İçeriğe geç

P03-D05-M03-01·Stoacılık

Logos

temel3.792 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Stoacılara göre evren, edilgin bir madde ile onu her yerde biçimlendiren etkin bir ilkeden oluşur; bu etkin ilke, maddeyi biçimlendirdiği için akıl, her şeyi büyüttüğü için doğa ve her şeyi yönettiği için tanrı adını alan tek bir logostur.

Diogenes Laertios Stoacıların iki ilkesini, ikisinin de cisimsel olduğunu, tanrının birçok adla anıldığını ve doğanın oluşa doğru yöntemle ilerleyen sanatçı bir ateş olduğunu aktardı, Kleanthes'in Zeus'a İlahi'si her şeyin içinden geçen ortak bir logosu ve iyiyi kötüyle bir araya getiren bir düzeni dile getirdi, Cicero ise Balbus'un ağzından evrenin akıl yürüttüğünü gösteren Zenon'un ve Khrysippos'un argümanlarını aktardı.

Bir olay Stoacı bir gözle dört adımla okunur: olayın maddesini belirlemek, onu biçimlendiren etkin düzeni aramak, olayın bütün içindeki yerini sormak ve bu okumanın kişinin tepkisini nasıl değiştirdiğini izlemek.

Kötülük, cisimsellik ve yansıtma itirazları, Khrysippos'un bazı iyilerin kaçınılmaz olarak bazı kötülerle birlikte geldiğini söylediğini, cisimsel olmanın bir düzen taşımayı dışlamadığını ve Stoacıların evrenin insan için değil insanın evren için olduğunu söylediğini gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden Stoacı logos, evreni bir bütün olarak anlamlı kılar; ve her şey bu logosa göre oluyorsa, bir insanın yaptığı seçimlerin bu düzenin içinde nasıl bir yeri olduğu sorusu, Stoacıların kader öğretisine götürür.

Açılış sahnesi

Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün on ikinci panosu için Atina çarşısının kuzey kenarındaki bir galeriyi çiziyor. Galerinin duvarları boyalı resimlerle kaplı; sütunların arasında, sade giyimli bir adam bir grup dinleyiciye konuşuyor. Diogenes Laertios'a göre Kıbrıslı Zenon, derslerini bu boyalı galeride, Stoa Poikile'de verdiği için öğrencilerine Stoacılar denmişti. Ama Kerem'i asıl ilgilendiren, bu okulun evrene bakışı. Epikurosçular için evren, boşlukta rastlantıyla çarpışan atomlardan oluşuyordu ve hiçbir amaç taşımıyordu. Stoacılar için ise evren, baştan sona bir akılla düzenlenmiş, yaşayan bir bütündü. Kerem, panonun altına bir soru yazıyor: evren akıllıysa, içindeki her şey de bir akla göre mi olur?

Selin, Stoacıların evrenin her yerine yayılmış bir aklı logos diye adlandırdığını okumuş. Tolga, evrende biri etkin, öteki edilgin iki ilke bulunduğu ve etkin ilkenin tanrı ile özdeşleştirildiği görüşünü soruyor. Lina, evrenin bir akılla düzenlendiğini bilmenin bir insanın yaşamını nasıl değiştirebileceğini merak ediyor. Barış, bir yasanın ancak doğanın akla uygun düzenine uyduğu ölçüde adil olduğunu söyleyen bir hukuk hocasını hatırlıyor. Defne ise bir salgın döneminde, iyi düzenlenmiş bir evrende böyle bir acının nasıl yer alabileceğini soran bir hastasını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Stoacıların neden evreni etkin ve edilgin iki ilkeden oluşan bir bütün olarak tanımladığını, etkin ilkenin neden akıl, doğa ve tanrı ile özdeşleştirildiğini ve Epikurosçuların rastlantısal atomlarının karşısında akılla düzenlenmiş bir evrenin bir insanın yaşamına neyi vaat ettiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Epikürcülük modülü, evrenin amaçsız atomlardan oluştuğu bir doğa kuramının korkuları nasıl giderdiğini gösterdi. Bu ders, Stoacılık modülünü açıyor ve karşı görüşe bakıyor. Bu akademinin Presokratikler kursunda, Herakleitos'un logos sözcüğünü, her şeyin ona göre olduğu ama insanların anlamadığı ortak bir düzen için kullandığı incelenmişti; Anaksimenes dersinde ise pneuma sözcüğünün, sonraki Yunan düşüncesinde evreni bir arada tutan etkin ilkenin adı olacağı belirtilmişti. Stoacılar, bu iki mirası birleştirir.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Diogenes Laertios'un yedinci kitabı, Stoacıların doğa öğretisini, iki ilkeyi ve tanrının adlarını özetler. Kleanthes'in Zeus'a İlahi'si, Stoacı logos düşüncesini bir dua biçiminde dile getiren ve neredeyse tamamı korunmuş bir metindir. Cicero'nun Tanrıların Doğası Üzerine adlı eserinin ikinci kitabı ise, Stoacıların evrenin akıllı olduğunu kanıtlamak için kurduğu argümanları bir Stoacının ağzından aktarır.

