İçeriğe geç

P03-D04-M04-03·Etik ve siyaset

Orta

orta3.796 kelime≈ 25 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ortası, bir niceliğin aritmetik ortası değil, duygu ve eylemin, durumun bütün koşullarına uygun düşen ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği gibi belirlenen yeridir.

Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabının altıncı bölümü şeyin ortası ile bize göre ortayı Milon örneğiyle ayırdı, erdemi bize göre bir ortada bulunan bir seçim durumu olarak tanımladı ve bazı eylemlerin hiç ortası olmadığını ekledi, yedinci bölüm ortayı cesaretten haklı öfkeye kadar tek tek erdemlere uygulayan bir tablo kurdu, sekizinci ve dokuzuncu bölümler ise uçların ortaya eşit uzak olmadığını, ortaya önce daha karşıt uçtan uzaklaşarak, kendi eğilimine karşı koyarak ve hazza dikkat ederek ulaşılacağını ve yargının algıda olduğunu gösterdi.

Bir durumda orta dört adımla aranır: duyguyu ya da eylemi adlandırmak, iki ucu ve hangisinin daha karşıt olduğunu belirlemek, zaman, nesne, kişi, amaç ve biçim koşullarını yazmak ve kendi eğilimini bulup karşı yöne çekilmek.

Uymayan tablo, derece farkı ve görelilik itirazları, ortanın birçok boyutta arandığını, erdemli kişinin seçiminin koşullara uygun olanı seçmek olduğunu ve bize göre ortanın kişinin kanısına değil durumuna bağlı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden orta, bir ılımlılık değil bir yerindeliktir; ama onu belirleyen akıl ve pratik bilgelik henüz tanımlanmadığı sürece, öğreti bir yöntem değil bir yön gösterir.

Açılış sahnesi

Kerem, Etik ve siyaset bölümünün üçüncü panosu için iki sofra çiziyor. Birinin başında iri yarı bir güreşçi, ötekinin başında spora yeni başlamış zayıf bir genç oturuyor. İki sofraya da aynı miktarda yemek koyuyor ve altına bir soru yazıyor: hangisi için doğru miktar bu? Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabının altıncı bölümünde Aristoteles, on mina yiyeceğin çok, iki mina yiyeceğin az olduğunu varsayar; ama antrenörün bu yüzden altı mina vermeyeceğini, çünkü bunun güreşçi Milon için az, yeni başlayan biri için çok olabileceğini söyler. Erdem, bize göre olan bir ortadadır.

Selin, Aristoteles'in korkunun, güvenin, öfkenin ve acımanın gerektiği zaman, gerektiği şeyler karşısında, gerektiği insanlara karşı duyulmasının orta ve en iyi olduğunu söylediğini okumuş. Tolga, yanılmanın birçok yolu, doğru yapmanın ise tek bir yolu olduğu sözünün ne anlama geldiğini soruyor. Lina, komşusunun köpeği kedisine saldırdığında duyduğu büyük öfkenin orta mı yoksa aşırı mı olduğunu merak ediyor. Barış, ceza yasalarının her suç için bir alt ve bir üst sınır koyup aradaki seçimi yargıca bıraktığını düşünüyor. Defne ise aynı ilacın bir hastaya az, bir başkasına fazla gelebildiğini biliyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Aristoteles kursunda, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te erdemi neden bize göre bir ortada bulunan ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği biçimde akılla belirlenen bir seçim durumu olarak tanımladığını, şeyin ortası ile bize göre ortanın neden ayrıldığını ve ortanın neden bir ılımlılık öğüdü olmadığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Erdem dersi, karakter erdeminin alışkanlıkla kazanılan bir durum olduğunu ve aşırılığın da eksikliğin de erdemi bozduğunu gösterdi. Akademinin giriş programında, entelektüel alçakgönüllülük üzerine bir derste Aristoteles'in erdemi iki aşırılık arasında bir orta olarak tanımladığı kısaca anılmıştı. Bu ders, orta öğretisinin kendisini kuruyor: ortanın tanımı, erdemlerin listesi ve ortaya nasıl ulaşılacağı.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabının altıncı bölümünde Aristoteles, şeyin ortası ile bize göre ortayı ayırır ve erdemin tanımını verir. Yedinci bölümde, ortayı tek tek erdemlere uygular ve bir tablo kurar. Sekizinci ve dokuzuncu bölümlerde ise, uçların ortaya ve birbirine nasıl karşıt olduğunu ve ortaya ulaşmak için hangi öğütlerin izlenebileceğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: ortanın her erdeme uymadığı, erdem ile kusur arasındaki farkın bir derece farkı olmadığı ve bize göre ortanın ahlakı göreceli kıldığı itirazları.

