İçeriğe geç

L00-P03-M01-D02

Güven Düzeyini İfade Etmek

Fonksiyonel Tıp Akademisi — L00, Oryantasyon ve Öğrenmeyi Öğrenme · 1.594 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 7 dk okuma · 12 dk dinleme

Açılış sahnesi

Bir çocuk polikliniğinde salı sabahı. Beş yaşındaki Arda'nın boynunda, geçen haftaki boğaz enfeksiyonundan sonra fark edilen nohut büyüklüğünde bir şişlik var. Hekim muayene notuna "Büyük ihtimalle enfeksiyona bağlı reaktif lenf bezi; iki hafta sonra kontrol" yazıyor. Ertesi gün anne polikliniği arıyor ve telefonu açan hemşire notu okuyup "Doktor büyük ihtimalle bir şey yok demiş, içiniz rahat olsun" diyor. Anne kontrol randevusuna gelmiyor.

Bir hafta sonra ekip toplantısında sorumlu hekim küçük bir deney yapıyor. Hekimden, hemşireden ve iki asistandan, "büyük ihtimalle" yazdıklarında kafalarındaki yüzdeyi bir kâğıda yazmalarını istiyor. Notu yazan hekim yüzde 70 yazmış, telefonu açan hemşire yüzde 95; asistanlar 75 ile 85 arasında bir yerde. Aynı iki kelime, aynı masada, yirmi beş puanlık bir aralığa yayılmış.

Kimse yalan söylemedi ve kimse dikkatsiz değildi. Hekim yüzde 70'lik bir güvenle, geri kalan yüzde 30 için kontrol istemişti; hemşire yüzde 95 duyduğu için kontrolü bir ayrıntı saydı. Arada kaybolan şey tam da o yüzde 30'du. Bu ders o kaybın nerede olduğunu ve güveni tonla değil sayıya ya da sayıya çevrilebilen bir ifadeyle nasıl taşıyacağını ele alıyor.

Bu derste ne olacak

Önce sözel güven ifadelerinin — "büyük ihtimalle", "muhtemelen", "sanırım" — konuşanla dinleyen arasında neden aynı dereceyi taşımadığına bakacağız. Sonra bir önceki dersin üç kutusunu buraya bağlayacağız: kutu bir iddianın nereden geldiğini söylüyordu, bu ders o kaynağın ne kadar sağlam olduğunu söyleyen bir ifade biçimi kuruyor.

Ardından kalibrasyona geleceğiz: kendi güveninin gerçekten isabetli olup olmadığını nasıl sınarsın? Kapanışta bir sınır var. Güveni doğru ifade etmek bir cümleyi daha dürüst yapıyor, ama tek başına onu kesin dilden korumuyor.

Sıfır noktası

Bir önceki ders bir iddiayı ikiye ayırmıştı: kanıtın taşıdığı kısım ve senin eklediğin kısım. Ayırma işlemi üç kutuyla yapılıyordu — kendim gördüm, kaynağı belli, kaynağı yok. Dersin sonunda da açık bir soru bırakmıştı: biri "sanırım" dediğinde, dinleyen o kelimeyi nasıl okur?

Üç kutu kendi içinde eşit değil. (b) kutusundaki bir iddia tek bir kaynaktan da gelebilir, birbirinden bağımsız on kaynaktan da. İkisi de aynı kutuya düşüyor ve ağızdan aynı biçimde çıkıyor: "biliyorum." Kutu iddianın nereden geldiğini gösteriyordu; bu ders o kaynağın ne kadarına dayandığını gösteren bir ifade arıyor.

Sorun şurada: konuşan kişi kendi kafasındaki dereceyi bildiğini sanır ve kelimeyi ona göre seçer. Dinleyen kişi ise aynı kelimeyi kendi ölçeğine göre okur. İki ölçek örtüşmeyebilir ve örtüşmediği çoğu zaman hiç fark edilmez, çünkü ikisi de aynı kelimeyi duyduğunu ve aynı şeyi anladığını sanır. Poliklinikteki kâğıtlar olmasaydı hekim ile hemşire arasındaki yirmi beş puan hiçbir yerde görünmeyecekti.

Mekanizma

Kelime kaç anlama geliyor?

