İçeriğe geç

P03-D05-M03-03·Stoacılık

Lekta

temel3.788 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Stoacılara göre bir ifadenin sesi ve gösterdiği nesne cisimdir; ama ikisinin arasında, farklı seslerle taşınabilen ve farklı zihinlerce paylaşılabilen cisimsiz bir söylenebilen bulunur ve doğruluk ile yanlışlık onun özelliğidir.

Sextus Empiricus Stoacıların gösteren, gösterilen ve nesne ayrımını, Yunanca bilmeyen yabancının sesi duyup anlamı kavramadığını ve Epikurosçuların bu ayrımı reddettiğini aktardı, Diogenes Laertios söylenebileni akla uygun bir izlenime göre bulunan şey olarak tanımlayıp tam ve eksik söylenebilenleri ayırdı, Seneca ise Kato'nun yürüdüğünü görmenin bir cismi, Kato yürüyor demenin ise cisimsiz bir söylenebileni kavramak olduğunu yazdı.

Bir ifadede söylenebilen dört adımla ayrılır: ifadenin sesini ya da yazısını belirlemek, gösterdiği nesneyi belirlemek, ikisinin arasındaki söylenebileni yazmak ve onun tam mı eksik mi olduğunu, doğru ya da yanlış olup olamayacağını sormak.

Maddecilik, dile bağımlılık ve gereksizlik itirazları, söylenebilenin bir etki nedeni değil bir izlenimin içeriği olduğunu, bir çevirinin yanlışlığını söyleyebilmek için bir ortak söylenebilen gerektiğini ve aynı ses ile aynı nesne karşısında değişen bir şeyin söylenebilen olduğunu gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden Stoacı onay, bir söylenebilene verilir; ve bir insanın onaylarının birbirleriyle ve logosla tutarlı olduğu durum, Stoacıların erdem dediği şeydir.

Açılış sahnesi

Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün on dördüncü panosu için üç sütun çiziyor. Birinci sütunun üstüne ses yazıyor ve altına, bir ağızdan çıkan dalgalı çizgiler çiziyor. Üçüncü sütunun üstüne nesne yazıyor ve altına, sokakta yürüyen bir adam çiziyor. Ortadaki sütunun üstüne ise ne yazacağını bilemiyor. Sextus Empiricus'un aktardığına göre Stoacılar, birinin Dion adını söylediğinde birbirine bağlı üç şey bulunduğunu söyler: ses, sesin gösterdiği nesne, yani Dion'un kendisi, ve bu ikisinin arasında, sesin açığa çıkardığı şey. Yunanca bilmeyen bir yabancı, sesi duyar ve Dion'u görür; ama sesin açığa çıkardığını kavramaz. Kerem, ortadaki sütunu boş bırakıyor ve altına küçük harflerle yazıyor: burada bir şey var, ama ne bir ses ne bir nesne. Sonra panonun altına bir soru ekliyor: bir cümlenin anlamı nerededir?

Selin, Stoacılara göre yalnızca cisimlerin var olduğunu, ama söylenebilen şeylerin, boşluğun, yerin ve zamanın cisimsiz olduğu hâlde bir biçimde bulunduğunu okumuş. Tolga, anlatılan şeyin neden cisimsiz sayıldığını soruyor. Lina, Yunanca bilmeyen birinin bir Yunanca cümleyi duyduğunda neyi duyup neyi duymadığını merak ediyor. Barış, bir tanığın sözlerinin tutanağa geçirilirken anlamının değiştiği bir duruşmayı hatırlıyor. Defne ise konuşma yetisini bir felç sonrasında kaybetmiş, ama söyleneni anlayan bir hastasını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Stoacıların neden yalnızca cisimlerin var olduğunu söylediği hâlde söylenebilen şeyleri cisimsiz ama bulunan şeyler arasında saydığını, bir sözcüğün sesi, anlamı ve gösterdiği nesne arasındaki ayrımın neyi gösterdiğini ve onayın neden bir nesneye değil bir söylenebilene verildiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Kader dersi, Khrysippos'a göre bir insanın sorumluluğunun, önüne gelen bir izlenime onay verip vermemesinde yattığını gösterdi. Bu ders, onayın neye verildiğini soruyor. Felsefeye Giriş ve Yöntem Akademisi'nde, Stoacıların önermeyi doğru ya da yanlış olabilen tam bir söylenebilen olarak tanımladığı ve basit ile basit olmayan önermeleri ayırdığı incelenmişti. Bu ders, o önerme öğretisinin dayandığı daha temel bir düşünceye, söylenebilenin, yani lektonun ne olduğuna bakıyor. Logos dersinde ise Stoacılara göre yalnızca cisimlerin etkide bulunabildiği ve etkilenebildiği görülmüştü; bu ders, bu kuralın nerede durduğunu soruyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı'da, Stoacıların ses, anlam ve nesne ayrımını ve Epikurosçuların bu ayrımı nasıl reddettiğini aktarır. Diogenes Laertios'un yedinci kitabı, söylenebilenin tanımını ve tam ile eksik söylenebilenler ayrımını verir. Seneca ise Lucilius'a yazdığı bir mektupta, Stoacıların bilgelik ile bilge olmak arasında yaptığı ayrımı tartışırken, cisimsiz bir söylenebilenin ne olduğunu kendi örnekleriyle açıklar.

