Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in mimesisi, bir şeyin görünüşünü kopyalamak değil, bir eylemi, karakteri ya da duyguyu belirli bir araçla, belirli bir yönden ve belirli bir biçimde yeniden kurmaktır ve doğruluğu kurulan dünyanın kendi içindeki inandırıcılığındadır.
Poetika'nın ilk üç bölümü sanatları ritim, dil ve ezgi gibi araçlara, bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer insanlar gibi nesnelere ve anlatı ile canlandırma gibi biçimlere göre ayırdı ve dansın yalnızca ritimle taklit ettiğini söyledi, yirmi beşinci bölüm şairin şeyleri oldukları, söylendikleri ya da olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini ve şiirin doğruluk ölçüsünün siyasetinkiyle aynı olmadığını, dişi geyiği boynuzlu çizmenin onu tanınmaz çizmekten küçük bir hata olduğunu gösterdi, yirmi dördüncü bölüm ise inandırıcı bir olanaksızın inandırıcı olmayan bir olanaklıya yeğlenmesi gerektiğini ve Homeros'un yalanı gerektiği gibi söylemeyi öğrettiğini savundu.
Bir sanat eseri taklit olarak dört adımla çözümlenir: taklidin aracını belirlemek, taklit edilen nesneyi ve nasıl gösterildiğini sormak, taklidin biçimini ayırmak ve eserin hangi doğruluk ölçüsüne göre değerlendirileceğini belirlemek.
Soyut sanat, ahlakçılık ve zararlı sanat itirazları, taklidin bir duygunun yapısını da kapsadığını, olması gerektiği gibi göstermenin tek değil üç seçenekten biri olduğunu ve doğruluk sorusunun etki sorusundan ayrılmasının bir eseri hem başarılı hem sorunlu bulmayı mümkün kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mimesis bir kopya değil bir yeniden kuruluştur; ama bir taklidin izleyicide ne yaptığı sorusu, Aristoteles'in en çok tartışılan sözcüğüne, arınmaya götürür.
Açılış sahnesi
Kerem, Retorik ve poetika bölümünün dördüncü panosu için bir dansçı çiziyor. Dansçının elinde hiçbir şey yok, ağzından tek bir söz çıkmıyor, arkada bir müzik de çalmıyor; yalnızca bedeninin ritmiyle bir yası, bir öfkeyi ya da bir sevinci gösteriyor. Yanına bir ressamın tuvalini ve bir şairin defterini koyuyor: üçü de taklit ediyordu, ama neyi ve hangi araçla? Poetika'nın ilk bölümünde Aristoteles, dans edenlerin yalnızca ritimle, şekillenmiş ritimler aracılığıyla karakterleri, duyguları ve eylemleri taklit ettiğini söyler.
Selin, Aristoteles'in trajedinin insanları bizden daha iyi, komedinin ise daha kötü gösterdiğini söylediğini okumuş. Tolga, Aristoteles'in şairin şeyleri olduğu gibi, söylendiği gibi ya da olması gerektiği gibi taklit edebileceğini söylemesinin, taklidi neden bir kopyadan ayırdığını soruyor. Lina, inandırıcı bir olanaksızın, inandırıcı olmayan bir olanaklıya yeğlenmesi gerektiği sözünün ne anlama geldiğini merak ediyor. Barış, bir mahkemede yapılan olay yeri canlandırmasının bir taklit olup olmadığını düşünüyor. Defne ise tıp fakültesinde çalıştığı anatomi atlasındaki kusursuz çizimlerin, ameliyat masasında gördüğü bedenlere neden hiç benzemediğini hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Poetika'da sanatları neden taklidin araçlarına, nesnelerine ve biçimine göre ayırdığını, şairin şeyleri neden olduğu gibi değil olabilecekleri ya da olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini ve Aristoteles'in taklit anlayışının Platon'un taklit eleştirisinden neden ayrıldığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Trajedi