L01-P06-M03-D05
Görüş ayrılığının türleri
Fonksiyonel Tıp Akademisi — L01, Bilimsel ve Tıbbi Okuryazarlık · 1.732 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 8 dk okuma · 13 dk dinleme
Açılış sahnesi
Saadet Hanım yetmiş bir yaşında, emekli bir terzi. Sağ gözündeki katarakt için iki göz hekimine gitmiş ve elinde aynı muayene kâğıdı var: o gözde görme keskinliği 0,5, mercekte orta düzeyde bir bulanıklık, gözün geri kalanı sağlıklı. İlk hekim Oya Hanım ameliyatı bu yıl öneriyor, çünkü Saadet Hanım akşamları iğneye iplik geçiremediğini ve alacakaranlıkta karşıdan gelen farların gözünü kamaştırdığını anlatmış. İkinci hekim Kerem Bey beklemeyi öneriyor: "Görmeniz hâlâ iyi, ameliyatın küçük ama geri alınamayan bir riski var, bir yıl sonra yeniden bakalım." Saadet Hanım iki kâğıdı yan yana koyup soruyor: aynı sayılara bakan iki uzman nasıl iki ayrı karara varıyor?
Cevap, ikisinin aslında tek bir şeyde ayrılmamasında. Bir kısmında dünyanın nasıl olduğu konusunda farklı düşünüyorlar; bir kısmında "iyi görmek" sözünden farklı şeyler anlıyorlar; bir kısmında da aynı olguyu bilseler bile ona farklı ağırlık veriyorlar. Bu parçaların bazıları yeni bir ölçümle kapanır, bazıları hiçbir ölçümle kapanmaz. Bu ders, bir anlaşmazlığı parçalarına ayırmayı ve hangi parçanın veriyle bitebileceğini önceden görmeyi öğretiyor.
Bu derste ne olacak
Önce beş anlaşmazlık türünü Saadet Hanım'ın iki hekimi üzerinden tek tek ayıracağız. Sonra hangi türün yeni veriyle kapandığını, hangilerinin ancak daraldığını göreceğiz; kanıt ağırlığı dersinin sonunda sorulan soru buydu. Ardından en sık karışan iki türe, olgu ile değere geleceğiz ve karışmanın iki yönünü ayıracağız. Son bölümde bir tartışmanın hangi türde olduğunu birkaç dakikada söyleten tek bir soru kuracağız.
Sıfır noktası
Kanıt ağırlığı dersinde iki kardeşin aynı soruyu sorduğunu varsaymıştık: bir şey işe yarıyor mu, yaramıyor mu? Tartım, o varsayım altında iyi çalışıyordu. Ama iki kişi aynı kanıtı aynı biçimde tartıp yine de farklı karar verebilir ve bu durumda daha çok kanıt getirmek tartışmayı ilerletmez. Saadet Hanım'ın iki hekimi de aynı muayeneye bakıyor; aralarındaki fark kâğıtta değil, kâğıttan karara giden yolun farklı durakları üzerinde.
Mekanizma
Beş tür
Olgu anlaşmazlığı, dünya hakkında farklı şeylerin doğru sanılmasıdır. Kerem Bey bir yıl beklemenin ameliyatı zorlaştırmayacağını düşünüyor; Oya Hanım merceğin sertleştikçe işlemin güçleşebileceğini düşünüyor olabilir. Bu, literatüre ve sonuç verilerine bakarak cevaplanabilecek bir soru. Akşamki kamaşmanın kaynağı da bir olgu sorusu: sorun mercekten mi, yoksa göz yüzeyindeki bir kuruluktan mı geliyor? Bunu bir muayene ayırabilir.
Tanım anlaşmazlığı, aynı sözcüğün farklı şeyleri kastetmesidir. Kerem Bey "görmeniz iyi" derken ışıklı bir odada harf tablosundaki sonucu kastediyor. Saadet Hanım için iyi görmek, akşam lambası altında ince bir ipliği iğne deliğinden geçirebilmek. İkisi de kendi tanımıyla doğru konuşuyor ve bu açıkça söylenmedikçe tartışma dolanıp durur.
Yöntem anlaşmazlığı, neyin kanıt sayılacağında ayrılmaktır. Kerem Bey tablodaki ölçümü belirleyici buluyor; Oya Hanım hastanın gündelik yakınmasını ve parlak ışık altında yapılan bir kamaşma testini de karara katmak istiyor. Bu, olgu düzeyinin bir üstünde bir ayrılık: iki hekim sonuç üzerinde değil, sonuca hangi ölçümle varılacağı üzerinde ayrılıyor.
