İçeriğe geç

P03-D04-M05-02·Retorik ve poetika

Ethos/pathos/logos

orta3.797 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'e göre bir yargı, konuşmanın kendisinden olduğu kadar konuşmacının güvenilirliğinden ve dinleyicinin durumundan da etkilenir, çünkü sevenlere ve nefret edenlere, öfkelenenlere ve sakin olanlara aynı şeyler aynı görünmez.

Retorik'in ikinci kitabının birinci bölümü konuşmacıyı güvenilir kılan üç nedeni, pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet olarak saydı ve duyguları yargıları değiştiren ve acı ile hazzın eşlik ettiği şeyler olarak tanımlayıp her duygu için durum, yön ve dayanak sorularını koydu, ikinci bölüm öfkeyi hak edilmemiş bir küçümsemeye karşı bir öç alma isteği olarak çözümledi ve küçümsemenin üç biçimini ayırdı, sekizinci bölüm ise acımayı hak edilmemiş ve kişinin kendisinin de uğrayabileceği bir kötülüğe karşı duyulan bir acı olarak tanımlayıp Amasis örneğiyle acımanın korkudan ayrıldığı yeri gösterdi.

Bir konuşmanın karakter ve duygu boyutları dört adımla sınanır: konuşmacının güvenilirliğini üç nedene göre sınamak, duygunun hangi inanca dayandığını bulmak, duygunun durumunu, yönünü ve dayanağını sormak ve bu inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığını belirlemek.

Otomatiklik, otoriteye başvurma ve kültür itirazları, retoriğin ilgilendiği duyguların inançlara dayandığını, güvenilirlik nedenlerinin otoriteye yanlış başvuruyu ayırt etmenin ölçütleri olduğunu ve duygunun üç sorusunun kültürel farklılığı hesaba katmayı mümkün kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ethos ve pathos, logosun süsleri değil, bir yargının oluşmasındaki ayrı rollerdir; ve acıma ile korku, Aristoteles'te yalnızca mahkemede değil, tiyatroda da merkezî bir yer tutar.

Açılış sahnesi

Kerem, Retorik ve poetika bölümünün ikinci panosu için aynı olayı iki kez çiziyor. Bir toplantıda bir yönetici, ekibine yeni bir çalışma düzenini anlatıyor. Birinci çizimde dinleyiciler gülümsüyor ve başlarını sallıyor; ikinci çizimde kollarını kavuşturmuş, yüzlerini asmışlar. Yöneticinin söylediği sözler iki çizimde de aynı. Fark şuydu: ikincisinde yönetici on beş dakika geç gelmiş ve bir çalışanın adını yanlış söylemişti. Retorik'in ikinci kitabının başında Aristoteles, sevenlere ve nefret edenlere, öfkelenenlere ve sakin olanlara aynı şeylerin aynı görünmediğini söyler.

Selin, Aristoteles'in konuşmacıyı güvenilir kılan üç şeyi, yani pratik bilgeliği, erdemi ve iyi niyeti saydığını okumuş. Tolga, duyguların yargıları değiştiren ve acı ile hazzın eşlik ettiği şeyler olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini soruyor. Lina, öfkenin bir küçümsemeye karşı duyulan bir acı olarak tanımlanmasının, öfkeyi neden bir yargıya bağladığını merak ediyor. Barış, bir davada bilirkişinin raporunun, onun taraflardan biriyle iş ilişkisi olduğu ortaya çıkınca neden değerini yitirdiğini düşünüyor. Defne ise bir hastanın, aynı bilgiyi bir hekimden duyduğunda kabul edip bir başkasından duyduğunda neden reddettiğini soruyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Retorik'in ikinci kitabında konuşmacının güvenilirliğini neden pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet üzerine kurduğunu, duyguları neden yargıları değiştiren ve gerekçelere dayanan durumlar olarak tanımladığını ve bu yüzden duygulara seslenmenin neden akıl yürütmenin dışında kalmadığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. İkna dersi, retoriğin gövdesinin kanıtlama olduğunu ve Aristoteles'in konunun dışında kalan duygulara seslenmeyi eleştirdiğini gösterdi. Akademinin eleştirel düşünme programında, Aristoteles'in üç ikna aracı, yani konuşmacının karakteri, dinleyicinin duygusu ve konuşmanın kendisi, Retorik'in birinci kitabının ikinci bölümünden tanıtılmıştı; aynı programda otoriteye yanlış başvuru safsatası da incelenmişti. Bu ders, Retorik'in ikinci kitabına geçiyor: Aristoteles, karakterin ve duygunun neden ikna etmenin bir parçası olduğunu ve bir duygunun nasıl çözümleneceğini burada gösterir.

