İçeriğe geç

P03-D05-M02-03·Epikürcülük

Acıdan kurtuluş

temel3.787 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Epikuros'a göre kaçınılamayan acının karşısında insan çaresiz değildir, çünkü acıyı büyüten şeylerin önemli bir kısmı ona eklenen korku ve beklentidir ve ruh, bedenin aksine geçmişi yaşayarak acının karşısına geçmiş hazların anısını koyabilir.

Temel Öğretiler'in dördüncü maddesi en şiddetli acının kısa sürdüğünü ve uzun süren acının hafif olduğunu söyledi, Diogenes Laertios Epikuros'un ölüm döşeğinde acılarının karşısına geçmiş konuşmaların anısını koyduğu mektubu ve bilgenin işkencede inleyip bağırsa bile mutlu olacağı görüşünü aktardı, Cicero ise acının süresi hakkındaki sözün deneyimle çeliştiğini ve bir anının bir bedensel acıyı dengeleyemeyeceğini savundu.

Kaçınılamayan bir acı Epikurosçu bir gözle dört adımla karşılanır: acıyı bedensel ve ruhsal yanlarıyla adlandırmak, şiddetini süresinden ayırmak, acıya eklenen korkuyu ve beklentiyi ayıklamak ve acının karşısına bir anıyı, bir dostu ya da bir şimdiyi koymak.

Deneyim, anının güçsüzlüğü ve acıyı küçümseme itirazları, şiddet ve süre dengesinin bir doğa yasası değil bir dayanak olduğunu, anının acının yerine değil karşısına konduğunu ve işkencedeki bilgenin acı çekenlerin ölçüsü değil acının bir insanı bütünüyle ele geçirmediği bir olanağın adı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Epikurosçu acıdan kurtuluş, acının yok edilmesi değil, acının bir insanı bütünüyle ele geçirmesinin önlenmesidir; ve acıyı önlemenin başka bir yolu, acıya yol açan isteklerin hangilerinin gerçekten gerekli olduğunu bilmektir.

Açılış sahnesi

Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün sekizinci panosu için bir yatak çiziyor. Yatakta yaşlı bir adam yatıyor; yüzü acıyla gerilmiş, ama elinde bir yazı tableti var ve bir şey yazıyor. Diogenes Laertios'un aktardığına göre Epikuros, ölümünden önce, idrar yollarındaki ve bağırsaklarındaki hastalıklar yüzünden dayanılmaz acılar çekerken, dostu İdomeneus'a bir mektup yazmıştı. Mektup şöyle başlıyordu: yaşamımın hem mutlu hem son günü olan bu günde sana yazıyorum. Kerem, bu cümleyi okuduğunda inanamamış. Acıdan kıvranan bir adam, o günü nasıl mutlu sayabilirdi? Kerem, panonun altına bir soru yazıyor: kaçınılamayan bir acının içinde mutlu olmak mümkün mü?

Selin, Epikuros'un Temel Öğretiler'de şiddetli bir acının kısa sürdüğünü, uzun süren bir acının ise hafif olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, ölüm döşeğindeki mektubun bir öğretinin sınavı mı yoksa bir abartı mı olduğunu soruyor. Lina, geçmiş konuşmaların anısının bir bedensel acıya nasıl karşı koyabileceğini merak ediyor. Barış, yıllardır bel ağrısı çeken bir müvekkilinin ağrının kendisinden çok onun hiç bitmeyeceği düşüncesinden yorulduğunu söylediğini hatırlıyor. Defne ise bir palyatif bakım servisinde çalışan bir meslektaşının hastalarını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Epikuros'un acının süresi ile şiddeti arasında neden bir denge gördüğünü, ruhun geçmişi ve geleceği yaşayabilmesinin bedensel acıya karşı nasıl bir kaynak olabileceğini ve ölüm döşeğindeki mektubun bir öğretinin sınavı mı yoksa bir abartı mı olduğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Haz dersi, Epikuros'un hazzın en yüksek noktasını acı veren her şeyin ortadan kalkması olarak tanımladığını ve ruhsal acıları bedensel acılardan daha kötü saydığını, çünkü bedenin yalnızca şimdiyi, ruhun ise geçmişi ve geleceği de yaşadığını gösterdi. Bu ders, aynı ayrımı tersinden okuyor: ruh geçmişi ve geleceği yaşayabiliyorsa, bu yetenek yalnızca bir acı kaynağı değil, bir direnç kaynağı da olabilir mi?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Temel Öğretiler'in dördüncü maddesi, acının şiddeti ile süresi arasındaki ilişkiyi anlatır. Diogenes Laertios'un onuncu kitabı, Epikuros'un ölüm döşeğinde yazdığı mektubu ve Epikurosçu bilgenin işkence altında bile mutlu olacağı iddiasını aktarır. Cicero ise Amaçlar Üzerine'nin ikinci kitabında ve Tusculum Sohbetleri'nde, bu iddiaları sınar ve alaya alır.

