İçeriğe geç

L00-P02-M04-D02

Ders Süresinin Planlanması

Fonksiyonel Tıp Akademisi — L00, Oryantasyon ve Öğrenmeyi Öğrenme · 1.761 kelime · 2 kanıt kartı · ≈ 8 dk okuma · 13 dk dinleme

Açılış sahnesi

Çarşamba, saat beşi on geçiyor. Rana bir devlet hastanesinde Arapça hasta tercümanı ve hastane, tercümanlar için nükleer tıp bölümünün hasta bilgilendirme formlarından derlenmiş altmış dört terimlik bir liste dağıttı: kemik sintigrafisi, gama kamera, işaretleyici madde, işlem sonrası bol su içme uyarısı. Önümüzdeki pazartesi bölüm sorumlusu her tercümanı bu listeden yoklayacak. Rana mesaisini bitirip tercüman odasında pencerenin önüne oturuyor, kartları desteler ve kuralını koyuyor: altmış dört kartın hepsi bitene kadar kalkmayacak. Her kartı Türkçe yüzünden okuyup Arapçasını söylüyor, doğru çıkarsa köşesine bir tik atıyor.

Saat yediyi kırk geçe gece nöbetine gelen tercüman Hayri kapıyı açıp ışığı yakıyor ve şaşırıyor: "Karanlıkta mı çalışıyorsun?" Rana ancak o zaman odanın ne kadar karardığını fark ediyor. Güneş iki saattir çekiliyordu, ama her dakika yalnız biraz azaldığı için gözü her dakika yeni seviyeye alışmıştı ve karşılaştıracak bir ölçüt kalmamıştı. Masadaki destede altmış dört kartın hepsinde tik var ve Rana son yirmi kartın ilk kırk dörtten çok daha hızlı aktığını düşünüyor.

Ertesi sabah mesaiden önce kartların Arapça yüzünü kapatıp listeyi baştan deniyor. İlk otuz iki kartın yirmi yedisini çıkarıyor; son yirmi kartın ise yalnız yedisini. Tikleri atan da, "hızlı aktı" diyen de aynı kişiydi ve ikisi de aynı karanlıkta verilmişti. Işığı yakma kararı gibi oturumu bitirme kararını da oturumun içinden verememişti, çünkü o kararı verecek olan şey de oturumla birlikte azalıyordu.

Bu derste ne olacak

Bu ders sana bir dakika sayısı vermeyecek, çünkü verilecek bir sayı yok ve neden olmadığı dersin gövdesinde duruyor. Onun yerine bir oturumu kapatan iki ayrı kuralı, saati ve iş birimini, ayıracağız; her biri başka bir şeyi garanti ediyor ve her birinin kendine özgü bir başarısızlık biçimi var. Ardından aralıksız sürdürülen işte ölçülen düşüşe bakacağız, özellikle de Rana'nın o düşüşü kendi üzerinde neden geç gördüğüne. Son bölüm ters yöne dönüyor: kısa oturumun da bir bedeli var ve iki bedelden hangisini ödediğini ayıran bir soru var.

Sıfır noktası

Dikkat ve bilişsel yük dersi bir oturumun içindeki yükü zorunlu ve boşa diye ikiye böldü ve hangi yarının senin elinde olduğunu gösterdi. Orada süre hiç konuşulmadı; oturum, uzunluğu belli bir kap gibi durdu. Oysa Kevser'in akşamında bir karar açıkta kalmıştı: kendine hem kırk beş dakika ayırmış hem de "talimat bitene kadar" demişti ve dördüncü sayfada kaldığında hangisine uyacağını bilmiyordu.

Şimdi o kabın kendisi soru. Bir oturumun kaç dakika süreceği çoğu insana bir tercih, hatta bir mizaç meselesi gibi görünüyor: kimi uzun oturur, kimi kısa. Rana'nın akşamı başka bir şey gösteriyor. Kararın iki parçası var ve sık sık birbirine karışıyor: oturumu ne kapatacak ve oturum ne kadar dayanabilir. Birincisi bir kural ve onu sen seçiyorsun; ikincisi bir ölçüm ve onu seçemiyorsun.

