İçeriğe geç

P03-D05-M01-05·Kinizm ve Kirene

Kozmopolitlik

temel3.788 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kinik dünya yurttaşlığı, bir insanın değerinin ve yükümlülüklerinin doğduğu kentin sınırlarıyla belirlenmediğini, akılla yaşayan her insanın aynı topluluğun üyesi olduğunu söyleyen bir iddiadır ve bir aidiyetin reddi değil, aidiyetin ölçüsünün değiştirilmesidir.

Diogenes Laertios, Diogenes'in kendine kentsiz, evsiz ve yurdundan yoksun dediğini, nereli olduğu sorulduğunda dünya yurttaşıyım cevabını verdiğini ve tek doğru yönetimin evrendeki yönetim olduğunu söylediğini aktardı, Krates'in mülkünü dağıtıp her eve girerek öğüt verdiği için kapı açıcı diye anıldığını ve Hipparkhia'nın ailesine karşı Kinik yaşamı seçip Theodoros'la sofrada tartıştığını anlattı, Nussbaum ise Diogenes'in sözünü eğitimin çocuklara önce bütün insanlığa bağlılık kazandırması gerektiği iddiasının dayanağı yaptı.

Bir aidiyet Kinik bir gözle dört adımla sınanır: aidiyetin neye dayandığını belirlemek, onun kime karşı bir yükümlülük getirdiğini sormak, onun kimi dışarıda bıraktığını izlemek ve onun bir seçim mi yoksa bir doğum rastlantısı mı olduğunu ayırmak.

Yükümlülüksüzlük, tutarsızlık ve köksüzleştirme itirazları, dünya yurttaşlığının karşılaşılan her insana yurttaşlığını sormadan davranmakla yaşanabildiğini, kentin yasalarını ortadan kaldırmayı değil onların üstünde bir ölçü bulunduğunu söylediğini ve yakınlara duyulan sevgiyi değil bu sevginin başkalarını değersiz saymanın gerekçesine dönüşmesini reddettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Kinik dünya yurttaşlığı, Kinizm ve Kirene modülünü bir aidiyet sorusuyla kapatır; ve aynı dönemde, mutluluğu uzlaşıları bozmakta değil, evrenin atomlardan oluştuğunu anlamakta arayan bir başka okul, Epikurosçular, kendi topluluklarını bir bahçede kuracaktı.

Açılış sahnesi

Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün beşinci panosu için bir kent kapısı çiziyor. Kapının üstünde kentin adı yazılı; kapıdan girenlerden biri, bir gümrük memuruna nereli olduğunu söylüyor. Kerem, kapının yanına yırtık pelerinli bir adam çiziyor; memurun aynı sorusuna, Diogenes Laertios'un aktardığı cevabı veriyor: dünya yurttaşıyım. Özgürlük panosunda, Diogenes'in hiçbir efendiye bağlı olmayan bağımsızlığını göstermişti. Şimdi o bağımsızlığın bir başka yüzünü göstermek istiyor: hiçbir kente bağlı olmamak. Yunan dünyasında bir insanın kim olduğu, büyük ölçüde hangi kentin yurttaşı olduğuydu. Diogenes ise kendini bir kente değil, bütün dünyaya ait saydı. Kerem, kapının altına bir soru yazıyor: hiçbir yere ait olmamak ile her yere ait olmak aynı şey mi?

