İçeriğe geç

Ders 53 · Bölüm 9

Kim anlatıyor, kim görüyor?

Anlatıcı ile odaklanmayı ayırır.

1.968 kelime · 11 örnek · yaklaşık 13 dakika okuma · hedef video 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Birincisi: "kim anlatıyor" ile "kimin algısından görüyoruz" ayrı sorulardır ve bir metnin bakış açısı ikisinin birleşimidir.

İkincisi: beş anlatıcı türü vardır — birinci kişi, üçüncü kişi sınırlı, tanrısal, nesnel ve ikinci kişi; güvenilmezlik bir tür değil, hepsinin üzerine binebilen bir katmandır.

Üçüncüsü: odak üç ayarda çalışır — sıfır, içsel, dışsal; ayar değişimi bölüm ya da sahne sınırında yapılır.

Dördüncüsü: bakış açısı seçimi aynı anda üç karardır — bir bilgi kararı, bir mesafe kararı ve bir etik karar.

Beşincisi: seçim ölçütü tek soru — bu hikâyenin gerilimi bilgi eksikliğinden mi, bilgi fazlalığından mı doğuyor?

Açılış sahnesi

Aynı an, üç ayrı cümle.

Birincisi: "Kuyunun başına vardığımda çatlağı hemen gördüm; kimseye söylemedim."

İkincisi: "Ada çatlağı gördü. Muhtarın da görüp görmediğini anlayamadı."

Üçüncüsü: "Ada çatlağı yeni görmüştü. Muhtar ise üç aydır her sabah onun biraz daha büyümesini izliyordu."

Aynı kuyu, aynı çatlak, aynı iki kişi.

Birincisinde bir sırla baş başayız. İkincisinde bir belirsizliğin içindeyiz. Üçüncüsünde ise bir şeyi Ada'dan önce biliyoruz ve onun adına kaygılanıyoruz.

Üç ayrı hikâye. Ve değişen tek şey, kimin anlattığı.

Bakış açısı bir üslup tercihi değildir. Okurun neyi ne zaman bileceğini belirleyen karardır — yani gerilimin, yakınlığın ve merhametin nereye düşeceğini belirler.

Bu ders Bölüm 9'u açıyor ve iki ayrı soruyu birbirinden ayırıyor.

Bu derste ne olacak

Önce en çok karıştırılan ayrımı kuracağız: kim anlatıyor ile kim görüyor ayrı sorulardır. Sonra anlatıcı türlerinin haritasını çıkaracağız — beşi var ve her birinin kendi dersi olacak. Ardından odaklanmayı tanımlayacağız ve aynı anlatıcının farklı odaklarla nasıl çalıştığını göreceğiz. Sonra bakış açısı seçiminin üç ayrı karar olduğunu göstereceğiz: bir bilgi kararı, bir mesafe kararı ve bir etik karar. Son olarak seçim ölçütünü konuşacağız. On bir örnekten romandan filme, aile albümünden belgesele bunları izleyeceğiz.

Sıfır noktası

Bir fotoğraf ve altındaki yazı düşün.

Fotoğrafı biri çekti: nereye bakılacağına, neyin kadraja gireceğine o karar verdi.

Altındaki yazıyı başka biri yazdı: gördüğümüz şeyin ne anlama geldiğini o söylüyor.

İkisi aynı kişi olabilir ve olmak zorunda değil. Aynı fotoğrafın altına iki farklı yazı konduğunda iki farklı belge çıkar.

Anlatıda da böyle: bir kadraj var, bir de ses.

Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Fotoğrafta kadraj ile yazı fiziksel olarak ayrıdır; ikisini karıştırmak mümkün değil. Metinde ikisi aynı cümlenin içinde taşınır ve okur onları ayırmaz — bir bütün olarak alır. Tam olarak bu yüzden yazarın ayırması gerekiyor: okurun ayırt edemediği şey, yazarın kontrol etmesi gereken şeydir.

Mekanizma

İki ayrı soru

Bu ikisi ayrıdır ve ayrı olduklarını görmek, bu bölümün en verimli tek kazanımı.