Ardından üç itirazı tartacağız: şiddetli ve uzun süren acıların var olduğu, bir anının bir bedensel acıyı gidermediği ve bilgenin işkencede mutlu olacağı iddiasının acıyı küçümsediği itirazları.

Sonda, kaçınılamayan bir acıyı Epikurosçu bir gözle karşılamanın dört adımını göstereceğiz: acıyı bedensel ve ruhsal yanlarıyla adlandırmak, şiddetini süresinden ayırmak, acıya eklenen korkuyu ve beklentiyi ayıklamak ve acının karşısına konabilecek bir hazzı, bir anıyı, bir dostu ya da bir şimdiyi bulmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Epikuros acının süresi ile şiddeti arasında neden bir denge görür, ruhun geçmişi ve geleceği yaşayabilmesi bedensel acıya karşı nasıl bir kaynak olabilir ve ölüm döşeğindeki mektup bir öğretinin sınavı mıdır yoksa bir abartı mı?

Ölçülü iddiam şu: Epikuros'a göre kaçınılamayan acının karşısında insan çaresiz değildir, çünkü acıyı büyüten şeylerin önemli bir kısmı acının kendisi değil, ona eklenen korku ve beklentidir; şiddetli bir acının kısa sürdüğünü, uzun süren bir acının ise hafif olduğunu bilmek, acının hiç bitmeyeceği korkusunu hafifletir; ruh, bedenin aksine geçmişi ve geleceği yaşayabildiği için, bir acının karşısına geçmiş hazların anısını koyabilir; ölüm döşeğindeki mektup, bu öğretinin bir sınavıdır ve Epikuros'un acıyı yok saymadığını, onun karşısına bir başka şeyi koyduğunu gösterir; ama Temel Öğretiler'in acının süresi ile şiddeti hakkındaki iddiası, deneyimle her zaman örtüşmez ve bilgenin işkencede mutlu olacağı iddiası, acının gerçekliğini küçümseme tehlikesi taşır. Temel Öğretiler'in dördüncü maddesine göre, bedendeki acı uzun süre kesintisiz sürmez; en şiddetli acı çok kısa bir süre bulunur, bedendeki hazzı ancak aşan acı da birçok gün sürmez; uzun süren hastalıklar ise bedende acıdan çok hazza yer bırakır. Diogenes Laertios'a göre Epikuros, İdomeneus'a yazdığı son mektupta, acılarının artık hiçbir şeyin artıramayacağı kadar büyük olduğunu, ama bütün bunların karşısına birlikte yaptıkları konuşmaların anısından doğan ruhsal sevinci koyduğunu yazmıştı. Diogenes Laertios, Epikurosçu bilgenin işkenceye bile uğrasa mutlu olacağını söylediklerini de aktarır. Cicero ise Epikuros'un acı üzerine sözünü, şiddetliyse kısa, uzunsa hafiftir biçiminde aktarır ve bu sözün deneyimle çeliştiğini savunur.

Sıfır noktası

Bir öğrenci acıyla başa çıkmaktan söz edildiğini duyduğunda, onu çoğu zaman bir tıbbi sorun olarak düşünür. Acı bir belirtidir; onu gidermenin yolu, onun nedenini tedavi etmek ya da bir ağrı kesiciyle bastırmaktır. Felsefenin acıya söyleyecek bir şeyi yoktur; olsa olsa bir teselli sunabilir, ama bir teselli bir ilacın yerini tutmaz.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Epikuros'un zamanında, bugünkü anlamda etkili ağrı kesiciler yoktu; kaçınılamayan acı, her insanın yaşamında bir gün karşılaşacağı bir durumdu. Epikuros'un sorusu, bir acının nasıl giderileceği değil, giderilemediğinde onunla nasıl yaşanacağıydı. Bu soru bugün de ortadan kalkmamıştır: kronik ağrı, ağır hastalıklar ve yaşamın son günleri, en iyi tıbbın da acıyı tamamen gideremediği durumlardır. İkincisi, Epikuros'a göre acıyı büyüten şeylerin önemli bir kısmı, acının kendisi değil, ruhun ona eklediği şeylerdir: acının hiç bitmeyeceği korkusu, daha kötüye gideceği beklentisi, geçmişte ne kadar iyi olunduğunun hasreti. Beden yalnızca şimdiki acıyı yaşar; ruh ise ona geçmişi ve geleceği ekler. Bu ekleme, bir yanılgıya dayanıyorsa, bir bilgiyle hafifletilebilir.

