İçeriğe geç

Ders 101 · Bölüm 15

Kültürlerarası uyarlama ve bağlam

Motifi taşırken değer ve güç ilişkisini yeniden değerlendirir.

2.054 kelime · 11 örnek · yaklaşık 14 dakika okuma · hedef video 9 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Birincisi: her kültürel öge bir görünüş ve bir işlevdir; görünüş taşınır, işlev taşınmaz — yanlış uyarlama tam olarak görünüşü alıp işlevi bırakmaktır.

İkincisi: dekorlaştırmanın üç işareti vardır — öge çıkınca sahne değişmiyor, ögeyi kimse yapmıyor, ögenin bir kuralı yok.

Üçüncüsü: beş alanda otomatik çeviri hatası yapılır — akrabalık, statü, cinsiyet, emek ve doğa; kendi varsayımın kaynağın söylediğiyle aynıysa muhtemelen araştırılmamıştır.

Dördüncüsü: yaşayan bir topluluk tek bir eski metinle tanımlanmaz; iç anlaşmazlığı olmayan topluluk portresi bir tanımdır, bir topluluk değil.

Beşincisi: üç soru yeterlidir — işlevi ne, işlevini taşıyabiliyor muyum, bu işten kim ne kazanıyor?

Açılış sahnesi

Bir sahne yazıyorum. Kahramanımız uzak bir kasabaya gidiyor ve bir cenaze törenine denk geliyor.

Kadınlar ağıt yakıyor. Sesler yükseliyor, bir ritim kuruluyor, kalabalık sallanıyor. Sahne çok etkileyici görünüyor.

Kahramanımız pencereden izliyor, etkileniyor ve yoluna devam ediyor.

Bu sahne kusursuz çekilebilir. Ve yine de bir şey yanlış.

Çünkü ağıt bu sahnede bir iş yapmıyor. Kimse ağıdı yakmıyor — ağıt oluyor. Kim öldü, kim ilk sesi verdi, kim susmak zorunda, kimin ağıdı kabul edilmiyor — hiçbiri yok.

Bir ritüel, bir atmosfer parçası olarak kullanıldı.

Şimdi tek bir şey ekleyelim. Kahraman izlerken bir kadın ağıda başlıyor ve iki kişi onu susturuyor. Çünkü o kadının ağıt yakma hakkı yok — ölene yeterince yakın sayılmıyor.

Sahne artık atmosfer değil. Bir kural, bir dışlanma ve bir mesele.

Bir motifi taşırken kaynak içindeki işlevini araştır; kutsal, mahrem ya da topluluğa özgü unsurları dekorlaştırma.

Bu ders o taşımayı öğretiyor.

Bu derste ne olacak

Önce motif ile işlev ayrımını kuracağız. Sonra dekorlaştırmanın ne olduğunu ve nasıl anlaşıldığını göreceğiz. Ardından otomatik çeviri hatasını açacağız — akrabalık, statü, cinsiyet, emek ve doğa anlayışını kendi normuna çevirmek. Sonra benzerlik tuzağını konuşacağız: farkı korumak. Ardından bir topluluğu tek bir eski metinle tanımlamanın sorununu göreceğiz. Sonra kaynağa başvurmayı ve karşılıklılığı ele alacağız. Son olarak uyarlama öncesi sorulacak üç soruyu vereceğim. On bir örnekten romandan geleneksel bilgi tartışmasına, kültür danışmanlığından türkü derlemelerine bunları izleyeceğiz.

Sıfır noktası

Bir bitkiyi başka toprağa taşımayı düşün.

Kökünü söküyorsun, yeni yere dikiyorsun. Ya tutuyor ya tutmuyor. Tutmazsa kuruyor ve mesele kapanıyor.

Bir motifi başka bir kültüre taşımak da böyle görünüyor: ya çalışır ya çalışmaz.

Şimdi benzetmenin kırıldığı yeri söyleyeyim ve bu dersin tamamı burada. Motif kurumuyor.

Yanlış taşınmış bir motif de çalışıyor. Sahne etkileyici oluyor, izleyici beğeniyor, iş yapıyor.

Sadece başka birinin anlamı üzerinden çalışıyor. Ve bedeli, o anlamın sahibi olan topluluk ödüyor: kendi ritüelini bir dekor olarak görüyor, kendi sözünün başkasının ağzında bir efekte dönüştüğünü izliyor.

Yani buradaki ölçü estetik değil. "Güzel oldu mu" sorusu bu meseleyi hiç ölçmüyor.

Doğru soru şu: bu motifi kim kurdu ve ben ondan ne aldım?

