İçeriğe geç

L00-P03-M02-D08

Deneyim ve Anlam Soruları

Fonksiyonel Tıp Akademisi — L00, Oryantasyon ve Öğrenmeyi Öğrenme · 1.565 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 7 dk okuma · 12 dk dinleme

Açılış sahnesi

Perşembe öğleden sonra, bir üniversite hastanesinin dil ve konuşma terapisi ünitesi. Oktay otuz bir yaşında, bir kombi servisinde teknisyen ve çocukluğundan beri kekemeliği var. Üç ay önce başladığı haftalık seanslarda terapisti Jale her ay aynı ölçümü yapıyor: Oktay'ın iki dakikalık bir konuşma örneğini kaydediyor ve söylenen hecelerin yüzde kaçında takılma olduğunu sayıyor. İlk ay bu oran yüzde on birdi; bugünkü kayıtta yüzde üç. Jale sayıyı dosyaya yazarken gülümsüyor ve Oktay'a grafiği gösteriyor.

Oktay grafiğe bakıyor ve bir süre sessiz kalıyor. Sonra şöyle diyor: "Burada böyle konuşuyorum, doğru. Ama iş telefonu çaldığında hâlâ açmıyorum. Müşteriyi aramam gerekince işi çırağa bırakıyorum, o arıyor, ben arkadan dinliyorum. Kapıyı açan kişiye adımı söyleyeceğim anda bir saniye önceden kasılıyorum, o yüzden adımı söylemeden 'servisten geldim' diyorum."

Jale kalemi bırakıyor. Dosyadaki sayı ile Oktay'ın anlattığı hayat aynı üç aydan, aynı kişiden geliyor ve biri ötekini yalanlamıyor. Sayı gerçekten düştü ve bu düşüş bir şey söylüyor. Oktay'ın cümleleri de gerçek ve sayının hiç görmediği başka bir şey söylüyor. İkisini aynı soruya verilmiş iki cevap sanmak, bu dersin önlemeye çalıştığı hata.

Bu derste ne olacak

Önce Jale'nin sayısı ile Oktay'ın anlattığı şeyin neden aynı soruya cevap vermediğini göreceğiz; bunun için sayının neyi saydığına ve neyi hiç göremediğine bakacağız. Ardından bir kanıt kartıyla, sayısal verinin olmadığı yerde kanıtın da olmadığı varsayımını sınayacağız: deneyim sorularının kendi titiz yöntemi var. İkinci kart, bir ölçekteki iyileşmenin kişinin deneyimine otomatik olarak taşınmadığını söylüyor. Kapanışta bir durumu değerlendirirken iki sorunun neden birlikte sorulması gerektiğini konuşacağız.

Sıfır noktası

Önceki derste Sevda kamp dönüşü velilerden bir form topladı ve formdaki her soru bir kutucuktu: ısırık sayısı, reaksiyon var mı yok mu. Bir annenin formun kenarına yazdığı not ise hiçbir kutucuğa girmiyordu, çünkü oğlunun losyonun kokusu yüzünden ilk günler çadır arkadaşlarından ayrı durduğunu anlatıyordu. O not bir oran vermiyordu, ama kampın o çocuk için neye dönüştüğünü söylüyordu.

Modülün önceki yedi türü cevabını bir ölçüme, bir sınıflamaya ya da bir karşılaştırmaya bağlayabiliyordu. Tanımsal soru bir olgunun ne olduğunu sordu, nedensel soru bir farkı bir etkene yükledi, zarar sorusu istenmeyen bir olayın olasılığını tarttı. Formun kenarındaki not ve Oktay'ın cümleleri bu kalıpların hiçbirine oturmuyor. Onlar başka bir şey soruyor: bu durumu yaşamak, bu kişi için ne demek?

Tanımın üç parçası Oktay'ın cümlelerinde ayrı ayrı görünüyor. Telefonu açmamak günlük hayatın nasıl şekillendiğini, işi çırağa bırakmak mesleğiyle kurduğu ilişkiyi, kendi adını söylememek ise kimlikle ilgili bir yeri gösteriyor. Hiçbiri bir hece sayımına dönüştürülemez ve dönüştürülmeye çalışılsa geriye anlamını yitirmiş bir sayı kalır.