Selin, Diogenes'in tek doğru yönetimin evrenin yönetimi olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, bir kentin yurttaşı olmayı reddetmenin, bütün insanlara karşı bir yükümlülük üstlenmek mi yoksa hiçbir insana karşı bir yükümlülük taşımamak mı olduğunu soruyor. Lina, Krates ile Hipparkhia'nın Kinik yaşamı bir evlilik içinde paylaşmasının, dünya yurttaşlığını nasıl gündelik bir hayata dönüştürdüğünü merak ediyor. Barış, hiçbir ülkenin yurttaş saymadığı bir müvekkilinin, kendini bir dünya yurttaşı saymanın kendisine ne kazandıracağını sorduğunu hatırlıyor. Defne ise bir sınır ötesi yardım örgütünde çalışan bir meslektaşının, bir yaralının hangi ülkenin yurttaşı olduğunu hiç sormadığını düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Kinik Diogenes'in kendini neden bir kentin değil dünyanın yurttaşı saydığını, bu sözün bir kent reddi mi yoksa yeni bir aidiyet mi olduğunu ve Krates ile Hipparkhia'nın yaşamının Kinik dünya yurttaşlığını nasıl bir topluluğa dönüştürdüğünü soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Özgürlük dersi, Kinik özgürlüğün başkalarının verebileceği ya da alabileceği şeylere ihtiyaç duymamaktan doğan bir iç bağımsızlık olduğunu gösterdi. Felsefeye Giriş ve Yöntem Akademisi'nde, bütün insanların ortak bir insanlığa ait olduğunu savunan kozmopolitanizm, çağdaş tartışmalarıyla birlikte tanıtılmıştı. Aristoteles kursunun Polis dersinde ise insanın doğası gereği bir kentte yaşayan siyasal bir canlı olduğu ve kentsiz olanın ya bir hayvan ya da bir tanrı olduğu görüşü incelenmişti. Bu ders, Kinik dünya yurttaşlığını tam da bu görüşün karşısına koyuyor ve Kinizm ve Kirene modülünü kapatıyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları'nın altıncı kitabında, Diogenes'in dünya yurttaşıyım sözünü ve onun yönetim üzerine görüşlerini aktarır. Aynı kitabın son bölümlerinde, Diogenes'in öğrencisi Krates'in ve onun eşi Hipparkhia'nın yaşamlarını anlatır. Martha Nussbaum ise, 1994'te yayımladığı Yurtseverlik ve Kozmopolitanizm adlı denemesinde, Diogenes'in sözünü bugünkü eğitim tartışmasına taşır.

Ardından üç itirazı tartacağız: dünya yurttaşlığının somut hiçbir yükümlülük getirmediği, onun bir kentin güvencelerinden yararlanırken onu reddeden bir tutarsızlık olduğu ve yakınlarımıza duyduğumuz özel bağlılığı küçümsediği itirazları.

Sonda, bir aidiyetin Kinik bir gözle sınanmasının dört adımını göstereceğiz: aidiyetin neye dayandığını belirlemek, onun kime karşı bir yükümlülük getirdiğini sormak, onun kimi dışarıda bıraktığını izlemek ve onun bir seçim mi yoksa bir doğum rastlantısı mı olduğunu ayırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Kinik Diogenes kendini neden bir kentin değil dünyanın yurttaşı sayar, bu söz bir kent reddi mi yoksa yeni bir aidiyet midir ve Krates ile Hipparkhia'nın yaşamı Kinik dünya yurttaşlığını nasıl bir topluluğa dönüştürür?

