Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in pratik bilgeliği, iyi bir amacı ve ona giden doğru yolu, durumun tikel özelliklerini görerek birlikte kavrayan ve iyi bir karakterle birlikte gelişen bir düşünce erdemidir.
Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabı, doğru akla göre davranmanın doğru ama açık olmadığını kabul etti, pratik bilgeliğin son tikelle ilgili olduğunu ve gençlerde bulunmadığını gösterdi, iyi düşünüp taşınmayı iyi olana ulaşan doğruluk, anlayışı başkasının sözünü yargılamak, yargıyı hakkaniyetli olanı ayırt etmek olarak tanımladı ve deneyimin doğru görecek bir göz verdiğini söyledi, son bölümlerde ise zekâyı amacın iyiliğine kayıtsız bir yetenek, doğal erdemi de akılsız olduğunda zararlı bir yatkınlık olarak pratik bilgelikten ayırdı.
Bir kararın pratik bilgelik gösterip göstermediği dört adımla sınanır: amacının iyi olup olmadığını sormak, amaca giden yolun doğru bulunup bulunmadığını sormak, durumun tikel özelliklerinin görülüp görülmediğini belirlemek ve kararın doğru zamanda eyleme dönüşüp dönüşmediğini izlemek.
Kısır döngü, boş ölçüt ve ayrı erdemler itirazları, erdem ile pratik bilgeliğin derece derece birlikte geliştiğini, pratik bilge kişinin bir hesapla değil bir örnekle tanındığını ve Aristoteles'in tezinin doğal değil tam erdemlerle ilgili olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden pratik bilgelik, ne yalnızca iyi bir kalp ne de yalnızca keskin bir zekâdır; ve onun geliştiği yer, Aristoteles'e göre, insanın başkalarıyla birlikte yaşadığı yerdir.
Açılış sahnesi
Kerem, Etik ve siyaset bölümünün dördüncü panosu için güçlü bir koşucu çiziyor, ama gözlerini bir bezle bağlıyor. Koşucu hızla ilerliyor ve önündeki taşa takılıp düşmek üzere. Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabının son bölümünde Aristoteles, iyi huylarla doğan ama akla sahip olmayan birinin, gözü görmeden hareket eden güçlü bir beden gibi olduğunu söyler: güçlü olduğu için daha sert düşer. Kerem, bezin altına bir göz çiziyor ve ona ruhun gözü adını veriyor.
Selin, Aristoteles'in pratik bilgeliği, bir amaca ulaşmanın yollarını bulmakta usta olan zekâdan ayırdığını ve zekânın kötü bir amaca da hizmet edebileceğini söylediğini okumuş. Tolga, iyi bir karakter olmadan pratik bilgeliğin, pratik bilgelik olmadan da tam bir erdemin mümkün olup olmadığını soruyor. Lina, yeğeninin iyi kalpliliğinin neden tek başına yetmediğini merak ediyor. Barış, yasanın öngörmediği bir durumda yargıcın neye dayanarak karar verdiğini düşünüyor. Defne ise yıllarca acil serviste çalışmış bir hekimin, bütün değerleri normal görünen bir hastanın ciddi biçimde hasta olduğunu bir bakışta görebildiğini hatırlıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te pratik bilgeliği neden zekâdan ayırdığını, doğal erdem ile tam erdem arasındaki farkın ne olduğunu ve pratik bilgelik olmadan iyi olmanın, karakter erdemi olmadan da pratik bilge olmanın neden mümkün olmadığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu dersin yerini belirleyelim. Orta dersi, erdemin tanımının pratik bilgeliğe dayandığını ve ortayı bulmada son yargının algıda olduğunu gösterdi. Aristoteles kursunun bilimsel bilgi dersinde, altıncı kitabın beşinci ve yedinci bölümleri incelenmiş; pratik bilgeliğin iyi yaşam için iyi düşünüp taşınma olduğu, bilim ve sanattan ayrıldığı ve tikellerle ilgilendiği gösterilmişti. Bu ders, altıncı kitabın öteki bölümlerine dönüyor: doğru akıl sorunu, son tikelin kavranması, zekâ ile pratik bilgelik ayrımı ve doğal erdem ile tam erdem ayrımı.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Altıncı kitabın birinci ve sekizinci bölümlerinde Aristoteles, doğru akla göre davranmak sözünün yetersizliğini kabul eder ve pratik bilgeliğin son tikelle ilgili olduğunu gösterir. Dokuzuncu ile on birinci bölümler arasında, iyi düşünüp taşınmanın, anlayışın ve yargının pratik bilgelikle ilişkisini inceler. On ikinci ve on üçüncü bölümlerde ise zekâyı ve doğal erdemi pratik bilgelikten ayırır.