Ardından üç itirazı tartacağız: akılla düzenlenmiş bir evrende kötülüğün yeri olmadığı, cisimsel bir tanrının akıllı olamayacağı ve evrendeki düzenin insanın kendi beklentisinin bir yansıması olduğu itirazları.

Sonda, bir olayı Stoacı bir gözle okumanın dört adımını göstereceğiz: olayın maddesini belirlemek, onu biçimlendiren etkin düzeni aramak, olayın bütün içindeki yerini sormak ve bu okumanın kişinin tepkisini nasıl değiştirdiğini izlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Stoacılar neden evreni etkin ve edilgin iki ilkeden oluşan bir bütün olarak tanımlar, etkin ilke neden akıl, doğa ve tanrı ile özdeşleştirilir ve akılla düzenlenmiş bir evren bir insanın yaşamına neyi vaat eder?

Ölçülü iddiam şu: Stoacılara göre evren, biçimsiz ve edilgin bir madde ile o maddenin her yerine yayılıp onu biçimlendiren etkin bir ilkeden oluşur; etkin ilke, maddeyi bir sanatçının malzemesini biçimlendirmesi gibi biçimlendirdiği için akıl, her şeyi büyütüp yaşattığı için doğa ve her şeyi yönettiği için tanrı adını alır; bu üç ad, tek bir şeyin, logosun adlarıdır; bu görüş, Epikurosçuların amaçsız evrenine karşı, evrenin bir bütün olarak anlamlı olduğunu ve insanın, kendi aklıyla bu bütünün aklına katıldığını söyler; akılla düzenlenmiş bir evren, bir insana, başına gelenlerin rastlantısal olmadığını ve kendi yerini anlayarak onunla uyum içinde yaşayabileceğini vaat eder; ama bu vaat, böyle bir evrende acının ve kötülüğün neden bulunduğu sorusunu da beraberinde getirir. Diogenes Laertios'a göre Stoacılar, evrende iki ilke bulunduğunu söyler: etkin ilke ve edilgin ilke. Edilgin ilke, niteliksiz töz, yani maddedir; etkin ilke ise maddenin içindeki logos, yani tanrıdır. Tanrı tektir; ama gördüğü işlere göre Zeus, Athena, Hera gibi birçok adla anılır. Kleanthes'in Zeus'a İlahi'si, Zeus'un her şeyi bir yasayla yönettiğini, her şeyin içinden geçen ortak bir logosu yönlendirdiğini ve yalnızca kötü insanların kendi akılsızlıklarıyla bu düzenin dışında davrandığını söyler. Cicero'nun aktardığı bir Stoacı argümana göre, akıl yürüten bir şey akıl yürütmeyen bir şeyden daha iyidir; evrenden daha iyi bir şey yoktur; o hâlde evren akıl yürütür.

Sıfır noktası

Bir öğrenci Stoacılık sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman bir dayanıklılık tutumu olarak düşünür. Stoacı biri, acıya ve kayba karşı soğukkanlı kalan, duygularını göstermeyen, başına geleni sızlanmadan kabul eden biridir. Bu okumada Stoacılık bir kişilik özelliği, bir tür ruhsal disiplindir; onun bir doğa kuramıyla ya da bir tanrı anlayışıyla bir ilgisi yoktur.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Stoacılar felsefeyi üç parçaya ayırır: mantık, doğa bilgisi ve ahlak. Stoacı ahlakın, başına geleni kabul etmek ve doğaya uygun yaşamak gibi öğütleri, ancak evrenin akılla düzenlendiği bir doğa kuramı içinde anlam kazanır. İkincisi, Stoacıların dayanıklılığı bir soğukluk değil, bir anlayıştır. Bir insan, başına gelen bir olayı rastlantısal ve anlamsız bir kaza olarak gördüğünde, ona karşı ya isyan eder ya da çaresiz kalır. Aynı olayı, bir bütünün akla uygun düzeninin bir parçası olarak gördüğünde ise, onu kabul etmek bir boyun eğiş değil, bir anlayışın sonucu olur.