Ölçülü iddiam şu: Kinik dünya yurttaşlığı, bir insanın değerinin ve yükümlülüklerinin doğduğu kentin sınırlarıyla belirlenmediğini, akılla yaşayan her insanın aynı topluluğun üyesi olduğunu söyleyen bir iddiadır; bu iddia, ilk bakışta bir kent reddi gibi görünür, çünkü Diogenes kendine kentsiz, evsiz ve yurdundan yoksun der; ama Krates ile Hipparkhia'nın yaşamı, bu reddin bir yalnızlık değil, bir başka türden topluluk, yani doğuma değil bir yaşam biçimine dayanan bir topluluk kurduğunu gösterir; Kinik dünya yurttaşlığı bu yüzden bir aidiyetin reddi değil, aidiyetin ölçüsünün değiştirilmesidir; ama bu yeni aidiyet, kurumları, yasaları ve güvenceleri olmadığı için, bir kentin yurttaşına verdiği korumayı veremez. Diogenes Laertios'a göre Diogenes, nereli olduğu sorulduğunda kosmopolites, yani dünya yurttaşıyım demişti. Diogenes Laertios'a göre Diogenes, tek doğru yönetimin evrendeki yönetim olduğunu söylerdi. Öğrencisi Krates, zengin bir aileden geliyordu; ama bütün mülkünü bir yana bırakıp Kinik yaşamı seçmişti. Hipparkhia, Krates'e âşık olmuş ve ailesinin bütün karşı çıkışlarına rağmen onunla evlenmek istemişti. Krates ona yoksulluğunu göstermiş, Hipparkhia da bu yaşamı seçmişti. Nussbaum ise Diogenes'in sözünü, çocukların önce bütün insanlığın yurttaşı, sonra bir ulusun üyesi olarak eğitilmesi gerektiği iddiasının dayanağı olarak kullanır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci kozmopolitlik sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman bir yaşam tarzı olarak düşünür. Kozmopolit biri, birçok ülkede yaşamış, birçok dil konuşan, her yerde kendini evinde hisseden biridir; havaalanlarında, büyük şehirlerde ve uluslararası şirketlerde rastlanan bir insan türü. Bu okumada kozmopolitlik, bir ayrıcalıktır; dünyayı gezebilecek kadar varlıklı olanların bir özelliğidir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Diogenes'in dünya yurttaşlığı bir ayrıcalık değil, bir yoksunluktan doğar. Diogenes, Sinop'tan sürgün edilmişti; kendine kentsiz, evsiz ve yurdundan yoksun diyordu. Onun dünya yurttaşlığı, birçok yere ait olmak değil, hiçbir yere ait olmamanın bir başka türlü adlandırılmasıydı. İkincisi, Diogenes'in dünya yurttaşlığı bir duygu değil, bir iddiadır: bir insanın değeri ve yükümlülükleri, onun doğduğu kentle belirlenmez. Bu iddia, Aristoteles'in insanın doğası gereği bir kentin yurttaşı olduğu görüşüne doğrudan karşı çıkar. Kinik için insanı insan yapan şey, bir kente ait olmak değil, akılla ve erdemle yaşamaktır.

Bu yüzden Kinik dünya yurttaşlığını anlamak, onu bir yaşam tarzı ya da bir ayrıcalık olarak değil, bir insanın değerinin doğduğu yerle belirlenmediğini söyleyen ve bir sürgünü bir felsefi duruma dönüştüren bir iddia olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Kinik dünya yurttaşlığının niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, olumsuz kozmopolitlik görüşüdür. Buna göre Diogenes'in sözü, yeni bir aidiyet değil, bir aidiyetin reddidir: ben hiçbir kentin yurttaşı değilim. Kinik dünya yurttaşlığı, olumlu bir topluluk kurmaz; yalnızca var olan toplulukların bir insanı bağlama gücünü reddeder.

İkinci görüş, olumlu kozmopolitlik görüşüdür. Buna göre Diogenes'in sözü, bir kenti reddederken yeni ve daha geniş bir topluluğu, akılla ve erdemle yaşayan bütün insanların topluluğunu kurar. Bu düşünce, sonraki Stoacılarda, bütün insanlığı kapsayan bir yurttaşlık anlayışına dönüşecektir.

Üçüncü görüş, eğitim görüşüdür. Buna göre Kinik dünya yurttaşlığının asıl değeri, bir siyasal kurum önermesinde değil, insanlara kendi kentlerinin sınırlarının ötesini görmeyi öğretmesindedir. Martha Nussbaum, 1994'te yayımladığı Yurtseverlik ve Kozmopolitanizm adlı denemesinde, Diogenes'in sözünü, eğitimin çocuklara önce bütün insanlığa karşı bir bağlılık kazandırması gerektiği iddiasının dayanağı olarak kullanır.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Kinik dünya yurttaşlığının bir eğitim ideali olarak işlediği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Diogenes'in kendini kentsiz ve evsiz saydığını doğru görür, ama Krates ile Hipparkhia'nın bir topluluk kurmasını ve Diogenes'in tek doğru yönetimin evrendeki yönetim olduğu sözünü açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir aidiyeti Kinik bir gözle sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, aidiyetin neye dayandığını belirlemektir. Sınayan, aidiyetin bir doğum yerine mi, bir dile mi, bir inanca mı, yoksa bir yaşam biçimine mi dayandığını yazar.

