Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: dört soru türü vardır ve en verimlisi anlatı sorusudur — kişiyi genel konuşmadan çıkarıp somut bir güne sokar.
İkincisi: yönlendirmenin dört biçimi vardır ve üçü fark edilmez; en sinsisi, sözlü bile olmayan onay aramadır.
Üçüncüsü: sessizlik bir görüşme tekniğidir — üç saniyelik bekleme çoğu zaman ikinci ve daha dürüst bir cevap getirir.
Dördüncüsü: odada eşitlik yoktur; bir taraf soruları seçip metni yazıp gidecek, öteki sonuçlarıyla orada kalacaktır.
Beşincisi: en iyi malzeme genellikle listede olmayan sorudan gelir ve listeyi bırakabilmek için çok iyi hazırlanmış olmak gerekir.
Açılış sahnesi
Aynı kişiye üç soru soruyorum. Aynı konu.
Birinci soru: "Su taşımak çok zor olmalı, değil mi?"
Cevap: "Evet, çok zor."
Yedi kelime aldım ve hiçbir şey öğrenmedim. Çünkü cevabı ben söyledim, o onayladı.
İkinci soru: "Su taşımak zor mu?"
Cevap: "Zor tabii."
Biraz daha iyi ama hâlâ evet-hayır sorusu. Kapıyı ben daralttım.
Üçüncü soru: "Bu sabah kaçta çıktın, anlat."
Cevap: "Beşte. Ama beşte çıkmak için dörtte kalkıyorum, çünkü küçüğü uyandırmadan hazırlanmam lazım. Bir de kapıyı yavaş kapatmak gerekiyor, menteşe ses yapıyor..."
Üç dakika konuşuyor. Ve o menteşe, benim hiç bilmediğim bir şey.
Üç soru. Aynı kişi, aynı konu, üç ayrı miktar bilgi.
Bir sorunun biçimi, alınan cevabı doğrudan belirler. Yönlendirmeyen soru, cevabı içinde taşımayan sorudur.
Bu ders o soruyu kuruyor.
Bu derste ne olacak
Önce soru türlerini ayıracağız ve hangisinin ne getirdiğini göreceğiz. Sonra yönlendirmenin dört biçimini sayacağız — bazıları fark edilmiyor. Ardından soru sırasını kuracağız: görüşme bir dizi, tek tek sorular değil. Sonra dinlemeyi ele alacağız ve sessizliğin görüşmedeki işini göreceğiz. Ardından güç dengesini konuşacağız — bu dersin en belirleyici bölümü. Sonra zor soruyu sormanın zamanını ve biçimini göreceğiz. Ardından kayıt ve not almanın etkisini ele alacağız. Son olarak görüşmeyi kapatmayı konuşacağız. Dokuz örnekten gazetecilik pratiğinden sözlü tarihe, klinik görüşmeden adli sorguya bunları izleyeceğiz.
Sıfır noktası
Bir kova düşün.
Kuyuya sallıyorsun, doluyor, çekiyorsun. Ne kadar derine inersen o kadar su.
Görüşme sanki bu: soruyu sallıyorsun, cevap geliyor.
Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim ve bütün ders burada. Kuyuda su zaten orada duruyor.
Görüşmede cevap orada durmuyor. O anda üretiliyor.
Karşındaki kişi hazır bir cevabı çıkarıp vermiyor; sorunu duyuyor, ne istediğini tahmin ediyor, kendini nasıl göstereceğine karar veriyor ve cümlesini kuruyor.
Yani cevabı sen de üretiyorsun. Sorunun biçimi, tonun, oturuşun ve kim olduğun — hepsi cevabın içine giriyor.
Ve bunun bir sonucu var: kötü bir görüşmede alınan yetersiz cevap, karşındakinin bilgisizliği değil, sorunun kusuru.
Mekanizma
Soru türleri
Dört tür var ve her biri farklı bir şey getiriyor.
Kapalı soru. Evet-hayır ya da tek kelimelik cevap. "Kaçta çıktın?" Kesin bilgi için iyi, anlatı için kısır.
Açık soru. Anlatmayı davet ediyor. "Nasıl geçti?" En verimli tür.
Anlatı sorusu. Bir sahne istiyor. "O sabahı baştan anlat." Açık sorudan daha güçlü, çünkü kişiyi genel konuşmadan çıkarıp bir güne sokuyor.