Üçüncü kişi bir anlatıcı, sahneyi tamamen Ada'nın duyularıyla sınırlayabilir. Ses dışarıdadır, odak içeridedir.

Ya da birinci kişi bir anlatıcı, yıllar sonrasından geriye bakarak o günkü hâlinden fazlasını bilebilir. Ses içeridedir, odak dışarıya kaymıştır.

Pratik sonucu şu: bir metinde "bakış açısı sorunu" dendiğinde neredeyse her zaman bu ikisinden biri kastedilir ve hangisi olduğunu bilmeden düzeltilemez.

Anlatıcı türleri: harita

Beş temel tür var. Bu ders haritayı veriyor; her biri sonraki derslerde tek tek açılacak.

Birinci kişi. Anlatıcı olayların içindedir ve kendi adına konuşur. Yakınlık ve belirgin ses getirir; bilgiyi sınırlar.

Üçüncü kişi sınırlı. Anlatıcı dışarıdadır ama bilgi tek bir karakterin algısıyla sınırlıdır. Modern kurmacada en yaygın seçim.

Tanrısal. Anlatıcı birden fazla zihne, zamana ve bilgiye erişir. Genişlik ve ironi getirir; odak kaybı riski taşır.

Nesnel ya da kamera. Yalnızca gözlenebilir eylem ve sözler verilir; hiçbir iç dünya yorumlanmaz.

İkinci kişi. Okur doğrudan muhatap alınır. Yakınlık, suç ortaklığı ya da rahatsızlık üretir; etkileşimli biçimlerde doğaldır.

Bunlara bir de dikey bir eksen ekleniyor: anlatıcı güvenilir mi? Güvenilmezlik bir tür değil, her türün üzerine binebilen bir katman ve elli sekizinci dersin konusu.

Odaklanmanın çalışması

Odaklanma üç ayarda çalışır.

Sıfır odak. Sınır yok; anlatıcı herkesin içini bilir. Tanrısal anlatının doğal hâli.

İçsel odak. Bilgi tek bir karakterin algısıyla sınırlı. Birinci kişi ve üçüncü kişi sınırlı burada durur.

Dışsal odak. Bilgi hiç kimsenin içine girmez; yalnızca dışarıdan görülen kalır. Nesnel anlatım.

Asıl beceri, bu ayarın ne zaman değiştirileceğini bilmek.

Bir bölüm boyunca içsel odakta kalıp tek bir sahnede dışarı çıkmak — karakterin içine girmeyi bırakmak — o sahneyi bütün metinden ayırır. Okur sebebini bilmez, mesafeyi hisseder.

Kural: odak değişimi bölüm ya da sahne sınırında yapılır. Paragraf ortasında yapılan değişim, bir tercih olarak değil bir hata olarak okunur.

Birinci karar: bilgi

Otuz yedinci derste yapının işlerinden birinin bilgi dağıtmak olduğunu söylemiştik. Bakış açısı, o dağıtımın en güçlü aleti.

Okur karakterden fazla bilirse endişe üretilir. Az bilirse merak. Aynı miktarda bilirse özdeşleşme.

Açılıştaki üç cümle tam olarak bunu gösteriyordu: aynı olay, üç ayrı duygu — çünkü üç ayrı bilgi düzeni.

İkinci karar: mesafe

Bakış açısı aynı zamanda okuru karaktere ne kadar yaklaştıracağını belirler.

Ve burada bir sezgi yanılgısı var: birinci kişi her zaman daha yakın değildir. Kendini uzaktan anlatan bir birinci kişi anlatıcı, karakterin içine giren bir üçüncü kişiden çok daha soğuk olabilir.

Mesafenin kendi ölçüsü ve kendi dersi var; elli yedinci derste ayrı ayrı açacağız.

Üçüncü karar: etik

Bu, en az konuşulan ve en ağır olan.

Bir bakış açısı seçmek, kimin içini göreceğimize karar vermektir. Ve kimin içini görmediğimiz de bir karardır.

