Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: iki olay yan yana konduğunda zihin aralarına bir sebep koyar; anlatıcının işi bunu engellemek değil, yönetmektir.
İkincisi: bir nedenselliğin kurulmuş olması ile kanıtlanmış olması ayrı şeylerdir ve ikisi aynı hissi verir; anlatının hem gücü hem tehlikesi buradadır.
Üçüncüsü: anlatısal tutarlılık doğruluk değildir — tutarlı bir yalan da bu ölçütü geçer ve genelde geçer.
Dördüncüsü: okurun kendi kurduğu bağa, senin yazdığın açıklamadan daha çok inanır; bu yüzden sebebi göstermek yerine sebebin yerini göstermek daha güçlüdür.
Beşincisi: kurmacada teknik olan şey gerçek olaylarda sorumluluktur; iki olayı yan yana koymak orada bir iddiadır.
Açılış sahnesi
Ekranda üç şekil var. Bir büyük üçgen, bir küçük üçgen ve bir daire. Bir de kapısı olan bir dikdörtgen.
Şekiller hareket ediyor. Büyük üçgen küçük üçgene doğru gidiyor, küçük üçgen uzaklaşıyor. Daire dikdörtgenin içine giriyor. Büyük üçgen peşinden geliyor.
Şimdi sana ne izlediğini sorsam ne dersin?
Muhtemelen şöyle bir şey: büyük üçgen zorba, küçük üçgenle daire birbirini koruyor, kaçıyorlar.
Ama ekranda hiçbir şey yok. Üç geometrik şekil ve düzgün çizgiler boyunca hareket. Zorbalık yok, korku yok, dostluk yok.
Sen koydun.
Zihin, önüne konan olayları öylece bırakmaz. Aralarına bir sebep koyar ve bunu istemsiz yapar.
Bu ders, o istemsizliğin hem hikâyenin motoru hem de en tehlikeli tarafı olduğunu gösteriyor.
Bu derste ne olacak
Önce zihnin olaylar arasına sebep koyma eğilimini göreceğiz ve bunun neden bu kadar hızlı işlediğine bakacağız. Sonra en kritik ayrımı kuracağız: bir nedenselliğin kurulmuş olması ile kanıtlanmış olması aynı şey değil. Ardından bunun anlatı yazarına ne kazandırdığını ve okura ne yaptığını ayıracağız. On bir örnekten sözlü gelenekte, tiyatroda, romanda, oyunda, haberde, dizide ve filmde bu mekanizmayı izleyeceğiz. Ders bittiğinde kendi metninde nedenselliği bilinçli kurabiliyor ve karşılaştığın bir anlatıda kurulmuş nedenselliği kanıtlanmış olandan ayırabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
İki cümle söyleyeceğim. Aralarına hiçbir bağlaç koymayacağım.
"Kral öldü. Kraliçe öldü."
İki olay, hiçbir bağ yok. Şimdi tek kelime ekliyorum.
"Kral öldü. Sonra kraliçe öldü."
Hâlâ sadece sıra var. Bir kez daha:
"Kral öldü. Sonra kraliçe kederinden öldü."
İşte şimdi bir şey oldu. Artık iki ölüm arasında bir bağ var ve o bağ tek bir kelimeden geldi.
Ama dikkat et: birinci hâlde bile senin kafanda bir şeyler kıpırdadı. "Acaba ondan mı?" diye geçti. Yani bağlaç, olmayan bir eğilimi yaratmadı; zaten çalışan bir eğilimi onayladı.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim. Nedensel doldurma her zaman tek bir sebeple kapanmaz. Bazı boşluklar birden fazla açıklamaya açık kalır ve iyi anlatılar bunu bilerek yapar. Yani mesele boşluğu kapatmak değil, hangi boşluğun açık kalacağını seçmek.
Mekanizma
Neden bu kadar hızlı
Nedensel doldurmanın en dikkat çekici yanı hızı. Düşünmeden olur; sen karar vermeden bağ kurulur.
Bunun pratik sonucu şu: anlatıda iki şeyi yan yana koyduğunda, aralarında bir bağ olmasa bile okur bir bağ arar. Bir sahnede masanın üstündeki bıçağı gösterip sonraki sahnede birinin geciktiğini söylersen, okur o ikisini bağlar. Sen bağlamak istemesen bile.
Bu yüzden anlatıda "boşta duran ayrıntı" diye bir şey yoktur. Her ayrıntı bir söz verir; karşılığını vermeyen ayrıntı yalan söylemiş olur. Yedinci bölümde kurulum ve karşılık başlığı altında bunu ayrıntısıyla göreceğiz.