dersi, trajedinin bir eylemin taklidi olduğunu ve öykünün trajedinin ruhu olduğunu gösterdi. Bu akademinin Platon kursunda, Devlet'in onuncu kitabındaki taklit eleştirisi, yani ressamın ve şairin hakikatten üçüncü uzaklıkta durduğu iddiası incelenmiş ve Poetika'nın dördüncü bölümündeki tanıma hazzı, yani insanların taklitlerden öğrenerek haz aldığı düşüncesi, bu eleştiriye bir karşılık olarak okunmuştu. Bu ders, Aristoteles'in taklit kuramının yapısına odaklanıyor: taklidin nasıl sınıflandığı, taklidin doğruluk ölçüsünün ne olduğu ve şiirin neden kopyalamakla yetinmediği.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Poetika'nın birinci ile üçüncü bölümleri arasında Aristoteles, sanatları taklidin araçlarına, nesnelerine ve biçimine göre ayırır. Yirmi beşinci bölümde, şairin taklit edebileceği üç tür şeyi sayar ve şiirin doğruluk ölçüsünün başka sanatlarınkiyle aynı olmadığını söyler. Yirmi dördüncü bölümde ise inandırıcı olanaksızın inandırıcı olmayan olanaklıya yeğlenmesi gerektiğini ve Homeros'un şairlere yalanı gerektiği gibi söylemeyi öğrettiğini savunur.
Ardından üç itirazı tartacağız: müziğin ve soyut sanatın hiçbir şeyi taklit etmediği, olması gerektiği gibi göstermenin sanatı bir ahlak dersine dönüştürdüğü ve şiirin doğruluk ölçüsünü ahlaktan ayırmanın zararlı sanatı koruduğu itirazları.
Sonda, bir sanat eserini taklit olarak çözümlemenin dört adımını göstereceğiz: taklidin aracını belirlemek, taklit edilen nesneyi ve onun bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer gösterilip gösterilmediğini sormak, taklidin biçimini, yani anlatı mı yoksa canlandırma mı olduğunu ayırmak ve eserin hangi doğruluk ölçüsüne göre değerlendirilmesi gerektiğini belirlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Aristoteles sanatları neden taklidin araçlarına, nesnelerine ve biçimine göre ayırır, şair şeyleri neden olduğu gibi değil olabilecekleri ya da olmaları gerektiği gibi gösterebilir ve bu taklit anlayışı Platon'un eleştirisinden neden ayrılır?
Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in mimesisi, bir şeyin görünüşünü kopyalamak değil, bir eylemi, bir karakteri ya da bir duyguyu belirli bir araçla, belirli bir yönden ve belirli bir biçimde yeniden kurmaktır; bu yüzden taklidin doğruluk ölçüsü, kopyanın aslına benzemesi değil, kurulan dünyanın kendi içinde inandırıcı ve tutarlı olmasıdır; şair şeyleri olduğu gibi, söylendiği gibi ya da olması gerektiği gibi gösterebilir, çünkü onun işi tek bir olayı aktarmak değil, olabilecek olanı göstermektir; Platon'un eleştirisi taklidi bir kopya olarak gördüğü için onu hakikatten uzaklaştırırken, Aristoteles'in taklidi, olabilecek olanı göstererek bir anlamaya götürür; ama bu ayrım, şiirin ahlaki etkisi sorusunu ortadan kaldırmaz, yalnızca onu doğruluk sorusundan ayırır. Birinci bölümde Aristoteles, şiirin ve müziğin türlerinin birer taklit olduğunu, ama araçta ayrıldığını söyler. İkinci bölümde nesneyi, yani bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer insanları, üçüncü bölümde biçimi, yani anlatıyı ve canlandırmayı ayırır. Yirmi beşinci bölümde, şairin şeyleri oldukları, söylendikleri ya da olmaları gerektiği gibi taklit ettiğini ve şiirin doğruluk ölçüsünün siyasetinkiyle aynı olmadığını söyler. Yirmi dördüncü bölümde ise inandırıcı bir olanaksızın yeğlenmesi gerektiğini savunur.