Ardından üç itirazı tartacağız: erdem ile pratik bilgeliğin birbirini gerektirmesinin bir kısır döngü olduğu, pratik bilge kişiye başvurmanın boş bir ölçüt olduğu ve erdemlerin birbirinden ayrı bulunabileceği itirazları.
Sonda, bir kararın pratik bilgelik gösterip göstermediğini sınamanın dört adımını göstereceğiz: kararın amacının iyi olup olmadığını sormak, amaca giden yolun doğru bulunup bulunmadığını sormak, durumun tikel özelliklerinin görülüp görülmediğini belirlemek ve kararın doğru zamanda eyleme dönüşüp dönüşmediğini izlemek.
Merkez soru
Sorumuz şu: Aristoteles pratik bilgeliği neden zekâdan ayırır, doğal erdem ile tam erdem arasındaki fark nedir ve pratik bilgelik olmadan iyi olmak, karakter erdemi olmadan da pratik bilge olmak neden mümkün değildir?
Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in pratik bilgeliği, iyi bir amacı ve ona giden doğru yolu, durumun tikel özelliklerini görerek birlikte kavrayan bir düşünce erdemidir; zekâ yalnızca yolu bulur ve amacın iyiliğine kayıtsızdır, bu yüzden kurnazlığa da dönüşebilir; doğal erdem, doğru amaca yönelen ama durumu göremeyen bir yatkınlıktır, bu yüzden zarar da verebilir; pratik bilgelik ile karakter erdemi birbirini gerektirir, çünkü kötü bir karakter amacı bozar ve ruhun gözünü yanıltır, pratik bilgelik olmadan da iyi bir yatkınlık doğru eyleme ulaşamaz; ama bu karşılıklı bağımlılık, birinin öbüründen önce nasıl başladığını alışkanlığa ve yetiştirmeye bırakır. Altıncı kitabın başında Aristoteles, ne fazla ne eksik, doğru akla göre davranmanın doğru ama açık olmadığını söyler; bir hastaya hekimliğin buyurduğunu yapmasını söylemek ona ne yapacağını öğretmez. Sekizinci bölümde, pratik bilgeliğin bilim olmadığını, çünkü son tikelle ilgili olduğunu ve bu tikelin algıya benzer bir yetiyle kavrandığını söyler. Gençler geometrici ve matematikçi olabilir, ama pratik bilge olamaz, çünkü pratik bilgelik deneyimden gelen tikel bilgiyi gerektirir. On birinci bölümde, deneyimli ve yaşlı insanların kanıtlanmamış sözlerine kanıtlamalar kadar dikkat etmek gerektiğini, çünkü deneyimin onlara doğru görecek bir göz verdiğini ekler. On ikinci bölümde, verilen bir amaca ulaşacak şeyleri yapabilme yeteneğine zekâ der; amaç güzelse zekâ övülür, kötüyse kurnazlıktır. Pratik bilgelik zekâ değildir, ama zekâsız da değildir; ruhun bu gözü, erdem olmadan kendi durumuna ulaşmaz, çünkü kötülük ruhu bozar ve eylemin ilkeleri hakkında yanıltır. On üçüncü bölümde ise doğal erdemi tam erdemden ayırır.
Sıfır noktası
Bir öğrenci pratik bilgelik kavramını duyduğunda, onu çoğu zaman sağduyu ya da hayat tecrübesi olarak düşünür. Pratik bilge biri, işlerini iyi yürüten, sorunları çözmekte usta, akıllıca kararlar veren biridir. Bu okumada pratik bilgelik ahlaktan bağımsızdır; başarılı bir dolandırıcı da pratik bilge olabilir.
Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles tam olarak bu beceriye ayrı bir ad verir: zekâ. Zekâ, verilen bir amaca ulaşmanın yollarını bulmaktır; dolandırıcıda da bulunur. Pratik bilgelik ise zekâyı içerir, ama yalnızca iyi bir amaca hizmet eden zekâdır. Kötü biri pratik bilge olamaz; çünkü kötülük, neyin iyi olduğu konusunda onu yanıltır. İkincisi, pratik bilgelik yalnızca bir yol bulma becerisi değildir; durumun neyi gerektirdiğini görmektir. Pratik bilge kişi, kuralı bilmenin ötesinde, bu durumun önemli özelliğini görür.
Bu yüzden Aristoteles'in pratik bilgeliğini anlamak, onu ahlaktan bağımsız bir sağduyu olarak değil, iyi bir karakterle birlikte gelen ve durumun gerektirdiğini gören bir düşünce erdemi olarak okumayı gerektirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Pratik bilgeliğin amaçlarla ilişkisi konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, araç görüşüdür. Buna göre pratik bilgelik yalnızca amaca giden yolları belirler; amaçları ise karakter erdemi verir. Aristoteles'in on ikinci bölümdeki erdem hedefi doğru kılar, pratik bilgelik ise ona giden şeyleri sözü bu görüşün dayanağıdır.