Ardından üç itirazı tartacağız: cisimsiz bir söylenebilenin Stoacı maddecilikle çeliştiği, anlamın dilden bağımsız olmadığı ve söylenebilenin gereksiz bir varlık olduğu itirazları.

Sonda, bir ifadede söylenebileni ayırmanın dört adımını göstereceğiz: ifadenin sesini ya da yazısını belirlemek, gösterdiği nesneyi belirlemek, ikisinin arasındaki söylenebileni yazmak ve onun tam mı eksik mi olduğunu, doğru ya da yanlış olup olamayacağını sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Stoacılar neden yalnızca cisimlerin var olduğunu söyledikleri hâlde söylenebilenleri cisimsiz ama bulunan şeyler arasında sayar, ses, anlam ve nesne ayrımı neyi gösterir ve onay neden bir nesneye değil bir söylenebilene verilir?

Ölçülü iddiam şu: Stoacılara göre bir sözcüğün sesi ve gösterdiği nesne cisimdir; ama ses ile nesne arasında, sesin açığa çıkardığı ve aynı dili konuşanların kavrayıp yabancıların kavramadığı bir şey vardır; bu şey, söylenebilen ya da lektondur ve cisimsizdir, çünkü ne bir sesin dalgası ne de bir nesnenin bedenidir; Stoacılar, yalnızca cisimlerin var olduğunu, ama cisimsizlerin de bulunduğunu söyleyerek, var olmak ile bulunmak arasında bir ayrım yapar; bu ayrım, doğruluğun ve yanlışlığın ne bir sesin ne de bir nesnenin değil, bir söylenebilenin özelliği olduğunu gösterir; bu yüzden bir insan bir izlenime onay verdiğinde, izlenimin kendisine ya da onun nesnesine değil, izlenimin içeriği olan bir söylenebilene, örneğin Dion yürüyor önermesine onay verir; ama cisimsiz bir şeyin bir cisimle nasıl ilişkiye girdiği sorusu Stoacılar için de bir güçlük olarak kalır. Sextus Empiricus'a göre Stoacılar, gösteren, gösterilen ve nesnenin birbirine bağlı olduğunu söyler: gösteren ses, nesne dışarıdaki şeydir ve ikisi de cisimdir; gösterilen ise cisimsizdir, doğru ya da yanlış olan da odur. Diogenes Laertios'a göre Stoacılar söylenebileni, akla uygun bir izlenime göre bulunan şey olarak tanımlar ve onu tam ve eksik diye ikiye ayırır. Seneca ise, Kato'nun yürüdüğünü gördüğünde, gördüğünün bir cisim, ama söylediğinin bir cisim değil, bir söylenebilen olduğunu yazar.

Sıfır noktası

Bir öğrenci bir cümlenin anlamından söz edildiğini duyduğunda, onu çoğu zaman ya cümlenin kendisiyle ya da cümleyi söyleyenin zihnindeki bir düşünceyle özdeşleştirir. Anlam, ya sözcüklerin içindedir ya da kafamızın içinde. Bu okumada bir cümlenin anlamı ile onu söyleyenin düşündüğü şey arasında bir fark yoktur; anlam, bir düşüncenin dile dökülmüş hâlidir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, aynı anlam farklı sözcüklerle taşınabilir. Kar yağıyor cümlesi ile onun İngilizce, Almanca ya da Yunanca karşılığı, birbirinden tamamen farklı seslerdir; ama aynı şeyi söylerler. Anlam, seslerin içinde olsaydı, sesler değiştiğinde anlam da değişirdi. İkincisi, aynı anlam farklı insanlar tarafından düşünülebilir. Ben kar yağıyor diye düşündüğümde ve sen aynı şeyi düşündüğünde, iki ayrı zihin, iki ayrı düşünme olayı vardır; ama ikimiz aynı şeyi düşünürüz ve aynı şeye onay veririz. Anlam, yalnızca benim kafamın içinde olsaydı, sen onu düşünemezdin. Stoacılar, bu iki gözleme dayanarak, anlamın ne seste ne de tek tek zihinlerde olduğunu, ikisinin arasında, cisimsiz ama paylaşılabilen bir şey olduğunu söyler.