Kurmak ile kanıtlamak
Şimdi dersin en önemli ayrımı.
Bir anlatı, iki olay arasında nedensellik KURAR. Bu bir dil işlemidir ve her zaman başarılıdır; yeter ki iki olay yan yana dursun.
Bir iddia, iki olay arasında nedensellik KANITLAR. Bu bambaşka bir iştir; karşılaştırma, kontrol, tekrar ve dışlanmış alternatif ister.
İkisi aynı hissi verir ve bu, anlatının hem gücü hem tehlikesidir.
"Şirket yeni müdürü işe aldı, altı ay sonra satışlar arttı." Bu cümle bir nedensellik kurar ve kulağa tamamen makul gelir. Oysa bu cümle hiçbir şey kanıtlamaz. Piyasa büyümüş olabilir, rakip kapanmış olabilir, mevsim değişmiş olabilir, ya da satışlar zaten artıyor olabilir.
Cümle yanlış değil; sadece kanıt değil. Fark burada.
Yazarın kazancı
Bu mekanizmayı bilen yazar üç şey kazanır.
Ekonomi. Sebebi söylemek zorunda değilsin. İki olayı doğru sırayla koyman yeter; okur bağı kurar ve kendi kurduğu bağa çok daha çok inanır.
Yön. Aynı iki olayın arasına farklı bir üçüncü olay koyarak kurulan sebebi değiştirebilirsin. Olaylar aynı kalır, anlam değişir.
Gerilim. Boşluğu kasten açık bırakabilirsin. Okur doldurmaya çalışır ve doldurma çabası ilgidir.
Okurun riski
Aynı mekanizma okurda üç risk üretir ve bunları bilmek, hem daha dürüst yazmayı hem daha iyi okumayı sağlar.
Sıralamayı sebep sanmak. Önce olan şey, sonra olanın sebebi sanılır.
Tek sebebe indirmek. Gerçek olaylarda genelde çok sayıda etken vardır; anlatı bunlardan birini seçer ve seçtiği tek sebep gibi görünür.
Anlatan kişinin çıkarını görmemek. Her nedensellik birini haklı, birini sorumlu çıkarır. Kurulan sebep, kimin işine geliyor sorusu her zaman geçerlidir.
Bu üçü on yedinci derste anekdot yanılgısı başlığı altında, yirmi birinci bölümde ise propaganda çözümlemesinde tekrar karşımıza çıkacak.
Örneklerden okuma
Önce mekanizmanın en çıplak göründüğü iki işe bakalım.
Şimdi yanlış kurulmuş nedenselliğin trajediye dönüştüğü üç örneğe bakalım.
Şimdi nedenselliğin bilerek belirsiz bırakıldığı üç işe bakalım.
Son olarak, kurmaca dışında ve etkileşimli biçimlerde aynı mekanizmaya bakalım.
Usta katmanı
Şimdi mekanizmayı zorlayalım.
Birincisi, boşluğun büyüklüğü ayarlanabilir bir düğmedir. Küçük boşluk okuru rahatlatır ve akıcılık verir; büyük boşluk çalıştırır ve yorar. Çok küçük tutarsan metin her şeyi söyleyen, güvensiz bir metne dönüşür. Çok büyük tutarsan okur bağı kuramaz ve kopar. Deneyimli yazarlar boşluk büyüklüğünü bölüm bölüm değiştirir; yoğun bölümlerden sonra bilerek küçük boşluklar bırakırlar.
İkincisi, nedensel doldurmanın en verimli kullanımı sebebi göstermek değil, sebebin YERİNİ göstermektir. Karakterin neden öfkelendiğini yazmak yerine, öfkelendiği anda gözünün nereye gittiğini yazarsın. Okur bakışı takip eder ve sebebi kendisi kurar. Bu, on birinci bölümde alt metin başlığı altında açacağımız tekniğin temeli.
Üçüncüsü, bir dürüstlük notu. Kurmacada nedenselliği kurmak yazarın hakkıdır; gerçek olaylarda değildir. Bir haber, bir belgesel ya da bir biyografi yazarken iki olayı yan yana koymak, aralarında bağ olduğunu ima eder ve bu ima bir iddiadır. Kurmacada teknik olan şey, kurmaca dışında bir sorumluluk hâline gelir. On sekizinci bölümde bunun kurallarını tek tek kuracağız.
