İçeriğe geç

P03-D05-M02-02·Epikürcülük

Haz

temel3.796 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Epikuros hazzı mutlu yaşamın başı ve sonu sayar, çünkü her canlı doğduğu andan itibaren hazzı arar ve acıdan kaçar; ama bu ilk iyiden bir şölen öğretisi değil, hazların ve acıların birbiriyle ölçüldüğü bir öğreti çıkarır.

Menoikeus'a Mektup, her hazzın iyi ama her hazzın seçilmeye değer olmadığını, sade yiyeceklerin pahalı sofralarla eşit haz verebildiğini ve amaçlanan hazzın bedenin acı çekmemesi ile ruhun sarsılmaması olduğunu söyledi, Diogenes Laertios Epikuros'un Kirenelilerin aksine durgun hazzı kabul ettiğini ve ruhsal acıları daha kötü saydığını aktardı, Temel Öğretiler hazzın sınırını acının ortadan kalkması olarak koydu, Cicero ise Epikuros'un haz sözcüğünü iki anlamda kullandığını savundu.

Bir haz Epikurosçu bir ölçüyle dört adımla tartılır: hazzı adlandırmak, onun ardından gelecek acıları yazmak, hazzın bir eksikliği mi giderdiğini yoksa yalnızca çeşitlendirdiğini mi ayırmak ve onun bedenin acısızlığına ve ruhun sarsılmazlığına katkısını sormak.

Acısızlık, hesaplanamazlık ve bencillik itirazları, durgun hazzın bilinçli bir canlının hissettiği bir doluluk olduğunu, haz hesabının bir sayı değil pratik bilgeliğin bir yargısı olduğunu ve Epikuros'un adil yaşamayı sarsılmazlığın koşulu saydığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Epikurosçu haz, bir yoğunluk değil, bir üst sınırı olan bir durumdur; ve bu sınıra ulaşmanın önündeki en büyük engel, her zaman kaçınılamayan acıdır.

Açılış sahnesi

Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün yedinci panosu için Epikuros'un bahçesinin kapısını çiziyor. Seneca, bir mektubunda bu bahçenin kapısında bir yazıt bulunduğunu aktarır: konuk, burada iyi kalacaksın; burada en yüksek iyi hazdır. Kerem önce kapının ardına bir şölen sofrası çizmiş. Sonra Diogenes Laertios'un Epikuros hakkında aktardığı bir mektubu okumuş: Epikuros, ekmek ve suyla yetindiğini söylüyor ve bir dostundan, canı istediğinde bir şölen yapabilmek için ona küçük bir kap peynir göndermesini istiyordu. Kerem sofrayı siliyor; yerine bir somun ekmek, bir testi su ve küçük bir peynir kabı çiziyor. En yüksek iyinin haz olduğunu söyleyen bir okulun şöleni bu muydu? Kerem, panonun altına bir soru yazıyor: bir parça peynir, bir şölen olabilir mi?

Selin, Epikuros'un Menoikeus'a Mektup'ta hazzı mutlu yaşamın başı ve sonu saydığını okumuş. Tolga, her hazzın iyi olduğu söyleniyorsa bazı hazlardan neden kaçınılması gerektiğini soruyor. Lina, bir eksikliği giderirken duyulan haz ile eksikliğin giderilmiş olmasının verdiği huzurun aynı şey olup olmadığını merak ediyor. Barış, gece kumar masasından kalkamayan bir müvekkilinin bunu bir zevk olarak anlattığını hatırlıyor. Defne ise fizik tedavinin acısından kaçan bir hastasını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Epikuros'un hazzı neden iyi yaşamın ölçüsü saydığını, her hazzın iyi olduğu hâlde neden her hazzın seçilmediğini ve bedenin acı çekmemesi ile ruhun sarsılmaması olarak tanımlanan bir hazzın neden sofra sefasından ayrıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Atomculuk dersi, Epikuros'un doğa bilgisini korkuları gidermek için savunduğunu gösterdi. Bu ders, korkular giderildiğinde neyin arandığı sorusunu soruyor. Kinizm ve Kirene modülünün Haz dersinde, Kirene okulunun hazzı yumuşak bir hareket olarak tanımladığı ve acının ortadan kalkmasını bir haz saymadığı incelenmişti. Felsefeye Giriş ve Yöntem Akademisi'nde ise Epikuros'un hareketli haz ile durgun hazzı ayırdığı kısaca tanıtılmıştı. Bu ders, Epikuros'un haz öğretisini Kirenelilerin karşısına koyarak ayrıntılı olarak inceliyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Menoikeus'a Mektup, Epikuros'un ahlak öğretisini özetleyen ve Diogenes Laertios'un onuncu kitabında korunan metindir. Aynı kitapta, Diogenes Laertios'un Epikuros'u Kirenelilerden ayıran noktaları aktardığı bölüm ve Temel Öğretiler'in hazzın sınırı üzerine maddeleri bulunur. Cicero ise Amaçlar Üzerine adlı eserinde Epikurosçu haz öğretisini önce bir Epikurosçunun ağzından anlatır, sonra eleştirir.