Bu yüzden Stoacı lekta öğretisini anlamak, anlamı sözcüklerle ya da düşüncelerle özdeşleştirmek yerine, onu farklı seslerle taşınabilen ve farklı zihinlerce paylaşılabilen cisimsiz bir içerik olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Stoacı lekta öğretisinin değeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, Epikurosçu görüştür. Sextus'un aktardığına göre Epikurosçular, ses ile nesne dışında bir şey kabul etmez. Bir cümle, bir sesin bir nesneye bağlanmasıdır; aradaki cisimsiz bir anlam, gereksiz bir varsayımdır. Doğruluk ve yanlışlık, seste bulunur.

İkinci görüş, Stoacı görüştür. Buna göre ses ile nesne arasında, farklı seslerle taşınabilen ve farklı zihinlerce paylaşılabilen cisimsiz bir söylenebilen vardır. Doğruluk ve yanlışlık, bu söylenebilenin özelliğidir ve onay ona verilir.

Üçüncü görüş, çağdaş karşılaştırmacı görüştür. Buna göre Stoacıların ayrımı, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Frege'nin bir ifadenin anlamı ile göndergesini ayırmasının antik bir öncüsüdür. Stoacı söylenebilen, Frege'nin bir cümlenin dile getirdiği düşünce dediği şeye benzer: ikisi de ne seste ne de tek tek zihinlerde bulunur, ikisi de paylaşılabilir ve doğru ya da yanlış olabilir.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Stoacı ayrımın çağdaş anlam kuramlarıyla verimli biçimde karşılaştırılabileceği gözlemini kabul eder. Ama iki kuramın bağlamları farklıdır: Stoacı söylenebilen, bir izlenime ve bir onaya bağlıdır. Birinci görüş, gereksiz varlıklardan kaçınmayı doğru bir ilke sayar; ama aynı sesi duyan iki kişiden birinin anlayıp ötekinin anlamamasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir ifadede söylenebileni ayırmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, ifadenin sesini ya da yazısını belirlemektir. Ayıran, ifadenin hangi dilde, hangi sözcüklerle, hangi biçimde söylendiğini ya da yazıldığını belirler.

İkinci adım, ifadenin gösterdiği nesneyi belirlemektir. Ayıran, ifadenin dünyadaki hangi kişiye, nesneye ya da olaya gönderme yaptığını yazar.

Üçüncü adım, ikisinin arasındaki söylenebileni yazmaktır. Ayıran, ifadenin ne söylediğini, başka bir dile çevrildiğinde ya da başka sözcüklerle söylendiğinde değişmeden kalması gereken içeriği yazar.

Dördüncü adım, söylenebilenin tam mı eksik mi olduğunu ve doğru ya da yanlış olup olamayacağını sormaktır. Ayıran, söylenebilenin bir önerme mi, bir soru mu, bir buyruk mu, yoksa tamamlanmamış bir parça mı olduğunu ve ona onay verilip verilemeyeceğini belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Stoacı lekta öğretisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Stoacılara göre bir ifadenin sesi ve gösterdiği nesne cisimdir; ama ikisinin arasında, farklı seslerle taşınabilen ve farklı zihinlerce paylaşılabilen cisimsiz bir söylenebilen bulunur ve doğruluk ile yanlışlık onun özelliğidir. Kerem'in açıklama kartı ve Tolga'nın çeviri yazılımı, bir çevirinin doğruluğunun ancak bir ortak söylenebilene göre ölçülebildiğini gösterdi. Barış'ın tutanağı, aynı nesneye gönderme yapan iki ifadenin farklı söylenebilenler taşıyabildiğini gösterdi. Selin'in antrenörü ve Lina'nın babaannesinin sözcüğü, sesi duyup söylenebileni kavramamanın ne olduğunu gösterdi. Defne'nin hastası, sesin olmadığı yerde bir söylenebilene onay verilebildiğini gösterdi. Bu yüzden onay, bir sese ya da bir nesneye değil, bir söylenebilene verilir; ama cisimsiz bir içeriğin cisimsel bir ruhla nasıl ilişkiye girdiği sorusu açık kalır.

Açık kalan sorular

Tolga, bir makinenin bir söylenebileni kavrayıp kavramadığının Stoacıların sormadığı bir soru olduğunu fark etti. Bir söylenebileni doğru biçimde taşımak, onu kavramakla aynı şey midir?

Defne'nin hastası, sesin olmadığı yerde bir söylenebilene onay veriyordu. Hiçbir dil öğrenmemiş bir insan da söylenebilenleri kavrayabilir mi?

