İçeriğe geç

L01-P01-M03-D01

Kök, önek ve sonekler

Fonksiyonel Tıp Akademisi — L01, Bilimsel ve Tıbbi Okuryazarlık · 1.652 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Açılış sahnesi

Pazar akşamı, mutfak masası. Aysel babası Halil Bey'in hastaneden çıkarken verilen epikrizini, yani taburcu özetini, önüne açmış ve dört satırı kurşun kalemle altını çizerek okuyor: "Hasta akut kolesistit tanısıyla yatırıldı. Muayenede Murphy bulgusu pozitif. Laboratuvarda lökositoz ve hafif anemi. Ultrasonografide kolelitiazis izlendi, hepatomegali saptanmadı; laparoskopik kolesistektomi uygulandı." Dört satırda yedi yabancı sözcük var ve Aysel'in ilk dürtüsü telefonu alıp tek tek aratmak. Onun yerine kâğıdın kenarına ilk terimi yazıp üç parçaya bölüyor.

Kole- Yunanca safra, -sist- kese, -it iltihap: safra kesesinin iltihabı. Aynı üç parçanın ikisi son satırda yeniden çıkıyor, bu kez sonunda -ektomi, yani kesip çıkarma var: safra kesesinin çıkarılması. Aysel sözlüğe bakmadan tanıyı ve ameliyatı birbirine bağlamış oluyor. Tıbbi terimlerin çoğu ezberlenecek bir liste gibi değil, çözülecek bir yapı gibi kurulmuş. Bu ders o yapıyı ve yapının seni nerede yanılttığını anlatıyor.

Bu derste ne olacak

Önce bir terimi oluşturan üç parçayı tanımlayacağız ve epikrizin kalan terimlerini aynı yöntemle çözeceğiz. Sonra çözümlemeye neden sondan başlandığını ve terim bilgisinin iki somut yararını göreceğiz. Dersin ikinci yarısı daha önemli: yöntemin yanıldığı üç durum. Aynı epikrizin içinde bu üç durumun ikisi zaten var ve Aysel'in kâğıdı kenara koymadan önce yapması gereken dördüncü bir adım var.

Sıfır noktası

Parçaların dizilişi düzenli: önek varsa başta, sonek sonda, kök ya da kökler ortada durur. Her terimde üç parça birden bulunmaz. Hepatomegalide önek yok, yalnız bir kök ve bir sonek var; kolesistektomide ise iki kök yan yana dizilmiş. Bu yüzden sıra sabit, ama parçaların sayısı değişken. Parçaların çoğu Yunanca ya da Latince kökenli ve Türkçeye çoğunlukla Fransızca üzerinden, sesleri biraz değişerek girmiş; -itis bizde -it, -osis ise -oz olmuş.

Mekanizma

Çözümleme sondan başlar

Aysel ikinci satıra geçtiğinde yöntemi farkında olmadan tersten uyguluyor ve bu doğru sıra. Sonek terimin ne tür bir şey olduğunu söyler: bir iltihap mı, bir işlem mi, kanda ölçülen bir bulgu mu? Kök neyle ilgili olduğunu söyler, önek de varsa yerini, derecesini ya da yokluğunu ekler. Sondan başlamanın nedeni basit: sonek sana hangi soruyu sorman gerektiğini verir. "Bu bir ameliyat adı mı, bir tahlil sonucu mu?" sorusu cevaplanınca geri kalan parçalar yerine oturur.

Lökositozda sonek -oz, burada artış anlamında. Kök lökosit, Yunanca leukos beyaz ve kytos hücre sözcüklerinden: beyaz kan hücresi. Terimin tamamı kanda beyaz hücre sayısının artması demek ve bir enfeksiyon ya da iltihap tablosunda beklenen bir bulgu. Hepatomegalide sonek -megali, büyüklük; kök hepato-, karaciğer. Epikriz bunun saptanmadığını yazıyor, yani muayene ve görüntülemede karaciğer büyük bulunmamış.

Kolelitiaziste sonek -iazis, bir hastalık hâlini bildiriyor; ortada lit-, Yunanca lithos, taş var ve başta yine kole-: safrada taş oluşması hâli. Şimdi dört satır birbirine bağlanıyor. Safra kesesinde taş var, kese iltihaplanmış, kanda beyaz hücre artmış ve kese çıkarılmış. Laparoskopik sözcüğü de nasıl çıkarıldığını söylüyor: -skopi içeriden bakma, lapara Yunanca böğür, karnın yumuşak yanı. Karın içine küçük deliklerden kamerayla bakılarak yapılan ameliyat.