Ardından üç itirazı tartacağız: acısızlığın bir haz olmadığı, hazların birbiriyle hesaplanamayacağı ve haz ölçüsünün ahlakı bencilliğe indirgediği itirazları.

Sonda, bir hazzı Epikurosçu bir ölçüyle tartmanın dört adımını göstereceğiz: hazzı adlandırmak, onun ardından gelecek acıları yazmak, hazzın bir eksikliği mi giderdiğini yoksa yalnızca çeşitlendirdiğini mi ayırmak ve onun bedenin acısızlığına ve ruhun sarsılmazlığına katkısını sormak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Epikuros hazzı neden iyi yaşamın ölçüsü sayar, her haz iyi olduğu hâlde neden her haz seçilmez ve bedenin acı çekmemesi ile ruhun sarsılmaması olarak tanımlanan bir haz neden sofra sefasından ayrılır?

Ölçülü iddiam şu: Epikuros hazzı iyi yaşamın ölçüsü sayar, çünkü ona göre her canlı doğduğu andan itibaren hazzı arar ve acıdan kaçar; haz, bir öğretinin değil, doğanın gösterdiği ilk iyidir; ama Epikuros, bu ilk iyiden bir şölen öğretisi değil, bir ölçüm öğretisi çıkarır: her haz kendi başına iyidir, ama bazı hazların ardından daha büyük acılar gelir ve bu yüzden onlar seçilmez; bazı acıların ardından ise daha büyük hazlar gelir ve bu yüzden onlar seçilir; hazzın en yüksek noktası, bütün acıların ortadan kalktığı durumdur ve bu nokta aşıldığında haz artmaz, yalnızca çeşitlenir; bu yüzden Epikurosçu haz, sofra sefası değil, bedenin acı çekmemesi ve ruhun sarsılmamasıdır; ama bu tanım, acısızlığın gerçekten bir haz olup olmadığı sorusunu açık bırakır. Epikuros, Menoikeus'a Mektup'ta, hazzı mutlu yaşamın başı ve sonu sayar: onu ilk ve doğuştan iyi olarak tanırız; her seçimi ve kaçınmayı ondan başlatırız ve her iyiyi duyguyu ölçü alarak yargılayarak ona döneriz. Ama her hazzı seçmeyiz; bütün bunları birbiriyle ölçerek, yararlarına ve zararlarına bakarak yargılamak gerekir. Epikuros'a göre hazzın amaç olduğunu söylerken, ahlaksızların ya da sefa düşkünlerinin hazlarını değil, bedenin acı çekmemesini ve ruhun sarsılmamasını kastediyoruz. Temel Öğretiler'in üçüncü maddesine göre, hazların büyüklüğünün sınırı, acı veren her şeyin ortadan kalkmasıdır. Cicero ise Amaçlar Üzerine'nin ikinci kitabında, Epikuros'un haz sözcüğünü iki farklı anlamda kullandığını ve acının yokluğunu bir haz saymanın sözcüğün olağan anlamını zorladığını savunur.

Sıfır noktası

Bir öğrenci haz sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman yoğun bir duyguyla, bir tatla, bir heyecanla, bir zevkle eşleştirir. Haz, bir şeyin bize iyi gelmesinin hissedilen yanıdır; ne kadar yoğunsa o kadar büyüktür. Bu okumada hazzı amaç sayan bir felsefe, mümkün olduğunca çok ve mümkün olduğunca yoğun haz aramayı öğütleyen bir felsefedir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Epikuros'a göre hazzın en yüksek noktası bir yoğunluk değil, bir sınırdır. Temel Öğretiler, acı veren her şey ortadan kalktığında hazzın artık artmadığını, yalnızca çeşitlendiğini söyler. Aç bir insan için ekmek ve su, en yüksek hazzı verir; açlık giderildikten sonra daha pahalı bir yemek, hazzı büyütmez, yalnızca başka bir tada çevirir. Epikuros'un haz öğretisi, bu yüzden, daha çok haz değil, acının ortadan kalkmasını arar. İkincisi, Epikuros, Kirenelilerden tam da bu noktada ayrılır. Kireneliler için haz bir harekettir ve acının ortadan kalkması bir haz değildir; Epikuros ise, Diogenes Laertios'a göre, hareketli hazların yanında bir de durgun hazlar bulunduğunu ve acısızlık ile sarsılmazlığın bu ikinci türden olduğunu söyler.