Kaynağımız soruyu şöyle soruyor: kimin acısı içeriden, kimin acısı uzaktan gösteriliyor? Kime karmaşıklık, kime yalnızca işlev veriliyor?

Bu sorunun bir tekniği yok; bir sorumluluğu var. Elli dokuzuncu ders tamamen buna ayrılmış durumda.

Seçim ölçütü

Bakış açısı nasıl seçilir? Tek bir soruyla.

Bu hikâyenin taşıdığı asıl gerilim, bir bilgi eksikliğinden mi doğuyor, yoksa bir bilgi fazlalığından mı?

Eksiklikten doğuyorsa — okur da karakterle birlikte öğrenmeli — içsel odak seç.

Fazlalıktan doğuyorsa — okur bilmeli, karakter bilmemeli — sıfır odağa yaklaş.

Hiçbirinden doğmuyorsa, yani gerilim davranışın kendisindeyse, dışsal odağı düşün.

Bu ölçüt kesin değil ama başlangıç noktası olarak neredeyse her zaman doğru yeri gösteriyor.

Örneklerden okuma

Önce beş türün her birinin en okunaklı hâline bakalım.

Şimdi odak seçiminin bir anlatıyı nasıl belirlediğine üç işten bakalım.

Son olarak kurmaca dışında aynı ayrımın nasıl göründüğüne iki örnekten bakalım.

Usta katmanı

Şimdi üç ince noktaya bakalım.

Birincisi, bakış açısı tutarlılığı bir kural değil bir sözleşme. Bir metin baştan sona tek odakta durabilir ya da düzenli olarak değiştirebilir; ikisi de meşru. Meşru olmayan tek şey, sözleşmenin belirsiz olması — okurun kuralı öğrenemediği metin, her sapmayı hata olarak okur. Kural şu: değişimini erken göster ve düzenli yap.

İkincisi, bakış açısı seçimi tür beklentisi taşır. Polisiye içsel odakta yazıldığında dedektifin bildiği her şey okura geçmek zorunda kalır ve tür zorlanır; bu yüzden klasik polisiyede odak çoğu zaman yardımcı karakterdedir. Aynı biçimde korku türü dışsal odağa, romantik anlatı içsel odağa eğilimlidir. Bu eğilimleri bilmek, onlara uymak zorunda olmak demek değil — ama karşı gitmenin bir bedeli olduğunu bilmek demek.

Üçüncüsü, bir üretim notu. Uyarlamada en çok kaybedilen şey bakış açısıdır. Birinci kişi bir roman filme alındığında ses kaybolur ve yerine dış ses konur; bu çözüm neredeyse her zaman zayıftır, çünkü romandaki ses bir bilgi sınırıydı, dış ses ise bir bilgi eklentisidir. İyi uyarlamalar sesi taklit etmez; sınırı görsel olarak yeniden kurar.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: birinci kişi en yakın, tanrısal en uzak anlatımdır.
Doğrusu

Yakınlık anlatıcı türüyle değil mesafe ayarıyla belirlenir. Kendini yıllar sonrasından ve alaycı bir tonla anlatan bir birinci kişi, karakterin nefesine kadar inen bir üçüncü kişiden çok daha uzaktır. Tür bir çerçeve verir; mesafeyi cümleler kurar.

Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: bakış açısı değiştirmek okuru şaşırtır, o yüzden kaçınılmalı.
Doğrusu

Şaşırtan şey değişimin kendisi değil, düzensizliğidir. Bölüm başlarında düzenli olarak odak değiştiren metinlerde okur sistemi ikinci bölümde öğrenir ve rahatsız olmaz. Rahatsız eden, tek bir paragrafın ortasında sebepsiz açılan bir zihindir.

Yaygın yanlışÜçüncüsü: tanrısal anlatıcı eski moda bir tekniktir.
Doğrusu

Yaygınlığı azalmış olabilir; geçerliliği azalmamıştır. Toplumsal ölçekli konular, kuşak anlatıları ve ironi gerektiren metinler için hâlâ en uygun seçenek. Modanın değişmesi, aletin işlevini değiştirmiyor.

