İçeriğe geç

L00-P03-M01-D01

Epistemik Alçakgönüllülük

Fonksiyonel Tıp Akademisi — L00, Oryantasyon ve Öğrenmeyi Öğrenme · 2.034 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 9 dk okuma · 15 dk dinleme

Açılış sahnesi

Selin'in babası yetmiş iki yaşında ve ertesi sabah kalça protezi ameliyatı olacak. Ortopedi servisinin hemşiresi Selin'e bir form uzatıyor: "Babanızın evde kullandığı bütün ilaçları, adı ve saatiyle yazın." Babasının dokuz ilacı var. Üçünün adını hiç bilmiyor ve her birinde kalemi duruyor; annesini arıyor, telefonundaki kutu fotoğraflarına bakıyor, harf harf doğruluyor. Kalan altısı tanıdık geliyor, onlarda kalem hiç durmuyor ve form on dakikada bitiyor.

Ertesi sabah servisin eczacısı listeyi evden getirilen kutularla tek tek karşılaştırıyor ve iki hata buluyor. Tansiyon ilacının yanına "sabah" yazılmış, babası onu yıllardır akşam alıyor; bir başka satırda da adı çok benzeyen başka bir ilacın adı var. İki hata da Selin'in durmadan yazdığı altı satırda. Durduğu üç satırın üçü de doğru.

Selin formu bir kez daha, üstelik daha dikkatli doldursaydı bile o iki hatayı bulamazdı. Engel dikkat değildi: bilmediği ilaç adı ona bir boşluk verdi ve o boşluk onu telefona götürdü, yanlış bildiği saat ise hiçbir şey vermedi. İkinci türden hataları bulmanın tek yolu, hangi satırlarda hiçbir yere bakmadığını yazmaktı. Bu ders o yazma işini bir yönteme çeviriyor.

Bu derste ne olacak

Bu ders bir tutum anlatmıyor. Sonunda elinde üç adımlık bir işlem olacak ve işlemin çıktısı bir his değil, cümlenin üzerinde parmakla gösterilebilen bir yer. Önce iki tür bilmemeyi ayıracağız: biri seni durduruyor, öteki durdurmuyor.

Sonra işlem geliyor: bir iddiayı, kanıtın taşıdığı kısımla senin eklediğin kısma ayırmak ve ikisinin ayrıldığı noktayı işaretlemek. Ardından aynı işi hisle yapmayı denediğinde ne olduğuna bakacağız. Kapanışta ters yön var, çünkü işlem iki uçtan bozuluyor ve ikinci bozulma alçakgönüllü göründüğü için düzeltilmiyor.

Sıfır noktası

Önceki program sana bir çalışma düzeni kurdurdu ve o düzenin bütün ölçütü tek bir soruya bağlıydı: ertesi gün, kaynak kapalıyken bunu üretebiliyor musun? Program öğrenme stratejileri quiziyle bu ölçüyle kapandı. Ama ölçü bir şeyi hiç sormuyor: ürettiğin cümlenin ne kadarını kanıt taşıyor?

İki soru birbirinden bağımsız. Yanlış bir cümleyi de kaynağa bakmadan, akıcı biçimde ve tam kelimeleriyle üretebilirsin; iyi yerleşmiş bir yanlış, yarım yerleşmiş bir doğrudan daha rahat çıkar ağızdan. Selin'in "sabah" yazması tam olarak buydu. Üretebilmek belleğin ölçüsü, taşınmak iddianın ölçüsü; bu program ikincisini kuruyor ve ilk modül en dipten, kendi cümlende neyin taşındığını bulmaktan başlıyor.

Mekanizma

Durduran boşluk, durdurmayan boşluk

Bilmediğini bildiğin şeyler kendilerini zaten gösteriyor: soru olarak beliriyor, deftere yazılıyor, arama kutusuna düşüyor. Selin'in üç bilinmeyen ilacı böyleydi ve üçü de doğru çıktı, çünkü her biri bir kontrol başlattı. Bunlar işin kolay yarısı ve bu dersin konusu değil.

