Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kinik akçe bozma, toplumun değer biçtiği şeylerin insanların kendi aralarında anlaştıkları ve bu yüzden yeniden tartılabilecek şeyler olduğunu gösteren bir simge, utanmazlık ise utancın çoğu zaman bir doğruluğa değil bir alışkanlığa bağlı olduğunu sınayan bir yöntemdir.
Diogenes Laertios, Diogenes'in Sinop'ta parayı bozduğu için sürgüne gönderildiğini ve bir anlatıya göre tanrının ona geçer akçeyi bozmasını öğütlediğini, Diogenes'in gündüz fenerle insan aradığını, acıkanın çarşıda acıktığını söylediğini ve kahvaltı etmek saçma değilse çarşıda kahvaltı etmenin de saçma olmadığı akıl yürütmesiyle utanmazlığı savunduğunu aktardı, Iulianus ise akçeyi bozma öğüdünü kendini bil öğüdüyle birleştirip onu ancak kendini eğitmiş birinin yapabileceği bir öz bilgi alıştırması olarak yorumladı.
Bir uzlaşı Kinik bir gözle dört adımla sınanır: uzlaşıyı adlandırmak, onun ne işe yaradığını sormak, bozulduğunda kime zarar verdiğini belirlemek ve bozmanın neyi görünür kıldığını izlemek.
Saygısızlık, eşgüdüm ve bağımlılık itirazları, Kinik yöntemin yalnızca yerden kaynaklanan utancı sınadığını, her uzlaşının ne işe yaradığını sormayı gerektirdiğini ve amacının uzlaşıları ortadan kaldırmak değil onların neye dayandığını görünür kılmak olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Kinik eleştiri, uzlaşıları yıkmak değil onların ne işe yaradığını sormaktır; ama Kinizmin yanında, aynı dönemde, mutluluğu uzlaşıları bozmakta değil hazzın kendisinde arayan bir başka okul da vardı.
Açılış sahnesi
Kerem, Helenistik Yaşam Okulları bölümünün ikinci panosu için bir sikke çiziyor. Sikkenin üstünde bir kentin simgesi var; ama ortasından bir çizik geçiyor, simge bozulmuş. Yanına gündüz vakti yanan bir fener tutan, kalabalık bir çarşının ortasında yürüyen bir adam çiziyor. Bu kez Diogenes'in uzlaşıları yalnızca bırakmadığını, onları bozduğunu göstermek istiyor. Diogenes Laertios'a göre Diogenes, Sinop'ta para basımını bozmakla suçlanıp sürgüne gönderilmişti; bir anlatıya göre, Delfi'deki tanrıdan aldığı öğüt de geçer akçeyi bozmaktı. Kerem, sikkenin altına bir soru yazıyor: bir parayı bozmak ile bir töreyi bozmak arasında ne fark var?
Selin, Yunancada akçe anlamına gelen nomisma ile yasa ve töre anlamına gelen nomos sözcüklerinin yakınlığını öğrenmiş. Tolga, Diogenes'in çarşıda yemek yemesinin, yemek yemek kötü değilse çarşıda yemenin de kötü olmadığı gerekçesine dayandığını okumuş ve bu akıl yürütmenin nereye kadar götürülebileceğini soruyor. Lina, utanmazlığın bir erdem olabileceği iddiasının ne anlama geldiğini merak ediyor. Barış, bir banka şubesinin bekleme salonunda sessiz bir oturma eylemi yapan bir müvekkilinin, hangi kuralı çiğnediğini ve hangisini görünür kıldığını düşünüyor. Defne ise utandığı için belirtilerini anlatamayan hastalarla konuşmanın, hekimin kendi utanma duygusunu da aşmasını gerektirdiğini biliyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Helenistik Yaşam Okulları kursunda, Kinik Diogenes'in neden geçer akçeyi bozmayı kendi felsefesinin bir simgesi yaptığını, utanmazlığın neden bir uzlaşının keyfiliğini göstermenin bir yolu olarak savunulduğunu ve Kinik eleştirinin nerede bir özgürleşmeye, nerede bir saldırganlığa dönüştüğünü soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Doğaya uygunluk dersi, Kiniklerin gerekli olanı gerekli sanılandan ayırdığını ve bu ayrımı bir alıştırmayla yaşadığını gösterdi. Sokrates kursunda, sofistlerin yasa ile doğa ayrımı ve yasanın bir uzlaşım olduğu görüşü incelenmişti. Bu ders, Kiniklerin bu ayrımdan çıkardığı sonuca bakıyor: uzlaşı doğaya dayanmıyorsa, onu bozmak bir felsefi etkinlik olabilir mi?