Bu yüzden Epikurosçu hazzı anlamak, onu bir yoğunluk arayışı olarak değil, bir sınırı olan ve o sınıra acının ortadan kalkmasıyla ulaşan bir durum olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Epikurosçu hazzın niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, Kireneli görüştür. Buna göre haz yalnızca bir harekettir, yani bedenin ya da ruhun hissedilen yumuşak bir değişimidir. Acının ortadan kalkması bir haz değil, bir durgunluktur; uyuyan bir insan da acı çekmez, ama haz duymaz. Bu görüşe göre Epikuros, hazzın tanımını genişleterek onu boşaltmıştır.

İkinci görüş, Epikurosçu görüştür. Buna göre hareketli hazların yanında bir de durgun hazlar vardır: bir eksikliği giderirken duyulan haz hareketlidir, eksikliğin giderilmiş olması ise durgun bir hazdır. Bedenin acı çekmemesi ve ruhun sarsılmaması bu ikinci türdendir ve hazzın en yüksek noktasıdır.

Üçüncü görüş, Cicero'nun görüşüdür. Buna göre Epikuros, haz sözcüğünü iki farklı anlamda, bir hissedilen tatlılık ve bir acının yokluğu anlamında kullanır ve bu iki anlamı birbirine karıştırır. Acının yokluğunu haz saymak, sözcüğün olağan anlamını zorlamaktır.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Epikuros'un haz sözcüğünü olağan anlamından genişlettiği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, uyuyan bir insanın haz duymadığını doğru görür; ama susuz bir insanın su içtikten sonraki sakinliğini bir hiç saymakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir hazzı Epikurosçu bir ölçüyle tartmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, hazzı adlandırmaktır. Sınayan, hazzın ne olduğunu, hangi koşullarda ve ne kadar süreyle duyulduğunu belirli olarak yazar.

İkinci adım, onun ardından gelecek acıları yazmaktır. Sınayan, bu hazzın ardından gelen bedensel, parasal ve ruhsal bedelleri, yakın ve uzak sonuçlarıyla birlikte listeler.

Üçüncü adım, hazzın bir eksikliği mi giderdiğini yoksa yalnızca çeşitlendirdiğini mi ayırmaktır. Sınayan, hazzın gerçek bir ihtiyaca mı karşılık geldiğini, yoksa ihtiyaç giderildikten sonra yalnızca bir çeşitlilik mi eklediğini sorar.

Dördüncü adım, hazzın bedenin acısızlığına ve ruhun sarsılmazlığına katkısını sormaktır. Sınayan, bu hazzın, bütün sonuçlarıyla birlikte, kişinin acısız ve sarsılmaz bir duruma yaklaşmasını mı yoksa ondan uzaklaşmasını mı sağladığını değerlendirir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Epikurosçu haz öğretisini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Epikuros hazzı iyi yaşamın ölçüsü sayar, çünkü her canlı doğduğu andan itibaren hazzı arar; ama bu ilk iyiden bir şölen öğretisi değil, bir ölçüm öğretisi çıkarır. Kerem'in gece atıştırması ve Lina'nın indirim sepeti, bir eksikliği gidermeyen hazların yalnızca çeşitlendiğini ve ardından gelen acılardan daha kısa sürdüğünü gösterdi. Barış'ın müvekkili, kendi yarattığı eksikliği gideren bir hazzın ruhu sarstığını gösterdi. Tolga'nın ikramiyesi, haz hesabının bir sayı değil bir yargı olduğunu gösterdi. Selin'in suyu, acısızlığın bir hiçlik değil, hissedilen bir doluluk olabildiğini gösterdi. Defne'nin hastası, bazı acıların daha büyük bir acısızlık için seçilmesi gerektiğini gösterdi. Epikurosçu haz, bir yoğunluk değil, bir sınırı olan bir durumdur; ama Cicero'nun sorusu, bu durumun haz sözcüğüyle adlandırılıp adlandırılamayacağı sorusu, açık kalır.

Açık kalan sorular

Selin'in suyu, susuzluğun bitmiş olmasının hissedilen bir doluluk olabildiğini gösterdi. Bu doluluk, acının bir süre önce var olmasına mı bağlıdır, yoksa hiç acı çekmemiş bir canlı da onu duyabilir mi?

Tolga'nın ikramiyesi, haz hesabının geçmiş deneyimden öğrenen bir yargı olduğunu gösterdi. Hiç deneyimlemediği bir hazzı ya da acıyı tartmak zorunda kalan biri bu hesabı nasıl yapar?

