayrıca açacağız; burada bilinmesi gereken şu: birinci kişi metni, seslendirme gerektiren biçimlerde iki kez sınanır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: birinci kişi en kolay anlatım biçimidir, o yüzden yeni başlayanlar oradan başlar.
Başlaması doğru; kolay olduğu için değil, sınırının net olduğu için. Zorluğu şurada: ses kurulmadığında birinci kişi, yazarın kendi sesinin karaktere giydirilmiş hâli olur ve bu, üçüncü kişideki aynı kusurdan çok daha görünürdür.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: birinci kişide okur anlatıcının söylediklerine inanmak zorundadır.
Tam tersi: birinci kişi, okura şüphe etme imkânı veren tek biçimdir. Anlatıcının iddiası ile ayrıntılar arasındaki çatlaklar, okurun kendi okumasını kurmasına alan açar ve bu, metnin en derin katmanı olabilir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: birinci kişi anlatıcı sempatik olmalıdır, yoksa okur metinde kalmaz.
Okuru tutan şey sempati değil, ilgi. Kendini haklı çıkarmaya çalışan, yanılan ya da hoş olmayan bir anlatıcı, tam olarak bu yüzden okunur — okur onun ne kadar yanıldığını ölçmek için okur.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım. Altı ses ayarını karakterin için yaz. Kelime dağarcığı, cümle uzunluğu, neyi atlıyor, neyi tekrarlıyor, mizahı var mı, kendine mesafesi ne? Her biri tek cümle.
İkinci adım. Anlatma zamanını belirle. Bu kişi olayı kaç yıl sonra anlatıyor? Tek cümle yaz ve o cümleyi görünür bir yere koy.
Üçüncü adım. Sahneni birinci kişide yeniden yaz, iki yüz kelime. Yazarken altı ayara bak.
Dördüncü adım. Algı fiillerini tara. Gördüm, duydum, hissettim, fark ettim, anladım. Hepsini sil ve cümleleri yeniden kur. Kaç tanesini silebildiğine bak.
Beşinci adım. "O zaman anlamamıştım" kalıbını bir kez kullan. Anlatıcının bugün bildiği ve o gün bilmediği tek bir şeyi cümleye sok.
Son kontrol ve en sert olan. Yazdığın paragrafın başındaki karakter adını sil ve bir arkadaşına ver. Kim olduğunu ses üzerinden söyleyebiliyor mu? Söyleyemiyorsa ses henüz kurulmamış; altı ayardan en az ikisini keskinleştir.
Kilit özet
Birincisi: birinci kişide asıl anlatılan şey olaylar değil sestir; aynı olayı anlatan iki ses iki ayrı hikâye üretir.
İkincisi: sınır tek cümlelik — anlatıcı görmediğini ve bilmediğini doğal biçimde aktaramaz; çıkarım meşrudur, başkasının zihni değildir.
Üçüncüsü: ses altı ölçülebilir ayardan yapılır — kelime dağarcığı, cümle ritmi, neyi atladığı, neyi tekrarladığı, mizahı ve kendine mesafesi.
Dördüncüsü: anlatma zamanı bütün sesi belirler; belirsiz bırakıldığında ses yazarın sesine kayar.
Beşincisi: algı fiillerini silmek birinci kişiyi hem kısaltır hem yakınlaştırır — okur zaten anlatıcının algısındadır.
Sonraki derse köprü
Birinci kişinin yakınlığını ve sınırını gördük. Şimdi modern kurmacanın en çok kullandığı seçeneğe geçiyoruz.
Sıradaki derste üçüncü kişi sınırlı var. Ses dışarıda, bilgi içeride — ikisinin arasındaki bu ara konum, birinci kişinin yakınlığını korurken sınırlarının bir kısmını kaldırıyor. Nasıl kurulduğunu, nerede kaydığını ve en sık yapılan hatayı göreceğiz: yazarın sesinin farkında olmadan araya girmesi.