Sonra üç kaynağa bakacağız. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları'nın altıncı kitabının başında, Diogenes'in Sinop'tan sürgün edilişini ve akçe bozma öyküsünün farklı anlatılarını aktarır. Aynı kitabın sonraki bölümlerinde, Diogenes'in çarşıda yemek yiyişini, gündüz fenerle insan arayışını ve utanmazlığı savunan akıl yürütmesini anlatır. Roma imparatoru Iulianus ise dördüncü yüzyılda, kendi çağının Kiniklerine yönelttiği bir söylevde, akçeyi bozma öğüdünü nasıl anlamak gerektiğini tartışır.
Ardından üç itirazı tartacağız: utanmazlığın başkalarına bir saygısızlık olduğu, her uzlaşının keyfi olmadığı ve Kinik eleştirinin, bozduğu uzlaşılara muhtaç olduğu itirazları.
Sonda, bir uzlaşıyı Kinik bir gözle sınamanın dört adımını göstereceğiz: uzlaşıyı adlandırmak, onun ne işe yaradığını sormak, bozulduğunda kime zarar verdiğini belirlemek ve bozmanın neyi görünür kıldığını izlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Kinik Diogenes neden geçer akçeyi bozmayı kendi felsefesinin bir simgesi yapar, utanmazlık neden bir uzlaşının keyfiliğini göstermenin bir yolu olarak savunulur ve Kinik eleştiri nerede bir özgürleşmeye, nerede bir saldırganlığa dönüşür?
Ölçülü iddiam şu: Kinik akçe bozma, toplumun değer biçtiği şeylerin, para gibi, insanların kendi aralarında anlaştıkları ve bu yüzden yeniden değerlendirilebilecek şeyler olduğunu göstermenin bir simgesidir; utanmazlık, bir davranışın kendisi kötü değilse yalnızca yerinin onu kötü yapamayacağı gerekçesiyle, utancın çoğu zaman bir doğruluğa değil bir alışkanlığa bağlı olduğunu gösterir; ama bu yöntem, bütün uzlaşıları aynı kefeye koyduğunda, insanların bir arada yaşamasını mümkün kılan ve kimsenin zarar görmemesini sağlayan uzlaşıları da bozar; bu yüzden Kinik eleştiri, bir uzlaşının ne işe yaradığını sormadan uygulandığında bir özgürleşme olmaktan çıkar, bir saldırganlığa dönüşür. Diogenes Laertios'a göre Diogenes, bir bankacı olan Hikesias'ın oğluydu. Bir anlatıya göre babası, kentin parasını basmakla görevliyken parayı bozmuş ve Diogenes de onunla birlikte kaçmak zorunda kalmıştı; başka bir anlatıya göre Diogenes'in kendisi parayı bozmuştu. Bir başka anlatıya göre ise Diogenes, Delfi'ye gidip tanrıya ne yapması gerektiğini sormuş, tanrı ona kentin geçer akçesini bozmasını söylemiş, o da bu sözü yanlış anlayıp parayı bozmuştu. Diogenes Laertios, Diogenes'in çarşıda yemek yediği için kınandığında, acıkanın çarşıda acıktığını söylediğini aktarır. Bir başka akıl yürütmesi de şöyledir: kahvaltı etmek saçma değilse, çarşıda kahvaltı etmek de saçma değildir; kahvaltı etmek saçma değildir, öyleyse çarşıda kahvaltı etmek de saçma değildir. Diogenes, gün ortasında bir fener yakıp insan aradığını da söylerdi. Iulianus ise akçeyi bozma öğüdünü, Delfi'nin kendini bil öğüdüyle birleştirir ve onu, çoğunluğun kanılarını hiçe sayıp gerçeğin kendisine bakmak olarak yorumlar.