Zor yarı, cümlenin akıcı geçtiği yerlerde duruyor. Sessiz varsayım yanlış olmak zorunda değil; çoğu zaman doğrudur ve Selin'in ezberden yazdığı altı satırın dördü doğruydu. Kusuru başka yerde: doğruluğunu senin bilgin taşımıyor, cümlenin kendi akışı taşıyor. Doğru çıktığında da yanlış çıktığında da bunu sen bilmiyorsun.

İşlem — iddiayı ikiye ayır

İşlemin ilk adımı iddiayı kendi cümlen olarak yazmak. "Şu konuda okuduklarım" değil, "şunu iddia ediyorum" diye başlayan bir cümle. Soru biçiminde yazılmış bir cümlenin taşıyacak yükü olmadığı için işlem orada başlamıyor; "babam bu ilacı sabah mı alıyor?" hiçbir şey iddia etmiyor, "babam bu ilacı sabah alıyor" ediyor.

İkinci adımda cümlenin her yüklemine tek bir soru sorarsın: bunu nereden biliyorum? Cevap üç kutudan birine düşüyor.

  • (a) Kendim gördüm. Kendi gözlemin. Taşıdığı iddia dar: "bende şu oldu". "Genelde böyle olur" cümlesini taşımıyor, çünkü tek bir gözlemde dalgalanma ile müdahalenin payı birbirinden ayrılmıyor; bu ayrımı akıl yürütme programındaki sonralık yanılgısı dersi (L01-P03-M02-D01) ayrıca ele alacak.
  • (b) Adı ve yeri belli bir kaynaktan aldım. Kaynağı şu anda gösterebiliyorsun: hangi metin, hangi ders, hangi kart, hangi kutu. Gösteremiyorsan kutu bu değil.
  • (c) Kaynağını bulamıyorum. Cümle geldi, kaynağı gelmedi. Sessiz varsayımlar bu kutuda toplanıyor.

Üç kutunun yanıtladığı soru aynı ve o soru "doğru mu" değil, nereden geldiği. Kutular iddiayı doğrulamıyor; iddianın hangi kısmının senin taşıdığın kısım olduğunu söylüyor. (a) kutusundaki bir cümle de yanlış olabilir, (c) kutusundaki bir cümle de sonradan doğru çıkabilir. Kutuların işi doğruluk dağıtmak değil, cümleyi sahibine göre bölmek.

Selin'in formunu kutulara koysaydın, telefonla doğruladığı üç satır (b) kutusuna düşerdi: kaynak kutunun fotoğrafı, şu anda gösterilebiliyor. Ezberden yazdığı altı satır ilk bakışta (a) kutusuna aday görünür, çünkü babasını yıllardır ilaç alırken görmüştü. Ama "sabah" kelimesinin bir gözlemden mi yoksa zamanla yerleşmiş bir tahminden mi geldiğini o akşam söyleyemezdi; kaynağı gösterilemeyen bir satır (c) kutusuna düşer. Form tam o altı satırı "kontrol edilecek" diye işaretleyebilirdi. İşaretleseydi eczacının bulduğu iki hata bir gün önce bulunurdu.

Üçüncü adım ayrılma noktasını işaretlemek. Bu adımın çıktısı bir değerlendirme değil, bir yer: cümlenin ikiye ayrıldığı kelime. Bir formda satırlar birbirinden bağımsızdır, ama bir iddia cümlesinde yüklemler birbirine bağlıdır ve ayrılma çoğu zaman o bağda olur.

Nokta çoğu zaman bir bağlaçta çıkıyor: "öyleyse", "bu yüzden", "demek ki". Bağlaç iki cümleyi birbirine bağlıyor ve bağın kendisi hiçbir kutuda yazılı değil; kutulara yüklemler giriyor, aralarındaki geçiş girmiyor. İşlemin ölçülebilir çıktısı da bu: iddianın hangi kelimesinde ayrıldığını söyleyebiliyor musun? Söyleyemiyorsan işlem yapılmamış demektir ve ne kadar temkinli konuştuğun bunu değiştirmiyor.

