İçeriğe geç

Ders 18 · Bölüm 3

Kimlik anlatıları: “Ben” ve “biz” nasıl kurulur?

Bir kimlik hikâyesinin seçtiği ve dışladığı unsurları belirler.

1.926 kelime · 11 örnek · yaklaşık 13 dakika okuma · hedef video 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Birincisi: "ben kimim" sorusunun cevabı bir gerçek değil, seçilmiş olaylardan kurulmuş bir anlatıdır.

İkincisi: kimlik anlatısı üç işlemden geçer — seçme, bağlama ve yönlendirme; üçü de büyük ölçüde istemsiz çalışır.

Üçüncüsü: anlatı yalnız geçmişi açıklamaz, bugünkü kararları da şekillendirir; bu yüzden kimlik anlatısı bir kayıt değil, ileriye çalışan bir kalıptır.

Dördüncüsü: her "biz" anlatısı aynı anda bir "onlar" üretir ve asıl soru, o "onlar"a bir iç dünya bırakılıp bırakılmadığıdır.

Beşincisi: bir anlatının en çok bilgi taşıyan yeri boşluklarıdır; varlıklara değil yokluklara bakmak ileri seviye bir okuma refleksidir.

Açılış sahnesi

Biri sana "kendini anlat" diyor.

Ne yaparsın? Doğum tarihinden başlamazsın. Bugüne kadar başına gelen her şeyi saymazsın. Bunun yerine üç dört olay seçer, aralarına bir çizgi çeker ve bir yön verirsin.

"Küçükken şöyleydim, sonra şu oldu, o yüzden bugün böyleyim."

Şimdi dikkat et, çünkü az önce bir şey yaptın.

Seçtin. Bazı olayları aldın, çok daha fazlasını almadın. Aralarına neden-sonuç koydun. Ve bir sonuç cümlesi kurdun.

Yani kendini anlatmadın. Kendini KURDUN.

"Ben kimim" sorusunun cevabı bir gerçek değil, bir anlatıdır. Her anlatı gibi seçer, dışarıda bırakır ve bir yön verir.

Bu ders o kurma işini görünür kılıyor — hem kendinde, hem başkalarının anlatısında.

Bu derste ne olacak

Önce kişisel kimlik anlatısının nasıl kurulduğuna bakacağız: hangi olaylar seçiliyor, hangileri düşüyor ve neden. Sonra aynı mekanizmanın topluluk ölçeğinde nasıl çalıştığını göreceğiz — "biz" anlatıları. Ardından bir kimlik anlatısını sökmek için dört soruluk bir alet kuracağız. On bir örnekten sözlü gelenekten otobiyografiye, aile albümünden kurum köken hikâyesine, oyundan belgesele kadar bunu izleyeceğiz. Ders bittiğinde bir kimlik anlatısının neyi seçtiğini ve neyi dışladığını gösterebiliyor olacaksın — ve bunu kendi anlatın için de yapabiliyor.

Sıfır noktası

Bir aile albümünü düşün.

İçinde ne var? Doğumlar, düğünler, bayramlar, mezuniyetler, tatiller. Herkes gülüyor.

Peki ne yok? Kavgalar yok. Hastane koridorları yok. Taşınırken atılan eşyalar yok. Konuşulmayan yıllar yok.

Albümde yalan yok — o günler gerçekten yaşandı ve insanlar gerçekten gülüyordu. Ama albüm, o ailenin hayatı değil. O ailenin kendisi hakkında anlattığı hikâye.

Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Albümde neyin dışarıda kaldığını sen biliyorsun, çünkü o hayatı yaşadın. Kimlik anlatısında ise dışarıda kalanları çoğu zaman anlatan kişi de bilmez. Seçme işlemi bilinçli değildir; hatırlama ile birlikte çalışır. Bu, meseleyi bir dürüstlük sorunundan çıkarıp bir yapı sorununa çeviriyor.

Mekanizma

"Ben" nasıl kurulur

Kişisel kimlik anlatısı üç işlemden geçer.

Seçme. Hayat sayısız olaydan oluşur; anlatı bunlardan birkaçını alır. Seçme ölçütü genelde şudur: bugünkü hâlimi açıklayan olaylar.

Bağlama. Seçilen olaylar arasına neden-sonuç kurulur. On üçüncü derste gördüğümüz nedensel doldurma burada kendi hayatımıza uygulanır — ve orada da istemsiz çalışır.

Yönlendirme. Anlatıya bir yön verilir. Çoğu kişisel anlatı iki kalıptan birine oturur: yükseliş ya da kurtuluş. "Zordu, çalıştım, başardım" ya da "kayboldum, bir şey oldu, kendimi buldum".

Üç işlem birlikte çalıştığında ortaya tutarlı bir hikâye çıkar. Tutarlılık iyi hissettirir — ve on üçüncü derste gördüğümüz gibi tutarlılık doğruluk değildir.

Anlatının geri etkisi

Şimdi işin en ilginç kısmı.

Kimlik anlatısı yalnızca geçmişi açıklamaz; bugünkü kararları da şekillendirir.