Mekanizma

Motif ile işlev

Her kültürel öge iki şeydir: bir görünüş ve bir iş.

Görünüş taşınabiliyor. Bir kıyafet, bir tören, bir yemek, bir söz kalıbı.

İşlev taşınmıyor. O ögenin kendi bağlamında ne yaptığı — kimi ayırdığı, kimi bağladığı, neyi yasakladığı, kime hangi hakkı verdiği.

Ve yanlış uyarlamanın tek bir tarifi var: görünüşü almak, işlevi bırakmak.

Doğru yol da tek: işlevi araştırmak, sonra ya işleviyle birlikte taşımak ya da hiç taşımamak.

Bunun pratik karşılığı bir soru: bu öge kendi yerinde ne işe yarıyor?

Ağıt bir ses değil; kimin yas tutmaya yetkili olduğunu belirleyen bir düzen. Bir selamlaşma biçimi bir nezaket değil; bir hiyerarşi beyanı. Bir yemek bir tat değil; kimin kiminle aynı sofrada oturabildiğinin kaydı.

Dekorlaştırma

Üç işareti var ve üçü de bir taslakta hızlıca kontrol edilebiliyor.

Bir: öge çıkarıldığında sahne değişmiyor. Ağıdı çıkar, sahne aynı kalıyorsa dekordu.

İki: ögeyi kimse yapmıyor, öge oluyor. Failsiz ritüel — kimin başlattığı, kimin katıldığı, kimin dışarıda kaldığı belirsiz.

Üç: ögenin bir kuralı yok. Kural yoksa ihlal de yok; ihlal yoksa o öge anlatıya hiçbir şey vermiyor.

Üçüncüsü aynı zamanda çözümü veriyor: bir ögeyi dekor olmaktan çıkarmanın en hızlı yolu, kuralını ve ihlalini yazmak. Seksen dördüncü derste konuştuğumuz ritüel mekaniği tam olarak bu — ritüel bozulduğunda anlatı üretiyor.

Otomatik çeviri hatası

Kaynağımızın en teknik uyarısı bu: akrabalık, statü, cinsiyet, emek ve doğa anlayışını otomatik olarak kendi normlarına çevirme.

Beş alanda da aynı hata yapılıyor: yazar kendi dünyasındaki karşılığı varsayıyor.

Akrabalık. "Aile" her yerde aynı sınırlara sahip değil. Kimin aileden sayıldığı, kimin bakmakla yükümlü olduğu değişiyor.

Statü. Saygının kaynağı yaş mı, bilgi mi, mülkiyet mi, soy mu? Bu, bir sahnedeki bütün davranışları değiştiriyor.

Cinsiyet. Kimin nerede bulunabildiği, kimin kiminle konuşabildiği ve bunun nasıl gerekçelendirildiği.

Emek. Hangi işin itibarlı, hangisinin utanç sayıldığı. Aynı iş bir yerde saygınlık, başka yerde düşkünlük.

Doğa. İnsanın doğayla ilişkisi mülkiyet mi, akrabalık mı, emanet mi? Bu, bir manzara tarifini bile değiştiriyor.

Ve kontrol yöntemi basit: bu beş başlıkta kendi varsayımını yaz, sonra kaynağın ne söylediğine bak. İkisi aynıysa muhtemelen araştırmadın.

Benzerlik tuzağı

Kaynağımız "benzerliğin yanında farkı da koru" diyor ve bu, en ince maddelerden biri.

Bir motifi tanıdık bulduğunda rahatlıyorsun: "Bizde de böyle." Ve o rahatlama, incelemeyi durduruyor.

Ama benzerlik çoğu zaman yüzeyde. İki kültürde de misafire su ikram ediliyor olabilir; birinde bu bir kabul işareti, ötekinde bir yükümlülük başlangıcı.

İki yönlü bir hata bu.

Fazla benzetmek farkı siliyor ve topluluğu kendi aynanda gösteriyor.

Fazla ayırmak ise topluluğu egzotikleştiriyor ve anlaşılmaz kılıyor.

Doğru nokta arada: benzerliği kabul et, farkı da yaz. Ve fark genellikle gerekçede oluyor — aynı davranış, başka bir sebeple.

Tek metinle tanımlama

Kaynağımızın bir başka maddesi: yaşayan bir topluluğu tek bir eski metinle tanımlama.

Bu hata çok yaygın ve şöyle işliyor: bir topluluk hakkında yazarken yüzyıllar önce yazılmış bir kaynak okunuyor ve bugünkü insanlar o metne göre yazılıyor.

Sonuç, dondurulmuş bir topluluk: sanki hiç değişmemiş, sanki bugün de aynı şeyleri düşünüyor.