"Muhtemelen" dediğinde kafanda bir yüzde var mı? Çoğu kişide yok; kelime bir his olarak seçiliyor, bir sayı olarak değil. Poliklinikteki deneyin gösterdiği şey küçük bir ekibe aitti, ama aşağıdaki kart aynı örüntünün yetişkinlerde sistemli biçimde arandığını ve bulunduğunu söylüyor.

Kartın X rozeti burada tam yerine oturuyor. Reddedilen iddia "kelimeler paylaşılan bir ölçek taşır" varsayımı; bu varsayım sınandı ve tutmadı. Konuşan ile dinleyen arasında hiçbir anlaşma olmadan, ikisi de anlaştığını sanıyor. Notun son cümlesi de ayrıca önemli: aynı hekim bir başka hastada "büyük ihtimalle" yazarken başka bir yüzdeyi kastediyor olabilir.

Yaygın yanlış"Temkinli bir kelime kullandığım sürece dürüst davranmış olurum."
Doğrusu

"Muhtemelen" demek dürüstlüğü garantilemiyor — dinleyen kişi o kelimeyi kendi ölçeğinde okuyor ve senin kastettiğin dereceyle hiç örtüşmeyebilir. Dürüstlük kelimenin temkinliliğinde değil, derecenin paylaşılabilir olmasında.

Kelimeyi sayıya ya da sayıma çevirmek

Çözüm karmaşık değil: kelimeyi bırakıp bir sayı ya da bir sayım vermek. İlk yol yaklaşık bir oran. "On kişiden yedisinde" cümlesi "muhtemelen" cümlesinden daha az iddialı görünür ama daha çok bilgi taşır, çünkü sınanabilir bir sayı içerir. Hekim kafasındaki yüzde 70'i notuna bir oran olarak yazsaydı — "bu tablodaki on çocuktan yedisinde kontrolde bir şey çıkmayacağını düşünüyorum" — kalan üç çocuk için kontrolün neden istendiği cümlenin içinde dururdu.

İkinci yol kaynak sayısını söylemek. (b) kutusundaki bir iddiada kaç bağımsız kaynağın aynı yönde durduğunu yazarsın. "Bir kaynakta gördüm" ile "baktığım her kaynak aynı şeyi söylüyor" aynı kutuya düşer ama farklı ağırlık taşır; ağırlığı taşıyan şey kaynak sayısıdır, kelimenin temkinliliği değil.

Üçüncü yol karşıt örnek sorusu. Elinde ne oran ne kaynak sayısı varsa kendine sorarsın: bunun tersini gösteren bir örnek biliyor muyum? Cevap "hayır, aramadım" ise bu da söylenmesi gereken bir bilgi, çünkü "aramadım" ile "aradım, bulamadım" farklı derecelerdir. Birincisi boş bir raf, ikincisi aranmış bir raf.

Üç yolun ölçülebilir çıktısı tek bir soruda toplanıyor: söylediğin cümledeki güven kelimesini bir sayıyla ya da bir sayımla değiştirebiliyor musun? Değiştiremiyorsan kelime bir derece değil bir alışkanlık taşıyor demektir. Poliklinik toplantısından sonra ekip bu yüzden bir iç kural koydu: kontrol istenen notlarda "büyük ihtimalle" yazılmayacak, yerine bir oran ya da kontrolün gerekçesi yazılacak.

Vakadaki okur ikinci yolu kullandı: kelimeyi bir kaynak sayısına çevirdi. Sayının "bir" çıkması ürünü güvensiz yapmıyor. Yaptığı şey, okurun kafasındaki "neredeyse kesin" ile etiketin arkasındaki zemin arasındaki mesafeyi görünür kılmak.

Kendi kalibrasyonunu sınamak

Bir ifadeyi sayıya çevirmek yetmiyor; o sayının isabetli olup olmadığı ayrı bir soru. Hekim "yüzde 70" yazmayı öğrense bile, yüzde 70 dediği şeylerin gerçekten kabaca yüzde 70'inin gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyor. Bunu öğrenmenin tek yolu sayıları sonuçlarla yan yana koymak.