Mekanizma

Bir oturumu kapatan iki kural

Bu iki kural arasında seçim yapmak masum bir alışkanlık tercihi sayılmaz, çünkü her biri başka bir şeyi garanti ediyor. Zaman kutusu oturumun ne kadar süreceğini garanti ediyor, nereye kadar gideceğini ise açık bırakıyor. İş ölçütlü bitiş bunun tam tersini yapıyor: nereye kadar gidileceği belli, ne kadar süreceği belirsiz. Rana'nın "altmış dört kartın hepsi" kuralı ikinci türdendi ve saatle hiçbir bağı yoktu.

Asıl mesele iş ölçütlü bitişin üst sınırı olmaması. "Bu bölümü bitirene kadar" cümlesi, bölüm beklenenden üç kat zor çıkarsa oturumu da üç kat uzatıyor. Başka bir deyişle, bu kural oturumu en çok, uzun oturumun en zararlı olduğu durumda uzatıyor. Rana'nın listesi kolay olsaydı bir saatte biterdi; nükleer tıp terimleri ona yabancı olduğu için iki buçuk saat sürdü ve uzamanın bedeli tam da en zor kartların ödendiği bölüme, destenin sonuna düştü.

Kendini izleme yeteneği de azalıyor

Kartın son cümlesi açılış sahnesinin karşılığı. Rana karanlığı gözüyle ölçemedi, çünkü göz karanlıkla birlikte ayarını değiştirdi; son yirmi kartı da o son yirmi kartın içinden değerlendiremedi. Kartların köşesindeki tikler bir ölçüm gibi görünüyordu, ama ölçen de ölçülenle aynı eğrinin üstündeydi. Ertesi sabahki yoklama ise oturumun dışından, dinlenmiş bir gözle yapıldı ve farkı ancak o gösterebildi.

Bu tanımdaki ayrım pratikte sürekli kaçırılıyor. Rana otuzuncu kartta mola verdiğini düşündü ve telefonunda bölümün sintigrafi çekimini anlatan tanıtım videosunu açtı; video yeni terimlerle doluydu ve Rana izlerken onları da aklında tutmaya çalıştı. Dışarıdan bakınca dinlenme gibi görünüyordu, oysa iş değişmiş, harcanan yer değişmemişti. Pencereden dışarı bakmak, koridorda birkaç dakika yürümek ya da bir bardak su almak ise malzemeye hiç dokunmadığı için gerçekten ara sayılırdı.

Sınır: kısa oturum da bedava değil

Buraya kadar uzun oturumun bedelini yazdık ve şimdi ters yön gerekiyor, yoksa ders yanlış bir sonuca varır. Dikkat ve bilişsel yük dersindeki görev değiştirme bedeli burada işe yarıyor: bir işe yeniden girmek, onu bırakmaktan pahalı. Bu doğruysa çalışmayı çok ince dilimlere bölmek, o bedeli üst üste ödemek demek.

Dahası var. Bağlantılı parçalardan kurulu bir malzemede parçaların aynı anda akılda durması gerekiyor. Rana'nın listesinde işaretleyici maddenin vücuttan atılması ile işlem sonrası bol su içme uyarısı birbirine bağlıydı; oturum bu ikisini birlikte kuracak kadar uzun değilse her oturum aynı hazırlığı baştan yapar ve asıl işe hiç ulaşamaz. Demek ki oturum uzunluğunun bir tavanı ve bir tabanı var: tavanı dikkat koyuyor, tabanı malzeme.

Planlama sorusu da bu yüzden "kaç dakika" diye sorulmuyor. Ayıran soru şu: oturumu bitirdiğimde bedel nerede çıkıyor, bir daha başlamakta mı, yoksa son bölümde yaptığım işte mi? Bedel yeniden başlamakta çıkıyorsa tabana çarpmışsın, son bölümde yapılan işte çıkıyorsa tavana. Rana'nın ertesi sabahki yoklaması ikinci cevabı veriyordu: bedel destenin sonunda çıkmıştı.

Yaygın yanlış"Akış tuttuysa oturumu bölmek yanlış; ara akışı kırar."
Doğrusu

İtirazın yarısı doğru. İşin iyi gittiği bir durum gerçekten var ve bölünmesi maliyetli. Yanlış olan kısım, o durumun içindeyken hâlâ içinde olduğunu anlayabileceğin varsayımı. Geriledikten sonra da aynı akıcılık hissi sürüyor; sürmeyen şey ortaya konan iş. Sınır kuralının oturum başlamadan konulmasının sebebi tam olarak bu: oturumun içindeki sen, o kararı verecek durumda olmayan taraf.