Değer anlaşmazlığı, neyin önemli olduğunda ayrılmaktır. Saadet Hanım'ın akşam işi ve alacakaranlıkta torununu okuldan alması ne kadar önemli, küçük bir ameliyat riskinden kaçınmak ne kadar önemli? Bu bir ölçüm sorusu değil. İki hekim de riski aynı biçimde biliyor olabilir; biri gündelik işlevi, öbürü dokunulmamış bir gözü daha ağır tartıyor.
Öncelik ve risk toleransı anlaşmazlığı, aynı belirsizlik karşısında ne yapılacağında ayrılmaktır. Kataraktın Saadet Hanım'da ne hızla ilerleyeceği bilinmiyor. Kerem Bey bu belirsizlik karşısında beklemeyi, Oya Hanım harekete geçmeyi seçiyor. İkisi aynı bilinmezliğe bakıyor; ayrıldıkları yer, bilinmezliğin hangi yönde yanılmayı daha katlanılır kıldığı.
Kapanan ve daralan
Şimdi Saadet Hanım'a kamaşma testinin yapıldığını düşün. Parlak bir ışık kaynağı altında sağ gözünün görmesi belirgin biçimde düşüyor ve göz yüzeyi sağlıklı çıkıyor. Bu sonuç kamaşmanın kaynağı üzerindeki olgu anlaşmazlığını kapatıyor: sorun mercekte. Kerem Bey artık "görmeniz iyi" diyemiyor, çünkü tanım da açığa çıktı; tablo iyi, akşam görmesi değil. Test, yöntem anlaşmazlığını da daraltıyor, çünkü iki hekim artık aynı ölçümü masaya koymuş durumda.
Ama testin sonucu, küçük bir ameliyat riskinin akşam işine değip değmediğini söylemiyor. O soru Saadet Hanım'ın kendi değer sıralamasına kalıyor ve ne kadar ölçüm yapılırsa yapılsın orada kalacak. Belirsizlik de tamamen ortadan kalkmadı; katarakt yine öngörülemez bir hızla ilerleyebilir. Çözülebilirlik ölçütünün söylediği tam olarak bu: yeni veri bir tartışmanın olgu parçasını bitirir, geri kalan parçalarını küçültür ve hangi yerde durduğunu görünür kılar.
Her türün kendi aracı var ve bu araçlar birbirinin yerine geçmiyor. Olgu ayrılığı kanıt gövdesiyle ve kanıt ağırlığı dersinde kurulan tartımla ilerler. Tanım ayrılığı terimleri açıkça yazmakla çoğu zaman birkaç dakikada biter, ama nadiren denenir. Yöntem ayrılığı, hangi ölçümün hangi soruya uygun olduğunu konuşmayı gerektirir. Değer ayrılığı tartışılabilir ama ölçülemez; doğru hamle karşı tarafı ikna etmek değil, tercihleri açıkça yazmaktır. Öncelik ayrılığında da asıl soru, belirsizliğin bedelini kimin taşıdığı ve kimin neyi göze aldığıdır. Saadet Hanım'ın durumunda bu bedeli taşıyan kişi hekimlerden biri değil, Saadet Hanım'ın kendisi.
Kartın son cümlesi dersin özünü taşıyor: daha çok veri, değer anlaşmazlığını kapatmıyor. Saadet Hanım'a on ayrı test daha yapılsa bile, iki hekimin ağırlıkları arasındaki fark yerinde kalır. Bu yüzden değer ya da öncelik türündeki bir ayrılıkta karşı tarafı "kanıta rağmen direniyor" diye görmek, türleri karıştırmanın doğrudan sonucu. Kerem Bey kanıtı görmezden gelmiyor; onu kendi ağırlıklarıyla tartıyor.
En sık karışan ikili
Olgu ile değer, en sık birbirine karışan iki tür ve karışma iki yönde de oluyor. İki yönün adı var, çünkü ikisi de başka türlü fark edilmeden sürüp gidiyor.
Oya Hanım, Kerem Bey'i ikna etmek için her hafta yeni bir çalışma gönderseydi, birinci yöne düşmüş olurdu: bir ağırlık farkını veri eksikliği sanmak. İkinci yön daha sessiz çalışır. Kerem Bey "bir yıl beklemek ameliyatı zorlaştırır mı, bu biraz da hekimin görüşü" diyerek soruyu kapatsaydı, cevabı sonuç verilerinde bulunabilecek bir soruyu tercih meselesine çevirmiş olurdu. Bu ikinci yön daha zararlı, çünkü ölçülebilir bir soruyu tercih meselesine çevirmek kanıtı devre dışı bırakıyor ve bunu "herkes haklı" gibi hoşgörülü bir cümlenin arkasında yapıyor.