Uygulama — kendin dene

Birinci adım. Sahneni oku ve iki soruyu ayrı ayrı cevapla. Kim anlatıyor? Kimin algısıyla sınırlıyız? İki cevap aynı kişiyse bunu not et; farklıysa da not et.

İkinci adım. Odak ayarını belirle: sıfır, içsel ya da dışsal. Metinde bir yerde ayar değişiyor mu? Değişiyorsa nerede ve bölüm sınırında mı?

Üçüncü adım. Aynı sahneyi ikinci bir odakla yeniden yaz — yüz elli kelime yeter. İçsel odaktaysan dışsala geç: kimsenin içine girme, sadece görülenleri yaz.

Dördüncü adım. İki sürümü karşılaştır ve tek soru sor: hangisinde daha çok şey merak ediyorum? Cevap ikinci sürümse, ilk sürümde muhtemelen fazla açıklama var.

Beşinci adım. Seçim ölçütünü uygula. Bu hikâyenin gerilimi bilgi eksikliğinden mi, fazlalığından mı doğuyor? Cevabınla mevcut seçimin uyuşuyor mu?

Son kontrol. Sahneni birine okut ve sor: "Bu sahnede kimin tarafındasın?" Cevap, senin seçtiğin odak karakteri değilse bakış açısı istediğin yerde durmuyor demektir.

Kilit özet

Birincisi: "kim anlatıyor" ile "kimin algısından görüyoruz" ayrı sorulardır ve bir metnin bakış açısı ikisinin birleşimidir.

İkincisi: beş anlatıcı türü vardır — birinci kişi, üçüncü kişi sınırlı, tanrısal, nesnel ve ikinci kişi; güvenilmezlik bir tür değil, hepsinin üzerine binebilen bir katmandır.

Üçüncüsü: odak üç ayarda çalışır — sıfır, içsel, dışsal; ayar değişimi bölüm ya da sahne sınırında yapılır.

Dördüncüsü: bakış açısı seçimi aynı anda üç karardır — bir bilgi kararı, bir mesafe kararı ve bir etik karar.

Beşincisi: seçim ölçütü tek soru — bu hikâyenin gerilimi bilgi eksikliğinden mi, bilgi fazlalığından mı doğuyor?

Sonraki derse köprü

Haritayı çıkardık. Şimdi türleri tek tek açıyoruz ve en çok kullanılanla başlıyoruz.

Sıradaki derste birinci kişi var. Neden bu kadar cazip olduğunu, neyi kolaylaştırıp neyi imkânsız kıldığını göreceğiz. Ve asıl meseleye geleceğiz: birinci kişide anlatılan şey olaylar değil, sestir. Aynı olayı anlatan iki farklı ses, iki farklı hikâye üretir — ve o sesi kurmak, karakteri kurmaktan ayrı bir iş.


Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel an — açılışta aynı kuyu görüntüsünün üç kez, her seferinde farklı bir çerçeveyle belirmesi.

Görsel an — fotoğraf benzetmesinde: bir kare ve altında yer değiştiren iki farklı altyazı.

Görsel an — beş türün beş ayrı konum simgesi olarak dizilmesi; güvenilmezliğin hepsinin üstüne binen bir katman olarak gelmesi.

Görsel an — odak ayarında: bir daire; sıfırda her yeri kapsıyor, içselde tek kişiye daralıyor, dışsalda kişilerin dışında kalıyor.

Görsel an — üç karar bölümünde: bilgi, mesafe ve etik için üç ayrı kadran.

Motif — ders boyunca dönen çerçeve; her bölümde konumu değişiyor.

Ritim — açılışta üç cümle arasında birer saniye, üçüncüden sonra iki saniye. Beş türün her biri arasında yarımşar saniye. Üç kararın her biri arasında birer saniye. Kilit özetin beş cümlesi arasında birer saniye boşluk.