Sıfır noktası
Bir öğrenci Diogenes'in utanmazlığını duyduğunda, onu çoğu zaman bir kabalık ya da bir dikkat çekme çabası olarak düşünür. Çarşıda yemek yemek, insanlara hakaret etmek, gündüz fener taşımak; hepsi, toplumun kurallarını hiçe sayan birinin kendini göstermesidir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Diogenes'in utanmazlığı bir akıl yürütmeye dayanır. Kahvaltı etmek kötü değilse, çarşıda kahvaltı etmek de kötü değildir; çünkü bir davranışın kötülüğü, onun yapıldığı yerden değil, davranışın kendisinden gelmelidir. Bu akıl yürütme, utancın çoğu zaman bir doğruluk değil bir alışkanlık olduğunu gösterir: insanlar çarşıda yemek yemekten utanır, çünkü öyle alışmışlardır, çünkü bunun gerçekten kötü olduğu için değil. İkincisi, Diogenes'in davranışları bir alay olsa da, bir soruya yöneliktir. Gündüz yanan fener, kalabalık bir çarşıda bir insanın, yani gerçekten insan olmaya değer birinin bulunup bulunmadığını sorar. Utanmazlık, bir kural tanımazlık değil, kuralların neye dayandığını sormanın bir yoludur.
Bu yüzden Kinik toplumsal eleştiriyi anlamak, onu bir kabalık olarak değil, uzlaşıların doğaya mı yoksa alışkanlığa mı dayandığını sınayan ve bu sınamayı herkesin önünde yapan bir yöntem olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Kinik toplumsal eleştirinin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yıkıcılık görüşüdür. Buna göre Kinikler, bütün toplumsal kuralları, kurumları ve değerleri reddeder ve onların yerine hiçbir şey koymaz. Kinik eleştiri, bir yıkım projesidir; ve sonraki dönemlerde sinizm sözcüğünün her şeye kuşkuyla ve küçümsemeyle bakmak anlamına gelmesi bu yüzdendir.
İkinci görüş, yeniden değerlendirme görüşüdür. Buna göre Kinikler, uzlaşıları reddederken onların yerine doğaya ve erdeme dayanan bir ölçü koyar. Akçeyi bozmak, parayı yok etmek değil, onun damgasını kaldırıp gerçek değerini tartmaktır; Kinik, toplumun değer verdiği şeyleri, örneğin zenginliği, şanı ve soyluluğu, erdem ölçüsüne göre yeniden tartar.
Üçüncü görüş, eleştirel neşe görüşüdür. Buna göre Kinik eleştiri, ciddiyetiyle değil, alaycılığı ve bedenselliğiyle güçlüdür; güçlülerin kendini beğenmiş ciddiyetini gülünç düşürerek sarsar. Peter Sloterdijk, 1983'te yayımladığı Sinik Aklın Eleştirisi adlı kitabında, antik Kinizmin bu alaycı, aşağıdan gelen eleştirisini, modern dönemin güçlülerin her şeyi bilip yine de sürdürdüğü umutsuz sinizminden ayırır.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Kinik eleştirinin gücünün alaycılığında ve bedenselliğinde bulunduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Kiniklerin birçok uzlaşıyı reddettiğini doğru görür, ama Diogenes'in erdeme ve alıştırmaya verdiği yeri ve onun eleştirisinin bir ölçüye dayandığını açıklayamaz.
Argümanın yapısı
Bir uzlaşıyı Kinik bir gözle sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, uzlaşıyı adlandırmaktır. Sınayan, sorguladığı kuralı, alışkanlığı ya da beklentiyi tek bir cümleyle yazar.
İkinci adım, uzlaşının ne işe yaradığını sormaktır. Sınayan, uzlaşının insanların bir arada yaşamasını mı, birilerinin korunmasını mı, yoksa yalnızca bir gösterişi ya da bir alışkanlığı mı sağladığını belirler.