Sonda, bir durumda ortayı aramanın dört adımını göstereceğiz: duyguyu ya da eylemi adlandırmak, iki ucu ve hangisinin ortaya daha karşıt olduğunu belirlemek, zaman, nesne, kişi, amaç ve biçim koşullarını yazmak ve kendi eğilimini bulup karşı yöne çekilmek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Aristoteles erdemi neden bize göre bir ortada bulunan ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği biçimde akılla belirlenen bir seçim durumu olarak tanımlar, şeyin ortası ile bize göre orta neden ayrılır ve orta neden bir ılımlılık öğüdü değildir?

Ölçülü iddiam şu: Aristoteles'in ortası, bir niceliğin aritmetik ortası değil, duygu ve eylemin, durumun bütün koşullarına uygun düşen yeridir; bu yer kişiye ve duruma göre değiştiği için bize göredir, ama kişinin kanısına göre değil, pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği gibi belirlendiği için keyfi değildir; orta bazen güçlü bir öfke, büyük bir harcama ya da tehlikeye atılmak olabileceği için bir ılımlılık öğüdü de değildir; ama öğreti, ortanın nerede olduğunu söyleyen bir yöntem vermez, yalnızca onu aramanın biçimini gösterir ve son kararı algıya bırakır. Sürekli ve bölünebilir her şeyde bir fazla, bir eksik ve bir eşit alınabilir; bu da ya şeyin kendisine ya da bize göredir. Şeyin ortası, iki uçtan eşit uzaklıkta olandır ve herkes için birdir; bize göre orta ise ne fazla ne eksik olandır ve herkes için bir ve aynı değildir. Korku, güven, öfke ve acıma gibi duyguları gerektiği zaman, gerektiği şeyler karşısında, gerektiği insanlara karşı, gerektiği amaçla ve gerektiği biçimde duymak orta ve en iyidir. Yanılmak birçok biçimde olur, doğru yapmak ise tek biçimde; bu yüzden biri kolay, öteki zordur. Aristoteles erdemi şöyle tanımlar: erdem, seçimle ilgili, bize göre bir ortada bulunan, akılla ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği biçimde belirlenen bir durumdur. Ardından, özü bakımından bir orta olan erdemin, en iyi ve doğru olan bakımından bir uç olduğunu ekler.

Sıfır noktası

Bir öğrenci orta öğretisini duyduğunda, onu çoğu zaman bir ılımlılık öğüdü olarak düşünür. Hiçbir şeyin aşırısına kaçmamak, her konuda ölçülü olmak, iki karşıt görüşün ortasını bulmak.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, Aristoteles'in ortası bir nicelik ortası değildir. Kerem'in sofrasında olduğu gibi, güreşçi için orta, yeni başlayan için fazla olabilir. Bir haksızlık karşısında duyulan büyük bir öfke, eğer haksızlık büyükse, ortadır; küçük bir öfke ise eksiktir. İkincisi, Aristoteles bazı eylemlerin ve duyguların hiç ortası olmadığını söyler. Kıskançlığın, utanmazlığın, hırsızlığın ve cinayetin ortası yoktur; doğru miktarda çalmak diye bir şey olmaz. Bu, orta öğretisinin her şeyde bir orta yol aramak olmadığını gösterir.

Bu yüzden Aristoteles'in ortasını anlamak, onu uçlardan kaçınan bir ılımlılık olarak değil, duygu ve eylemin, durumun bütün koşullarına uygun düşen yerini bulmak olarak okumayı gerektirir.

Görüşler ve pozisyonlar

Aristoteles'in orta öğretisinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, ılımlılık görüşüdür. Buna göre orta öğretisi, Delfi'deki hiçbir şeyin aşırısı sözünün felsefi bir biçimidir: erdemli kişi, duygularını ve eylemlerini her zaman ılımlı bir düzeyde tutar.