Sıfır noktası
Bir öğrenci mimesis sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman bir kopya olarak düşünür. Bir ressam bir elmayı ne kadar aslına benzer çizerse o kadar iyi bir ressamdır; bir oyuncu bir insanı ne kadar gerçekçi canlandırırsa o kadar iyi bir oyuncudur. Bu okumada en iyi taklit, aslından ayırt edilemeyendir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in taklit ettiği şey, çoğu zaman bir görünüş değil, bir eylem, bir karakter ya da bir duygudur. Dansçı bir yası taklit ederken, yas tutan birinin görünüşünü kopyalamaz; yasın biçimini, ritmini, ağırlığını gösterir. Bir trajedi, Oidipus'un yüzünü değil, Oidipus'un eylemini taklit eder. İkincisi, Aristoteles taklidi aslına benzerlikle ölçmez. Şair şeyleri olmaları gerektiği gibi gösterebilir; ve bir ressamın bir dişi geyiği boynuzlu çizmesi, onu tanınmaz biçimde çizmesinden daha küçük bir hatadır. Taklidin değeri, kopyanın aslına ne kadar benzediğinde değil, kurulan dünyanın ne kadar inandırıcı ve anlamlı olduğundadır.
Bu yüzden Aristoteles'in mimesisini anlamak, onu bir kopyalama olarak değil, bir eylemi, karakteri ya da duyguyu belirli bir araçla, belirli bir yönden ve belirli bir biçimde yeniden kurma olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Aristoteles'in mimesis kavramının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, kopya görüşüdür. Buna göre Aristoteles de Platon gibi mimesisi bir şeyin görünüşünün kopyası olarak anlar; yalnızca Platon'dan farklı olarak bu kopyanın değerli olduğunu, çünkü ondan bir şey öğrenilebildiğini savunur.
İkinci görüş, yaratıcı temsil görüşüdür. Buna göre Aristoteles'in mimesisi, var olan bir şeyi yansıtmakla yetinmez, olabilecek bir dünyayı kurar. Stephen Halliwell, 2002'de yayımladığı Mimesisin Estetiği adlı kitabında, antik düşüncede mimesisin hem dünyayı yansıtan hem de bir dünya kuran iki yönü olduğunu ve Aristoteles'in bu ikisini birleştirdiğini savunur.
Üçüncü görüş, inandırma oyunu görüşüdür. Buna göre bir taklit, izleyiciyi bir oyuna, kurulan dünyanın içinde neyin doğru sayılacağını belirleyen bir inandırma oyununa davet eder. Kendall Walton, 1990'da yayımladığı İnandırma Oyunu Olarak Mimesis adlı kitabında, temsil sanatlarının bir hayal oyununun destekleri olarak işlediğini savunur.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, bir taklidin kendi içinde neyin doğru sayılacağını belirlediği gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in taklitten öğrenmeyi değerli bulduğunu doğru görür, ama onun şairin şeyleri olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini ve inandırıcı olanaksızın olanaklıya yeğlenmesi gerektiğini söylemesini açıklayamaz.
Argümanın yapısı
Bir sanat eserini taklit olarak çözümlemek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, taklidin aracını belirlemektir. Çözümleyen, eserin ritimle mi, dille mi, ezgiyle mi, renk ve biçimle mi, yoksa bunların bir birleşimiyle mi taklit ettiğini yazar.
İkinci adım, taklit edilen nesneyi ve onun nasıl gösterildiğini sormaktır. Çözümleyen, eserin bir eylemi mi, bir karakteri mi, bir duyguyu mu taklit ettiğini ve insanları bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer gösterip göstermediğini belirler.
Üçüncü adım, taklidin biçimini ayırmaktır. Çözümleyen, eserin anlatarak mı, yoksa eyleyenleri sahneye koyarak mı taklit ettiğini yazar.