Mekanizma

Sayı neyi sayıyor, neyi göremiyor

Jale'nin ölçümü dürüst ve işe yarar bir ölçüm. İki dakikalık konuşma örneğinde söylenen her heceyi sayıyor ve takılanları ayırıyor. Ölçümün sınırı da tam bu tanımda duruyor: yalnız söylenen heceleri görebiliyor. Oktay'ın açmadığı telefon, çırağa bıraktığı arama ve söylemediği adı sayıma hiç girmiyor, çünkü söylenmeyen bir cümlede takılma da olmuyor.

Buradan tuhaf bir sonuç çıkıyor. Bir kişi zorlandığı durumlardan ne kadar çok kaçınırsa, sayılacak takılma da o kadar azalabilir. Sayı bu durumda yanlış değil; yalnız sorulmamış bir soruya cevap vermesi beklenmiş. Oktay'ın kaçındığı anları görmek için ona bu anları sormak, anlatmasına izin vermek ve anlattığını ciddiye almak gerekiyor. Bu, bir sayının yapamayacağı bir iş.

Rakamın yokluğu, kanıtın yokluğu değil

Bir iddia sayısal bir çalışmayla desteklenmiyorsa, akla hemen "bu konuda kanıt yok" cümlesi geliyor. Deneyim sorularında bu cümle yanlış bir yere düşüyor, çünkü bu soruların kendi yöntemi var ve o yöntem sayı üretmek üzere kurulmamış.

Kartın gövdesi yöntemin ne yaptığını söylüyor: görüşmeler rastgele sohbetler değil, sistematik biçimde toplanıp okunuyor ve birden çok kişinin anlatısında tekrar eden temalar ayıklanıyor. Kartın sınırı ise neyi yapamadığını söylüyor. Oktay'ın anlattığı kaçınma bir görüşmede açıkça ortaya çıkabilir, ama kekemeliği olan yetişkinlerin ne kadarında aynı kaçınmanın bulunduğu ayrı bir soru ve o soru bir sayım istiyor. İki yöntem birbirinin rakibi değil, farklı soruların aracı.

Yaygın yanlış"Bir konuda sayısal bir çalışma yoksa, o konuda güvenilir bilgi de yoktur."
Doğrusu

Bazı sorular doğası gereği bir sayıya indirgenemez ve bunun için tasarlanmış yöntem — derinlemesine görüşme, tematik analiz — kendi içinde titiz ve sistematik olabilir. Yokluk sayısal veride, güvenilirlik sayı vermekte değil.

Bu yüzden "sayısal veri yok" ile "kanıt yok" eş anlamlı sayılamaz. Bir deneyim sorusuna en uygun yöntem zaten sayısal olmadığında, eksik olan kanıt değil, yanlış yere bakma alışkanlığı oluyor. Sevda'nın formundaki not da, bir görüşmenin kenarında kalmış tek bir tema gibi, bir yöntemle sistematik olarak toplansaydı kanıt olmaya aday bir malzemeydi.

İki cevap birbirinin yerine geçmiyor

Açılıştaki iki cümleye dönelim: dosyadaki oran yüzde on birden yüzde üçe indi, Oktay ise telefonu hâlâ açmıyor. İkisinden birini seçip ötekini silmek cazip, çünkü tek bir cevap daha düzenli görünüyor.

Bir müdahale sorusunun cevabı ile bir anlam sorusunun cevabı bu yüzden aynı kişide aynı anda ayrışabiliyor. Biri iyileşmeyi gösterirken öteki hâlâ eksik kalan bir şeyi anlatabiliyor ve ikisi birlikte kişinin durumunu tamamlıyor. Jale'nin sayısı seansların odadaki konuşmayı değiştirdiğini söylüyor; Oktay'ın anlatısı, değişimin henüz iş telefonuna ve kapı eşiğine ulaşmadığını söylüyor.