Yönlendiren soru. Cevabı içinde taşıyor. "Zor olmalı, değil mi?" Kaçınılması gereken tür.
Ve bir sıra kuralı: kapalı sorular başta değil sonda. Görüşmenin başında sorulan "kaç yıldır" gibi sorular, konuşmayı bir anket hâline getiriyor ve o havadan çıkmak zor.
Yönlendirmenin dört biçimi
Üçü fark edilmiyor ve bu yüzden en sık yapılan hata.
Bir: cevabı sorunun içine koymak. "Zor olmalı" — kişi yalnızca onaylıyor.
İki: kelimeyi dayatmak. "Bu mağduriyeti nasıl yaşıyorsunuz?" Kişi belki kendini mağdur görmüyor; ama artık o kelimenin içinde konuşuyor.
Üç: varsayım yerleştirmek. "Belediyeden yardım gelmediğinde ne yaptınız?" Yardımın gelmediği varsayılmış oldu.
Dört: onay aramak. Kafa sallamak, "aynen", "kesinlikle" demek. Kişi hangi cevapların onaylandığını öğreniyor ve o yöne kayıyor.
Dördüncüsü en sinsi olanı, çünkü sözlü bir soru bile değil. Görüşmeci farkında olmadan bir yön öğretiyor.
Ve panzehiri basit: onay yerine ilgi göster. Kafa sallamak yerine bakmaya devam et; "aynen" yerine "sonra?"
Soru sırası
Bir görüşme bir dizi, tek tek sorular değil. Beş aşamalı bir düzen işe yarıyor.
Bir: kurulum. Kim olduğunu, neyi yaptığını ve kaydın ne olacağını söyle. Kısa.
İki: kolay ve somut. Bir günü, bir işi, bir mekânı anlattır. Kişi konuşmaya alışıyor.
Üç: açılma. Anlatı soruları. Asıl malzeme burada geliyor.
Dört: zor sorular. Sonlara doğru — aşağıda ayrı başlık.
Beş: kapanış. Aşağıda ayrı başlık.
Ve bir kural: hazırlanan soru listesi bir yol haritası, bir senaryo değil. En iyi bilgiler genellikle listede olmayan soruların cevabından geliyor — çünkü o sorular karşıdakinin söylediği bir şeyden doğuyor.
Listeye sıkı sıkıya bağlı kalan görüşmeci dinlemiyor demektir.
Dinleme ve sessizlik
Görüşmenin en az çalışılan becerisi bu.
Üç düzeyi var.
Bir: cevabı dinlemek. Ne söylediğini duymak.
İki: söylenmeyeni duymak. Hangi soruya kısa cevap verdi, nerede konuyu değiştirdi, neyi atladı?
Üç: kendi sıradaki sorunu unutmak. En zoru. Bir sonraki soruyu düşünen kişi, o anki cevabı duymuyor.
Ve sessizliğin işi ayrı.
Bir cevap bittikten sonra üç saniye beklemek, çoğu zaman ikinci bir cevap getiriyor. İnsanlar boşluğu doldurma eğiliminde ve ikinci cümle genellikle birinciden daha dürüst.
Doksan altıncı derste sözlü anlatı için kurduğumuz duraklama mekaniği burada bir görüşme tekniği: boşluk görüşmeciye uzun geliyor, karşıdakine değil.
Güç dengesi
Bu dersin en belirleyici bölümü ve genellikle hiç konuşulmuyor.
Odada iki kişi var ve eşit değiller.
Görüşmeci: soruları seçiyor, kaydı tutuyor, metni yazacak, ne kadarının kullanılacağına karar verecek ve sonra gidecek.
Karşıdaki: sorulara cevap veriyor, metni göremeyecek, sonuçlarını yaşayacak ve orada kalacak.
Bu asimetri her görüşmede var. Ve cevapları doğrudan değiştiriyor.
Dört yönde etkisi var.
Bir: konum farkı. Görüşmeci daha yüksek statüdeyse karşıdaki savunmaya geçiyor; daha düşük statüdeyse kişi eğitici bir ton alıyor.
İki: kurum temsili. Bir kurumu temsil eden kişi, o kuruma söylenebilecekleri sınırlıyor.