Yaygın yanlış"Epistemik alçakgönüllülük, iddialarını yumuşatmaktır."
Doğrusu

Yumuşatma cümlenin tonunu değiştiriyor, bölünmesini değiştirmiyor. "Bence, kesin değil ama, o ürün yorgunluğu geçiriyor" cümlesi hâlâ tek parça: hangi kısmın okunan bir özetten, hangi kısmın aradaki geçişten geldiği yazılı değil. İki cümleyi ayıran sınama tek — ayrılma noktasını gösterebiliyor musun?

Hissin bu işi neden yapamadığı

Buraya kadarki en makul itiraz şu: üç adımı yapmasam da kendi bilgimin nerede bittiğini hissederim. Selin de öyle hissediyordu ve hissi üç satırda doğru, iki satırda yanlış çalıştı. Soru, hissin hangi satırlarda susacağını önceden bilip bilemeyeceğin.

Kartın buradaki karşılığı doğrudan: sınırı çizen şey bilgi düzeyi hissi değil. Karşılığı hiç olmayan bir terimde bile duraksama olmuyorsa, duraksamanın yokluğu bilginin varlığını göstermiyor demektir. Selin'in kalemini durdurmayan, adı benzeyen o ilaç tam olarak böyle bir terimdi. Tanıdık göründü, o yüzden kabul edildi.

Kendi cümlende neden daha zor

Kartın ikinci sınırı bu dersin işlemini açıklıyor. İşlem, iddiayı kafanın içinden değil dışarıdan bakılabilecek bir yazıdan okutuyor. Üç kutu, başkasının cümlesine kolayca uyguladığın bakışı kendi cümlene uygulamanın en ucuz yolu. Eczacının iki hatayı bir bakışta bulması da bundandı: o listeye dışarıdan, kutuların yanından bakıyordu.

Bir iddiayı önermelere bölme işini bu akademide zaten yapmıştın; yeniden okuma yanılsaması dersi (L00-P02-M01-D09) yeniden okuma iddiasını beş önermeye ayırıp halkaları tek tek sınamıştı. Fark şurada: orada bölünen iddia sayfanın üzerindeydi ve bütün halkaları görünüyordu. Burada bölünen iddia sende ve halkaların bir bölümü hiç yazılmadı. İlk adımın "yaz" olmasının sebebi bu.

Ters yön — işlem iki uçtan bozulur

Bir ölçütün iki bozulma yönü varsa, biri genellikle erdem gibi görünür. Birinci bozulma açık: hiçbir cümle (c) kutusuna düşmüyor ve her şey taşınıyor sayılıyor. Selin'in formu bu uçtaydı.

İkincisi sessiz: her şey (c) kutusuna düşüyor ve kişi her iddianın sonuna "ama kesin bilinmiyor" ekliyor. Bu ikincisi daha alçakgönüllü görünüyor ve aynı ölçüde işe yaramıyor. Selin dokuz satırın hepsine "emin değilim" yazsaydı eczacı yine dokuzunu da baştan kontrol etmek zorunda kalırdı; hangi altısına bakması gerektiği söylenmemiş olurdu. İşlemin işi ayırmak ve her şeyi belirsiz ilan eden kişi ayırmayı bırakmıştır.

Aynı mantığı bilgi ile yetkiyi ayıran oryantasyon dersinde görmüştün; orada da ölçü iki şeyi birbirine karıştırmadan ayırabilmekti. Burada ayrılan şey taşınan ile taşınmayan. Bir kısmın taşındığını söyleyebilmek, ötekinin taşınmadığını söyleyebilmenin koşulu.

Yaygın yanlış"Bilmediğini bilmek, bilmediklerinin listesini çıkarmaktır."
Doğrusu

Liste işin kolay yarısını topluyor: sana kendini zaten bildirmiş boşlukları. Bu ders boyunca aranan şey listeye hiç girmeyenler — girmiyorlar, çünkü soru üretmiyorlar. Örüntünün ölçülmesi ve nedeninin tartışılması ileride Dunning–Kruger etkisi dersinin (L01-P03-M03-D09) konusu olacak; burada gereken tek şey, listenin bittiği yerin işin bittiği yer olmadığını bilmek.