İkinci görüş, amaç kavrayışı görüşüdür. Buna göre pratik bilgelik, genel amacın bu durumda neyi gerektirdiğini belirleyerek amacın kendisini de biçimlendirir. David Wiggins, 1975'te Aristoteles Derneği Bildirileri'nde yayımladığı Düşünüp Taşınma ve Pratik Akıl adlı makalesinde, düşünüp taşınmanın çoğu zaman bir amaca araç bulmak değil, belirsiz bir amacın bu durumda neyi gerektirdiğini somutlaştırmak olduğunu savunur.
Üçüncü görüş, algı görüşüdür. Buna göre pratik bilgelik, kurallardan çıkarım yapmak değil, bir durumun ahlaki bakımdan önemli özelliklerini görmektir. John McDowell, 1979'da yayımladığı Erdem ve Akıl adlı makalesinde, erdemli kişinin bir durumu doğru biçimde görme duyarlılığına sahip olduğunu ve bu duyarlılığın kurallara indirgenemeyeceğini savunur.
Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Aristoteles'in son tikelin bir tür algıyla kavrandığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in sözünü doğru aktarır, ama onun pratik bilgeliği iyi yaşamın bütünü için iyi düşünüp taşınma olarak tanımlamasını ve kötülüğün eylemin ilkeleri hakkında yanılttığını söylemesini açıklamakta zorlanır.
Argümanın yapısı
Bir kararın pratik bilgelik gösterip göstermediğini sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, kararın amacının iyi olup olmadığını sormaktır. Sınayan, karar verenin neyi amaçladığını ve bu amacın iyi bir yaşamın parçası olup olmadığını belirler.
İkinci adım, amaca giden yolun doğru bulunup bulunmadığını sormaktır. Sınayan, karar verenin seçtiği yolun amaca gerçekten ulaştırıp ulaştırmadığını ve daha iyi bir yolun bulunup bulunmadığını yazar.
Üçüncü adım, durumun tikel özelliklerinin görülüp görülmediğini belirlemektir. Sınayan, durumu benzerlerinden ayıran ve kararı değiştirmesi gereken bir özelliğin fark edilip edilmediğini sorar.
Dördüncü adım, kararın doğru zamanda eyleme dönüşüp dönüşmediğini izlemektir. Sınayan, karar verenin çok erken ya da çok geç davranıp davranmadığını ve kararın uygulanıp uygulanmadığını belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Pratik bilgeliği ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in pratik bilgeliği, iyi bir amacı ve ona giden doğru yolu, durumun tikel özelliklerini görerek birlikte kavrayan ve iyi bir karakterle birlikte gelişen bir düşünce erdemidir. Kerem'in gözü bağlı koşucusu, iyi niyetin durumu görmeden yanlış yöne götürebildiğini gösterdi. Barış'ın öngörülmemiş durumu, pratik bilgeliğin kuralı çiğnemeden kuralın bu durumda neyi gerektirdiğini gördüğünü gösterdi. Tolga'nın zeki meslektaşı, zekânın kötü bir amaca hizmet edebildiğini ve bunun pratik bilgelik olmadığını gösterdi. Selin'in genç dâhisi, matematikte ustalığın deneyimin verdiği gözün yerini tutmadığını gösterdi. Lina'nın iyi kalpli yeğeni, doğal erdemin pratik bilgelik olmadan zarar görebildiğini gösterdi. Defne'nin bilge hekimi, deneyimin sayıların göstermediğini görebildiğini gösterdi. Pratik bilgelik, ne yalnızca iyi bir kalp ne de yalnızca keskin bir zekâdır; ikisinin, deneyimin verdiği bir gözle birleşmesidir.
Açık kalan sorular
Defne'nin bilge hekimi, ne gördüğünü tam olarak açıklayamadı. Açıklanamayan bir kavrayış, bir başkasına öğretilebilir mi, yoksa yalnızca yanında çalışarak mı kazanılır?
Tolga'nın zeki meslektaşı, zekânın kötü bir amaca hizmet edebildiğini gösterdi. Bir kurum, bireylerin zekâsını ödüllendirirken onları kurnazlığa itebilir mi, ve bu durumda sorumluluk kimdedir?
Selin'in genç dâhisi, gençlerin pratik bilgeliğe sahip olamayacağını gösterir gibiydi. Deneyimin verdiği göz yalnızca yaşla mı gelir, yoksa bazı deneyimler bu gözü daha hızlı kazandırabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışPratik bilgeliği zekâ saymak.