Karşılığı da açık: bugün oraya bak. Aynı topluluk bugün ne yapıyor, ne tartışıyor, kendi içinde neyi değiştirmiş?

Ve şu ölçü işe yarıyor: bir topluluk hakkında yazdığın metinde iç anlaşmazlık var mı? Yoksa dondurmuşsun demektir. Doksan beşinci derste kurduğumuz "her dönemde üç farklı konum" ilkesi burada da geçerli.

Kaynağa başvurmak ve karşılıklılık

İki madde birlikte gidiyor.

Kaynağa başvurmak: mümkünse o gelenekten araştırmacı ve anlatıcıların çalışmalarına bakmak. Bir topluluk hakkında yazılanla, o topluluğun kendi yazdığı aynı şey değil.

Karşılıklılık: ticari kullanım ile sorumluluk ilişkisini düşünmek.

Somut biçimleri var: danışman olarak çalıştırmak ve ücretini ödemek, kaynağı adıyla anmak, gelirin bir kısmını paylaşmak, işi o toplulukla birlikte üretmek.

Ve bir uyarı: karşılıklılık bir izin belgesi değil. Bir topluluktan bir kişiyle çalışmak, bütün bir topluluğun onayı anlamına gelmiyor.

Uyarlamadan önce üç soru

Bütün bölümü üç soruya indirebiliyoruz.

Bir: bu ögenin kendi yerindeki işlevi ne? Cevabı bilmiyorsan taşıma.

İki: işlevini de taşıyabiliyor muyum? Taşıyamıyorsan ögeyi çıkar ve yerine kendi dünyandan bir şey koy.

Üç: bu işten kim ne kazanıyor? Cevap yalnızca sen isen, karşılıklılık kurulmamış demektir.

Üçüncüsü rahatsız edici bir soru ve öyle olmalı. Kaynağımızın kapanış cümlesi de bunu söylüyor: amaç her kültürden biraz motif toplamak değil, farklı anlatı düşüncelerinin kendi eserinin varsayımlarını sorgulamasına izin vermek.

Örneklerden okuma

Önce temsil meselesini doğrudan ele alan iki işe bakalım.

Şimdi aynı anlatının kendi geleneği içinde yeniden yorumlanmasına iki örnekten bakalım.

Şimdi kültürel malzemenin sahipliği ve kaydı üzerine dört örneğe bakalım.

Son olarak üretim pratiğine üç örnekten bakalım.

Usta katmanı

Şimdi üç ince noktaya bakalım.

Birincisi, en güvenli uyarlama biçimi motifi almak değil, soruyu almak. Bir gelenekteki bir ritüeli metnine taşımak risklidir; o ritüelin sorduğu soruyu — kim yas tutmaya yetkili, kim aileden sayılır, kim konuşabilir — kendi dünyanda sormak risksizdir ve genellikle daha verimlidir. Kaynağımızın amacı da bu: başka anlatı düşüncelerinin senin varsayımlarını sorgulaması.

İkincisi, bir topluluğu yazarken en çok ele veren şey iç anlaşmazlığın yokluğu. Gerçek topluluklarda herkes aynı şeye inanmaz; genç ile yaşlı, kalan ile giden, uyan ile uymayan arasında sürekli bir gerilim var. Bu gerilim yoksa okur bir topluluk değil bir tanım okuyor.

Üçüncüsü, bir üretim notu. Danışmanlık ilişkisinde en sık yapılan hata, danışmanı çekim aşamasında devreye sokmak. O aşamada değiştirilebilecek şey kalmıyor ve danışman bir onay makamına dönüşüyor. İşe yarayan tek düzen, danışmanın senaryo aşamasında ve ücretli olarak yer alması — ve itirazının kaydedilmesi.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: bir kültürel ögeyi saygıyla ve güzel biçimde kullanmak yeterlidir.
Doğrusu

Estetik ölçü bu meseleyi ölçmüyor. Bir ritüel çok güzel çekilebilir ve yine de işlevinden koparılmış olabilir. Ölçü şu: öge çıkarıldığında sahne değişiyor mu? Değişmiyorsa dekordu — ne kadar güzel olduğu bunu değiştirmiyor.

Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: başka bir kültürden yazmak için o kültürün klasik metinlerini okumak yeterlidir.
Doğrusu

Eski metin o topluluğun bugününü anlatmıyor. Yaşayan bir topluluğu tek bir eski metinle tanımlamak, onu dondurmak demek. Bugün oradaki insanların ne tartıştığına bakmadan yazılan metin, saygılı olsa bile yanlış.