Sonra üç kaynağa bakacağız. İkinci kitabın birinci bölümünde Aristoteles, konuşmacının güvenilirliğinin üç nedenini sayar ve duyguyu tanımlar. İkinci bölümde, öfkeyi bir örnek olarak çözümler. Sekizinci bölümde ise acımayı çözümler ve acımanın korkuyla ilişkisini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: duyguların bulaşıcı ve otomatik olduğu, konuşmacının güvenilirliğine dayanmanın bir otoriteye başvurma safsatası olduğu ve Aristoteles'in duygu tanımlarının kendi kültürüne bağlı olduğu itirazları.

Sonda, bir konuşmanın karakter ve duygu boyutlarını sınamanın dört adımını göstereceğiz: konuşmacının güvenilirliğini üç nedene göre sınamak, uyandırılan duygunun hangi inanca dayandığını bulmak, duygunun hangi durumda, kime ve neye karşı duyulduğunu sormak ve bu inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığını belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles konuşmacının güvenilirliğini neden pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet üzerine kurar, duyguları neden yargıları değiştiren ve gerekçelere dayanan durumlar olarak tanımlar ve duygulara seslenmek neden akıl yürütmenin dışında kalmaz?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'e göre retorik bir yargıya yöneldiği için, konuşmacının kim olduğu ve dinleyicinin hangi durumda olduğu, kanıtın nasıl görüneceğini değiştirir; konuşmacının güvenilirliği, onun konuyu bilip bilmediğine, doğruyu söyleyip söylemeyeceğine ve dinleyicinin iyiliğini isteyip istemediğine bağlıdır ve bu üç neden, bir kanıtın hangi ağırlıkla alınması gerektiğine dair akla uygun gerekçelerdir; duygular da, bir inanca dayandıkları için, örneğin öfke haksız bir küçümsemeye, acıma da hak edilmemiş bir kötülüğe inanmaya dayandığı için, gerekçelerle uyandırılır ve gerekçelerle sınanabilir; ama bu, duygulara seslenmenin her zaman meşru olduğu anlamına gelmez, yalnızca duygunun dayandığı inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığının sorulabileceği anlamına gelir. Birinci bölümde Aristoteles, retoriğin bir yargı için var olduğunu söyler; bu yüzden konuşmacının yalnızca kanıtlayıcı ve inandırıcı bir konuşma yapması değil, kendisini belli bir biçimde göstermesi ve yargıcı da belli bir duruma getirmesi gerekir. Konuşmacıları güvenilir kılan üç şey vardır: pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet. Duygular ise insanların değişerek yargılarında farklılaştığı ve acı ile hazzın eşlik ettiği şeylerdir; her duygu için, insanların hangi durumda olduğu, kime karşı ve hangi şeyler üzerine duyduğu bilinmelidir. İkinci bölümde öfkeyi, kişinin kendisine ya da yakınlarına yönelik, hak edilmemiş, görünür bir küçümsemeye karşı görünür bir öç almanın acıyla birlikte gelen isteği olarak tanımlar. Sekizinci bölümde ise acımayı, hak etmeyen birinin başına gelen, yıkıcı ya da acı verici, görünür bir kötülüğe karşı duyulan ve kişinin kendisinin ya da yakınlarından birinin de uğrayabileceğini beklediği bir acı olarak tanımlar.

Sıfır noktası

Bir öğrenci ethos, pathos ve logos ayrımını duyduğunda, onu çoğu zaman bir akıl ile duygu karşıtlığı olarak düşünür. Logos, aklın sesidir; pathos, duyguların; ethos ise konuşmacının imajıdır. Ethos ve pathos, argümanın zayıf olduğu yerde devreye giren süslerdir.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in duyguları akıl dışı değildir. Öfke, bir küçümsemeye uğradığına inanmayı gerektirir; acıma, bir kötülüğün hak edilmeden geldiğine inanmayı. Bir kişiyi, onun bana haksızlık etmediğine ikna ettiğimde, öfkesi de geçer. Duygular, inançlara dayandıkları için, gerekçelere de cevap verir. İkincisi, konuşmacının güvenilirliği bir imaj değildir. Bir bilirkişinin konuyu bilip bilmediği, doğruyu söyleyip söylemeyeceği ve taraflardan birinin çıkarını gözetip gözetmediği, onun raporuna ne kadar güvenebileceğimizin akla uygun gerekçeleridir.

Bu yüzden Aristoteles'in ethos, pathos ve logos ayrımını anlamak, onu akıl ile akıl dışı arasında bir karşıtlık olarak değil, bir yargının oluşmasında konuşmacının, dinleyicinin ve konuşmanın oynadığı üç ayrı rol olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in üç ikna aracı arasındaki ilişki konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, sıradüzen görüşüdür. Buna göre logos asıl ikna aracıdır; ethos ve pathos, ona eşlik eden ve onu destekleyen ikincil araçlardır. Aristoteles'in birinci kitabın birinci bölümünde kanıtlamayı retoriğin gövdesi olarak koyması, bu görüşün dayanağıdır.