İkinci görüş, yerindelik görüşüdür. Buna göre orta, bir nicelik değil, duygunun ve eylemin durumun bütün koşullarına uygun olmasıdır. James Urmson, 1973'te yayımladığı Aristoteles'in Orta Öğretisi adlı makalesinde, öğretinin ılımlılığı değil, karakterin her durumda yerinde olanı duyma ve yapma eğilimini anlattığını savunur.

Üçüncü görüş, sınıflandırma görüşüdür. Buna göre orta öğretisi, ne yapılacağını söyleyen bir karar yöntemi değil, erdemleri ve kusurları düzenli bir tabloda toplamak için kullanılan bir şemadır; işi, her erdemi iki kusur arasına yerleştirerek tanımlamaktır.

Bu ders ikinci görüşü temel alır ve üçüncü görüşün, Aristoteles'in yedinci bölümde bir tablo kurduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, Aristoteles'in uçlardan kaçınmayı öğütlediğini doğru görür, ama onun ortanın bazen büyük bir öfke ya da büyük bir harcama olabileceğini ve bazı eylemlerin hiç ortası olmadığını söylemesini açıklayamaz.

Argümanın yapısı

Bir durumda ortayı aramak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, duyguyu ya da eylemi adlandırmaktır. Arayan, söz konusu olanın korku mu, öfke mi, harcama mı, yoksa başka bir şey mi olduğunu belirler ve onun bir ortası olup olmadığını sorar.

İkinci adım, iki ucu ve hangisinin ortaya daha karşıt olduğunu belirlemektir. Arayan, fazla ve eksik uçları adlandırır ve hangisinin ortadan daha uzak olduğunu yazar.

Üçüncü adım, koşulları yazmaktır. Arayan, durumun zamanını, nesnesini, ilgili kişileri, amacı ve eylemin biçimini belirler.

Dördüncü adım, kendi eğilimini bulup karşı yöne çekilmektir. Arayan, kendisinin hangi uca daha yatkın olduğunu sorar ve o uçtan uzaklaşmak için ne yapabileceğini yazar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ortayı ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Aristoteles'in ortası, duygu ve eylemin durumun bütün koşullarına uygun düşen yeridir; bu yer kişiye ve duruma göre değişir, ama pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği gibi belirlendiği için keyfi değildir. Kerem'in iki sofrası, aynı miktarın biri için az, öteki için çok olabildiğini gösterdi. Barış'ın ceza aralığı, suçun değil, ona verilecek cevabın bir ortası olduğunu gösterdi. Tolga'nın kod incelemesi, ortanın iki ucun arasında değil, amaca uygun bir yerde olduğunu gösterdi. Selin'in sessizliği, kendi eğilimini bilip ters yöne çekilmenin ortaya yaklaştırdığını gösterdi. Lina'nın öfkesi, bir duygunun büyüklüğünde orta olup biçiminde yanlış olabildiğini gösterdi. Defne'nin dozu, ortanın bir tablodan okunamayacağını ve son kararın algıda verildiğini gösterdi. Orta, bir ılımlılık değil, bir yerindeliktir; ama onu bulmak, hangi yerin yerinde olduğunu görebilen bir göz gerektirir.

Açık kalan sorular

Lina'nın öfkesi, bir duygunun büyüklüğünde orta olup biçiminde yanlış olabildiğini gösterdi. Bir erdemli kişi, ortayı bütün boyutlarda aynı anda bulabilir mi, yoksa erdem her zaman bir boyutta eksik mi kalır?

Barış'ın ceza aralığı, bazı eylemlerin hiç ortası olmadığını gösterdi. Hangi eylemlerin ortası olmadığına neye bakarak karar verilir, yalnızca onların adlarına mı?

Defne'nin dozu, son kararın algıda verildiğini gösterdi. Pratik bilgeliğe sahip biri yoksa ya da iki pratik bilge anlaşmazsa, orta nasıl belirlenir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOrtayı ılımlılık saymak.
Doğrusu

Orta öğretisini her konuda ölçülü olmak ve uçlardan kaçınmak olarak okumak, Aristoteles'in ortanın bazen büyük bir öfke ya da büyük bir harcama olabileceğini ve bazı eylemlerin hiç ortası olmadığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, ortayı durumun koşullarına uygun yer olarak görmektir.