Pratik bilgeliği, işleri iyi yürütme ve sorun çözme becerisi olarak okumak, Aristoteles'in bu beceriye zekâ dediğini ve zekânın kötü bir amaca da hizmet edebildiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, pratik bilgeliği iyi bir amaca bağlı zekâ olarak görmektir.
Yaygın yanlışPratik bilgeliği kural uygulama saymak.
Pratik bilgeliği genel kuralları tek tek durumlara uygulamak olarak okumak, Aristoteles'in onun son tikelle ilgili olduğunu ve bir tür algıyla kavrandığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, kuralın bu durumda neyi gerektirdiğini görmek olarak anlamaktır.
Yaygın yanlışİyi niyeti erdem saymak.
İyi bir kalbi ve iyi niyeti erdemin kendisi saymak, Aristoteles'in doğal erdemin akıl olmadan zararlı olabileceğini ve tam erdemin pratik bilgelik gerektirdiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, doğal erdemi tamamlanması gereken bir başlangıç olarak görmektir.
Yaygın yanlışPratik bilgeliği yalnızca araç bulma saymak.
Pratik bilgeliği yalnızca verilen amaçlara yol bulan bir yeti olarak okumak, Aristoteles'in onu iyi yaşamın bütünü için iyi düşünüp taşınma olarak tanımladığını gözden kaçırır. Doğrusu, onun genel amacın bu durumda neyi gerektirdiğini de belirlediğini görmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Aristoteles'in pratik bilgeliği, iyi bir amacı ve ona giden doğru yolu, durumun tikel özelliklerini görerek birlikte kavrayan ve iyi bir karakterle birlikte gelişen bir düşünce erdemidir.
Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabı, doğru akla göre davranmanın doğru ama açık olmadığını kabul etti, pratik bilgeliğin son tikelle ilgili olduğunu ve gençlerde bulunmadığını gösterdi, iyi düşünüp taşınmayı iyi olana ulaşan doğruluk, anlayışı başkasının sözünü yargılamak, yargıyı hakkaniyetli olanı ayırt etmek olarak tanımladı ve deneyimin doğru görecek bir göz verdiğini söyledi, son bölümlerde ise zekâyı amacın iyiliğine kayıtsız bir yetenek, doğal erdemi de akılsız olduğunda zararlı bir yatkınlık olarak pratik bilgelikten ayırdı.
Bir kararın pratik bilgelik gösterip göstermediği dört adımla sınanır: amacının iyi olup olmadığını sormak, amaca giden yolun doğru bulunup bulunmadığını sormak, durumun tikel özelliklerinin görülüp görülmediğini belirlemek ve kararın doğru zamanda eyleme dönüşüp dönüşmediğini izlemek.
Kısır döngü, boş ölçüt ve ayrı erdemler itirazları, erdem ile pratik bilgeliğin derece derece birlikte geliştiğini, pratik bilge kişinin bir hesapla değil bir örnekle tanındığını ve Aristoteles'in tezinin doğal değil tam erdemlerle ilgili olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.
Bu yüzden pratik bilgelik, ne yalnızca iyi bir kalp ne de yalnızca keskin bir zekâdır; ve onun geliştiği yer, Aristoteles'e göre, insanın başkalarıyla birlikte yaşadığı yerdir.
Sonraki derse köprü
Pratik bilgelik dersi, pratik bilgeliğin deneyimle ve başkalarıyla birlikte yaşayarak geliştiğini gösterdi. Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in sekizinci kitabında, birlikte yaşamanın en yüksek biçimini inceler: dostluk. Dostluğun bir erdem olduğunu ya da erdemle birlikte olduğunu, yaşam için de en gerekli şeylerden biri olduğunu söyler; çünkü öteki bütün iyilere sahip olsa bile kimse dostsuz yaşamayı seçmez.
Selin, Aristoteles'in yasa koyucuların dostluğa adaletten daha çok önem verdiğini, çünkü insanlar dost olduklarında adalete ihtiyaç duymadıklarını, adil olduklarında ise dostluğa yine ihtiyaç duyduklarını söylediğini okumuş. Tolga, yararlı olduğu için sevilen bir arkadaşın gerçekten bir dost olup olmadığını soruyor. Lina ise birlikte tuz yemeden kimsenin birbirini tanıyamayacağı sözünün ne anlama geldiğini merak ediyor.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Dostluk dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te dostluğu neden karşılıklı ve bilinen bir iyi dilek olarak tanımladığını, yarar, haz ve iyilik üzerine kurulan üç dostluk türünü neden ayırdığını ve yalnızca iyilerin dostluğunun neden kalıcı ve tam olduğunu soruyor.