Vakadaki klinisyen ile Jale aynı noktada durdu. İkisi de bir sayıyla değerlendirmeyi kapatmak üzereydi ve ikisini de durduran, açık uçlu bir soruya gelen cevap oldu. Soru "puanın nasıl?" değil, "senin için en çok neyi zorlaştırdı?" idi; birincisi ölçeğin kendi maddelerine döner, ikincisi kişinin kendi önceliğine.

Klinik gerçeklik

Bir durumu değerlendirirken iki ayrı soru var: sayısal ölçüt ne diyor ve kişinin kendi sözleriyle anlattığı öncelik ne? Yalnız birincisine bakmak, kişi için asıl önemli olanı gözden kaçırabiliyor. Yalnız ikincisine bakmak ise değişimin büyüklüğünü ve yönünü karşılaştırılabilir biçimde izlemeyi zorlaştırıyor, çünkü anlatılar aydan aya aynı cetvelle ölçülmüyor.

Jale o gün dosyaya ikinci bir satır ekledi. Oranın yanına, Oktay'ın kendi cümleleriyle üç durumu yazdı: iş telefonunu açmak, müşteriyi kendisi aramak ve kapıda adını söylemek. Sonraki seanslarda sayıyı ölçmeyi sürdürecek, ama her ay bu üç durumun Oktay'ın hayatında nerede durduğunu da soracak. Bir ölçüm yerini bir anlatıya bırakmadı; ikisi aynı dosyada yan yana tutulmaya başladı.

Kendi sağlığınla ilgili bir bilgiyle karşılaştığında da aynı ayrımı kullanabilirsin. Bir tahlil, bir test ya da bir anket puanı iyileşmiş olabilir ve bu gerçek bir haberdir. Seni asıl rahatsız eden şey o puanın içinde hiç yer almıyorsa, bunu söylemek bir şikâyet fazlalığı sayılmaz; değerlendirmenin eksik kalan yarısını tamamlar.

Kendini sına

  1. Jale'nin dosyasındaki oran ile Oktay'ın cümleleri neden birbirini yalanlamıyor?
  2. Deneyim ve anlam sorusu modülün önceki yedi türünden hangi özelliğiyle ayrılıyor?
  3. Kaçınma arttıkça takılma sayısının azalabilmesi, sayının neyi göremediği hakkında ne söylüyor?
  4. Bir konuda sayısal bir çalışma bulunmaması ile o konuda güvenilir bilgi bulunmaması neden aynı şey değil?
  5. Nitel görüşme çalışmalarının açıkça çizilen sınırı ne? Oktay'ın durumunda bu sınır hangi soruda ortaya çıkıyor?
  6. İkinci kanıt kutusu hangi varsayımı geçersiz kılıyor?
  7. Vakadaki klinisyeni ve Jale'yi değerlendirmeyi sayıyla kapatmaktan alıkoyan şey neydi?
  8. Bir durumu değerlendirirken sorulması gereken iki ayrı soru ne ve neden biri ötekinin yerini tutmuyor?

Bir sonraki derse köprü

Sekiz soru türünü artık ayrı ayrı tanıyorsun. Gerçek hayatta ise bir soru nadiren türünün adıyla gelir: bir sohbette, bir kâğıt parçasında ya da kendi aklında yarım ve dağınık bir cümle olarak belirir. "Bu hastalıkla yaşamak nasıl bir şey?" gibi bir cümle deneyim sorusuna benziyor, ama kimin deneyimini ve hayatın hangi alanını sorduğu belli değil.

Sıradaki ders, kötü soruyu araştırılabilir soruya dönüştürme, böyle dağınık bir soruyu önce türüne oturtmayı, sonra o türün istediği ama cümlede eksik kalan parçayı bulmayı öğretiyor. Eksik parçanın her türde başka bir şey olduğunu ve deneyim sorusunda aranan şeyin bir oran değil, bir kişi ve bir yaşam alanı olduğunu orada kendi elinle göreceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.