Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in trajedisi, bize benzeyen birinin, kendi eylemlerinden zorunlu ya da olası biçimde doğan ve bir hatayla başlayan bir düşüşünün, acıma ve korku uyandıracak biçimde taklit edilmesidir.
Poetika'nın altıncı bölümü trajediyi ciddi, tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin acıma ve korku uyandıran taklidi olarak tanımladı, altı parçasını saydı ve öyküyü, trajedi insanların değil eylemin taklidi olduğu için, tebeşir çizgisi benzetmesiyle trajedinin ruhu saydı, on ve on birinci bölümler tersine dönüşü ve tanımayı Oidipus'un habercisi örneğiyle tanımladı, on üçüncü bölüm ise iyinin düşüşünü tiksindirici, kötünün yükselişini trajik olmayan bularak, kahramanın kötülük değil bir hata yüzünden düşmesi gerektiğini söyledi.
Bir olaylar dizisinin trajik olup olmadığı dört adımla sınanır: değişimin yönünü belirlemek, olayların zorunlu ya da olası biçimde bağlanıp bağlanmadığını sormak, değişime uğrayanın karakterini ve düşüşün nedenini belirlemek ve bir tersine dönüş ile tanımanın bulunup bulunmadığını sormak.
Modern edebiyat, seçkincilik ve güzelleştirme itirazları, karakterin eylemde görünür olduğu ilkesinin başka türlerde de iş gördüğünü, kahramanın asıl şartının bize benzemek olduğunu ve trajik öykünün acıyı anlamlı değil, nasıl geldiğini görünür kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden trajedi, büyük bir felaket değil, bir insanın kendi eylemiyle yıkılmasının gösterilmesidir; ve bu gösterme, Aristoteles'e göre, bütün sanatların ortak bir etkinliği olan taklidin bir türüdür.
Açılış sahnesi
Kerem, Retorik ve poetika bölümünün üçüncü panosu için iki resim çiziyor. Birincisinde, bir tuvalin üstüne en güzel renkleri gelişigüzel sürmüş: altın sarısı, lacivert, kızıl. İkincisinde, yalnızca tebeşirle bir yüzün ana hatlarını çizmiş. Hangisine daha uzun bakıldığını merak ediyor. Poetika'nın altıncı bölümünde Aristoteles, en güzel renkleri gelişigüzel süren birinin, tebeşirle bir resmin ana hatlarını çizen biri kadar haz vermeyeceğini söyler; trajedide de olaylar dizisi, yani öykü, ana hattır ve trajedinin ruhudur.
Selin, Aristoteles'in trajedinin altı parçasını saydığını ve bunlardan en önemlisinin öykü olduğunu, karakterin ise ikinci geldiğini söylediğini okumuş. Tolga, trajedinin insanların değil eylemlerin ve yaşamın taklidi olduğu sözünün ne anlama geldiğini soruyor. Lina, gazetelerin her kazayı bir trajedi olarak adlandırmasının Aristoteles'in trajedi anlayışına uyup uymadığını merak ediyor. Barış, bir trafik kazasında başkasının ölümüne yol açmış ama hiçbir kötü niyeti olmayan bir sanığın davasını düşünüyor. Defne ise yanlış bir tanı koyduğu için bir hastasını kaybetmiş bir meslektaşının, olaydan sonra yaşadığı suçluluk duygusunu hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Poetika'da trajediyi neden acıma ve korku uyandıran bir eylemin taklidi olarak tanımladığını, öykünün neden trajedinin ruhu ve karakterden önce geldiğini ve trajik kahramanın neden ne çok iyi ne de çok kötü biri olması gerektiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Ethos, pathos ve logos dersi, acımanın ve korkunun gerekçelere dayanan duygular olduğunu ve acımanın benzerlikle ve yakınlıkla güçlendiğini gösterdi. Eleştirel düşünme programında Poetika'nın bütün ölçütü ve şiirin tarihten daha felsefi olduğu sözü, Platon kursunda da Poetika'nın dördüncü bölümü anılmıştı. Bu ders, trajedinin tanımına ve yapısına odaklanıyor: öykünün önceliği, tersine dönüş ve tanıma ve trajik kahramanın düşüşünün nedeni.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Poetika'nın altıncı bölümünde Aristoteles, trajediyi tanımlar, altı parçasını sayar ve öyküyü ilk sıraya koyar. On ve on birinci bölümlerde, basit ve karmaşık öyküleri ayırır ve tersine dönüşü ve tanımayı tanımlar. On üçüncü bölümde ise, hangi tür bir insanın düşüşünün acıma ve korku uyandıracağını sorar ve trajik hatayı tanıtır.