Bu yüzden Epikurosçu acıdan kurtuluşu anlamak, onu bir ilacın yerine geçen bir teselli olarak değil, acının kendisi ile ona eklenen korkuyu birbirinden ayıran ve ruhun geçmişi yaşayabilme yeteneğini acıya karşı bir kaynak olarak kullanan bir yöntem olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Epikurosçu acı öğretisinin değeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, deneysel eleştiri görüşüdür. Buna göre Temel Öğretiler'in dördüncü maddesi, sınanabilir bir iddiadır ve deneyimle çelişir: hem şiddetli hem uzun süren acılar vardır. Epikuros'un acı öğretisi, bu yüzden, bir teselli olarak belki işe yarar, ama bir doğru olarak savunulamaz.

İkinci görüş, terapötik görüştür. Buna göre Epikuros'un acı üzerine sözleri, bir doğa yasası olarak değil, bir ruh tedavisi olarak okunmalıdır. Amaç, acının nasıl olduğunu betimlemek değil, acı çeken bir insanın acıya eklediği korkuyu ve beklentiyi azaltmaktır. Bu sözler, bir insanın acıya bakışını değiştirerek onun acıyla nasıl yaşadığını değiştirir.

Üçüncü görüş, anı görüşüdür. Buna göre Epikurosçu acı öğretisinin asıl özgün yanı, ruhun geçmiş hazları anımsayarak şimdiki bir acıya karşı koyabileceği iddiasıdır. Ölüm döşeğindeki mektup, bu iddianın en açık örneğidir.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, anının acıya karşı bir kaynak olduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Temel Öğretiler'in dördüncü maddesinin her durumda doğru olmadığını doğru görür; ama Epikuros'un amacının bir betimleme değil bir tedavi olduğunu hesaba katmakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Kaçınılamayan bir acıyı Epikurosçu bir gözle karşılamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, acıyı bedensel ve ruhsal yanlarıyla adlandırmaktır. Karşılayan, bedenin şimdi hissettiği acı ile ruhun bu acıya eklediği düşünceleri birbirinden ayırarak yazar.

İkinci adım, acının şiddetini süresinden ayırmaktır. Karşılayan, acının ne kadar şiddetli olduğunu ve ne kadar süreceğini, şiddetinin günün farklı saatlerinde değişip değişmediğini ayrı ayrı belirler.

Üçüncü adım, acıya eklenen korkuyu ve beklentiyi ayıklamaktır. Karşılayan, acının hiç bitmeyeceği, daha kötüye gideceği ya da bir şeyi mahvedeceği gibi düşüncelerin acıyı ne kadar büyüttüğünü sorar.

Dördüncü adım, acının karşısına konabilecek bir hazzı bulmaktır. Karşılayan, geçmiş bir hazzın anısını, bir dostun varlığını ya da şimdiki anın acı dışındaki yanlarını, acının yanına yerleştirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Epikurosçu acı öğretisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Epikuros'a göre kaçınılamayan acının karşısında insan çaresiz değildir, çünkü acıyı büyüten şeylerin önemli bir kısmı ona eklenen korku ve beklentidir ve ruh, bedenin aksine, geçmişi yaşayarak acının karşısına bir başka şeyi koyabilir. Kerem'in diş ağrısı ve Tolga'nın kırık bileği, şiddetli acıların çoğu zaman kısa sürdüğünü ve bunu bilmenin bir dayanak olduğunu gösterdi. Barış'ın müvekkili ve Defne'nin hastası, Temel Öğretiler'in dördüncü maddesinin doğru olmadığı durumları ve yöntemin sınırını gösterdi. Selin'in omzu, ruhsal acının bedensel acıdan daha ağır olabildiğini gösterdi. Lina'nın babaannesi, bir anının acıyı silmediğini ama hayatın ağırlık merkezini değiştirebildiğini gösterdi. Epikurosçu acıdan kurtuluş, acının yok edilmesi değil, acının bir insanı bütünüyle ele geçirmesinin önlenmesidir.

Açık kalan sorular

Defne'nin hastası, Temel Öğretiler'in dördüncü maddesinin teselli olmadığı bir durumu gösterdi. Epikurosçu yöntemin, şiddetli ve uzun süren bir acının karşısında söyleyebileceği başka bir şey var mıdır?

Tolga, acıyla ilgili anısının acı geçtikten sonra biçimlendiğini fark etti. Acının ortasında, onun nasıl hatırlanacağını bilmek mümkün müdür?

Selin'in omzu, ruhsal acının bedensel acıdan daha ağır olabildiğini gösterdi. Ruhsal acı da ruhun bir hazzıyla dengelenebiliyorsa, bu iki acı türünün ayrımı ne kadar keskindir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEpikuros'un acıyı inkâr ettiğini sanmak.
Doğrusu

Epikurosçu acı öğretisini acının gerçek olmadığı ya da önemsiz olduğu iddiası olarak okumak, Epikuros'un son mektubunda acılarının hiçbir şeyin artıramayacağı kadar büyük olduğunu açıkça yazdığını gözden kaçırır. Doğrusu, onu acının karşısına bir başka şeyi koyma yöntemi olarak görmektir.