Dördüncüsü, bir sınır durumu. Bazı anlatılar nedenselliği tamamen reddeder ve olayları kasten bağlamaz. Bu, biçimsel bir iddia olabilir — dünyanın anlamlı bir zincir olmadığını söylemenin yolu, anlatıyı da zincirsiz kurmaktır. Ama bu tercih okurun sabrına dayanır ve ancak fark edildiğinde çalışır. Fark edilmeyen bağsızlık, iddia değil dağınıklıktır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: insan beyni hikâye anlatmak üzere programlanmıştır.
Bu cümle kulağa bilimsel gelir ve pek çok kitapta geçer, ama olduğu gibi kullanılabilecek bir bulgu değildir. Elimizde olan şey daha mütevazı: belirli koşullarda insanların olaylara niyet ve sebep atfettiğini gösteren çalışmalar var. Aradaki fark küçük görünüyor ama önemli — biri bir eğilimi tarif eder, diğeri bir doğa yasası ilan eder. İkincisini söyleyen kişi, dinleyicisinin kontrol edemeyeceği bir otorite kurmuş olur.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: okur bağı kurmazsa yazar yeterince açıklamamıştır.
Genelde tersidir. Bağ kurulmuyorsa sorun açıklamanın azlığı değil, iki olayın arasındaki mesafenin yanlış ayarlanmış olmasıdır. Açıklama eklemek bu mesafeyi kapatmaz, sadece üstünü örter. Doğru hamle, olaylardan birini değiştirmek ya da aralarına köprü olacak somut bir ayrıntı koymaktır.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: nedensellik kurmak manipülasyondur.
Bu, doğru bir kaygının aşırıya götürülmüş hâli. Nedensellik kurmadan anlatı olmaz; olayları bağlamayan bir metin zaten liste olur. Manipülasyon, nedensellik kurmakta değil, kurulan nedenselliği kanıtlanmış gibi sunmakta ve alternatif açıklamaları görünmez kılmaktadır. Ayrım şu: kurduğun sebebi okurun sorgulayabileceği bir yerde bırakıyor musun?
Uygulama — kendin dene
Üç haber seç. Her birinde "çünkü", "nedeniyle", "sonrasında" ya da "ardından" geçen bir cümle bul.
Her cümle için üç satır yaz. Birinci satır: hangi iki olay bağlanıyor? İkinci satır: bu bağ metinde kanıtlanıyor mu, yoksa sadece kuruluyor mu? Üçüncü satır: aynı iki olayı açıklayabilecek başka bir sebep yaz — uydurma değil, makul olan.
Sonra tek bir soru sor: kurulan sebep kimin işine geliyor?
Son adım, ve bu yazma tarafı. Kendi metninden bir sahne al. İçinde açıkça söylediğin bir sebep varsa onu sil. Yerine, o sebebi ele veren tek bir somut ayrıntı koy. Bir bakış, bir nesne, bir duraklama.
Sonra ikisini birine okut ve tek soruyu sor: bu karakter neden böyle yaptı? Cevabı senin sildiğin cümleye yakınsa, silmen doğruydu.
Kilit özet
Birincisi: iki olay yan yana konduğunda zihin aralarına bir sebep koyar; anlatıcının işi bunu engellemek değil, yönetmektir.
İkincisi: bir nedenselliğin kurulmuş olması ile kanıtlanmış olması ayrı şeylerdir ve ikisi aynı hissi verir; anlatının hem gücü hem tehlikesi buradadır.
Üçüncüsü: anlatısal tutarlılık doğruluk değildir — tutarlı bir yalan da bu ölçütü geçer ve genelde geçer.
Dördüncüsü: okurun kendi kurduğu bağa, senin yazdığın açıklamadan daha çok inanır; bu yüzden sebebi göstermek yerine sebebin yerini göstermek daha güçlüdür.
Beşincisi: kurmacada teknik olan şey gerçek olaylarda sorumluluktur; iki olayı yan yana koymak orada bir iddiadır.
Sonraki derse köprü
Bu derste zihnin olayları bağladığını gördük. Ama bir soru açıkta kaldı: neden bazı anlatılara kapılıp saatlerce içinde kalıyoruz da bazılarını iki sayfada bırakıyoruz?
Sıradaki derste kapılmanın kendisine bakacağız. Hangi tasarım kararları okuru metnin içine çeker, bu hâlin ikna üzerindeki etkisi hakkında elimizde ne var ve daha önemlisi ne yok. Bu, kursun en dikkatli konuşmamız gereken derslerinden biri.