Ardından üç itirazı tartacağız: öykünün karaktere üstün tutulmasının bugünkü edebiyata uymadığı, trajik kahramanın yüksek mevkide olma şartının bir seçkincilik olduğu ve gerçek acıları bir trajedi gibi okumanın onları güzelleştirdiği itirazları.
Sonda, bir olaylar dizisinin trajik olup olmadığını sınamanın dört adımını göstereceğiz: değişimin yönünü belirlemek, değişimi doğuran olayların zorunlu ya da olası biçimde birbirine bağlanıp bağlanmadığını sormak, değişime uğrayanın karakterini ve düşüşün nedenini belirlemek ve bir tersine dönüş ile bir tanımanın bulunup bulunmadığını ve olayların acıma ile korku uyandırıp uyandırmadığını sormak.
Merkez soru
Sorumuz şu: Aristoteles trajediyi neden acıma ve korku uyandıran bir eylemin taklidi olarak tanımlar, öykü neden trajedinin ruhu ve karakterden önce gelir ve trajik kahraman neden ne çok iyi ne de çok kötü biri olmalıdır?
Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in trajedisi, bir insanın mutluluktan mutsuzluğa geçişinin, olayların zorunlu ya da olası biçimde birbirini doğurduğu bir dizi olarak gösterilmesidir; öykü bu yüzden ruhtur, çünkü mutluluk ve mutsuzluk bir etkinlikte, yani eylemde bulunur ve karakter, ancak eylemde görünür hâle gelir; trajik kahraman ne çok iyi ne çok kötü olmalıdır, çünkü acıma hak edilmemiş bir kötülüğe, korku ise bize benzeyen birinin başına gelene karşı duyulur ve iyi birinin düşüşü tiksindirir, kötü birinin düşüşü ise ne acıma ne korku uyandırır; kahraman bu yüzden bir kötülük yüzünden değil, bir hata yüzünden düşer; ama hatanın bir bilgisizlik mi yoksa bir karakter kusuru mu olduğu, Aristoteles'in metninde açık bırakılmıştır. Altıncı bölümde Aristoteles, trajediyi, ciddi, tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin, süslenmiş bir dille, anlatı yoluyla değil eylem yoluyla, acıma ve korku uyandırarak bu tür duyguların arınmasını sağlayan bir taklidi olarak tanımlar. Trajedinin altı parçası vardır: öykü, karakter, söz, düşünce, görünüş ve ezgi. Bunların en önemlisi öyküdür; çünkü trajedi insanların değil, eylemin ve yaşamın taklididir ve mutluluk da mutsuzluk da eylemde bulunur. On birinci bölümde, tersine dönüşü, eylemin karşıtına dönmesi, tanımayı ise bilgisizlikten bilgiye geçiş olarak tanımlar; en güzel tanıma, Oidipus'ta olduğu gibi, bir tersine dönüşle birlikte gelendir. On üçüncü bölümde ise, iyi insanların mutluluktan mutsuzluğa geçişinin tiksindirici, kötülerin mutsuzluktan mutluluğa geçişinin trajik olmayan, çok kötü birinin düşüşünün de acıma ve korku uyandırmayan bir şey olduğunu söyler. Geriye, erdemde ve adalette üstün olmayan, ama kötülük yüzünden değil bir hata yüzünden düşen biri kalır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci trajedi sözcüğünü duyduğunda, onu çoğu zaman büyük ve beklenmedik bir felaket olarak düşünür. Bir deprem, bir kaza, bir salgın, gazetelerde trajedi olarak anılır. Bu okumada kötülük ne kadar büyükse o kadar trajiktir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in trajedisi bir felaket değil, bir olaylar dizisidir. Bir deprem, birdenbire gelir ve kimsenin eylemiyle bağlı değildir; trajedide ise kötülük, kahramanın kendi eylemlerinden, zorunlu ya da olası biçimde doğar. Oidipus'un felaketi, babasını öldürmesinden ve annesiyle evlenmesinden önce değil, bunları kendi eylemleriyle, kendi araştırmasıyla ortaya çıkarmasından gelir. İkincisi, Aristoteles'in trajedisi, kötülüğün büyüklüğüyle değil, onu yaşayanın kim olduğuyla ve kötülüğün neden geldiğiyle ilgilidir. Çok kötü birinin başına gelen büyük bir felaket, trajik değildir; iyi birinin başına sebepsiz gelen bir felaket ise trajik değil, tiksindiricidir.
Bu yüzden Aristoteles'in trajedisini anlamak, onu büyük bir felaket olarak değil, bize benzeyen birinin, kendi eylemlerinden doğan ve bir hatayla başlayan bir düşüşün gösterilmesi olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Aristoteles'in trajik hata kavramının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, karakter kusuru görüşüdür. Buna göre trajik hata, kahramanın karakterindeki bir kusurdur: gurur, öfke ya da kıskançlık.
