İçeriğe geç

8.7 · Seviye 2 · Sayılara soru sormak

Enflasyonda işletme sermayesi

Yüksek enflasyonda vadenin, stoğun ve peşin ödemenin değerinin nasıl değiştiğini görür

Finans Akademisi — M08, İşletme Sermayesi · 1.601 kelime · 2 vaka durumu · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Vaka kişileri ve kurumları kurgusaldır; araştırmalar, standartlar ve kaynaklar gerçektir. Derslerdeki hesaplar yeniden hesaplanarak denetlenir.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yüksek enflasyonda alacak ve kasa değer kaybeden parasal varlıklardır; ticari borç eriyen bir parasal borçtur; stok fiyatla birlikte değer korur.
  2. Vadeli satışın gerçek maliyeti finansman maliyetiyle birlikte satın alma gücü kaybını da içerir.
  3. Fiyat listesinin güncelleme sıklığı ve vade farkı, enflasyon beklentisiyle birlikte belirlenir.
  4. Endeksleme kaybı azaltır, ama bağlanılan ölçü maliyetlerden farklı hareket ettiğinde yeni bir risk doğurur.

Açılış

Murat Bey'in şirketinde fiyat listesi yılda iki kez güncelleniyor: ocakta ve temmuzda. Bayiler ilkbaharda ocak fiyatından sipariş veriyor, 120 gün vadeyle ödüyor. Satış ekibi bu düzeni yıllardır sorunsuz buluyor; fiyat listesi yerinde duruyor, bayiler memnun.

Muhasebe müdürü bir gün Murat Bey'e basit bir soru soruyor: "Ocakta 300.000 liraya sattığımız makinenin parasını mayısta alıyoruz. Mayısta o 300.000 lira, ocaktaki 300.000 liranın ne kadarına denk?" Murat Bey'in cevabı yok. Muhasebe müdürü ekliyor: "Üstelik o parayla yeni makine için sac alacağız, ve sac mayısta ocaktaki fiyatından satılmıyor."

Tek fikir

Yüksek enflasyonda alacak ve kasa beklerken erir, stok fiyatla birlikte değer korur, ticari borç ise reel olarak küçülür. Vade, fiyat listesi ve ödeme zamanı kararları bu yüzden enflasyon hesaba katılmadan verilemez.

Kavram

Bu modülün önceki derslerinde her bekleme süresine bir faiz oranıyla fiyat koyduk. Bu ders o faiz oranının arkasındaki bir şeyi açıyor: fiyatların genel olarak yükselmesi. Faiz, paranın zaman içindeki değerini korumak için talep edilir; enflasyon yüksekken nominal faizin büyük kısmı yalnızca bu kaybı telafi eder.

Bu ayrım işletme sermayesinin her kalemini farklı biçimde etkiler. 6.4'te parasal ve parasal olmayan kalemleri ayırmıştık; aynı ayrım burada bir yönetim kararına dönüşür.

Alacak bir parasal varlıktır: tutarı lira olarak sabittir, ama tahsil edildiğinde aldığı şey azalmıştır. Vadeli satışta verilen her gün, yalnız 8.2'deki finansman maliyetini değil, fiyat artışından doğan bir satın alma gücü kaybını da taşır. Enflasyon yüksekken bu kayıp, vade farkı alınmadığında satışın kârının önemli bir kısmını sessizce siler.

Kasa da parasal bir varlıktır ve aynı biçimde erir; bankada vadesiz duran bir milyon lira, birkaç ay sonra aynı malları almaya yetmez. 7.4'te yüksek likiditenin bir bedeli olduğunu söylemiştik; enflasyon bu bedeli her ay biraz daha büyütür.

Stok ise parasal olmayan bir varlıktır. Fiyatlar yükselirken depodaki mal da değer kazanır; 7.8'de gördüğümüz stok kazancı buradan doğar. Bu yüzden yüksek enflasyonda işletmeler stoğu bir koruma aracı gibi görmeye başlar. 8.3'te bunun sınırını gördük: stoğun taşıma maliyeti ve fiyatların beklendiği kadar artmama riski. Stok enflasyona karşı bir koruma sağlar, ama yalnızca taşıma maliyetinin üstündeki fiyat artışı kadar.