Vakadaki cümlenin Selin'in formundan farkı ayrılma noktasının yerinde. Formda her satır kendi başına duruyordu ve (c) kutusu satır satır işaretlenebilirdi. Buradaki cümlede ise iki yüklem de kaynaklı, taşınmayan kısım yalnız ikisini bağlayan "öyleyse". Bir iddiayı kutulara ayırırken en çok kaçırılan yer de bu: yüklemlere tek tek bakıp aralarındaki geçişe hiç bakmamak.

Klinik gerçeklik

Sağlıkta sessiz varsayım çoğu zaman aynı yerde duruyor: ölçülen şey ile karşındaki kişi arasındaki adımda. Bir ilişki bir nüfusta ölçülüyor, bir mekanizma bir düzenekte gösteriliyor ve cümle "o hâlde bu kişide" diye sürüyor. O "o hâlde" hiçbir yerde ölçülmemiş olabilir ve cümlenin en akıcı yeri orası.

Bu, akademinin yetki sınırıyla aynı yere bakıyor. Platform tanı koymuyor, tedavi önermiyor, kişisel sağlık kararı vermiyor; ama tanıyı ve tedaviyi öğreten bir metin, öğrettiği her cümlenin nerede ayrıldığını göstermek zorunda. Ayrılma noktası işaretlenmemiş bir eğitim cümlesi, okuyanın elinde sessizce bir karara dönüşüyor. Selin'in formundaki "sabah" kelimesi de böyle bir karardı; yalnız bu kez bir eczacı araya girdi.

Sessiz varsayımın kaydı için ayrı bir yer var. Yanlış anlama günlüğünü önceki programda kurmuştun ve (c) kutusuna düşen her cümle oraya bir satır olarak giriyor. Günlüğün buradaki işi, aynı varsayımın iki ay sonra yeniden sessizce kullanılmasını engellemek. Selin'in günlüğüne düşecek satır kısa: "Tansiyon ilacının saatini bildiğimi sanıyordum; bakmadan yazdım."

Kendini sına

  1. Selin'in bulamadığı hatalar hangi satırlardaydı ve formu daha dikkatli doldurmak onları neden bulmuyordu?
  2. Sessiz varsayımın kusuru yanlış olması mı? Değilse ne?
  3. Üç kutunun ortak sorusu ne? Bu sorunun "doğru mu" sorusundan farkını tek cümlede yaz.
  4. (a) kutusuna düşen bir gözlem hangi iddiayı taşıyor, hangisini taşımıyor?
  5. Ayrılma noktası çoğu zaman hangi tür kelimede beliriyor ve neden tam orada?
  6. Bir kişi her cümlesinin sonuna "kesin bilinmiyor" ekliyor. İşlem hangi uçtan bozuldu ve bu bozulma neden erdem gibi görünüyor?
  7. Uydurulmuş terim kartı neden X taşıyor? Kişilerin kendi bilgi düzeyini hiç bilememesi mi ölçüldü, kendini bilgili görmeyle karşılığı olmayan terimi kabul etmenin birlikte yükselmesi mi?
  8. Yanlılık kartının ölçtüğü fark, bir kişinin gerçekten daha az yanlı olduğunu gösterir mi? Cevabını kartın sınırına dayandır.
  9. Vakadaki öğrenci iddiayı çürüttü mü? Yaptığı işi tek cümleyle yaz.

Bir sonraki derse köprü

İşlemi uygulayan kişinin elinde iki parça kalıyor: taşınan kısım ve taşınmayan kısım. Ama taşınan kısmın hepsi aynı sağlamlıkta değil; biri tek bir özetten, öteki birbirinden bağımsız birçok kaynaktan geliyor ve ikisi de ağızdan "biliyorum" diye çıkıyor. Selin eczacıya "sanırım akşam alıyordu" dese, eczacı o "sanırım"ı nasıl okurdu?

Bir sonraki ders, Güven Düzeyini İfade Etmek, tam bu kelimelerin peşine düşüyor. "Muhtemelen", "sanırım", "büyük ihtimalle" gibi sözel güven ifadelerinin konuşanın kafasındaki dereceyi dinleyene taşıyıp taşımadığını soruyor. Ayırmak yetmediğinde sıra derecelendirmeye geliyor ve ders dereceyi bir tona değil, sınanabilir bir ifadeye bağlamayı öneriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.