Seneca, Stoacıların ince ayrımlarla fazla vakit harcadığından yakındı. Bir anlam kuramının yaşamı düzeltmeye bir katkısı olabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSöylenebileni sesle aynı saymak.
Doğrusu

Stoacı söylenebileni bir cümlenin sözcükleri ya da sesi olarak anlamak, Sextus'un aktardığı Yunanca bilmeyen yabancının sesi duyduğu hâlde söylenebileni kavramadığı örneğini gözden kaçırır. Doğrusu, söylenebileni sesten ayrı, cisimsiz bir içerik olarak görmektir.

Yaygın yanlışSöylenebileni tek bir zihnin düşüncesi saymak.
Doğrusu

Stoacı söylenebileni bir insanın kafasındaki özel bir düşünce olarak anlamak, aynı söylenebilenin farklı insanlarca paylaşılabildiğini ve onaylanabildiğini gözden kaçırır. Doğrusu, söylenebileni paylaşılabilen bir içerik olarak görmektir.

Yaygın yanlışHer söylenebilenin doğru ya da yanlış olduğunu sanmak.
Doğrusu

Bütün tam söylenebilenleri önerme saymak, Diogenes Laertios'un sorular, buyruklar, yeminler ve dualar gibi doğru ya da yanlış olmayan tam söylenebilenleri de aktardığını gözden kaçırır. Doğrusu, yalnızca önermelerin doğru ya da yanlış olabildiğini görmektir.

Yaygın yanlışCisimsizleri var olan şeyler saymak.
Doğrusu

Stoacıların söylenebilenleri, boşluğu, yeri ve zamanı cisimler gibi var olan şeyler saydığını düşünmek, Stoacıların yalnızca cisimlerin var olduğunu, cisimsizlerin ise bulunduğunu söyleyerek bir ayrım yaptığını gözden kaçırır. Doğrusu, var olmak ile bulunmak arasındaki Stoacı ayrımı korumaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Stoacılara göre bir ifadenin sesi ve gösterdiği nesne cisimdir; ama ikisinin arasında, farklı seslerle taşınabilen ve farklı zihinlerce paylaşılabilen cisimsiz bir söylenebilen bulunur ve doğruluk ile yanlışlık onun özelliğidir.

Sextus Empiricus Stoacıların gösteren, gösterilen ve nesne ayrımını, Yunanca bilmeyen yabancının sesi duyup anlamı kavramadığını ve Epikurosçuların bu ayrımı reddettiğini aktardı, Diogenes Laertios söylenebileni akla uygun bir izlenime göre bulunan şey olarak tanımlayıp tam ve eksik söylenebilenleri ayırdı, Seneca ise Kato'nun yürüdüğünü görmenin bir cismi, Kato yürüyor demenin ise cisimsiz bir söylenebileni kavramak olduğunu yazdı.

Bir ifadede söylenebilen dört adımla ayrılır: ifadenin sesini ya da yazısını belirlemek, gösterdiği nesneyi belirlemek, ikisinin arasındaki söylenebileni yazmak ve onun tam mı eksik mi olduğunu, doğru ya da yanlış olup olamayacağını sormak.

Maddecilik, dile bağımlılık ve gereksizlik itirazları, söylenebilenin bir etki nedeni değil bir izlenimin içeriği olduğunu, bir çevirinin yanlışlığını söyleyebilmek için bir ortak söylenebilen gerektiğini ve aynı ses ile aynı nesne karşısında değişen bir şeyin söylenebilen olduğunu gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden Stoacı onay, bir söylenebilene verilir; ve bir insanın onaylarının birbirleriyle ve logosla tutarlı olduğu durum, Stoacıların erdem dediği şeydir.

Sonraki derse köprü

Lekta dersi, Stoacılara göre bir insanın bir söylenebilene onay verip vermediğini ve doğruluğun söylenebilenlerin özelliği olduğunu gösterdi. Ama Stoacılar için doğru onaylar vermek yalnızca bir mantık meselesi değil, bir yaşam meselesidir: iyi bir yaşam, onayların tutarlı biçimde doğru olduğu bir yaşamdır.

Selin, Stoacıların erdemin tek iyi olduğunu, sağlığın, zenginliğin ve şöhretin ise ne iyi ne kötü, yalnızca kayıtsız şeyler olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, sağlığın kayıtsız sayılmasına şaşırıyor ve Stoacıların bazı kayıtsız şeyleri neden yine de tercih edilen şeyler arasında saydığını soruyor. Lina ise erdemin bir bilgi olduğu iddiasının, Sokrates'in erdem bilgidir sözüyle nasıl bir ilişkisi olduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Erdem dersi, Stoacıların neden erdemi tek iyi saydığını, sağlık ve zenginlik gibi şeylerin neden kayıtsız ama bazılarının tercih edilen olduğunu ve erdemin neden doğaya uygun yaşamakla, yani logosla uyum içinde yaşamakla özdeşleştirildiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.