Barış'ın müvekkili, bir hesabı görmenin bir hazdan vazgeçmeye yetmediğini gösterdi. Epikuros'un haz öğretisi, bilmek ile yapmak arasındaki bu aralığı nasıl açıklar?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEpikurosçuluğu bir şölen öğretisi saymak.
Doğrusu

Epikuros'un hazzı amaç saymasını sofra zevkine ve sefaya bir çağrı olarak okumak, Menoikeus'a Mektup'un sefa düşkünlerinin hazlarını açıkça reddettiğini ve ekmek ile suyun en yüksek hazzı verebildiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, onu bir ölçüm öğretisi olarak görmektir.

Yaygın yanlışHer hazzın seçilmesi gerektiğini sanmak.
Doğrusu

Her hazzın iyi olduğu iddiasından her hazzın seçilmesi gerektiği sonucunu çıkarmak, Epikuros'un ardından daha büyük acılar gelen hazların geride bırakılması gerektiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, iyilik ile seçilmeye değerliği birbirinden ayırmaktır.

Yaygın yanlışEpikuros ile Kirenelileri aynı saymak.
Doğrusu

Epikuros'u, hazzı amaç saydığı için Kirene okuluyla özdeşleştirmek, Kirenelilerin yalnızca hareketli hazzı kabul ettiğini, Epikuros'un ise durgun hazzı ve ruhsal acıların daha kötü olduğunu savunduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, iki okulu hazzın tanımında ayırmaktır.

Yaygın yanlışHazzın artmaya devam ettiğini sanmak.
Doğrusu

Daha pahalı, daha yoğun ya da daha çok hazzın her zaman daha büyük bir haz olduğunu düşünmek, Temel Öğretiler'in hazzın acı giderildikten sonra artmadığını, yalnızca çeşitlendiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, hazzın bir üst sınırı olduğunu görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Epikuros hazzı mutlu yaşamın başı ve sonu sayar, çünkü her canlı doğduğu andan itibaren hazzı arar ve acıdan kaçar; ama bu ilk iyiden bir şölen öğretisi değil, hazların ve acıların birbiriyle ölçüldüğü bir öğreti çıkarır.

Menoikeus'a Mektup, her hazzın iyi ama her hazzın seçilmeye değer olmadığını, sade yiyeceklerin pahalı sofralarla eşit haz verebildiğini ve amaçlanan hazzın bedenin acı çekmemesi ile ruhun sarsılmaması olduğunu söyledi, Diogenes Laertios Epikuros'un Kirenelilerin aksine durgun hazzı kabul ettiğini ve ruhsal acıları daha kötü saydığını aktardı, Temel Öğretiler hazzın sınırını acının ortadan kalkması olarak koydu, Cicero ise Epikuros'un haz sözcüğünü iki anlamda kullandığını savundu.

Bir haz Epikurosçu bir ölçüyle dört adımla tartılır: hazzı adlandırmak, onun ardından gelecek acıları yazmak, hazzın bir eksikliği mi giderdiğini yoksa yalnızca çeşitlendirdiğini mi ayırmak ve onun bedenin acısızlığına ve ruhun sarsılmazlığına katkısını sormak.

Acısızlık, hesaplanamazlık ve bencillik itirazları, durgun hazzın bilinçli bir canlının hissettiği bir doluluk olduğunu, haz hesabının bir sayı değil pratik bilgeliğin bir yargısı olduğunu ve Epikuros'un adil yaşamayı sarsılmazlığın koşulu saydığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Epikurosçu haz, bir yoğunluk değil, bir üst sınırı olan bir durumdur; ve bu sınıra ulaşmanın önündeki en büyük engel, her zaman kaçınılamayan acıdır.

Sonraki derse köprü

Haz dersi, Epikuros'un hazzın en yüksek noktasını acının ortadan kalkması olarak tanımladığını gösterdi. Ama bazı acılar ortadan kaldırılamaz: bir hastalık, bir yaralanma, kronik bir ağrı. Bir öğreti hazzı acının yokluğu olarak tanımlıyorsa, kaçınılamayan bir acının karşısında ne söyleyebilir?

Selin, Epikuros'un Temel Öğretiler'de şiddetli bir acının kısa sürdüğünü, uzun süren bir acının ise hafif olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, Diogenes Laertios'un aktardığı ve Epikuros'un ölüm döşeğinde, dayanılmaz acılar içindeyken bir dostuna yazdığı mektupta, o günü yaşamının mutlu bir günü saydığını okuyunca şaşırmış. Lina ise geçmiş konuşmaların anısının bir bedensel acıya nasıl karşı koyabileceğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Acıdan kurtuluş dersi, Epikuros'un acının süresi ile şiddeti arasında neden bir denge gördüğünü, ruhun geçmişi ve geleceği yaşayabilmesinin bedensel acıya karşı nasıl bir kaynak olabileceğini ve ölüm döşeğindeki mektubun bir öğretinin sınavı mı yoksa bir abartı mı olduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.