Bu yüzden Stoacılığı anlamak, onu bir kişilik özelliği olarak değil, evrenin akılla düzenlendiği bir doğa kuramına dayanan ve insanın kendi aklıyla bu düzene katıldığını söyleyen bir öğreti olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Stoacı logos öğretisinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, teolojik görüştür. Buna göre Stoacı logos, sözcüğün tam anlamıyla bir tanrıdır: evreni bilerek ve isteyerek yöneten, insanları gözeten ve onlara karşı iyi niyetli bir akıl. Kleanthes'in İlahi'si, Zeus'a bir dua olarak yazılmıştır ve bu görüşü destekler.

İkinci görüş, doğalcı görüştür. Buna göre Stoacı logos, evrenin içkin düzeninin, doğa yasalarının bir adıdır. Stoacılar tanrı, Zeus ve öngörü gibi sözcükleri, geleneksel dinin dilini kullanarak bir doğa düzenini anlatmak için kullanır.

Üçüncü görüş, bütünleşik görüştür. Buna göre Stoacılar için tanrı, doğa ve akıl arasında bir ayrım yoktur: logos hem bir doğa düzenidir hem de bir akıldır, çünkü Stoacılara göre evrenin düzeni, ancak bir aklın ürünü olabilir.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, Stoacıların logosa bir dua yöneltebildiği gözlemini kabul eder. İkinci görüş, Stoacı logosun doğanın dışında bir varlık olmadığını doğru görür; ama Stoacıların evrenin akıl yürüttüğünü ve öngörüyle yönetildiğini söylemesini bir mecaz saymakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir olayı Stoacı bir gözle okumak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, olayın maddesini belirlemektir. Okuyan, olayda biçimlendirilen, kendi başına bir yönü olmayan malzemeyi yazar.

İkinci adım, onu biçimlendiren etkin düzeni aramaktır. Okuyan, maddeye belirli bir biçim, bir yön ya da bir amaç veren düzenin ne olduğunu sorar.

Üçüncü adım, olayın bütün içindeki yerini sormaktır. Okuyan, olayın kendi başına değil, daha büyük bir bütünün bir parçası olarak nasıl göründüğünü ve o bütüne nasıl bağlandığını belirler.

Dördüncü adım, bu okumanın kişinin tepkisini nasıl değiştirdiğini izlemektir. Okuyan, olayı bir bütünün parçası olarak görmenin, ona karşı duyduğu öfkeyi, korkuyu ya da çaresizliği nasıl etkilediğini sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Stoacı logos öğretisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Stoacılara göre evren, edilgin bir madde ile onu her yerde biçimlendiren etkin bir ilkeden oluşur ve bu etkin ilke, akıl, doğa ve tanrı adlarını taşıyan tek bir logostur. Kerem'in fidesi ve Selin'in omzu maddenin içinde biçimlendiren bir etkinlik bulunduğunu, Barış'ın hocası ortak bir yasanın bir ölçü verdiğini, Tolga'nın yazılımı ve Lina'nın korosu parçanın bütünde anlam kazandığını ama bir tasarımcının ayrı bir iddia olduğunu, Defne'nin hastası ise bu öğretinin her zaman teselli olamadığını gösterdi. Stoacı logos, bir insana, kendi aklıyla bir bütünün aklına katıldığını ve başına gelenlerin anlamsız olmadığını vaat eder; ama bu vaat, kötülük sorusunu çözmeden yaşanmak zorundadır.

Açık kalan sorular

Kerem, Stoacıların bir düzeni bir akıl saymasının, onun yalnızca bir düzen olduğunu söylemekten ne kadar fazlasını iddia ettiğini sordu. Bir düzenin bir akıl olduğu nasıl gösterilebilir?

Barış, Stoacıların ortak bir yasa düşünmesine rağmen köleliği kaldırmayı savunmadığını biliyordu. Bir ilkenin sonuçları, o ilkeyi savunanlar tarafından neden her zaman görülmez?

Defne'nin hastası, bir felsefi cevabın yas tutan birine yetmediğini gösterdi. Bir öğretinin doğruluğu ile onun teselli gücü birbirinden ayrı mıdır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışStoacılığı bir kişilik özelliği saymak.
Doğrusu

Stoacılığı acıya karşı soğukkanlılık ya da duygularını göstermemek olarak anlamak, Stoacı ahlakın evrenin akılla düzenlendiği bir doğa kuramına dayandığını ve Stoacıların felsefeyi mantık, doğa bilgisi ve ahlak olarak üçe ayırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, onu bir doğa kuramına dayanan bir öğreti olarak görmektir.