İkinci görüş, bilgisizlik görüşüdür. Buna göre trajik hata, bir karakter kusuru değil, bir olgu hakkındaki bilgisizliktir. Oidipus, öldürdüğü adamın babası, evlendiği kadının annesi olduğunu bilmiyordu. Jan Maarten Bremer, 1969'da yayımladığı Hamartia adlı kitabında, Aristoteles'in sözcüğü öncelikle bu anlamda kullandığını savunur.
Üçüncü görüş, geniş görüştür. Buna göre trajik hata, bilgisizlikten karakter kusuruna kadar uzanan, ama hiçbir zaman kötülük derecesine varmayan bir yanılgılar yelpazesidir. Thomas Stinton, 1975'te yayımladığı Aristoteles'te ve Yunan Trajedisinde Hamartia adlı makalesinde, sözcüğün bu genişliğini ve trajedilerdeki farklı kullanımlarını inceler.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, trajedilerde bilgisizliğin çoğu zaman bir karakter özelliğiyle, örneğin bir aceleyle ya da bir öfkeyle iç içe olduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, trajik kahramanın tamamen kusursuz olmadığını doğru görür, ama Aristoteles'in kahramanın kötülük yüzünden değil hata yüzünden düştüğünü açıkça söylemesini açıklamakta zorlanır.
Argümanın yapısı
Bir olaylar dizisinin trajik olup olmadığını sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, değişimin yönünü belirlemektir. Sınayan, değişime uğrayanın mutluluktan mutsuzluğa mı, yoksa mutsuzluktan mutluluğa mı geçtiğini yazar.
İkinci adım, değişimi doğuran olayların zorunlu ya da olası biçimde birbirine bağlanıp bağlanmadığını sormaktır. Sınayan, her olayın bir öncekinden doğup doğmadığını, yoksa olaylar arasında bir rastlantının araya girip girmediğini belirler.
Üçüncü adım, değişime uğrayanın karakterini ve düşüşün nedenini belirlemektir. Sınayan, değişime uğrayanın çok iyi mi, çok kötü mü, yoksa ikisinin arasında mı olduğunu ve düşüşünün bir kötülükten mi yoksa bir hatadan mı kaynaklandığını sorar.
Dördüncü adım, bir tersine dönüş ile bir tanımanın bulunup bulunmadığını ve olayların acıma ile korku uyandırıp uyandırmadığını sormaktır. Sınayan, bir eylemin karşıtına dönüp dönmediğini, birinin bilgisizlikten bilgiye geçip geçmediğini ve izleyenin acıma ve korku duyup duymadığını belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Trajediyi ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in trajedisi, bize benzeyen birinin, kendi eylemlerinden zorunlu ya da olası biçimde doğan ve bir hatayla başlayan bir düşüşünün, acıma ve korku uyandıracak biçimde gösterilmesidir. Kerem'in tebeşir çizgisi, öykünün ana hattının bir rastlantıyla kırılmasının onu zayıflattığını gösterdi. Barış'ın kazası, hata ile kötülük ayrımının hukukun kast ile taksir ayrımına yakın olduğunu gösterdi. Tolga'nın olay incelemesi, iyi niyetli bir eylemin karşıtına dönebildiğini ve bunu anlamanın suçlamaktan farklı olduğunu gösterdi. Selin'in Oidipus okuması, bir bilgisizliğin karakterle derinleşebildiğini ve kahramanın erdeminin onu yıkabildiğini gösterdi. Lina'nın gazete başlıkları, her felaketin trajik olmadığını ve trajedinin özgül anlamının bir insanın kendi eylemiyle yıkılması olduğunu gösterdi. Defne'nin meslektaşı, hata ile kötülük ayrımının suçluluk ile utancı ayırabildiğini gösterdi. Trajedi, büyük bir felaket değil, bir insanın kendi iyi niyetli eylemiyle yıkılmasının görünür kılınmasıdır.
Açık kalan sorular
Defne'nin meslektaşı, bir hatanın sonucunun bir kötülüğünkinden daha az ağır olmayabileceğini gösterdi. Bir insan, kendi hatasından doğan bir felaket için ne ölçüde sorumludur?
Selin'in Oidipus okuması, kahramanın erdeminin onu yıkabildiğini gösterdi. Bir erdem, kendi sahibini yıkıyorsa, hâlâ bir erdem midir?
Lina'nın gazete başlıkları, her felaketin trajik olmadığını gösterdi. Hiç kimsenin eyleminden doğmayan bir felaket, bir sanat eserinde acıma ve korku uyandırabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTrajediyi büyük felaket saymak.