Üçüncü adım, uzlaşı bozulduğunda kime zarar verdiğini belirlemektir. Sınayan, uzlaşıyı bozanın yalnızca kendini mi, yoksa başkalarını da etkileyip etkilemediğini ve bu etkinin bir zarar mı yoksa yalnızca bir rahatsızlık mı olduğunu yazar.
Dördüncü adım, bozmanın neyi görünür kıldığını izlemektir. Sınayan, uzlaşının bozulmasının, onun dayandığı gerekçeyi mi, yoksa onun bir gerekçeye dayanmadığını mı ortaya çıkardığını belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Kinik toplumsal eleştiriyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Kinik akçe bozma, toplumun değer biçtiği şeylerin insanların kendi aralarında anlaştıkları ve bu yüzden yeniden tartılabilecek şeyler olduğunu gösteren bir simgedir; utanmazlık ise, utancın çoğu zaman bir doğruluğa değil bir alışkanlığa bağlı olduğunu sınayan bir yöntemdir. Kerem'in bozuk sikkesi, bir uzlaşının bir parçasının bir gerekçeye, bir parçasının bir alışkanlığa dayanabildiğini gösterdi. Barış'ın oturma eylemi, Kinik akıl yürütmenin bir savunma için bir başlangıç olabildiğini, ama bir sonuç olamadığını gösterdi. Tolga'nın kıyafet kuralı, bir işaretin gösterdiği şeyden kopabildiğini gösterdi. Selin'in feneri, bir insanı insan yapan şeyin çarşının ölçüleriyle görülmediğini gösterdi. Lina'nın metrosu, paylaşılan bir yerde bir davranışın başkalarını etkileyip etkilemediğinin önemli olduğunu gösterdi. Defne'nin utangaç hastaları, utanmazlığın doğru yerde bir erdeme dönüşebildiğini gösterdi. Kinik eleştiri, uzlaşıları yıkmak değil, onların ne işe yaradığını sormaktır; ve bu soru sorulmadan yapılan bir bozma, bir özgürleşme değil bir saldırganlıktır.
Açık kalan sorular
Lina'nın metrosu, paylaşılan bir yerde bir davranışın başkalarını etkileyip etkilemediğinin önemli olduğunu gösterdi. Bir davranışın başkalarını rahatsız etmesi, onun yasaklanması için yeterli bir gerekçe midir?
Kerem'in bozuk sikkesi, bir uzlaşının bir parçasının bir alışkanlığa dayandığını gösterdi. Bir topluluk, hangi uzlaşılarının bir gerekçeye, hangilerinin bir alışkanlığa dayandığını nasıl ayırt edebilir?
Defne'nin utangaç hastaları, utanmazlığın doğru yerde bir erdeme dönüşebildiğini gösterdi. Bir erdemin yeri değiştiğinde, o hâlâ bir erdem midir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKinik eleştiriyi kural tanımazlık saymak.
Diogenes'in utanmazlığını, toplumun bütün kurallarını hiçe sayan bir kabalık olarak okumak, onun bir akıl yürütmeye, yani bir davranışın değerinin yerine değil kendisine bağlı olduğu ilkesine dayandığını gözden kaçırır. Doğrusu, Kinik eleştiriyi uzlaşıların neye dayandığını sınayan bir yöntem olarak görmektir.
Yaygın yanlışAkçe bozmayı yalnızca bir suç öyküsü saymak.
Diogenes'in akçe bozma öyküsünü yalnızca onun sürgüne gönderilişinin bir açıklaması olarak okumak, sonraki Kinik geleneğin bu öyküyü toplumun değerlerini yeniden değerlendirmenin bir simgesine dönüştürdüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, öyküyü bir felsefi simge olarak da görmektir.
Yaygın yanlışAntik Kinizmi modern sinizmle aynı saymak.