Yaygın yanlışStoacı tanrıyı doğanın dışında bir varlık saymak.
Doğrusu

Stoacı tanrıyı, evreni dışarıdan yaratan ve yöneten bir varlık olarak düşünmek, Stoacıların tanrıyı maddenin içindeki etkin ilke ve doğanın kendisi saydığını gözden kaçırır. Doğrusu, Stoacı tanrıyı evrene içkin bir akıl olarak görmektir.

Yaygın yanlışStoacı logosu Herakleitos'unkiyle aynı saymak.
Doğrusu

Stoacıların logos sözcüğünü Herakleitos'tan aldığı için iki logos anlayışını özdeşleştirmek, Stoacıların ona etkin ve edilgin ilke ayrımını, tohumsal logosları ve bir öngörü düşüncesini eklediğini gözden kaçırır. Doğrusu, Stoacı logosu Herakleitos'un mirasının gelişmiş bir biçimi olarak görmektir.

Yaygın yanlışStoacı ilkeleri cisimsel olmayan şeyler saymak.
Doğrusu

Stoacıların etkin ilkesini Platon'un formları ya da Aristoteles'in maddesiz aklı gibi düşünmek, Stoacılara göre yalnızca cisimlerin etkide bulunabildiğini ve iki ilkenin de cisimsel olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Stoacı logosu cisimsel bir etkinlik olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Stoacılara göre evren, edilgin bir madde ile onu her yerde biçimlendiren etkin bir ilkeden oluşur; bu etkin ilke, maddeyi biçimlendirdiği için akıl, her şeyi büyüttüğü için doğa ve her şeyi yönettiği için tanrı adını alan tek bir logostur.

Diogenes Laertios Stoacıların iki ilkesini, ikisinin de cisimsel olduğunu, tanrının birçok adla anıldığını ve doğanın oluşa doğru yöntemle ilerleyen sanatçı bir ateş olduğunu aktardı, Kleanthes'in Zeus'a İlahi'si her şeyin içinden geçen ortak bir logosu ve iyiyi kötüyle bir araya getiren bir düzeni dile getirdi, Cicero ise Balbus'un ağzından evrenin akıl yürüttüğünü gösteren Zenon'un ve Khrysippos'un argümanlarını aktardı.

Bir olay Stoacı bir gözle dört adımla okunur: olayın maddesini belirlemek, onu biçimlendiren etkin düzeni aramak, olayın bütün içindeki yerini sormak ve bu okumanın kişinin tepkisini nasıl değiştirdiğini izlemek.

Kötülük, cisimsellik ve yansıtma itirazları, Khrysippos'un bazı iyilerin kaçınılmaz olarak bazı kötülerle birlikte geldiğini söylediğini, cisimsel olmanın bir düzen taşımayı dışlamadığını ve Stoacıların evrenin insan için değil insanın evren için olduğunu söylediğini gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden Stoacı logos, evreni bir bütün olarak anlamlı kılar; ve her şey bu logosa göre oluyorsa, bir insanın yaptığı seçimlerin bu düzenin içinde nasıl bir yeri olduğu sorusu, Stoacıların kader öğretisine götürür.

Sonraki derse köprü

Logos dersi, Stoacıların evreni baştan sona bir akılla düzenlenmiş bir bütün olarak gördüğünü gösterdi. Ama her şey bu akla göre oluyorsa, her şey önceden belirlenmiş değil midir? Stoacılar bu düzene kader adını verir: birbirine bağlı nedenlerin hiç kopmayan bir zinciri.

Selin, Khrysippos'un bir silindiri itmenin onun yuvarlanmasını başlattığını, ama yuvarlanma biçiminin silindirin kendi biçiminden geldiğini söyleyerek kader ile insanın sorumluluğunu birlikte savunduğunu okumuş. Tolga, bir arabaya bağlı bir köpeğin, ister istemez arabayla birlikte gideceği, ama ya gönüllü olarak koşabileceği ya da sürüklenebileceği benzetmesini duymuş. Lina ise her şey önceden belirlenmişse bir şey yapmaya çalışmanın bir anlamı olup olmadığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kader dersi, Stoacıların kaderi neden birbirine bağlı nedenlerin kopmayan bir zinciri olarak tanımladığını, Khrysippos'un silindir benzetmesinin kader ile sorumluluğu nasıl birlikte savunduğunu ve tembellik argümanı denen itiraza Stoacıların ne cevap verdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.