Yaygın yanlışOrtayı aritmetik orta saymak.
Doğrusu

Ortayı iki uç arasındaki tam ortalama olarak hesaplamak, Aristoteles'in şeyin ortası ile bize göre ortayı ayırdığını ve altı mina yemeğin herkes için doğru olmadığını söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, bize göre ortayı kişiye ve duruma göre aramaktır.

Yaygın yanlışBize göreyi öznel saymak.
Doğrusu

Bize göre ortayı, herkesin kendi ortasını kendisinin belirlemesi olarak okumak, Aristoteles'in ortanın pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği gibi belirlendiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, bize göreyi kişinin kanısına değil, durumuna bağlı görmektir.

Yaygın yanlışİki ucu eşit uzak saymak.
Doğrusu

İki kusurun ortaya eşit uzaklıkta olduğunu düşünmek, Aristoteles'in bazen bir ucun ortaya daha karşıt olduğunu ve önce ondan uzak durmak gerektiğini söylediğini gözden kaçırır. Doğrusu, hangi ucun daha büyük bir yanılgı olduğunu her durumda ayrıca sormaktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Aristoteles'in ortası, bir niceliğin aritmetik ortası değil, duygu ve eylemin, durumun bütün koşullarına uygun düşen ve pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği gibi belirlenen yeridir.

Nikomakhos'a Etik'in ikinci kitabının altıncı bölümü şeyin ortası ile bize göre ortayı Milon örneğiyle ayırdı, erdemi bize göre bir ortada bulunan bir seçim durumu olarak tanımladı ve bazı eylemlerin hiç ortası olmadığını ekledi, yedinci bölüm ortayı cesaretten haklı öfkeye kadar tek tek erdemlere uygulayan bir tablo kurdu, sekizinci ve dokuzuncu bölümler ise uçların ortaya eşit uzak olmadığını, ortaya önce daha karşıt uçtan uzaklaşarak, kendi eğilimine karşı koyarak ve hazza dikkat ederek ulaşılacağını ve yargının algıda olduğunu gösterdi.

Bir durumda orta dört adımla aranır: duyguyu ya da eylemi adlandırmak, iki ucu ve hangisinin daha karşıt olduğunu belirlemek, zaman, nesne, kişi, amaç ve biçim koşullarını yazmak ve kendi eğilimini bulup karşı yöne çekilmek.

Uymayan tablo, derece farkı ve görelilik itirazları, ortanın birçok boyutta arandığını, erdemli kişinin seçiminin koşullara uygun olanı seçmek olduğunu ve bize göre ortanın kişinin kanısına değil durumuna bağlı olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden orta, bir ılımlılık değil bir yerindeliktir; ama onu belirleyen akıl ve pratik bilgelik henüz tanımlanmadığı sürece, öğreti bir yöntem değil bir yön gösterir.

Sonraki derse köprü

Orta dersi, erdemin pratik bilgeliğe sahip birinin belirleyeceği biçimde belirlendiğini gösterdi. Ama bu tanım, pratik bilgeliğin ne olduğunu sormadan yarım kalır. Aristoteles, altıncı kitabın başında, ne fazla ne eksik, doğru akla göre davranmak gerektiğini söylemenin doğru ama açık olmadığını kabul eder; tıpkı bir hastaya hekimliğin buyurduğu şeyi yapmasını söylemenin ona bir şey öğretmemesi gibi.

Selin, Aristoteles'in pratik bilgeliği, bir amaca ulaşmanın yollarını bulmakta usta olan zekâdan ayırdığını, zekânın kötü bir amaca da hizmet edebileceğini söylediğini okumuş. Tolga, iyi bir karakter olmadan pratik bilgeliğin, pratik bilgelik olmadan da tam bir erdemin mümkün olup olmadığını soruyor. Lina ise doğuştan gelen iyi huyların neden tek başına yetmediğini merak ediyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Pratik bilgelik dersi, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik'te pratik bilgeliği neden zekâdan ayırdığını, doğal erdem ile tam erdem arasındaki farkın ne olduğunu ve pratik bilgelik olmadan iyi olmanın, karakter erdemi olmadan da pratik bilge olmanın neden mümkün olmadığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.