Üç: bağımlılık. Görüşülen kişi görüşmeciye bir şekilde muhtaçsa — bir yardım, bir görünürlük, bir umut — istediği cevabı vermeye çalışıyor.
Dört: kimlik. Kimin sorduğu, neyin sorulabileceğini belirliyor.
Ve dengeleme yolları var, hiçbiri tam değil.
Mekân seçimi. Karşıdakinin kendi alanında görüşmek.
Süre. Acele etmemek; ilk görüşme çoğu zaman en yüzeysel olanı.
Şeffaflık. Ne yapacağını, ne kadarının kullanılacağını ve kimin okuyacağını söylemek.
Geri dönüş. Yayından sonra kişiye haber vermek — küçük bir şey ama asimetriyi biraz onarıyor.
Zor soruyu sormak
Bir görüşmede sorulması gereken ama rahatsız edici sorular var. Üç kural.
Bir: sonlara bırak. Zor soru erken sorulursa görüşme kapanıyor. Sonda sorulursa, kötü giderse bile elde bir malzeme kalıyor.
İki: doğrudan sor. Yumuşatılmış zor soru hem anlaşılmıyor hem samimiyetsiz duruyor. "Bazıları diyor ki..." yerine "şu iddia var, ne diyorsunuz?"
Üç: gerekçesini söyle. "Bunu sormak zorundayım çünkü metinde yer alacak." Kişi sorunun neden geldiğini anladığında savunmaya daha az geçiyor.
Ve bir ayrım: zor soru ile suçlayıcı soru aynı şey değil. Zor soru bir bilgi istiyor; suçlayıcı soru bir yargı bildiriyor ve cevap değil savunma getiriyor.
Kayıt ve not
İkisi de ortamı değiştiriyor ve farklı biçimde.
Ses kaydı. Kesin, ayrıntılı, sonradan doğrulanabilir. Ama kişi kaydın farkında ve daha temkinli.
Not almak. Daha az tedirgin edici. Ama görüşmeci not alırken dinlemiyor ve göz teması kopuyor.
İkisi birden. Kayıt açık, not yalnızca dönülecek yerler için — en yaygın çözüm.
Ve bir gözlem: kayıt cihazı kapandığında söylenen şeyler genellikle en önemlileri.
Bu bir teknik fırsat değil, bir etik sınır. Kayıt kapandıktan sonra söylenen bir şey, kayıt dışı söylenmiştir — kullanmak için ayrıca izin gerekiyor.
Görüşmeyi kapatmak
Son üç soru neredeyse her görüşmede işe yarıyor.
"Sormadığım ama sormam gereken bir şey var mı?" Bu soru, hazırlanan listenin dışında kalan her şeyi açıyor ve çoğu zaman en iyi malzemeyi veriyor.
"Bu konuda başka kiminle konuşmalıyım?" Hem yeni kaynak veriyor hem kişinin kimi güvenilir bulduğunu gösteriyor.
"Bunu yazarken neye dikkat etmemi istersin?" Asimetriyi biraz dengeliyor ve çoğu zaman bir hassasiyeti önceden öğretiyor.
Ve bir son iş: neyin kullanılacağını ve ne zaman yayımlanacağını söylemek. Belirsiz bırakılan bir görüşme, kişiyi haftalarca beklemede tutuyor.
Örneklerden okuma
Önce soru biçiminin cevabı belirlemesine üç örnekten bakalım.
Şimdi dinleme ve sessizliğe üç örnekten bakalım.
Son olarak güç dengesine ve kapanışa üç örneğe bakalım.
Usta katmanı
Şimdi üç ince noktaya bakalım.
Birincisi, en iyi malzeme genellikle sorulmayan sorunun cevabından geliyor. Bir kişi bir soruya cevap verirken yolun kenarında bir şey söylüyor ve o şey asıl konu oluyor. Bunu yakalamanın tek yolu listeyi bırakabilmek — ve bunun için listenin çok iyi hazırlanmış olması gerekiyor. Hazırlıksız görüşmeci listeye mahkûm; hazırlıklı olan listeyi bırakabiliyor.