"Ben pes etmeyen biriyim" diye anlatan kişi, pes etmesi gereken bir yerde de devam eder. "Ben hep şanssızım" diye anlatan kişi, fırsatı fırsat olarak görmeyebilir.

Yani anlatı bir kayıt değil; ileriye doğru çalışan bir kalıp. Bu, hem kimlik anlatılarını değiştirmenin neden zor hem de neden mümkün olduğunu açıklıyor.

"Biz" nasıl kurulur

Aynı üç işlem topluluk ölçeğinde de çalışır ve bir dördüncüsü eklenir.

Eklenen dördüncü işlem: sınır çizme. Her "biz" anlatısı aynı anda bir "onlar" üretir. Bu kaçınılmazdır; bir topluluğu tanımlamak, dışında kalanı da tanımlamaktır.

Kurucu anlatının tipik parçaları şunlardır: bir başlangıç anı, bir zorluk dönemi, bir kurtarıcı ya da kurucu figür, bir eşik ve bugüne bağlanan bir süreklilik iddiası.

Bu kalıbı bir kez gördüğünde her yerde göreceksin — bir şirketin "garajda başladık" hikâyesinde de, çok daha büyük ölçekli anlatılarda da.

Dört soruluk sökme aleti

Bir kimlik anlatısıyla karşılaştığında — kendininki de dâhil — dört soru sor.

Bir: hangi olaylar seçilmiş? Anlatıda kaç olay var ve hepsi aynı yöne mi bakıyor?

İki: hangi dönemler atlanmış? Anlatıda hiç konuşulmayan yıllar var mı? Boşluklar genelde en çok bilgi taşıyan yerlerdir.

Üç: kim anlatıyor ve ne kazanıyor? Anlatan kişi ya da kurum bu anlatıdan ne elde ediyor — haklılık, süreklilik, sorumluluktan muafiyet?

Dört: bu anlatının dışında kim kalıyor? "Biz" kimi kapsıyor ve kapsamadığı kim?

Bu dört soru bir suçlama aleti değil. Aynı dördünü kendi anlatına uyguladığında da çalışır ve orada çok daha faydalıdır.

Örneklerden okuma

Önce en eski biçimlere bakalım: bir topluluğun kendini anlattığı metinlere.

Şimdi kişisel anlatının bilinçli olarak kurulduğu üç esere bakalım.

Şimdi hatırlamanın kendisinin sorgulandığı üç işe bakalım.

Son olarak, kimliğin bilinçli olarak seçildiği iki örneğe bakalım.

Usta katmanı

Şimdi meseleyi zorlayalım.

Birincisi, kimlik anlatısını sökmek onu geçersiz kılmaz. "Bu bir anlatı" demek "bu yalan" demek değildir. İnsanlar kendilerini anlatı olmadan taşıyamaz; anlatı bir süs değil, bir taşıyıcıdır. Sökme işleminin amacı anlatıyı çürütmek değil, esnetilebilir olduğunu göstermek — çünkü esnetilebilen bir anlatı, kişiyi hapsetmeyen anlatıdır.

İkincisi, bir anlatının en çok bilgi taşıyan yeri boşluklarıdır. Kişisel anlatılarda konuşulmayan yıl, kurumsal anlatılarda atlanan dönem, aile anlatısında adı geçmeyen kişi. Bir metni okurken varlıklara değil yokluklara bakmak, ileri seviye bir okuma refleksi. Yirmi birinci bölümde "sessiz bırakılanlar" başlığı altında bunu bir yönteme çevireceğiz.

Üçüncüsü, bir meslek notu. Kurmaca dışı üretimde — belgesel, biyografi, kurumsal içerik — anlatılan kişinin kendi kimlik anlatısı ile araştırmanın bulguları çoğu zaman çatışır. Kişi kendini bir şekilde anlatır, belgeler başka bir şey söyler. Burada doğru hamle birini seçip diğerini silmek değil; ikisini de göstermek ve aradaki farkı metnin konusu hâline getirmektir. On sekizinci bölümde bunun kurallarını kuracağız.

Dördüncüsü, ve bu bir uyarı. "Biz" anlatıları en güçlü bağlayıcılardır ve tam da bu yüzden en kolay kötüye kullanılanlardır. Bir topluluğu bir arada tutan aynı mekanizma, dışarıda kalanı insanlıktan çıkarmak için de kullanılabilir. Ayrım şurada: anlatı "biz"i tanımlarken "onlar"a bir iç dünya bırakıyor mu, yoksa onları tek bir sıfata mı indiriyor? Bu soru, yirmi birinci bölümdeki propaganda çözümlemesinin çekirdeği.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: kendi hikâyeni anlatırken dürüst olman yeterlidir.
Doğrusu

Dürüstlük gerekli ama yeterli değil, çünkü seçme işlemi bilinçli değil. Yaşadığın onca şeyden hangilerini hatırladığın, hangilerinin akla geldiği ve hangilerinin anlatıya uyduğu — bunların hiçbiri senin kararın değil. Bu yüzden "olduğu gibi anlattım" cümlesi iyi niyetli olabilir ve yine de eksik olabilir. Çare dürüstlüğü artırmak değil; boşlukları aramak.

Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: kolektif anlatılar bireysel olanlardan daha kurgusaldır.
Doğrusu

İkisi aynı mekanizmayı kullanır ve fark ölçekte değil, düzeltilebilirlikte. Bireysel anlatını yeniden yazabilirsin; kolektif anlatı ise çok sayıda insan tarafından taşındığı için değişmeye direnir. Yani sorun kurgusallık değil, katılık. Katı bir anlatı, doğru olsa bile tehlikeli hâle gelebilir.

Yaygın yanlışÜçüncüsü: bir kimlik anlatısını çözümlemek onu yıkmak demektir.
Doğrusu

Bu korku, çözümlemeyi bir saldırı sanmaktan geliyor. Oysa dört soruyu kendi anlatına uyguladığında olan şey genelde şudur: anlatı çökmez, gevşer. Kendini "hep şanssız" diye anlatan biri, atladığı yılları fark ettiğinde o cümleyi bırakmak zorunda değildir; sadece cümlenin tek cümle olmadığını görür. Amaç yıkmak değil, tek anlatıya mahkûm olmamak.

Uygulama — kendin dene

Önce kendini üç cümlede anlat. "Şöyleydim, şu oldu, o yüzden böyleyim" kalıbını kullan. Hızlı yaz, düşünme.

Şimdi dört soruyu kendi metnine sor ve cevaplarını yaz. Hangi olayları seçtim? Hangi yılları hiç anmadım? Bu anlatı bana ne kazandırıyor — haklılık mı, teselli mi, muafiyet mi? Bu anlatının dışında kim kalıyor; kimin katkısı görünmüyor?

Dördüncü soru genelde en zorudur ve en çok şey söyler.

Son adım. Aynı hayatı ikinci kez anlat, ama bu kez birinci sürümde atladığın bir olayı merkeze koy. Yine üç cümle.

İki sürümü yan yana oku. İkisi de doğru olacak. İkisi de eksik olacak. Aradaki fark, bu dersin tamamı — ve on yedinci dersteki payda meselesinin kişisel hâli.

Bu iki sürümü sakla. Yirmi ikinci bölümde bitirme projesinin yaratıcı gerekçesini yazarken buraya döneceğiz.

Kilit özet

Birincisi: "ben kimim" sorusunun cevabı bir gerçek değil, seçilmiş olaylardan kurulmuş bir anlatıdır.

İkincisi: kimlik anlatısı üç işlemden geçer — seçme, bağlama ve yönlendirme; üçü de büyük ölçüde istemsiz çalışır.

Üçüncüsü: anlatı yalnız geçmişi açıklamaz, bugünkü kararları da şekillendirir; bu yüzden kimlik anlatısı bir kayıt değil, ileriye çalışan bir kalıptır.

Dördüncüsü: her "biz" anlatısı aynı anda bir "onlar" üretir ve asıl soru, o "onlar"a bir iç dünya bırakılıp bırakılmadığıdır.

Beşincisi: bir anlatının en çok bilgi taşıyan yeri boşluklarıdır; varlıklara değil yokluklara bakmak ileri seviye bir okuma refleksidir.

Sonraki derse köprü

Bu bölüm bitti. Zihnin nedensellik kurduğunu, anlatıya kapıldığını, neyi hatırladığını, başkasının konumuna nasıl geçtiğini ve kendini nasıl anlattığını gördük. Aynı zamanda bunların her birinin nerede yanıltabileceğini de.

Şimdi masaya dönüyoruz.

Sıradaki bölüm üretimle ilgili: elinde ham bir konu var ve onu üretilebilir bir hikâye çekirdeğine dönüştüreceksin. Konu, tema, premis ve logline — dördü farklı şeyler ve karışık durdukları sürece hiçbiri üzerinde çalışılamıyor. Bölüm sonunda elinde, üstünde aylarca çalışabileceğin sınanmış bir fikir olacak.


Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel an — açılışta bir hayat çizgisi üzerinde yüzlerce nokta, sonra yalnız üçünün seçilip birleştirilmesi.

Görsel an — aile albümü: açılan sayfalarda gülen yüzler, kenarda hiç açılmayan bir kutu.

Görsel an — üç işlemin sırayla gösterilmesi: seçme, bağlama, yönlendirme.

Görsel an — "biz" çemberinin çizilmesi ve aynı hareketin dışarıda bıraktığı alanın belirmesi.

Görsel an — dört sorunun dört boş satır olarak yazılması; dördüncüsünde daha uzun bir duraklama.

Görsel an — uygulamada aynı hayatın iki ayrı çizgisi; farklı noktalar seçilmiş.

Motif — ders boyunca dönen "seçilmiş noktalar ve aralarındaki çizgi" fikri; her bölümde seçilen noktalar değişiyor, hayat aynı kalıyor.

Ritim — açılıştaki "Kendini KURDUN" cümlesinden önce bir saniye, sonra iki saniye sessizlik. Dört sorunun her biri arasında birer saniye. Kilit özetin beş cümlesi arasında birer saniye boşluk.