Kartın rozeti C ve nedeni notta yazılı: kazanım ölçülmüş, ama kısa sürede ve küçük gruplarda. Yöntemin işe yaradığına dair makul bir işaret var, ne kadar kalıcı olduğuna dair yok. Bu ders de sana bir kolaylık vaat etmiyor, bir alışkanlık öneriyor.

Terim bilmek ne kazandırır

İlk kazanç raporu okuyabilmek. Aysel epikrizi çözdükten sonra kontrol randevusunda "Taş başka yerde de var mıydı?" ya da "Kansızlık ameliyattan önce de var mıydı?" diye sorabilir. Bu sorular, terimleri bilmeyen birinin aklına gelmez; çünkü soru ancak neyin yazıldığı anlaşıldığında doğar. Terim bilgisi görüşmeyi daha uzun değil, daha isabetli yapar.

İkinci kazanç daha az görünür ama daha önemli: yanlış anlamayı önlemek. Bu, sanıldığından çok daha yaygın.

Kartın son cümlesi bu modülün gerekçesi. Bilinmeyen bir terim soru sordurur, çünkü boşluk görünür; yanlış bilinen bir terim sordurmaz, çünkü boşluğun yerini bir yanlış doldurmuştur. Aysel "kolesistit"i hiç duymamıştı ve bu yüzden durup çözdü. Asıl risk, bildiğini sandığı bir sözcükte.

Yöntemin sınırı

Epikrizde çözülmeyen bir ifade kaldı: Murphy bulgusu. Aysel bunu parçalamaya çalışsa hiçbir şey bulamaz, çünkü ortada bir kök yok, bir soyadı var. Bulgu, adını onu tarif eden cerrahtan alıyor ve sağ üst karına bastırılırken derin nefes alan kişinin ağrıyla nefesini kesmesini anlatıyor. Kişi adı taşıyan terimler, yöntemin yanıldığı birinci durum: parçalanamazlar, parçalanmaya zorlanırlarsa uydurma bir anlam çıkar. Tek çare tanıma bakmak.

İkinci durum, sonekin gerçeği yansıtmaması. Tendinit sözcüğü tendon iltihabı diyor ve uzun süre öyle de kullanıldı. Ancak uzun süren tendon ağrılarında dokuya bakıldığında çoğu zaman klasik iltihap tablosu değil, dokunun yapısal bozulması görüldü; bu yüzden birçok kaynak artık daha genel bir ad olan tendinopatiyi tercih ediyor. Ad yerleştikten sonra anlaşılan mekanizma, adı her zaman değiştirmiyor. -it gördüğünde "iltihap" diye okumak iyi bir ilk tahmin, ama kesin bir bilgi değil.

Üçüncü durum, aynı parçanın farklı bağlamda farklı şeyi göstermesi. Kolesistitteki -sist-, Yunanca kystis, "kese" demek ve burada safra kesesini gösteriyor. Aynı kök tek başına kullanıldığında, sistitte, idrar kesesinin yani mesanenin iltihabı anlamına geliyor. Soneklerde de aynı şey olur. Lökositozdaki -oz artış bildirirken, bir dokunun sertleşip kalınlaşmasını anlatan fibrozdaki -oz bir süreci, bir hâli bildiriyor.

Bu, akademinin genel yaklaşımının terim düzeyindeki hâli. Bir çıkarım üretiliyor, ama kontrol edilmeden sonuç sayılmıyor. Parçalar sana nereye bakacağını söyler; neyin orada olduğunu tanım söyler.

Yaygın yanlış"Terimi çözdüm, artık ne olduğunu biliyorum."
Doğrusu

Çözümleme terimin sözlük anlamını veriyor; klinik anlamını değil. Bir terim ne olduğunu söylüyor, ne kadar ciddi olduğunu ya da ne yapılması gerektiğini söylemiyor.