Dördüncü adım, eserin hangi doğruluk ölçüsüne göre değerlendirilmesi gerektiğini belirlemektir. Çözümleyen, eserin şeyleri oldukları gibi mi, söylendikleri gibi mi, yoksa olmaları gerektiği gibi mi gösterdiğini ve bir hatanın eserin özüne mi, yoksa yalnızca bir ayrıntısına mı ait olduğunu sorar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Mimesisi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in taklidi, bir şeyin görünüşünü kopyalamak değil, bir eylemi, bir karakteri ya da bir duyguyu belirli bir araçla, belirli bir yönden ve belirli bir biçimde yeniden kurmaktır; ve onun doğruluğu, kurulan dünyanın kendi içindeki inandırıcılığındadır. Kerem'in dansçısı, bir taklidin bir görünüşü değil bir yapıyı gösterebildiğini gösterdi. Barış'ın olay yeri canlandırması, farklı etkinliklerin farklı doğruluk ölçüleri olduğunu ve bir hatanın özsel ya da ilineksel olabildiğini gösterdi. Tolga'nın oyun fiziği, inandırıcı bir olanaksızın kabul edilebildiğini, kendi kurallarıyla çelişen bir şeyin ise kabul edilemediğini gösterdi. Selin'in Platon diyalogları, adı olmayan bir sanatın da taklit olabildiğini ve üç nesne ayrımının tarihsel bir güçlüğe dil verdiğini gösterdi. Lina'nın çizgi romanı, yüceltme ile gülünçleştirmenin taklidin nesnesindeki bir ayrım olduğunu gösterdi. Defne'nin anatomi atlası, bir taklidin hangi nesneyi gösterdiğini bilmenin onu doğru kullanmanın koşulu olduğunu gösterdi. Mimesis bir kopya değil, bir yeniden kuruluştur; ve neyin yeniden kurulduğunu bilmek, ondan ne öğrenilebileceğini belirler.
Açık kalan sorular
Barış'ın olay yeri canlandırması, farklı etkinliklerin farklı doğruluk ölçüleri olduğunu gösterdi. Tarihsel bir olayı anlatan bir roman, hangi ölçüye göre değerlendirilmelidir: olmuş olana mı, yoksa olabilecek olana mı?
Defne'nin anatomi atlası, tipik biçimin tek biçim sanılabildiğini gösterdi. Olması gerektiği gibi gösteren bir taklit, izleyicisini olanın çeşitliliğine karşı kör bırakmadan nasıl kurulabilir?
Kerem'in dansçısı, bir taklidin bir duygunun yapısını gösterebildiğini gösterdi. Bir duygunun yapısını taklit eden bir eser, o duyguyu izleyicide de uyandırır mı, yoksa yalnızca onu tanınır mı kılar?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMimesisi kopya saymak.
Aristoteles'in taklidini bir görünüşün aslına benzer kopyası olarak okumak, onun dansın yalnızca ritimle karakterleri ve duyguları taklit ettiğini ve şairin şeyleri olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, mimesisi bir eylemin, karakterin ya da duygunun yeniden kurulması olarak görmektir.
Yaygın yanlışHer hatayı aynı ağırlıkta saymak.
Bir eserdeki her yanlışı aynı ölçüde kusur saymak, Aristoteles'in şiirin kendisine ait hatalar ile başka bir sanatın bilgisinde yapılan rastlantısal hataları ayırdığını gözden kaçırır. Doğrusu, bir hatanın eserin özüne mi yoksa bir ayrıntısına mı ait olduğunu sormaktır.
Yaygın yanlışİnandırıcı olanaksızı her şeye izin saymak.
Aristoteles'in inandırıcı olanaksız ilkesini, şairin istediği her şeyi yapabileceği biçiminde okumak, onun öykülerin akıl dışı parçalardan kurulmaması gerektiğini ve olanaksızın öykünün kendi düzeni içinde inandırıcı olması gerektiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, olanaksızın tutarlılık koşuluna bağlı olduğunu görmektir.
Yaygın yanlışAristoteles'i Platon'a karşı sanat savunucusu saymak.