Ticari borç bir parasal borçtur. Tedarikçiye ödenecek tutar lira olarak sabittir; enflasyon yüksekken ödeme gününde o lira daha az şey ifade eder. 8.4'te iskontodan vazgeçmenin yüksek faizli ortamda neden çoğu zaman kârlı olduğunu gördük; enflasyon aynı sonucu destekler. Ama tedarikçiler de bunu bilir ve vade farklarını fiyata katar ya da vadeyi kısaltır.

Enflasyonla başa çıkmanın bir yolu, fiyatları bir ölçüye bağlamaktır.

Elif'in şirketinin otomotiv üreticisiyle yaptığı avroya endeksli sözleşme bunun bir örneğidir. Endeksleme satın alma gücü kaybını azaltır, ama yeni bir risk getirir: bağlanılan ölçü, örneğin kur, maliyetlerden farklı hareket edebilir. 8.6'ya kadar gördüğümüz bütün işletme sermayesi kararları bu yüzden yüksek enflasyonda iki soruyla birlikte verilir: bu kalem lira olarak mı sabit, yoksa fiyatla mı hareket ediyor? Ve kararın vadesi boyunca fiyatlar ne kadar değişecek?

Türkiye'de işletmeler bu sorulara yıllar içinde bazı pratik cevaplar geliştirdi. Birçok sektörde fiyat listeleri döviz cinsinden tutulur ve satış günü kuruyla liraya çevrilir. Peşin fiyat ile vadeli fiyat ayrı listelerde gösterilir; aradaki fark açıkça vade farkıdır. Kasada lira yerine kısa vadeli mevduat ya da döviz tutulur, tedarikçiye ödemeler mümkün olan son güne bırakılır, büyük alımlar fiyat artışından önceye çekilir. Bu pratiklerin her biri bir enflasyon beklentisine dayanır ve beklenti tutmadığında bir maliyete dönüşür. Örneğin dövize bağlı fiyat listesi, kurun durgun kaldığı ama yerli maliyetlerin arttığı bir dönemde satıcıyı korumaz; erken yapılan büyük alım, fiyatlar beklendiği kadar artmazsa yalnız taşıma maliyeti bırakır.

Vakalarda

Satın alma gücü olarak yaklaşık 33.000 liralık bir kayıp; makinenin 72.000 liralık brüt kârının neredeyse yarısı. Muhasebe müdürünün ikinci cümlesi bunu daha da somutlaştırıyor: mayısta bir sonraki makinenin sacı ocak fiyatından değil, mayıs fiyatından alınacak. 228.000 liralık maliyet, aynı fiyat artışıyla yaklaşık 256.600 liraya çıkmış olacak.

Bayiden alınan 300.000 lira, aynı makineyi yeniden üretip 43.000 liralık bir pay bırakıyor; ocaktaki hesapta görünen 72.000 lira değil. Murat Bey iki öneri yazıyor: fiyat listesi yılda iki yerine dört kez güncellensin, ve uzun vadeli satışlarda vade farkı enflasyon beklentisiyle birlikte hesaplansın. Bir şeyi daha hesaplıyor: aynı varsayımla yıllık enflasyon ne olur ve 0,48'lik banka faizinin reel karşılığı ne kalır?

Reel olarak borçlanmanın maliyeti çok düşük, ama bu nakdi rahatlatmıyor: faiz yine her ay lira olarak ödeniyor ve kasadan çıkıyor. Satış ekibinin itirazını da biliyor: sık fiyat değişikliği bayileri rahatsız eder. Bunun için bir ara yol öneriyor: liste yılda iki kez değişsin, ama vadeye göre kademeli bir vade farkı tablosu her çeyrek güncellensin.