İkincisi, karşıdaki kişinin hangi soruya kısa cevap verdiği, uzun cevaplarından daha çok bilgi taşıyor. Kısalık bir işaret: ya konu hassas, ya cevap hazır değil, ya da kişi oraya girmek istemiyor. Deneyimli görüşmeciler kısa cevapları not ediyor ve sonra farklı bir yoldan aynı yere dönüyor.
Üçüncüsü, bir üretim notu. Görüşme sonrası en yararlı iş, çözümlemeden önce beş dakikalık bir not: neyi öğrendim, ne şaşırttı, hangi soruyu soramadım? Bu not kayıttan önce yazıldığında görüşmecinin izlenimini koruyor; kayıt çözümlendikten sonra yazıldığında ise metnin etkisiyle bozuluyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: iyi görüşmeci iyi sorular hazırlayan kişidir.
Hazırlık gerekli ama yeterli değil; en iyi malzeme genellikle listede olmayan, karşıdakinin söylediği bir şeyden doğan sorudan geliyor. Listeye sıkı sıkıya bağlı kalan görüşmeci dinlemiyor demektir — ve listeyi bırakabilmek için çok iyi hazırlanmış olmak gerekiyor.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: yönlendirme, cevabı sorunun içine koymaktır ve dikkat edilirse önlenir.
Dört biçimi var ve üçü fark edilmiyor: kelime dayatmak, varsayım yerleştirmek ve onay aramak. Sonuncusu sözlü bile değil — kafa sallamak, "aynen" demek. Kişi hangi cevapların onaylandığını öğreniyor ve o yöne kayıyor.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: görüşme iki kişi arasında eşit bir konuşmadır.
Odada eşitlik yok. Bir taraf soruları seçiyor, kaydı tutuyor, metni yazacak ve gidecek; öteki cevap veriyor, metni göremeyecek ve sonuçlarıyla orada kalacak. Bu asimetri cevapları doğrudan değiştiriyor ve görmezden gelmek onu yok etmiyor.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım. Sekiz soru hazırla. Her birini dört türden birine ayır: kapalı, açık, anlatı, yönlendiren.
İkinci adım. Yönlendiren soruları at ve yerine anlatı sorusu yaz.
Üçüncü adım. Sıralamayı düzelt: kurulum, kolay ve somut, açılma, zor, kapanış.
Dördüncü adım. Görüşmeyi yap ve tek bir kural uygula — her cevaptan sonra üç saniye bekle.
Beşinci adım. Onay tepkilerini say. Kaç kez kafa salladın, kaç kez "aynen" dedin?
Altıncı adım. Kısa cevapları işaretle. Hangi sorulara kısa cevap geldi ve neden?
Yedinci adım. Kapanışta üç soruyu sor: sormadığım ne var, başka kiminle konuşmalıyım, neye dikkat etmemi istersin?
Son kontrol. Görüşmeden hemen sonra beş dakikalık not yaz: ne öğrendim, ne şaşırttı, neyi soramadım?
Kilit özet
Birincisi: dört soru türü vardır ve en verimlisi anlatı sorusudur — kişiyi genel konuşmadan çıkarıp somut bir güne sokar.
İkincisi: yönlendirmenin dört biçimi vardır ve üçü fark edilmez; en sinsisi, sözlü bile olmayan onay aramadır.
Üçüncüsü: sessizlik bir görüşme tekniğidir — üç saniyelik bekleme çoğu zaman ikinci ve daha dürüst bir cevap getirir.
Dördüncüsü: odada eşitlik yoktur; bir taraf soruları seçip metni yazıp gidecek, öteki sonuçlarıyla orada kalacaktır.
Beşincisi: en iyi malzeme genellikle listede olmayan sorudan gelir ve listeyi bırakabilmek için çok iyi hazırlanmış olmak gerekir.
Sonraki derse köprü
Görüşmenin tekniğini ve güç dengesini kurduk. Şimdi bu dengenin en ağır olduğu yere geliyoruz ve bölüm orada kapanıyor.
Sıradaki derste travma, mahremiyet ve bilgilendirilmiş onam var. Bir kişi en zor deneyimini anlattığında ne oluyor, anlatmanın kendisi bir zarar verebilir mi, ve bir kişi bir metnin bir yıl sonraki hâlini bilmeden neye rıza göstermiş oluyor? Yayın yararı ile olası zararı nasıl tartacağımızı ve onamın neden tek seferlik bir imza olmadığını konuşacağız.