Aristoteles'in taklit kuramını, Platon'un sanat eleştirisini tamamen reddeden bir savunma olarak okumak, onun Politika'da sanatın karakter üzerindeki etkisini ciddiye aldığını ve şiirin ahlaki etkisi sorusunu ortadan kaldırmadığını gözden kaçırır. Doğrusu, Aristoteles'in doğruluk sorusunu etki sorusundan ayırdığını görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in mimesisi, bir şeyin görünüşünü kopyalamak değil, bir eylemi, karakteri ya da duyguyu belirli bir araçla, belirli bir yönden ve belirli bir biçimde yeniden kurmaktır ve doğruluğu kurulan dünyanın kendi içindeki inandırıcılığındadır.
Poetika'nın ilk üç bölümü sanatları ritim, dil ve ezgi gibi araçlara, bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer insanlar gibi nesnelere ve anlatı ile canlandırma gibi biçimlere göre ayırdı ve dansın yalnızca ritimle taklit ettiğini söyledi, yirmi beşinci bölüm şairin şeyleri oldukları, söylendikleri ya da olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini ve şiirin doğruluk ölçüsünün siyasetinkiyle aynı olmadığını, dişi geyiği boynuzlu çizmenin onu tanınmaz çizmekten küçük bir hata olduğunu gösterdi, yirmi dördüncü bölüm ise inandırıcı bir olanaksızın inandırıcı olmayan bir olanaklıya yeğlenmesi gerektiğini ve Homeros'un yalanı gerektiği gibi söylemeyi öğrettiğini savundu.
Bir sanat eseri taklit olarak dört adımla çözümlenir: taklidin aracını belirlemek, taklit edilen nesneyi ve nasıl gösterildiğini sormak, taklidin biçimini ayırmak ve eserin hangi doğruluk ölçüsüne göre değerlendirileceğini belirlemek.
Soyut sanat, ahlakçılık ve zararlı sanat itirazları, taklidin bir duygunun yapısını da kapsadığını, olması gerektiği gibi göstermenin tek değil üç seçenekten biri olduğunu ve doğruluk sorusunun etki sorusundan ayrılmasının bir eseri hem başarılı hem sorunlu bulmayı mümkün kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden mimesis bir kopya değil bir yeniden kuruluştur; ama bir taklidin izleyicide ne yaptığı sorusu, Aristoteles'in en çok tartışılan sözcüğüne, arınmaya götürür.
Sonraki derse köprü
Mimesis dersi, taklidin doğruluk sorusunu etki sorusundan ayırdığını gösterdi. Ama Aristoteles etki sorusunu bırakmaz. Poetika'nın altıncı bölümündeki trajedi tanımı, trajedinin acıma ve korku uyandırarak bu tür duyguların arınmasını sağladığını söyler; ama Aristoteles bu arınmanın ne olduğunu Poetika'nın elimizdeki metninde hiçbir yerde açıklamaz.
Selin, Aristoteles'in Politika'nın sekizinci kitabında, müziğin eğitim ve arınma için kullanılabileceğini söylediğini ve arınmanın ne olduğunu şiir sanatı üzerine yazdıklarında daha açık anlatacağını eklediğini okumuş. Tolga, aynı bölümde coşkuya kapılan insanların kutsal ezgilerle bir tedavi görmüş gibi yatıştığı sözünün ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise on dokuzuncu yüzyılda Jacob Bernays'ın arınmayı bir hekimlik terimi olarak, duyguların bedenden atılması olarak okuduğunu ve bu okumanın neden bu kadar tartışıldığını merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Katharsis dersi, Aristoteles'in trajedinin acıma ve korku uyandırarak bu duyguların arınmasını sağladığı sözünün ne anlama geldiğini, Politika'nın sekizinci kitabındaki müzik ve arınma pasajının bu soruya neyi kattığını ve arınmanın bir boşaltma, bir arıtma ya da bir açıklığa kavuşturma olarak okunmasının neyi değiştirdiğini soruyor.