Kalibrasyonun avantajı şu: hissin doğru olup olmadığını sormaz, sayıyı sorar ve sayı zaman içinde biriken sonuçlarla karşılaştırılabilir. Hekimin son bir yılda "büyük ihtimalle zararsız" diye yazdığı yirmi not olduğunu ve bunların on dördünün gerçekten zararsız çıktığını düşün. Oran 14 ÷ 20 = 0,70, yani hekimin kelimesi onun kafasındaki yüzdeyle örtüşüyor ve o kendi ölçeğinde kalibreli. Hemşirenin okuduğu yüzde 95 ise yirmi notta 20 × 0,95 = 19 zararsız sonuç beklerdi; gerçekte beş not eksik kalıyor. Sorun hekimin kalibrasyonunda değil, kelimenin iki kişi arasında taşınmasında.

Kartın sınırı önemli: kalibrasyon genel bir kişilik özelliği değil, alan alan kazanılan bir beceri. Çocuk boyun şişliklerinde kalibreli bir hekim, bir etiketteki sağlık iddiasını tartarken aynı isabeti göstermeyebilir. Bu modülün son dersindeki günlük, bu yüzden tek bir alanda, gündelik sağlık iddialarında sayı ile sonucu yan yana biriktirmeni isteyecek.

Klinik gerçeklik

Bu tekniğin en somut kullanımı, bir kaynağın kendi güvenini nasıl ifade ettiğine bakmak. Bir sağlık iddiası "muhtemelen etkilidir" diyorsa sorulacak soru "muhtemelen ne demek?" olmalı: kaç çalışma, kaç kişi, hangi yönde tutarlılık? Kaynak bu soruyu cevaplayamıyorsa, kelime bir dereceyi değil bir izlenimi taşıyor demektir.

Aynı soru dinleyen tarafın elinde de bir araç. Arda'nın annesi telefonda "büyük ihtimalle bir şey yok" duyduğunda tek bir soru sorabilirdi: "Kontrol neden istendi, hangi ihtimal için?" Bu soru kimseyi sorgulamıyor; yalnız kelimenin arkasındaki sayıyı ya da gerekçeyi masaya çağırıyor. Dinleyenin kendi ölçeğiyle okuduğu bir kelime, ancak böyle bir soruyla konuşanın ölçeğine geri bağlanabiliyor.

Bu, akademinin kanıt rozetiyle doğrudan bağlanıyor. Rozet de tam olarak bunu yapıyor: sözel bir izlenim yerine, kanıtın hangi türden geldiğini gösteren sabit bir işaret koyuyor. Rozet bir kelimenin yerini alıyor, çünkü kelime tek başına dereceyi taşımıyor. Poliklinikteki ekip içi kural da aynı fikrin küçük bir hâli: ortak bir ölçek yoksa, ölçeği kelimenin dışına yazmak gerekiyor.

Kendini sına

  1. Poliklinikte hekim ile hemşire arasındaki fark yanılıp yanılmamakla mı ilgili? Değilse ne kayboldu?
  2. Sözel güven ifadesinin sorunu nerede? Konuşan ile dinleyen arasında ne eksik?
  3. X rozetli kart hangi varsayımı reddediyor?
  4. Bir güven kelimesini sayıya ya da sayıma çevirmenin üç yolunu say.
  5. "Aramadım" ile "aradım, bulamadım" neden farklı derecelerdir?
  6. Kalibrasyon neyi ölçer? Hissin doğru olup olmadığını mı sorar?
  7. Yirmi notun on dördü zararsız çıktıysa hekim kalibreli mi? Hemşirenin okuduğu yüzdeyle kaç sonuç beklenirdi?
  8. B rozetli kartın sınırı ne? Kalibrasyon bir alandan diğerine kendiliğinden taşınıyor mu?
  9. Kanıt rozetinin bu dersle bağlantısı ne? İkisi de hangi ortak sorunu çözüyor?

Bir sonraki derse köprü

Kelimeyi sayıya çevirmek güveni paylaşılabilir yapıyor, ama bir sayının iki ucu var ve ikisi de derece olmaktan çıkabiliyor. "Kesinlikle", "kanıtlanmıştır", "asla" gibi kelimeler bir yüzde bildirmiyor; yüzde sorusunun hiç sorulmamasını istiyor. Bir sonraki ders, Kesinlik Dilinin Tehlikesi, bu kelimelerin dinleyende neden bu kadar inandırıcı olduğunu soruyor. Bir de önceki dersin ayrılma noktasına geri dönüyor: kesinlik kelimesi bir cümlenin hangi yarısına yapışma eğiliminde?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.