Epikrizdeki hafif anemi bu yanlışın en iyi örneği. Sözlük anlamı kelimesi kelimesine "kansızlık": an- yokluk ve -emi, kanda bulunma. Oysa klinik anlamı, kandaki hemoglobinin yaşa ve cinsiyete göre belirlenmiş sınırın altında olması; kimsenin kanı "yok" değil. Çözümleme sana bunun kanla ilgili bir ölçüm bulgusu olduğunu doğru söyledi, ama nedenini, ne kadar düşük olduğunu ve önemli olup olmadığını söylemedi. O soruların cevabı raporun başka satırlarında ya da hekimle yapılacak görüşmede.

Yaygın yanlış"Tıbbi terimler gereksiz yere zor, sade dille yazılmalı."
Doğrusu

Terimler kısaltma işlevi görüyor ve kesinlik sağlıyor: hipoglisemi tek sözcükle "kanda şekerin az olması" diyor ve hangi ölçümden bahsedildiğini belirsiz bırakmıyor. Sorun terimlerin varlığı değil, karşılığının verilmemesi.

Karşılığı verilmeyen sözcüğün nasıl dağıldığını olasılık dili dersinde (L01-P04-M03-D03) görmüştün: aynı "nadir" sözcüğü, aynı odadaki on kişi için birbirinden çok uzak sayılar demekti. Terimler için çözüm onları atmak değil, ilk geçtikleri yerde bir karşılıkla birlikte vermek. İyi yazılmış bir epikriz "kolelitiazis (safra kesesi taşı)" der ve hem kesinliği hem anlaşılırlığı korur.

Klinik gerçeklik

Bilmediğin bir terimle karşılaştığında dört adımı sırayla uygula. Önce sondan başla ve sonekin terimin türü hakkında ne söylediğine bak: iltihap mı, işlem mi, ölçüm mü? Sonra kökü bul ve neyle ilgili olduğunu yaz; birden fazla kök varsa ikisini de. Üçüncü adımda önek varsa yerini, derecesini ya da yokluğunu ekle. Dördüncü adımda tahminini tanımla karşılaştır, çünkü ilk üç adımın ürettiği şey bir tanım değil, bir tahmin.

Dördüncü adım atlandığında yöntem bir kolaylıktan bir hata kaynağına dönüşüyor. Kişi adı taşıyan bir terimde uydurma bir anlam, tarihsel bir sonekte yanlış bir mekanizma, bağlam değiştiren bir kökte yanlış bir organ çıkar. Aysel'in kâğıdı bu yüzden iki sütunlu olmalı: solda kendi çözümlemesi, sağda doğruladığı tanım. Sağ sütunu dolduramadığı her terim, kontrol randevusuna götüreceği bir soru.

Kendini sına

  1. Kök, önek ve soneki tanımla. Parçaların sırası sabit mi, sayısı da sabit mi? Kolesistektomi üzerinden açıkla.
  2. Çözümleme neden sondan başlıyor? Lökositoz terimini bu sırayla çöz.
  3. Hipoglisemi ve anemi terimlerini çözümle. Aneminin sözlük anlamı ile klinik anlamı nerede ayrılıyor?
  4. Terim bilmenin iki somut yararını yaz. Aysel'in kontrol randevusunda sorabileceği bir soru örneği ver.
  5. B rozetli karta göre yanlış anlama neyden kaynaklanıyor? "Bilinmeyen terim soru sordurur" cümlesini bu kartla açıkla.
  6. Çözümlemenin yanıldığı üç durumu say ve her biri için bu dersten bir örnek ver.
  7. Sistit ile kolesistit aynı kökü taşıyor. Neden farklı organları gösteriyorlar?
  8. Vakadaki iki terimde çözümleme aynı işi mi yaptı? Fark nerede ortaya çıktı?

Bir sonraki derse köprü

Aysel'in epikrizinde çözmediği bir ifade daha vardı: Murphy bulgusu tarif edilirken geçen "sağ üst karın". Kimin sağı? Masada karşısında oturan babasına bakarken onun sağı Aysel'in solunda duruyor, bir görüntüleme ekranında da aynı ters dönme yaşanıyor. Sıradaki ders bu karışıklığı bütün raporlar için tek bir sabit duruşla, anatomik pozisyonla çözüyor ve "sağ" ile "sol"un neden her zaman hastanın kendi tarafı olduğunu anlatıyor. Orada göreceğin proksimal, distal, lateral gibi yön sözcüklerinin çoğu da bu dersteki yöntemle, Latince parçalarına ayrılarak çözülebiliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.