Avroya endeksli satış fiyatı, lira fiyatlarının gerisinde kalıyor: iki ayda reel olarak yaklaşık yüzde 4 değer kaybı. Avro endekslemesi kur yükselirken bir koruma sağlıyordu, ama kurun enflasyonun gerisinde kaldığı bir dönemde koruma ortadan kalkıyor. Öte yandan lira cinsinden tedarikçi borcu iki ayda reel olarak eriyor ve bu, satış tarafındaki kaybın bir kısmını telafi ediyor. Elif bu dengeyi yönetim kuruluna tek bir cümleyle anlatıyor: şirketin satışı avroya, maliyeti liraya bağlı; enflasyon ile kur aynı hızda gitmediğinde marj, işletmenin kontrolü dışında oynuyor. Bir sonraki sözleşme görüşmesinde fiyatın bir kısmının lira maliyet endeksine bağlanmasını önermeye karar veriyor. Bunun bir bedeli olacağını da biliyor: otomotiv üreticisi, lira endeksine bağlı bir fiyatın kur düştüğünde de artmaya devam edeceğini görecek ve karşılığında başka bir taviz isteyecek. Elif pazarlığa iki senaryo götürmeye karar veriyor: kurun enflasyonun gerisinde kaldığı ve önüne geçtiği iki dönem için her iki fiyat formülünün iki tarafa ne kazandırıp ne kaybettireceği.

Ne biliyoruz

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışVadeli satışta yalnız finansman maliyetini hesaplamak.
Doğrusu

Yüksek enflasyonda tahsil edilen liranın aldığı şey de azalır; ikisi birlikte değerlendirilir.

Yaygın yanlışFiyat listesini enflasyondan bağımsız bir takvimle güncellemek.
Doğrusu

Güncelleme aralığı uzadıkça, vadeli satışın kârı yeni maliyet karşısında erir.

Yaygın yanlışStoğu her zaman enflasyona karşı bir koruma saymak.
Doğrusu

Koruma, ancak taşıma maliyetinin üstündeki fiyat artışı kadardır ve fiyatların gerçekten artmasına bağlıdır.

Yaygın yanlışDöviz endekslemesini enflasyona karşı tam bir koruma sanmak.
Doğrusu

Kur ile yerli fiyatlar aynı hızda gitmediğinde, endekslenmiş fiyat reel değer kaybedebilir.

Finans Defteri

Defter: Enflasyon ve işletme sermayesi sayfası: alacağın bugünkü satın alma gücü, yenileme maliyetiyle kalan pay, fiyat listesinin güncelleme sıklığı ve şirketin satış ve maliyet tarafının hangi ölçülere bağlı olduğu.

Özet

  1. Yüksek enflasyonda alacak ve kasa değer kaybeden parasal varlıklardır; ticari borç eriyen bir parasal borçtur; stok fiyatla birlikte değer korur.
  2. Vadeli satışın gerçek maliyeti finansman maliyetiyle birlikte satın alma gücü kaybını da içerir.
  3. Fiyat listesinin güncelleme sıklığı ve vade farkı, enflasyon beklentisiyle birlikte belirlenir.
  4. Endeksleme kaybı azaltır, ama bağlanılan ölçü maliyetlerden farklı hareket ettiğinde yeni bir risk doğurur.

Kendini sına

  1. Ocakta 300.000 liraya satılıp dört ay sonra tahsil edilen makinenin bedeli, örnek aylık 0,03 fiyat artışıyla ocak lirasıyla ne kadar eder?
  2. Aynı makineyi tahsilat gününde yeniden üretmenin maliyeti ne olur ve geriye ne kadar pay kalır?
  3. Elif'in şirketinde avro endekslemesi neden koruma sağlamıyor olabilir?

Yanıtlar

  1. Dört aylık fiyat çarpanı yaklaşık 1,1255; 300.000 ÷ 1,1255 ≈ 266.548 lira. Satın alma gücü kaybı yaklaşık 33.000 lira, brüt kârın neredeyse yarısı.
  2. 228.000 × 1,1255 ≈ 256.614 lira; satış bedelinden geriye yaklaşık 43.400 lira kalır, ocaktaki 72.000 lira değil.
  3. Çünkü satış fiyatı avroya, maliyetleri ise liraya bağlı. Kur lira fiyatlarından yavaş yükseldiğinde, örnek oranlarla iki ayda satış fiyatı lira fiyatlarına göre reel olarak yaklaşık 0,9615'ine iner.

Sonraki derse köprü

Bu modülde vadenin finansman maliyetini, stoğun taşıma maliyetini, çekin riskini ve enflasyonun etkisini tek tek gördük. Sonraki ders bunların hepsini bir karar masasına koyuyor: Murat Bey'in bayileri vadesi uzatılsın istiyor; satış hacmi ile nakit arasında bir seçim yapman gerekecek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.