İkinci adım, aidiyetin kime karşı bir yükümlülük getirdiğini sormaktır. Sınayan, bu aidiyetin kişiyi kimlere karşı sorumlu kıldığını ve kimlerin kişiye karşı sorumlu olduğunu belirler.

Üçüncü adım, aidiyetin kimi dışarıda bıraktığını izlemektir. Sınayan, bu aidiyetin sınırlarının kimleri içeri alıp kimleri dışarıda tuttuğunu sorar.

Dördüncü adım, aidiyetin bir seçim mi yoksa bir doğum rastlantısı mı olduğunu ayırmaktır. Sınayan, kişinin bu aidiyeti kendisinin mi seçtiğini, yoksa ona doğumla mı verildiğini belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Kinik dünya yurttaşlığını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Kinik dünya yurttaşlığı, bir insanın değerinin ve yükümlülüklerinin doğduğu kentin sınırlarıyla belirlenmediğini söyleyen bir iddiadır; ve Krates ile Hipparkhia'nın yaşamı, bu iddianın bir yalnızlık değil, bir yaşam biçimine dayanan bir topluluk kurduğunu gösterir. Kerem'in öğrencisi aidiyet kaybının bir yük de olabildiğini, Barış'ın müvekkili bunun bir hukuki koruma olmadığını, Tolga'nın ekibi seçilmiş toplulukların da sınırı olduğunu, Selin'in Hipparkhia'sı cinsiyet sınırının aşıldığını, Lina'nın komşuları ve Defne'nin meslektaşı ise dünya yurttaşlığının ortak bir eylemde yaşanabildiğini gösterdi. Kinik dünya yurttaşlığı, bir aidiyetin reddi değil, aidiyetin ölçüsünün değiştirilmesidir; ama bu yeni ölçü, bir kentin kurumlarının verdiği korumayı veremez.

Açık kalan sorular

Barış'ın vatansız müvekkili, dünya yurttaşlığının bir hukuki koruma olmadığını gösterdi. Bütün insanların aynı topluluğa ait olduğu düşüncesi, bir gün bir hukuki kuruma dönüşebilir mi, ve dönüşürse hâlâ Kinik bir düşünce olur mu?

Tolga'nın uzak ekibi, hiçbir aidiyetin gerçekten herkesi kapsamadığını gösterdi. Herkesi kapsayan bir topluluk mümkün müdür, yoksa her topluluk bir sınır çizmek zorunda mıdır?

Lina'nın komşuları, bir topluluğun ortak bir ihtiyaçla kurulabildiğini gösterdi. Ortak bir ihtiyaç ortadan kalktığında, o topluluk da dağılır mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKinik kozmopolitliği bir yaşam tarzı saymak.
Doğrusu

Diogenes'in dünya yurttaşlığını, birçok ülkede yaşamış ve her yerde kendini evinde hisseden varlıklı birinin yaşam tarzı olarak okumak, onun bir sürgünden ve bir yoksunluktan doğduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, Kinik dünya yurttaşlığını bir felsefi iddia olarak görmektir.

Yaygın yanlışDünya yurttaşlığını yalnızca bir red saymak.
Doğrusu

Diogenes'in sözünü yalnızca bütün kentlerin reddi olarak okumak, Krates ile Hipparkhia'nın bir topluluk kurduğunu ve Diogenes'in tek doğru yönetimin evrendeki yönetim olduğunu söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, onu aidiyetin ölçüsünün değiştirilmesi olarak görmektir.

Yaygın yanlışKinik kozmopolitliği Stoacı kozmopolitlikle aynı saymak.
Doğrusu

Diogenes'in dünya yurttaşlığını, Stoacıların bütün insanlığı kapsayan ayrıntılı topluluk kuramıyla özdeşleştirmek, Kinik düşüncenin bir kuram değil bir yaşam biçimi olduğunu ve Stoacıların onu sonradan geliştirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, Kinik kozmopolitliği Stoacılığın bir öncüsü olarak görmektir.