Trajediyi büyük ve beklenmedik bir felaket olarak okumak, Aristoteles'in onu kahramanın kendi eylemlerinden zorunlu ya da olası biçimde doğan bir olaylar dizisi olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, trajediyi bir insanın kendi eylemiyle yıkılmasının gösterilmesi olarak görmektir.
Yaygın yanlışTrajik hatayı kötülük saymak.
Trajik hatayı kahramanın cezalandırılmayı hak ettiği bir kötülük olarak okumak, Aristoteles'in kahramanın kötülük ve alçaklık yüzünden değil bir hata yüzünden düştüğünü açıkça söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, hatayı kötülük derecesine varmayan bir yanılgı olarak görmektir.
Yaygın yanlışKarakteri önemsiz saymak.
Öykünün önceliğini karakterin trajedide önemsiz olduğu biçiminde okumak, Aristoteles'in karakteri ikinci sıraya koyduğunu ve karakterin eylemde görünür hâle geldiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, karakteri eylemle görünen ve öyküye hizmet eden bir parça olarak görmektir.
Yaygın yanlışİyi insanın düşüşünü en trajik saymak.
Tamamen iyi birinin mutluluktan mutsuzluğa düşüşünü en trajik durum olarak düşünmek, Aristoteles'in bunun acıma ya da korku değil tiksinti uyandırdığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, trajik kahramanı ne çok iyi ne çok kötü, bize benzeyen biri olarak görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in trajedisi, bize benzeyen birinin, kendi eylemlerinden zorunlu ya da olası biçimde doğan ve bir hatayla başlayan bir düşüşünün, acıma ve korku uyandıracak biçimde taklit edilmesidir.
Poetika'nın altıncı bölümü trajediyi ciddi, tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin acıma ve korku uyandıran taklidi olarak tanımladı, altı parçasını saydı ve öyküyü, trajedi insanların değil eylemin taklidi olduğu için, tebeşir çizgisi benzetmesiyle trajedinin ruhu saydı, on ve on birinci bölümler tersine dönüşü ve tanımayı Oidipus'un habercisi örneğiyle tanımladı, on üçüncü bölüm ise iyinin düşüşünü tiksindirici, kötünün yükselişini trajik olmayan bularak, kahramanın kötülük değil bir hata yüzünden düşmesi gerektiğini söyledi.
Bir olaylar dizisinin trajik olup olmadığı dört adımla sınanır: değişimin yönünü belirlemek, olayların zorunlu ya da olası biçimde bağlanıp bağlanmadığını sormak, değişime uğrayanın karakterini ve düşüşün nedenini belirlemek ve bir tersine dönüş ile tanımanın bulunup bulunmadığını sormak.
Modern edebiyat, seçkincilik ve güzelleştirme itirazları, karakterin eylemde görünür olduğu ilkesinin başka türlerde de iş gördüğünü, kahramanın asıl şartının bize benzemek olduğunu ve trajik öykünün acıyı anlamlı değil, nasıl geldiğini görünür kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden trajedi, büyük bir felaket değil, bir insanın kendi eylemiyle yıkılmasının gösterilmesidir; ve bu gösterme, Aristoteles'e göre, bütün sanatların ortak bir etkinliği olan taklidin bir türüdür.
Sonraki derse köprü
Trajedi dersi, trajedinin bir eylemin taklidi olduğunu gösterdi. Ama taklit, yalnızca trajedinin değil, Aristoteles'e göre bütün şiirin, müziğin ve dansın ortak etkinliğidir. Poetika'nın ilk bölümlerinde Aristoteles, sanatları, taklit ettikleri araçlara, taklit ettikleri nesnelere ve taklit etme biçimlerine göre ayırır. Bir sanat ritimle, dille ya da ezgiyle taklit eder; insanları bizden daha iyi, daha kötü ya da bize benzer olarak gösterir; anlatarak ya da eyleyenleri sahneye koyarak taklit eder.
Selin, Aristoteles'in trajedinin insanları bizden daha iyi, komedinin ise daha kötü gösterdiğini söylediğini okumuş. Tolga, Aristoteles'in Poetika'nın sonlarında şairin şeyleri olduğu gibi, söylendiği gibi ya da olması gerektiği gibi taklit edebileceğini söylemesinin, taklidi neden bir kopyadan ayırdığını soruyor. Lina ise inandırıcı bir olanaksızın, inandırıcı olmayan bir olanaklıya yeğlenmesi gerektiği sözünün ne anlama geldiğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Mimesis dersi, Aristoteles'in Poetika'da sanatları neden taklidin araçlarına, nesnelerine ve biçimine göre ayırdığını, şairin şeyleri neden olduğu gibi değil olabilecekleri ya da olmaları gerektiği gibi gösterebileceğini ve Aristoteles'in taklit anlayışının Platon'un taklit eleştirisinden neden ayrıldığını soruyor.