İkinci görüş, bilişsel bütünlük görüşüdür. Buna göre ethos ve pathos da birer akıl yürütme biçimidir, çünkü konuşmacıya güvenmenin gerekçeleri ve duyguların dayandığı inançlar akla uygun biçimde sınanabilir. William Fortenbaugh, 1975'te yayımladığı Aristoteles'te Duygu adlı kitabında, Aristoteles'in duygu tanımlarının duyguyu bir inanca bağladığını ve bu yüzden duyguların akla açık olduğunu savunur.

Üçüncü görüş, karakter önceliği görüşüdür. Buna göre Aristoteles, ethosu en güçlü ikna aracı sayar. Birinci kitabın ikinci bölümünde, konuşmacının karakterinin neredeyse en etkili kanıt olduğunu söyler; çünkü kesin bilginin bulunmadığı yerde, iyi insanlara daha çok ve daha çabuk inanırız.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Aristoteles'in kesin bilginin bulunmadığı yerde karakterin ağırlığını vurguladığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in kanıtlamayı merkeze koyduğunu doğru görür, ama onun ikinci kitabın büyük bölümünü karakter ve duygu çözümlemesine ayırmasını ve duyguları inançlarla tanımlamasını açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir konuşmanın karakter ve duygu boyutlarını sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, konuşmacının güvenilirliğini üç nedene göre sınamaktır. Sınayan, konuşmacının konuyu bilip bilmediğini, doğruyu söyleyip söylemeyeceğini ve dinleyicinin iyiliğini isteyip istemediğini ayrı ayrı belirler.

İkinci adım, uyandırılan duygunun hangi inanca dayandığını bulmaktır. Sınayan, dinleyicide uyanan duygunun, ona hangi şeyin doğru olduğunu düşündürdüğü için uyandığını yazar.

Üçüncü adım, duygunun hangi durumda, kime ve neye karşı duyulduğunu sormaktır. Sınayan, dinleyicinin durumunu, duygunun yöneldiği kişiyi ve duygunun dayandığı olayı ayrı ayrı belirler.

Dördüncü adım, bu inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığını belirlemektir. Sınayan, duygunun dayandığı inancın tartışılan soruyla ilgili olup olmadığını ve kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ethos, pathos ve logos ayrımını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'e göre bir yargı, konuşmanın kendisinden olduğu kadar konuşmacının güvenilirliğinden ve dinleyicinin durumundan da etkilenir; ve bu üçü de akla açık gerekçelere dayanır. Kerem'in iki toplantısı, aynı sözlerin konuşmacının iyi niyetine duyulan kuşkuyla farklı göründüğünü gösterdi. Barış'ın bilirkişisi, kanıtı denetleyemediğimiz yerde güvenilirliğin akla uygun bir ölçüt olduğunu gösterdi. Tolga'nın unutulan adı, yerinde bir öfkenin konunun dışına taşabildiğini ve hatanın kabul edilmesiyle dindiğini gösterdi. Selin'in bağış kampanyası, acımanın yakınlığa bağlı olduğunu ve büyüklüğü her zaman doğru tartmadığını gösterdi. Lina'nın komşu kavgası, bir öfkenin dayandığı inanç değişince değiştiğini gösterdi. Defne'nin iki hekimi, iyi niyete duyulan kuşkunun en iyi öğüdü bile dinlenmez kıldığını gösterdi. Ethos ve pathos, logosun süsleri değil, bir yargının oluşmasındaki ayrı rollerdir; ve onları sınamak da bir akıl yürütme işidir.

Açık kalan sorular

Selin'in bağış kampanyası, acımanın yakınlığa bağlı olduğunu gösterdi. Bir konuşmacının, uzak ve büyük bir kötülüğü dinleyiciye yakınlaştırmak için tek bir hikâye anlatması meşru mudur, yoksa bu da bir tür çarpıtma mıdır?

Defne'nin iki hekimi, iyi niyete duyulan kuşkunun en iyi öğüdü bile dinlenmez kıldığını gösterdi. Bir dinleyicinin haksız bir kuşkusu karşısında, konuşmacının iyi niyetini göstermesi için ne yapması gerekir?

Tolga'nın unutulan adı, yerinde bir öfkenin konunun dışına taşabildiğini gösterdi. Bir kişi, öfkesinin hangi noktada konunun dışına taştığını o anda nasıl fark edebilir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışEthosu imaj saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in ethosunu konuşmacının yarattığı bir izlenim ya da imaj olarak okumak, onun güvenilirliği pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet üzerine kurduğunu ve bunların bir söze ne kadar güvenileceğinin gerekçeleri olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, ethosu akla uygun bir güven ölçütü olarak görmektir.