Yaygın yanlışÜçüncüsü: kültürlerarası dikkat, yaratıcılığı kısıtlayan bir zorunluluk listesidir.
Doğrusu

Tersine, bir araştırma yöntemi. Bir ögenin işlevini araştırmak metni zenginleştiriyor, çünkü işlev bir kural demek ve kural bir çatışma demek. Dekorlaştırılan öge hiçbir sahne üretmiyor; işleviyle taşınan öge bir hikâye üretiyor.

Uygulama — kendin dene

Birinci adım. İşlev sorusunu cevapla: bu öge kendi yerinde ne işe yarıyor? Kimi ayırıyor, kimi bağlıyor, neyi yasaklıyor?

İkinci adım. Cevabı bilmiyorsan araştır. O gelenekten yazan birinin metnine bak; hakkında yazılmış olanla kendi yazdığını ayır.

Üçüncü adım. Dekor testini uygula. Ögeyi metinden çıkar. Sahne değişiyor mu? Değişmiyorsa ya işlevini yaz ya da ögeyi çıkar.

Dördüncü adım. Kuralı ve ihlali yaz. Bu ögenin bir kuralı olsun ve bir kişi o kuralın dışında kalsın.

Beşinci adım. Beş başlıkta kendi varsayımını yaz: akrabalık, statü, cinsiyet, emek, doğa. Sonra kaynağın ne söylediğine bak ve farkları işaretle.

Altıncı adım. İç anlaşmazlık ekle. Bu toplulukta en az iki kişi bu öge konusunda anlaşmasın.

Son kontrol. Üçüncü soruyu cevapla: bu işten kim ne kazanıyor? Cevap yalnızca sen isen, bir karşılıklılık biçimi düşün — kaynağı anmak, danışman çalıştırmak ya da birlikte üretmek.

Kilit özet

Birincisi: her kültürel öge bir görünüş ve bir işlevdir; görünüş taşınır, işlev taşınmaz — yanlış uyarlama tam olarak görünüşü alıp işlevi bırakmaktır.

İkincisi: dekorlaştırmanın üç işareti vardır — öge çıkınca sahne değişmiyor, ögeyi kimse yapmıyor, ögenin bir kuralı yok.

Üçüncüsü: beş alanda otomatik çeviri hatası yapılır — akrabalık, statü, cinsiyet, emek ve doğa; kendi varsayımın kaynağın söylediğiyle aynıysa muhtemelen araştırılmamıştır.

Dördüncüsü: yaşayan bir topluluk tek bir eski metinle tanımlanmaz; iç anlaşmazlığı olmayan topluluk portresi bir tanımdır, bir topluluk değil.

Beşincisi: üç soru yeterlidir — işlevi ne, işlevini taşıyabiliyor muyum, bu işten kim ne kazanıyor?

Sonraki derse köprü

Bölüm 15 kapandı. Altı derste sözlü performansı, halk biçimlerini, Anadolu geleneklerini, topluluk merkezli yapıları, yazının kendi araçlarını ve kültürlerarası taşımayı kurduk.

Şimdi Bölüm 16 açılıyor: aynı hikâyenin başka bir mecraya taşınması.

Sıradaki derste uyarlama var: ne korunur, ne değişir? Bir romanı filme, bir oyunu diziye, bir gerçek olayı sahneye taşırken üç şeyi ayırmak gerekiyor — özü, olayları ve ifade aracını. Sadık uyarlamanın çoğu zaman kötü uyarlama olmasının sebebi de burada. Neyin korunması gerektiğine karar vermenin yöntemini kuracağız.


Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel an — açılışta ağıt sahnesinin uzaktan bir tablo gibi görünmesi; sonra bir figürün susturulmasıyla sahnenin içine girilmesi.

Görsel an — bitki benzetmesinde: kökün taşınması, sonra bitkinin yeni yerde çiçek açması ama eski toprağın çölleşmesi.

Görsel an — görünüş ile işlevin ayrılması: bir kabuk ve içindeki çark.

Görsel an — beş otomatik çeviri alanının beş ayrı kapı olarak gösterilmesi; her birinin arkasında farklı bir düzen.

Görsel an — karşılıklılık bölümünde: tek yönlü bir okun çift yönlü hâle gelmesi.

Motif — bölüm boyunca dönen ağız-kulak motifine bu derste bir kök ekleniyor.

Ritim — açılışta susturma anından sonra iki saniye. Üç dekorlaştırma işareti arasında birer saniye. Beş çeviri alanı arasında yarımşar saniye. Üç sorunun her biri arasında birer buçuk saniye. Kilit özetin beş cümlesi arasında birer saniye boşluk.