Yaygın yanlışŞiddet ve süre dengesini bir doğa yasası saymak.
Doğrusu

Temel Öğretiler'in dördüncü maddesini her acı için geçerli bir genel yasa olarak okumak, onun bir betimlemeden çok acıya eklenen korkuyu gidermeye yönelik bir tedavi sözü olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, onu bir dayanak olarak görmek ve geçerli olmadığı durumları kabul etmektir.

Yaygın yanlışİşkencedeki bilgeyi acı hissetmeyen biri saymak.
Doğrusu

Epikurosçu bilgenin işkencede mutlu olacağı iddiasını, bilgenin acıyı hissetmediği biçiminde anlamak, Diogenes Laertios'un bilgenin işkence altında inleyip bağırabileceği ekini gözden kaçırır. Doğrusu, onu acıyı hissettiği hâlde mutluluğunu yitirmeyen biri olarak görmektir.

Yaygın yanlışAnıyı acının yerine koymak.
Doğrusu

Anının karşı ağırlığını, bir anının bir acıyı giderdiği ya da onun yerini aldığı biçiminde okumak, Epikuros'un anıyı acının yerine değil, karşısına koyduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, anıyı acının yanında duran ve onun ağırlığını dengeleyen bir şey olarak görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Epikuros'a göre kaçınılamayan acının karşısında insan çaresiz değildir, çünkü acıyı büyüten şeylerin önemli bir kısmı ona eklenen korku ve beklentidir ve ruh, bedenin aksine geçmişi yaşayarak acının karşısına geçmiş hazların anısını koyabilir.

Temel Öğretiler'in dördüncü maddesi en şiddetli acının kısa sürdüğünü ve uzun süren acının hafif olduğunu söyledi, Diogenes Laertios Epikuros'un ölüm döşeğinde acılarının karşısına geçmiş konuşmaların anısını koyduğu mektubu ve bilgenin işkencede inleyip bağırsa bile mutlu olacağı görüşünü aktardı, Cicero ise acının süresi hakkındaki sözün deneyimle çeliştiğini ve bir anının bir bedensel acıyı dengeleyemeyeceğini savundu.

Kaçınılamayan bir acı Epikurosçu bir gözle dört adımla karşılanır: acıyı bedensel ve ruhsal yanlarıyla adlandırmak, şiddetini süresinden ayırmak, acıya eklenen korkuyu ve beklentiyi ayıklamak ve acının karşısına bir anıyı, bir dostu ya da bir şimdiyi koymak.

Deneyim, anının güçsüzlüğü ve acıyı küçümseme itirazları, şiddet ve süre dengesinin bir doğa yasası değil bir dayanak olduğunu, anının acının yerine değil karşısına konduğunu ve işkencedeki bilgenin acı çekenlerin ölçüsü değil acının bir insanı bütünüyle ele geçirmediği bir olanağın adı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Epikurosçu acıdan kurtuluş, acının yok edilmesi değil, acının bir insanı bütünüyle ele geçirmesinin önlenmesidir; ve acıyı önlemenin başka bir yolu, acıya yol açan isteklerin hangilerinin gerçekten gerekli olduğunu bilmektir.

Sonraki derse köprü

Acıdan kurtuluş dersi, Epikuros'un kaçınılamayan acıya nasıl karşı koyduğunu gösterdi. Ama Epikuros'a göre birçok acı kaçınılabilir acıdır: bir insanın sahip olamadığı bir şeyi istemesinden, isteklerinin bir sınırı olmamasından doğar. Acının önemli bir kaynağı, bu yüzden, isteklerin kendisidir.

Selin, Epikuros'un Menoikeus'a Mektup'ta isteklerin bir kısmının doğal, bir kısmının boş olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, doğal isteklerin de kendi içinde zorunlu olanlar ve yalnızca doğal olanlar diye ikiye ayrıldığını öğrenmiş ve bir isteğin zorunlu olup olmadığının neye göre belirlendiğini soruyor. Lina ise şöhret ya da zenginlik isteğinin neden boş bir istek sayıldığını merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Arzu sınıfları dersi, Epikuros'un istekleri neden doğal ve zorunlu, doğal ama zorunlu olmayan ve ne doğal ne zorunlu olan boş istekler diye üçe ayırdığını, bir isteğin hangi sınıfa ait olduğunun nasıl anlaşılacağını ve bu ayrımın neden mutlu bir yaşamın haritası olarak sunulduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.