İki karışmanın ortak ilacı tek bir soru: hangi gözlem seni haksız çıkarırdı? Cevap bir gözlemse, elindeki bir olgu anlaşmazlığıdır ve kanıtla ilerler. Cevap "hiçbiri" ise, ayrılık büyük olasılıkla değer, öncelik ya da tanım düzeyindedir ve kanıt aramak boşa emektir. Bu soru, bir iddianın bilimsel sayılması için hangi gözlemin onu çürüteceğini söyleyebilmesi gerektiği ölçütünün tartışmadaki karşılığı (L01-P01-M01-D04). Orada bir iddianın biçimini sınıyordu; burada bir yol ayrımı olarak çalışıyor ve tartışmanın hangi yöne gideceğini gösteriyor.
Yaygın yanlış"Anlaşamıyorsak biri kanıtı görmezden geliyordur."
Anlaşmazlık değer ya da tanım düzeyindeyse iki taraf da kanıtı görüyor olabilir. Kerem Bey ile Oya Hanım aynı muayeneyi okudu; ayrıldıkları yer, o muayeneye verdikleri ağırlık. Suçlamadan önce tür belirlenmeli.
Yaygın yanlış"Değer anlaşmazlığı varsa tartışmanın anlamı yok."
Değer anlaşmazlığı kanıtla kapanmıyor ama açıkça yazılabiliyor; yazıldığında iki taraf da neyi neye tercih ettiğini görüyor. Ortak karar verme tam olarak bu iş için var ve Saadet Hanım'ın değer sıralaması, iki hekimin arasındaki farkı ancak böyle kapatabilir.
Klinik gerçeklik
Bir anlaşmazlıkla karşılaştığında işe tür belirleme sorusuyla başla ve onu önce kendine sor: hangi gözlem beni haksız çıkarırdı? Cevabını bulduktan sonra aynı soruyu karşındakine yönelt. Cevapların çoğu zaman bir kısmı gözlem, bir kısmı "hiçbiri" olacak ve bu, tartışmanın birden fazla türü bir arada taşıdığının işaretidir. O zaman parçaları adlandır; hangisi olgu, hangisi tanım, hangisi yöntem, hangisi değer ya da öncelik?
Adlandırma yapıldıktan sonra her parçaya kendi aracıyla dön. Olgu parçası için kanıtı ara ve tart; tanım parçası için sözcükleri açıkça yaz; değer ve öncelik parçası için tercihlerin kimde olduğunu sor. Klinikte bu sorunun cevabı çoğu zaman hastanın kendisidir. İki hekimin arasında kalan bir hasta, uzmanların uzlaşmasını beklerken aslında kendi değerinin sorulmasını bekliyor olabilir. Adlandırma adımı genellikle tartışmanın kendisinden kısa sürer ve geri kalanını da kısaltır.
Kendini sına
- Beş türü say ve her birini Saadet Hanım'ın iki hekiminden bir örnekle eşleştir. Hangisi kanıtla kapanıyor?
- Çözülebilirlik ölçütü nedir? Kamaşma testi hangi ayrılığı kapattı, hangilerini yalnız daralttı?
- Tanım anlaşmazlığı neden çoğu zaman birkaç dakikada çözülebilir, ama neden nadiren denenir?
- B rozetli kartın son cümlesi ne diyor? Saadet Hanım'a on test daha yapılsa neyin değişmeyeceğini açıkla.
- İki karışma yönünü yaz. Hangisi daha zararlı ve neden?
- Tür belirleme sorusu ne? Hangi dersteki ölçütün tartışmadaki karşılığı?
- Vakadaki beş ayrılıktan hangileri iki hekim arasında kapanıyor, hangileri Saadet Hanım'a kalıyor?
- "Değer anlaşmazlığında tartışmanın anlamı yok" neden yanlış?
Bir sonraki derse köprü
Bu derste iki eşit konumdaki hekimin ayrılığını parçalara böldük. Ama bazı ayrılıklarda taraflar eşit değildir: bir yanda bir alanın büyük çoğunluğunun paylaştığı bir görüş, öbür yanda az sayıda itiraz eden ses vardır. Azınlıkta olmak ne bir itirazı haklı çıkarır ne de çürütür. Sıradaki derste, uzlaşmanın dışında kalan bir konumu kişiye değil konumun kendisine bakan ölçütlerle nasıl değerlendireceğini göreceksin; bu ölçütlerden biri, bu dersteki "hangi gözlem seni haksız çıkarırdı" sorusunu geriye doğru soruyor: bir konumun önceden ortaya koyduğu beklentiler tuttu mu?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.