Yaygın yanlışPathosu akıl dışı saymak.
Doğrusu

Aristoteles'in duygularını aklın karşıtı olarak okumak, onun öfkeyi bir küçümsemeye, acımayı hak edilmemiş bir kötülüğe inanmaya bağladığını ve duyguların bu yüzden gerekçelere cevap verdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, duyguları inançlara dayanan ve sınanabilen durumlar olarak görmektir.

Yaygın yanlışÜç aracı birbirinden bağımsız saymak.
Doğrusu

Ethos, pathos ve logosu birbirinden ayrı üç teknik olarak okumak, Aristoteles'in üçünün de aynı yargıya yöneldiğini ve aynı kanıtın konuşmacıya ve dinleyicinin durumuna göre farklı göründüğünü söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, üçünü bir yargının oluşmasındaki birbirine bağlı roller olarak görmektir.

Yaygın yanlışHer duyguya seslenmeyi meşru saymak.
Doğrusu

Duyguların inançlara dayandığı için her duygu uyandırma girişiminin meşru olduğunu düşünmek, Aristoteles'in konunun dışında kalan duygulara seslenmeyi eleştirdiğini gözden kaçırır. Doğrusu, duygunun dayandığı inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığını sormaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'e göre bir yargı, konuşmanın kendisinden olduğu kadar konuşmacının güvenilirliğinden ve dinleyicinin durumundan da etkilenir, çünkü sevenlere ve nefret edenlere, öfkelenenlere ve sakin olanlara aynı şeyler aynı görünmez.

Retorik'in ikinci kitabının birinci bölümü konuşmacıyı güvenilir kılan üç nedeni, pratik bilgelik, erdem ve iyi niyet olarak saydı ve duyguları yargıları değiştiren ve acı ile hazzın eşlik ettiği şeyler olarak tanımlayıp her duygu için durum, yön ve dayanak sorularını koydu, ikinci bölüm öfkeyi hak edilmemiş bir küçümsemeye karşı bir öç alma isteği olarak çözümledi ve küçümsemenin üç biçimini ayırdı, sekizinci bölüm ise acımayı hak edilmemiş ve kişinin kendisinin de uğrayabileceği bir kötülüğe karşı duyulan bir acı olarak tanımlayıp Amasis örneğiyle acımanın korkudan ayrıldığı yeri gösterdi.

Bir konuşmanın karakter ve duygu boyutları dört adımla sınanır: konuşmacının güvenilirliğini üç nedene göre sınamak, duygunun hangi inanca dayandığını bulmak, duygunun durumunu, yönünü ve dayanağını sormak ve bu inancın konuyla ilgili ve doğru olup olmadığını belirlemek.

Otomatiklik, otoriteye başvurma ve kültür itirazları, retoriğin ilgilendiği duyguların inançlara dayandığını, güvenilirlik nedenlerinin otoriteye yanlış başvuruyu ayırt etmenin ölçütleri olduğunu ve duygunun üç sorusunun kültürel farklılığı hesaba katmayı mümkün kıldığını gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ethos ve pathos, logosun süsleri değil, bir yargının oluşmasındaki ayrı rollerdir; ve acıma ile korku, Aristoteles'te yalnızca mahkemede değil, tiyatroda da merkezî bir yer tutar.

Sonraki derse köprü

Ethos, pathos ve logos dersi, acımanın hak edilmemiş bir kötülüğe karşı duyulduğunu ve korkuyla sınırlandığını gösterdi. Aristoteles, Poetika'nın altıncı bölümünde, bu iki duyguyu trajedinin tanımına yerleştirir. Trajedi, ciddi, tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin, anlatı yoluyla değil eylem yoluyla, acıma ve korku uyandırarak bu tür duyguların arınmasını sağlayan bir taklididir.

Selin, Aristoteles'in trajedinin altı parçasını saydığını ve bunlardan en önemlisinin olaylar dizisi, yani öykü olduğunu, karakterin ise ikinci geldiğini söylediğini okumuş. Tolga, trajedinin insanların değil eylemlerin ve yaşamın taklidi olduğu sözünün ne anlama geldiğini soruyor. Lina ise öykünün trajedinin ruhu olarak nitelenmesinin, karakteri neden ikinci sıraya koyduğunu merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Trajedi dersi, Aristoteles'in Poetika'da trajediyi neden acıma ve korku uyandıran bir eylemin taklidi olarak tanımladığını, öykünün neden trajedinin ruhu ve karakterden önce geldiğini ve trajik kahramanın neden ne çok iyi ne de çok kötü biri olması gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.