Yaygın yanlışDünya yurttaşlığını yakınlık düşmanlığı saymak.
Doğrusu

Kinik dünya yurttaşlığının aileye ve yakınlara duyulan sevgiyi reddettiğini düşünmek, Krates ile Hipparkhia'nın evliliğini ve Kinik yaşamın özel bir sevgiyi dışlamadığını gözden kaçırır. Doğrusu, onun reddettiğinin yakınlara duyulan sevginin başkalarını değersiz saymanın gerekçesine dönüşmesi olduğunu görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kinik dünya yurttaşlığı, bir insanın değerinin ve yükümlülüklerinin doğduğu kentin sınırlarıyla belirlenmediğini, akılla yaşayan her insanın aynı topluluğun üyesi olduğunu söyleyen bir iddiadır ve bir aidiyetin reddi değil, aidiyetin ölçüsünün değiştirilmesidir.

Diogenes Laertios, Diogenes'in kendine kentsiz, evsiz ve yurdundan yoksun dediğini, nereli olduğu sorulduğunda dünya yurttaşıyım cevabını verdiğini ve tek doğru yönetimin evrendeki yönetim olduğunu söylediğini aktardı, Krates'in mülkünü dağıtıp her eve girerek öğüt verdiği için kapı açıcı diye anıldığını ve Hipparkhia'nın ailesine karşı Kinik yaşamı seçip Theodoros'la sofrada tartıştığını anlattı, Nussbaum ise Diogenes'in sözünü eğitimin çocuklara önce bütün insanlığa bağlılık kazandırması gerektiği iddiasının dayanağı yaptı.

Bir aidiyet Kinik bir gözle dört adımla sınanır: aidiyetin neye dayandığını belirlemek, onun kime karşı bir yükümlülük getirdiğini sormak, onun kimi dışarıda bıraktığını izlemek ve onun bir seçim mi yoksa bir doğum rastlantısı mı olduğunu ayırmak.

Yükümlülüksüzlük, tutarsızlık ve köksüzleştirme itirazları, dünya yurttaşlığının karşılaşılan her insana yurttaşlığını sormadan davranmakla yaşanabildiğini, kentin yasalarını ortadan kaldırmayı değil onların üstünde bir ölçü bulunduğunu söylediğini ve yakınlara duyulan sevgiyi değil bu sevginin başkalarını değersiz saymanın gerekçesine dönüşmesini reddettiğini gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden Kinik dünya yurttaşlığı, Kinizm ve Kirene modülünü bir aidiyet sorusuyla kapatır; ve aynı dönemde, mutluluğu uzlaşıları bozmakta değil, evrenin atomlardan oluştuğunu anlamakta arayan bir başka okul, Epikurosçular, kendi topluluklarını bir bahçede kuracaktı.

Sonraki derse köprü

Kozmopolitlik dersi, Kiniklerin bir doğuma değil bir yaşam biçimine dayanan bir topluluk kurduğunu gösterdi. Aynı dönemde Atina'da, Epikuros da bir topluluk kurdu: kentin dışında, bir bahçede, dostlarıyla birlikte yaşanan bir yaşam. Ama Epikuros'un mutluluğa giden yolu, Kiniklerinkinden farklı bir yerden, evrenin ne olduğu sorusundan geçiyordu.

Selin, Epikuros'un Herodotos'a Mektup'unda hiçbir şeyin yoktan var olmadığını ve evrenin cisimlerden ve boşluktan oluştuğunu söylediğini okumuş. Tolga, atomların düz bir çizgide düşerken bazen nedensizce bir parça saptığı düşüncesinin neden ileri sürüldüğünü soruyor. Lina ise evrenin atomlardan oluştuğunu bilmenin, bir insanın ölüm korkusundan nasıl kurtulmasına yardım edebileceğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Atomculuk dersi, Epikürcülük modülünün ilk dersi olarak, Epikuros'un neden evreni atomlardan ve boşluktan oluşan bir bütün olarak tanımladığını, atomların sapması düşüncesinin neden özgürlüğü korumak için ileri sürüldüğünü ve bir doğa kuramının neden bir mutluluk öğretisinin temeli olabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.