Vakadaki kişi ile Rana aynı hatayı farklı malzemede yaptı. İkisinin de kuralı bir iş birimine bağlıydı ve ikisi de oturumu, birimin tamamlandığı anda başarılı saydı. İkinci bölümde saatle kapanan oturumlar bölümü bitiremedi, ama bitirmemek burada bir başarısızlık değildi; kalan kısım bir sonraki oturuma taşındı ve taşınan kısım dinlenmiş bir dikkatle çalışıldı.

Klinik gerçeklik

Sağlık bilgisi araştırırken en sık kurulan sınır kuralı bu ikisinden hiçbiri olmuyor; kurulan şey tanımsız bir iş ölçütü. "Şu konuyu anlayana kadar bakacağım" cümlesinin bitiş noktası yok, çünkü anlama hissi kaynak eklendikçe geriliyor. Her yeni sayfa yeni bir soru açıyor ve anlaşıldı sanılan yer bulanıklaşıyor.

Bunun özel bir tehlikesi var. Bir oturumda ilk gerileyen işler arasında kaynağı değerlendirme işi de bulunuyor: kimin yazdığını, neye dayandığını, hangi nüfusta ölçüldüğünü sorgulamak dikkat istiyor ve o dikkat azalıyor. Sonuçta üçüncü saatte açılan sayfa, onuncu dakikada açılandan daha az elenerek içeri alınıyor. Rana'nın son kartlarına attığı tikler gibi, o sayfaya verilen onay da yorgun bir yargıcın onayı.

Pratik karşılığı iki adım. Sınırı ilk sekmeyi açmadan koy ve bitişi "yeterince anladım" gibi bir duyuma değil, cevaplanacak tek bir soruya ya da saate bağla. Rana ertesi haftanın planını bu iki adımla kurdu: kalan kartları saatle kapanan iki oturuma böldü, her oturumun ortasına pencereden dışarı baktığı birkaç dakikalık bir ara koydu ve kartları oturumun sonunda değil, ertesi sabah yokladı.

Kendini sına

  1. Rana karanlığı neden Hayri ışığı yakana kadar fark etmedi? Bunun son yirmi karta attığı tiklerle bağı ne?
  2. Zaman kutusu neyi garanti ediyor, neyi garanti etmiyor? İş ölçütlü bitişte bu ikisi nasıl yer değiştiriyor?
  3. İş ölçütlü bitişin en çok uzattığı durum, uzun oturumun en zararlı olduğu durumla neden çakışıyor? Açıkla.
  4. Uyanıklık düşüşünü kendi üzerinde ölçmek için hissini kullanamamanın sebebi nedir?
  5. Rana'nın otuzuncu kartta açtığı video neden görev dışı ara sayılmıyor?
  6. Oturum uzunluğunun tavanını ve tabanını hangi iki şey koyuyor?
  7. Tabana mı tavana mı çarptığını ayıran soruyu yaz. İki cevabın anlamı ne?
  8. Vakadaki kişi bitirdiği bölümü daha az anlattı. İki sınır kuralının neyi ölçtüğüyle açıkla.

Bir sonraki derse köprü

Artık bir oturumu neyin kapatacağına karar verebiliyorsun ve ne kadar dayanacağının sabiti olmadığını biliyorsun. Bu iki karar yine de bir şeyi açıklamıyor: aynı kişi aynı sınır kuralıyla ve aynı uzunlukta iki oturum yapabiliyor, biri öbüründen kat kat yorucu geçiyor. Rana kalan kartları iki eşit oturumda çalışsa ve birinde Arapça yüzü açık tutup okusa, ötekinde kapatıp kendisi üretse, iki oturum aynı saati tutar ama aynı ağırlıkta geçmez.

Sıradaki ders, kolay, orta ve zor oturumlar, uzunluk aynıyken o farkın nereden geldiğini soruyor. Ağırlığın konudan mı yoksa oturumun senden istediği işten mi geldiğini ve bu ağırlığın konuya dokunmadan ayarlanıp ayarlanamayacağını orada göreceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.