Diogenes'in Kinizmini, bugün her şeye kuşkuyla ve küçümsemeyle bakmak anlamına gelen sinizmle özdeşleştirmek, antik Kinizmin erdeme ve alıştırmaya dayanan bir ölçü taşıdığını gözden kaçırır. Doğrusu, antik Kinizmi bir yeniden değerlendirme olarak görmektir.
Yaygın yanlışBütün uzlaşıları keyfi saymak.
Kinik eleştiriyi, bütün uzlaşıların doğaya dayanmadıkları için aynı ölçüde keyfi olduğu biçiminde okumak, birçok uzlaşının bir eşgüdüm sorununu çözdüğünü ve Kinik yöntemin her uzlaşının ne işe yaradığını sormayı gerektirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, uzlaşıları birbirinden ayırt etmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kinik akçe bozma, toplumun değer biçtiği şeylerin insanların kendi aralarında anlaştıkları ve bu yüzden yeniden tartılabilecek şeyler olduğunu gösteren bir simge, utanmazlık ise utancın çoğu zaman bir doğruluğa değil bir alışkanlığa bağlı olduğunu sınayan bir yöntemdir.
Diogenes Laertios, Diogenes'in Sinop'ta parayı bozduğu için sürgüne gönderildiğini ve bir anlatıya göre tanrının ona geçer akçeyi bozmasını öğütlediğini, Diogenes'in gündüz fenerle insan aradığını, acıkanın çarşıda acıktığını söylediğini ve kahvaltı etmek saçma değilse çarşıda kahvaltı etmenin de saçma olmadığı akıl yürütmesiyle utanmazlığı savunduğunu aktardı, Iulianus ise akçeyi bozma öğüdünü kendini bil öğüdüyle birleştirip onu ancak kendini eğitmiş birinin yapabileceği bir öz bilgi alıştırması olarak yorumladı.
Bir uzlaşı Kinik bir gözle dört adımla sınanır: uzlaşıyı adlandırmak, onun ne işe yaradığını sormak, bozulduğunda kime zarar verdiğini belirlemek ve bozmanın neyi görünür kıldığını izlemek.
Saygısızlık, eşgüdüm ve bağımlılık itirazları, Kinik yöntemin yalnızca yerden kaynaklanan utancı sınadığını, her uzlaşının ne işe yaradığını sormayı gerektirdiğini ve amacının uzlaşıları ortadan kaldırmak değil onların neye dayandığını görünür kılmak olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden Kinik eleştiri, uzlaşıları yıkmak değil onların ne işe yaradığını sormaktır; ama Kinizmin yanında, aynı dönemde, mutluluğu uzlaşıları bozmakta değil hazzın kendisinde arayan bir başka okul da vardı.
Sonraki derse köprü
Toplumsal uzlaşı eleştirisi dersi, Kiniklerin mutluluğu uzlaşılardan arınmış bir yalınlıkta aradığını gösterdi. Ama Sokrates'in öğrencilerinden biri, Kireneli Aristippos, mutluluğun bir yoksunlukta değil, bir hazda bulunduğunu savundu. Diogenes Laertios'a göre Aristippos, Sicilya'daki tiran Dionysios'un sarayında yaşamış, güzel giysiler giymiş ve hiçbir hazdan kaçınmamıştı; ama hazların kendisine sahip olmasına izin vermediğini söylerdi.
Selin, Aristippos'un ünlü bir sevgiliyle ilişkisi yüzünden eleştirildiğinde, ona sahip olduğunu ama ona sahip olunmadığını söylediğini okumuş. Tolga, Kirenelilerin hazzı yumuşak bir hareket, acıyı ise sert bir hareket olarak tanımlamasının ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise yalnızca şimdiki anın hazzının gerçek olduğu iddiasının, geleceği düşünmeyi neden anlamsız kıldığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Haz dersi, Kireneli Aristippos'un ve onun okulunun neden mutluluğu bir bütün yaşamın değil şimdiki anın hazzında aradığını, hazza sahip olmak ile hazzın sahip olması arasındaki ayrımın neden bir özgürlük ölçüsü olduğunu ve Kirene hazcılığının Kinik yalınlıkla neden aynı soruya iki karşıt cevap olduğunu soruyor.